Bâtıl Dinleri de Tanımanın Gerekliliği


Bâtıl Dinleri de Tanımanın Gerekliliği

Bâtıl Dinleri de Tanımanın Gerekliliği
               

Her dönemdeki
müslümanlar, çağlarındaki bâtılları tanıyarak onlar hakkındaki İslâm'ın hükmünü
de bilmek mükellefiyetindedirler. Böyle bir mecburiyetin kaynağı müslümanın,
mü'min ve müslüman olan kimseler ile öyle olmayan kimselere, inançlarına uygun
davranmak zorunda oluşudur. Yani onlara uygulanacak olan hukuk ile onlara karşı
yapılacak olan muâmelenin, inançlarına göre belirlenmek durumunda olmasıdır.
İslâm'ın bu inanç ve hayat sistemleri, yani bu dinler hakkındaki hükümleri
bilinmediği takdirde tavır belirlemek sözkonusu olamayacağından, bunların iman
açısından değer hükümlerinin tesbiti de kaçınılmaz bir haldir.
Ayrıca bâtıl
dinleri tanımayan cahil müslümanların, tanımadıkları bâtıldan kaçınmaları da
özellikle günümüzde imkânsız derecede zordur. Zamanımızda nice müslüman, kavram
kargaşasının kurbanı olmakta, bâtıl dinlerle karışık bir inanç ve davranış
sergilemektedir. Yani biraz müslüman, biraz demokrat, biraz laik, biraz
materyalist... karma dinler içinde olabilmektedir. "Onların çoğu, ancak
Allah'a şirk (ortak) koşarak iman ederler." (12/Yûsuf, 106)
Müslüman,
Allah'ın ve Rasûlü'nün kat'i  hükümlerine aykırı hükümleri kabul edemeyeceğinden,
bu tür fikir, sistem ve ideolojileri reddetmek zorundadır. Dolayısıyla
müslümanların, çağlarında ortaya çıkan fikir ve sistemlerle bu açıdan
ilgilenmeleri ve bunlara dair değerlendirme yapmaları gerekmektedir. Hele bu
fikir, ideoloji ve sistemler, özellikle müslümanların yaşadığı topraklar
üzerinde uygulama alanı buluyor ve yayılma istidadı gösteriyor, hatta bunların
varlığı İslâm akîdesi açısından büyük bir fitne ve tehlike teşkil ediyorsa,
müslüman olarak görevimiz daha da büyük olacaktır.
İslâm'ın
hükmetmek istediği alanlar, eğer gayri İslamî, câhilî ve müşrik güçler
tarafından işgal edilmiş ise, müslümanın bu güç ve düzenlere karşı akidesinin
gösterdiği doğrultuda gereken mücâdeleyi vermesi, kaçınılmaz bir
mükellefiyettir.
İnsanlar
tarafından oluşturulan dinlerin hepsinin ortak özelliği; Allah'ın vahiyle
bildirdiği din olan İslâm'a karşı olmalarıdır. "Allah'tan bir yol gösterici
olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir?" (28/Kasas,
50)
Bir insan, ya
Allah'a iman eder ve Allah'ın indirdiği hükümlere göre hayatını düzenler; ya da
"tâğut"a  teslim olup, tâğutun kurallarına, hevâ ve heveslerine uyar. Bu iki
yolun dışında üçüncü bir yol yoktur.
İnsanların hak
olsun bâtıl olsun, dünya hayatlarında benimsemiş oldukları inanç ve hayat
düzenlerini, ideoloji, politika, ahlâk ve yaşayış şekil ve üsluplarının ifadesi
olarak "din"in, Allah tarafından kabul edileninin adı "İslâm"dır. Allah, kendi
katında geçerli olan dinin İslâm olduğunu bildirmiş, İslâm'dan başka bir din
arayanın, İslâm'dan başka bir inanç ve hayat düzenini benimseyenin bu arayış ve
benimseyişinin  âhirette  ebedî  hüsran ile sonuçlanacağını, bu dininin Allah
tarafından kabul edilmeyeceğini açıklamıştır. (Bkz. 3/Âl-i İmrân, 19 ve 85).
Allah'ın dininden başka bir din, O'nun insanlar için teklif etmiş olduğu hayat
düzeninden başka bir hayat düzeni, O'nun istediğinden başka inanç sistemi ve
ideolojileri seçip benimsemek, kısacası Allah'ın dini İslâm'dan başka bir din
arayışına girmek, fıtrata ve Allah'ın kâinata egemen olan kanunlarına ters
düşmektir. "Göklerde ve yerde ne varsa ister istemez Allah'a teslim olup
boyun eğmişken, onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hem, onlar O'na
döndürüleceklerdir." (3/Âl-i İmrân, 83)
Allah, dinini
kemâle erdirdiğinden; bu dinin eksiksiz olarak ve bütünüyle alınıp kabul
edilmesi, tüm hükümlerine inanılarak, bütünüyle uygulanmaya konulması
gerekmektedir.
"Ey iman
edenler! Bütünüyle ve hepiniz İslâm'a girin. Şeytanın adımlarına uymayın.
Gerçekten şeytan sizin apaçık bir düşmanınızdır. Size bunca deliller geldikten
sonra kayarsanız, bilin ki Allah, hiç şüphesiz mutlak Gâlib ve Hakim olandır."
(2/Bakara, 208 - 209)
"Yoksa siz,
Kitab'ın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?
İçinizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezil ve rüsvay edilip
aşağılanmaktan, âhirette de azabın en şiddetlisine uğratılmaktan başkası
değildir. Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir." (2/Bakara, 85)
Kayıtsız
şartsız olarak bütün alanlarda Allah'a ve O'nun şeriatına tam bir teslimiyetle
bağlanmadıkça ve Allah'ın dini dışında kalan her türlü düzen, sistem, inanç,
bakış açısı, kurum, yaklaşım tarzı ve değer ölçüsü kesinlikle ve tam anlamıyla
reddedilmedikçe, Allah tarafından kabul edilecek nitelikte bir imana sahip
olmaya imkân yoktur. Ancak böyle bir tavır sergilenebildiği takdirde, Allah'a
iman edilmiş, tâğut, ve tâğutî düzenler inkâr edilmiş, küfrün karanlıklarından
kurtulup İslâm'ın nuruna, imanın aydınlığına çıkılmış olur:
"Artık hak
ile bâtıl iyice ayrılmıştır. Kim tâğutu inkâr edip Allah'a iman ederse kopmak
bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah her şeyi işitendir, her şeyi
bilendir. Allah, iman edenlerin velîsidir. Onları karanlıklardan aydınlığa
çıkartır. Kâfir olanların velîsi ise tâğuttur, onları aydınlıktan karanlıklara
sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada temelli kalacaklardır."
(2Bakara, 256 , 257)   
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar