Hadis-i Şeriflerde Dünya Hayatı


Hadis

Hadis-i Şeriflerde Dünya Hayatı

 

Peygamberimiz, dünya âhiret dengesini bozma eğilimi gösteren eşlerini uyararak
ya dünya hayatının süsünü ya da Allah'ı,  Rasûlünü  ve  âhiret  yurdunu  tercih 
etmelerini istemiştir (33/Ahzâb, 28-29). Âhirete öncelik veren bu dengenin dünya
lehinde bozulması yönündeki davranışlar tasvip edilmemiştir. Sahâbenin dünya
malına fazlaca önem veren bazı hareketleri karşısında Hz. Peygamber, Allah
katında dünyanın cılız bir ölü oğlak kadar bile değeri olmadığını (Müslim, Zühd
2) ifade etme ihtiyacını duymuş, dünyaya düşkün ve maddeye tutkun olmamaları
için çevresindekileri uyarmıştır (Buhârî, Rikak 5; Müslim, Zekât 38).

Abdullah bin
Ömer, Ebu'd-Derdâ ve Osman bin Maz'ûn gibi sürekli ibâdetle meşgul olup
kendilerini ve ailelerini dünya nimetlerinden mahrum bırakan kimselerin
davranışları da Hz. Peygamber tarafından hoş karşılanmamış (Buhârî, Savm 56,
Nikâh 1), ölçüsüz bir şekilde dünyaya sarılmak kadar; bir tür ruhbanlık hayatına
yönelmek de doğru bulunmamıştır (Ahmed bin Hanbel, IV/226; Dârimî, Nikâh 3).
Hz.
Peygamber, yaşadığı hayat itibariyle dünya karşısında takınılması gereken tavrın
nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Nitekim, "Uhud dağı kadar altınım olsa,
üç günden fazla saklamazdım" (Buhârî, Zekât 4; Müslim, Zekât 10) demiş,
hayatı boyunca dünyalığa önem vermemiş, vefatından sonra birkaç şahsî eşyasından
ve çok az miktarda maldan başka bir şey bırakmamış, ilk iki halifesi de bu yolda
onu takip etmiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber, "Dünya
malı tatlıdır, çekicidir" (Buhârî,
Cihad 37; Tirmizî, Fiten 26) sözüyle herkesin dünyaya ve maddeye karşı kendisi
gibi davranamayacağını da ifade etmiştir. Nitekim müslümanların servet
edinmelerini tasvip etmiş, dinin servetle ilgili olarak getirdiği
yükümlülüklerin ifa edilmesi şartıyla zenginliğin kötü bir şey olmadığını
söylemiştir. Onun dünya karşısındaki tavrı ve sözleri bir tavsiye ve uyarı
niteliğindedir. İnsanda maddeye ve şahsî çıkara karşı doğuştan bir eğilim, hatta
hırs bulunduğundan İslâm, kişileri dünya nimetlerine teşvik etme yerine; onların
dünya ile ilgili davranışlarını düzene koymaya özen göstermelerini istemiştir.

Peygamberimiz dünya hayatını aşırı sevip ona bağlanmaktan mü'minleri
sakındırmıştır. Bazı hadislerinde dünya hayatını aşağılayıp tel'in ettiğini
görüyoruz. Fakat Peygamberimiz'in aşağıladığı dünya, insanların nefs-i
emmârelerine bakan fuhşiyatın, şerlerin, zulümlerin, isyanların işlendiği
dünyadır. Âhiretin tarlası olan, Allah'a kulluk icrâ edilen, Allah'ın
isimlerinin aynası, tecellî ettiği yer olan dünya değildir.
Aslında tek
bir varlık olan yer küresi hakkında; her meslek, her karakter ve ruh sahibi için
ayrı ayrı birçok dünya anlayışı, hayat görüşü olduğunu görüyoruz. Değişen ruh
haline ve maddî şartlara göre bir insan için bile birçok dünya vardır. Bazıları
hiç ölmeyecek gibi ona bağlanırken, bazıları artık yaşamayı değersiz bularak
intiharı bile tercih edebilmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu bin bir yüzlü
dünyanın bazen iyi, bazen kötü yönünden bahsetmiş, bazen âbidlerin, dindarların
dünyasını, bazen de inançsız ve ahlâksızların ve âhireti hiç düşünmeyen,
zâlimlerin dünyasını değerlendirmiştir. Bu sebeple bir hadiste (Tirmizî, Deavât
60, hadis no: 3458) dünya âhiret için bir ekim yeri, âhiret için ziraat
yapılacak, lâ ilâhe illâllah ile ebedî cennet ağacı kazanılacak kadar kıymetli
bir yer olarak belirtilirken, aynı dünya bir başka hadiste (Tirmizî, Zühd 13,
hadis no: 2321; İbn Mâce, Zühd 11, hadis no: 2410) sinek kanadından değersiz ve
hatta mel'un (Tirmizî, Zühd 14, hadis no: 2323; İbn Mâce, Zühd 3, hadis no:
4112) olarak değerlendirilmiştir.
Dünyanın
farklı açılardan farklı kişiler için ayırım yapılmadan, hepsine aynı zâviyeden
bakıldığı takdirde hadislerdeki ifadeleri,  birbirleriyle  çelişkili  bulmak 
mümkündür.  Bu  ayırım dikkate alındığında ise, herhangi bir çelişkinin olmadığı
görülecektir. Hadis-i şerifleri ve bunların Kur'an'ın ve dinin prensipleriyle
değerlendirilip yorumlanmasını nazar-ı dikkate alırsak şöyle bir sonuca
varabiliriz: İnsanda mutlak bırakılmış, fıtrî ve vazgeçilmez duygulardan biri de
dünya sevgisidir. Bir hadis-i şerifte bu husus şöyle ifade edilir: "İnsan
yaşlandıkça iki duygu genç kalır: Dünya sevgisi ve tûl-i emel." (Kütüb-i
Sitte, 7/247) Dünya sevgisi, aslında gerekli bir duygudur. İnsan, bu duygusunu
kontrol etmeden bırakıverir ve hırsının etkisinde kalırsa, âhireti unutmaya,
terketmeye götüren aşırılıklara düşer, dünyevî arzuların peşine takılarak
sûiistimallere, haramlara dalar. Her devirde görülen aşırı kazanç çılgınlıkları,
bundan hâsıl olan bin bir çeşit hileler, skandallar, sahtekârlıklar, ölmeler,
öldürmeler, İslâm'ın sınırlamaya çalıştığı bu tûl-i emel zaafının eseridir.

İslâm, her
konuda olduğu gibi bu meselede de denge ister. Âhireti unutturmayacak, ibâdetten
alıkoymayacak, harama yer vermeyecek ölçüde dünyalık istemeyi yasaklamaz. Güçlü
müslümanın, zayıf müslümana nazaran Allah'a dava sevgili olduğunu söyleyen,
veren elin alan elden üstün olduğunu beyan eden İslâm'ın, "dünyayı tamamen terk
et" demeyeceği açıktır. (Kütüb-i Sitte7/248) Bir şeyin fazilet ve fenalığı,
başka şeyle mukayese edilerek ortaya çıkar. Âhiretle mukayese ile, ona tercih
edilen dünyanın olumsuzluğu değerlendirilir. Allah'a küfür, isyan ve fısklarla
dolu olan dalâlet ehlinin dünyasıdır yerilen. Âhireti kazandıran, mü'minlere
mescid, âhirete tarla, Allah'ın isimlerine ayna, ilâhî sanatlara sergi salonu
olan dünya elbette kötü değildir.                 
Hadis-i
şerifler, bu açıklamaların ışığında değerlendirilmelidir. Rasûlullah (s.a.s.)
buyuruyor ki:
"Sizin için
korktuğum şeylerden biri, dünyanın süs ve güzelliklerinin size açılmasıdır..."
(Buhârî, Zekât 47, Cum'a 28; Cihad 37, Rikak 7; Müslim, Zekât 123; Nesâî, Zekât
81)
"Dünya tatlı
ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır.
Öyleyse dünyadan sakının, kadınlardan da sakının! Zira benî İsrâilin ilk fitnesi
kadın yüzünden çıkmıştır." (Müslim, Zikr 99; Tirmizî,
Fiten 26; İbn Mâce, Fiten 19)
"Dünya
mel'undur, içindekiler de mel'undur, ancak Allah'ı zikir ve zikrullaha yardımcı
olanlarla âlimler ve ilim öğrenenler hâriç." (Tirmizî,
Zühd 14, hadis no: 2323; İbn Mâce, Zühd 3, hadis no: 4112) (Farklı rivâyetlerde,
"Dünya ve içindekiler mel'undur; Allah için olanlar hâriç, ...Allah rızâsı
için yapılanlar hâriç, ...emr-i bil ma'rûf nehy-i ani'l-münker ve zikrullah
hâriç" ifadeleri vardır.
"Eğer dünya
Allah'ın yanında sivri sineğin kanadı kadar değer taşısaydı, tek bir kâfire
ondan bir yudum su içirmezdi." (İbn Mâce, Zühd 11,
hadis no: 4110, 2/1377;  Tirmizî, Zühd 13, hadis no: 2321, 4/560)
"Kim dünyaya
çok önem verirse, Allah onun işini dağıtır (zorlaştırır). İki gözünün arasına
fakirliği (aç gözlülüğü) koyar. (Halbuki) dünyadan ona ulaşacak olan kendisi
için yazılandan başkası olamaz. Kimin de niyeti âhiret(i kazanma) ise Allah onun
işini toparlar (kolaylaştırır). Onun kalbine zenginliği koyar. Ona dünyadan da
ihtiyaç duyduğu şey ulaşır." (İbn Mâce, Zühd 1, hadis
no: 4104, 2/1378; Tirmizî, Kıyâmet 31, hadis no: 2467)
"Dünya,
mü'mine hapishane; kâfire cennettir." (Müslim, Zühd
1; Tirmizî, Zühd 16)
"Allah bir
kulu sevdimi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin (perhiz gerektiren
hastalığa uğramış) hastasına suyu yasaklaması gibi."
(Tirmizî, Tıbb 1)
"Ben kim,
dünya kim! Dünya (hayatı) ile benim ilgim, bir ağacın altında gölgelenip sonra
da bırakıp giden yolcunun durumu gibidir." (İbn Mâce,
Zühd 3, hadis no: 4109, 2/1386; Tirmizî, Zühd 44, hadis no: 2377, 4/588)

"Dünyada bir
garib veya bir yolcu gibi ol!" Tirmizî'nin
rivâyetinde, hadisin devamında şu ifade vardır: "Kendini kabir ehlinden say."
(Buhârî, Rikak 2; Tirmizî, Zühd 25, hadis no: 2334)
"Birinize
dünyalık olarak bir yolcunun azığı kadar yeterlidir."
(Kütüb-i Sitte, 17/564)
"Müslüman
olup da kendisine ancak yetecek kadar rızık verilen ve Allah'ın kendisine
verdiği ile kanaat getirdiği kimse muhakkak felâh bulmuştur."
(Müslim, hadis no: 1054; S. Müslim Terc. ve şerhi, c. 5, s.
478)  

"Zenginlik, mal çokluğundan ibaret değildir. (Hakiki) zenginlik, gönül
zenginliğidir." (Müslim)
"Hayır,
vallahi ey cemaat! Ben sizin için ancak Allah'ın size vereceği dünya
ziynetlerinden korkuyorum." (Müslim, hadis no:
1052; S. Müslim, Terc. ve Şerhi, A. Davudoğlu terc, 5/471)
"Sizin
elde ettiğiniz dünya metâı, hayır değil; bir fitnedir. Evet, hayır, ancak hayır
getirir. Lâkin bu dünya ziynetleri hayır değildir. Çünkü bunlar fitneye sebep
olur. Onlarla siz âhiret hususuna yönelmekten meşgul olursunuz. Baharın
yetiştirdiği nebatların bazısı, çok yiyen hayvanları ya patlatıp öldürür, yahut
ölüme yaklaştırır. Ancak ihtiyacına kadar yiyenlere zarar vermez. Dünya malı da
öyledir, insanlar ona hoş görerek meylederler. Bazısı mala gark oldu denilecek
şekilde çok mal edinir, bazısı fazlasına tamah etmeyerek azı ile yetinir. Mala
gark olanlar, ekseriyetle onun sebebiyle ya helâk olur, yahut helâke yaklaşırlar."
(Müslim, S. Müslim Terc. ve Şerhi, c. 5, s. 474)
  
"Yâ Rab!
Âl-i Muhammed'in rızkını ölmeyecek kadar (kut) ver."
Kut: Ancak ölmeyecek kadar az yiyecektir. Rasûlullah (s.a.s.)
bütün hayatında rızık nâmına daima yetecek en az kadar ile yetinmiş, fazlasına
asla iltifat buyurmamıştır. Bir gece elinde iki altın bulunduğu için uyuyamaması
ve Hz. Bilâl'ı uyandırarak altınları onun vâsıtasıyla fakirlere göndermesi,
bunun en bâriz delillerindendir. Âl-i Muhammed'in yaşayış tarzları da öyle
olmuştur. (Müslim, hadis no: 1055; S. Müslim Terc. ve Şerhi, 5/478) 

"İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda ancak öldürmekle ve
zorla mülke erişilir, ancak gasb ve cimrilikle zengin olunur, ancak dinden
çıkmak ve hevâya uymakla sevgi kazanılır; kim bu zamana ulaşır da zengin olmaya
gücü yettiği halde fakirliğe sabreder, sevgi kazanmaya gücü yettiği halde buğz
olunmaya sabreder, izzete gücü yettiği halde alçaltılmaya sabrederse Allah
kendisine beni doğrulayan elli doğrulayıcı sevabı verir."
(Naklen: Ali Ünal, Kur'an'da Temel Kavramlar, s. 444-445)

"İhtiyarın kalbi iki şeyi sevme hususunda gençtir: Yaşama sevgisi ile mal
sevgisinde." Diğer rivâyetler de şöyledir:
"Âdemoğlu ihtiyarlar, fakat onun iki şeyi genç kalır: Yaşama sevgisi ve mal
sevgisi." "Âdemoğlu büyür, onunla beraber iki şey de büyür: Mal sevgisi, uzun
ömür sevgisi." (Müslim, hadis no: 1046; S. Müslim Terc. ve Şerhi, 5/463)

"Âdemoğlunun iki vâdi dolusu malı olsa, üçüncü bir vâdi daha isterdi.
Âdemoğlunun karnını topraktan başka bir şey dolduramaz. Ama Allah tevbe eden
kimsenin tevbesini kabul eder." (Müslim, hadis no:
1048; S. Müslim, Terc. ve Şerhi, 5/465)    
Sehl İbn
Sa'd es-Saidî (r.a.) anlatıyor. "Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)'a bir adam gelerek:
‘Ey Allah'ın Rasûlü! Bana öyle bir amel gösterin ki, ben onu yaptığım takdirde
Allah beni sevsin, halk da beni sevsin' dedi. Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Dünyaya rağbet etme, Allah seni sevsin. İnsanların elinde bulunanlara göz dikme
ki onlar da seni sevsin!" (Kütüb-i Sitte, 17/563)
Ebû Eyyub (r.a.)
anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'a bir adam gelerek: ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Bana (dini)
öğret, fakat çok özlü olsun!' dedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: "Namaza
kalktığın vakit (dünyaya) vedâ edenin (namazı gibi) namaz kıl. Soınradan (pişman
olup) özür dileyeceğin sözü söyleme. İnsanların elinde bulunan (dünyalık
şeylerden) ümidini kesmeye azmet." (Kütüb-i Sitte, 17/579)    
"Dünya
sevgisi her çeşit hatalı davranışın başıdır. Bir şeye karşı olan sevgin, seni
kör ve sağır yapar." (Kütüb-i Sitte, 7/242;
Beyhakî Şuabu'l İman; Ebû Dâvud, Edeb 125)
"İki
haslet vardır, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredenler ve sabredenler
arasına yazar: Din hususunda kendinden üstün olana bakıp ona uymak; Dünyalıkta
kendinden aşağı olana bakıp Allah'ın kendine vermiş olduğu üstünlüğe hamdetmek.
İşte böyle olan kimseyi Allah şükredici ve sabredici olarak yazar. Kim de din
konusunda kendinden aşağı olana bakar, dünyalıkta da kendinden üstün olana bakar
ve elde edemeyeceğine üzülürse Allah onu şükreden ve sabreden olarak yazmaz."
(Tirmizî, Kıyâmet 59, hadis no: 2514)
"Himmet
yönüyle insanların en yücesi, hem dünya hem de âhiret işine himmet gösteren
mü'mindir." (Kütüb-i Sitte, 17/245)
"Ey
insanlar! Allah'a karşı muttakî olun ve (dünyevî) isteklerde mûtedil/ölçülü olun.
Zira, hiçbir kimse yoktur ki, (Allah'ın kendisine takdir ettiği) rızkını
eksiksiz elde etmeden ölmüş olsun. Rızkı gecikse bile ona mutlaka kavuşacaktır.
Öyleyse Allah'tan korkun ve talepte mûtedil olun, (gayr-ı meşrû yollara sapmayın)
helâl olanı alın, haram olanı terkedin." (Kütüb-i
Sitte, 17/245)
"(Bu
dünyada malca) en çok olanlar, kıyâmet günü en aşağıda olacaklardır. Ancak malı
şöyle şöyle (bol bol) harcayanlar ve onu temiz yoldan kazananlar hâriç."
(Kütüb-i Sitte, 17/571)
"Malı
şöyle şöyle, şöyle ve şöyle dağıtanlar hâriç dünyalığı çok kazananlara yazıklar
olsun!" "Şöyle" kelimesini Rasûlullah dört kere
tekrar etti. Bunlarla "sağından, solundan, önünden ve arkasından (hayır için
harcayanlar" demek istedi). (Kütüb-i Sitte, 17/571)

"Âdemoğlu, ‘malım, malım' diyor. Ey Âdemoğlu, senin yiyip tükettiğin, giyip
eskittiğin, yahut tasadduk edip (sevabını) defterine geçirdiğinden başka senin
malın mı var?!" (Riyâzu's-Sâlihin, M. Emre Terc.
s. 354)
"Kim gam
ve tasalarını bire indirir ve sadece âhiret tasasına gönlünde yer verirse, onun
dünyevî gamlarını Allah izâle eder. Kim de gam ve tasalarını dünya ahvâline
dağıtacak olursa, Allah onun, vâdilerden hangisinde helâk olacağına aldırış
etmez." (Kütüb-i Sitte, 17/565)
Sehl İbn
Sa'da (r.a.) anlatıyor: ‘Biz (hac sırasında) Zülhuleyfe'de Rasûlullah (s.a.s.)
ile beraberdik. O, birden, şişkinlikten ayağı havaya kalkmış bir davar ölüsüyle
karşılaştı. Bunun üzerine şöyle buyurdu:"Şu leşin, sahibine ne kadar değersiz
olduğunu görüyor musunuz? Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, şu
dünya, Allah yanında, bunun sahibi yanındaki değersizliğinden daha değersizdir.
Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, kâfire
ondan ebediyyen tek damla su içirmezdi." (Kütüb-i Sitte, 17/565)     
 
"Dört şey,
şekavet (hüsran) alâmetidir: Gözün kuruması (günahlarına ağlamamak), kalbin
katılaşması, tûl-i emel (dünyada hiç ölmeyecek gibi plânlar yapmak), dünyaya
karşı hırs." (Kütüb-i Sitte, 7/247)
Ali bin Ebî
Tâlib (r.a.) buyurdu ki: "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş
geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlâtları var. Siz âhiretin
evlâtları olun. Sakın dünyanın çocukları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok;
yarın ise hesap var amel yok." (Buhârî, Rikak 4) (Hz. Ali'ye atfedilen bu söz,
merfû hadis olarak da rivâyet edilmiştir.)
İbn Ömer (r.a.):
"Akşama erdinmi sabahı bekleme, sabaha erdinmi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun
sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık
yap." (Buhârî, Rikak 2; Tirmizî, Zühd 25, hadis no: 2334)
Görüldüğü
gibi hadis-i şeriflerde dünyaya taparcasına bağlanmanın insanın helâki demek
olduğu vurgulanmaktadır. İnsanı gaflete düşüren, sınav bilincini unutturan her
türlü günahın arkasında bu dünyevîleşme vardır. Maalesef bu suçları, halktan
önce ve daha fazla, kültürlü insanlar, ahmaklardan önce zeki kabul edilenler
işliyor. Bu bulaşıcı ve müzmin hastalığın doğru tedavisi, dünyayı reddetmek ve
terketmek değildir. İmtihan alanımızı terk etme hakkına sahip değiliz.

Dünyaya
mahkûm olma yerine ona hâkim olup, Allah'ın rızâsına ve âhiret saâdetine engel
olan basitliklerini küçümsemekle olur. Küfür, yeryüzüne hâkim olarak saltanatını
gerçekleştirirken, bizim yeryüzüne hâkim olmaktan, ve arzın halifesi
konumumuzdan yüz çevirmemiz, sevap değil günahtır. Bilmek zorundayız ki, dünyayı
kötüleyen hadisler, belli sahalarda, belli hedefler için söylenmiştir. Bunlar,
insanın alıp kullandığı ilâçlara benzer. İnsan bu ilâçlardan yararlanır ki,
aşırı derecede dünyaya düşkün ve başına gelen bazı zorluklardan dolayı bedbaht
olmasın.
Bütün
mûteber hadis kitaplarında "Kitâbü'z-Zühd" başlığını taşıyan bölümler vardır. 
Bu konudaki hadisleri, Peygamber'in diğer hadisleriyle, sünnetiyle/yaşayışıyla
ve daha öncelikli olarak da Kur'an'ın  gösterdiği  bütüncül  değerlendirme  ile 
karşılaştırmak  gerekir.  Kur'an  bir çerçevedir, hadisler o çerçeve içinde
anlaşılır; hiçbir sahih hadis, Kur'an'ın sınırını aşmaz, aşamaz. Mü'minlerin
mûtedil olmaları, her türlü aşırılıklardan uzak kalmaları, Kur'an ve hadislerin
bütüncül değerlendirmesinden çıkan temel tavsiyedir.
Hz. Enes bin
Mâlik (r.a.)'in rivâyetine göre, üç sahâbe, mü'minlerin annelerine müracaat
etmiş ve Rasûlullah (s.a.s.)'ın gizlice yaptığı ibâdetleri sormuşlardı.
Aldıkları cevap kendilerini tatmin etmemiş ve "Biz nerede, Rasûl-i Ekrem
nerede?! Allah, O'nun gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetmiştir" diyerek,
değişik bir yorumda bulunmuşlardı. Bu üç sahâbeden biri, "Ben geceleri hep namaz
kılacağım", diğeri "Ben hayatım boyunca ara vermeksizin oruç tutacağım", öbürü
de "Ben evlenmeyeceğim" taahhüdünde bulunmuştu. Bunu haber alan Peygamberimiz,
onlara "Şöyle şöyle diyenler sizler misiniz?" demiş ve "Vallahi, şunu
iyi bilin ki, ben sizin Allah Teâlâ'dan en çok korkan ve sakınanızım. Fakat
bazen nâfile oruç tutar, bazen tutmam. Bazen nâfile namaz kılar, bazen uyurum.
Ben evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir."
(Buhârî, Nikâh 1; Nesâî, Nikâh 4; Dârimî, Nikâh 3) buyurmuştur. (Bu üç sahâbenin
Hz. Ali, Abdullah bin Amr bin Âs ve Osman bin Maz'un olduğu rivâyet edilir.) Bu
hadis-i şerif, sünnete göre amel etmenin önemini açıklar; dünyadan el etek çekme
gibi aşırılıkların yanlışlığını vurgular.
Rasûlullah
(s.a.s.) bir sahâbeye hitâben: "Hanımının senin üzerinde hakkı vardır.
Misafirlerinin de senin üzerinde hakkı vardır. Bedeninin senin üzerinde hakkı
vardır. Her hak sahibine hakkını ver" (Müslim, Savm 181) tavsiyesinde
bulunur.      
Taberânî ve
Kurtubî'nin tâbiûn fakihlerinden Hz. İkrime'den rivayet ettiğine göre; ashâb-ı
kiramdan bazıları "cinsî duygularını köreltmek", bazıları "et yememek", bazıları
da "şükrünü edâ edemeyecekleri nimetlerden uzak durmak" gibi taahhütlerde
bulunmuşlardı. Bu aşırı taahhütler üzerine şu âyet nâzil olmuştur: "Ey iman
edenler! Allah'ın size helâl ettiği şeyleri haram kılmayın, hudûdu aşmayın.
Doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez." (5/Mâide, 87) Yani, aşırı gitmeyin,
helâli haram ve haramı helâl saymayın denilmiştir. (Kurtubî, el-Câmiul li
Ahkâmi'l Kur'an, 6/263)
İslâm, her
konuda ifrat ve tefritten uzak olmayı, aşırılıklardan kaçınmayı, dengeyi tavsiye
eder. Hz. Peygamber,  "Aşırı gidenler helâk olmuştur" (Ahmed bin Hanbel,
I/386; Müslim, İlim 7; Ebû Dâvud, Sünnet 5) buyurur ve bu hükmü üç kere tekrar
eder.      
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar