Hangi Kâfirlerle Savaşmadan İyi Geçinilebilir? .


Hangi Kâfirlerle Savaşmadan İyi Geçinilebilir

Hangi Kâfirlerle Savaşmadan İyi Geçinilebilir? 

 
Allah Teâlâ,
dostlarımızı ve düşmanlarımızı sayar. Mü'minleri bırakıp kâfirleri dost kabul
etmemize izin vermez. Ancak bu durum, onlarla her durumda ilişkileri kesmemizi
veya savaşmamızı gerektirmez. Aksine, tüm insanlara iyilik esastır. Savaş da,
muhâtaplarımızı yok etmeyi değil; onları İslâm'laştırarak kurtarmayı veya
kurtulmak istemeyen o zâlimlerden diğer insanları kurtarmayı hedeflemek şartıyla
meşrû görülür. İslâm, hangi inanç ve anlayıştan olursa olsun, birtakım
özellikleri taşıyan insanlarla müşterek hareket etmeye engel olmaz; aksine
teşvik eder. Zira, insanlar arasında barışın temini, öncelikle müslümanlarla,
daha sonra diğer insanlarla karşılıklı ilişki içinde bulunmakla sağlanır.

Dünyada her
insanın müslüman olması beklenilemez; bu, Allah'ın sünnetine ve sınavına
aykırıdır. "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman
ederlerdi. O halde sen, mü'min olmaları için insanları zorluyor musun? Allah'ın
izni olmadan hiç kimse iman edemez. O, murdarlık (azabını), akıllarını
kullanmayanlara verir." (10/Yûnus, 99-100) İnanmayanlarla, iman eden
insanlar, devamlı beraber yaşamak mecbûriyetinde kalabilir. Hz. Peygamber,
Medine vesikasında farklı din mensuplarıyla, müşrik ve ehl-i kitap bütün
insanlarla savunma anlaşması yapmıştır. (6)
Bunun için,
kendileriyle bazı ilişkiler kurulabilecek, anlaşma yapılabilecek gayr-ı
müslimlerde bulunması gereken, temel özellik;  İslâm'a ve müslümanlara düşman
olmamalarıdır. Kendi inanç, düşünce ve yaşantıları doğrultusunda hareket edip
mü'minlere düşman olmayan ve müslümanların düşmanlarına yardım etmeyenlerle
dünyevî  bazı  anlaşmalar yapabilir, onlarla bazı ilişkilere girebilir, onlarla
iyi geçinebiliriz. "Allah sizinle din uğrunda savaşmayan, sizi yurdunuzdan
çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve âdil davranmanızı yasak etmez. Allah adâletli
olanları sever. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi
yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için yardım edenleri dost edinmenizi
yasaklar. Kim onlarla dost olursa, işte zâlimler onlardır." (60/Mümtehine,
8-9)   
Alım ve
satımda, hediyeleşmede kâfirlerle muâmelede bulunmak gibi şeyler, onları velî ve
dost kabul etme kapsamına girmez. Ancak, haram işlerde bunlara yardım ve gayr-ı
meşrû konularda kâfirlere yararı dokunacak şeylerin alınıp satılması, meselâ,
savaşta yararlanılacak silâh gibi araç gereçlerin onlara satışı câiz değildir.
"İyilik ve takvâda (Allah'ın yasaklarından sakınma üzerinde) yardımlaşın;
günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın
cezası çetindir." (5/Mâide, 2) Peygamberimiz (s.a.s.) de zaman zaman
müşriklerle alım satımda bulunmuştur (Buhârî, 4/410, hadis no: 2216; Ahmed bin
Hanbel, 5/137, hadis no: 3409). Ancak, kâfirlerden alınan şeyler hakkında ve
onlarla her türlü ilişkiler konusunda çok titiz ve ihtiyatlı davranılmalı,
onların İslâm'a ve müslümanlara düşmanlıklarından dolayı verebilecek zararlar
düşünülmelidir. Her türlü kültürel faâliyetler, özellikle İslâmî ilimler ve
yorumlar, sanat etkinlikleri, eğlence araç ve yöntemleri gibi itikadı, toplumun
ifsâdı ve salâhını, fıkhı (haram-helâlı) ilgilendiren konularda kılı kırk yaran
bir tavır takınılmalıdır. Unutmayalım ki zehir, billûr kâseler içinde ve leziz
gıdalar içine gizlenerek sunulur.      
Bugün insanlar
eliyle üretilen fikir ve düşünce sistemleri, düzenler, eğitim ve çevre şartları
gibi insanları derinden etkileyen araçlar, Allah ve Rasûlüne savaş açmış
durumdadır.  Eğitim ve öğretim, düşünce sistemleri, fikir akımları, ırkçılık,
beşerî ideolojiler, misyoner faâliyetleri, dinsizlik propagandaları, Darwinizm,
materyalizm, sosyalizm, siyonizm, hümanizm, laiklik, özgürlük anlayışı, sanat
faâliyetleri, sinema, tiyatro, medya, ilân ve reklâm araçları, dünya görüşleri,
futbol ve müzik tutsaklığı, kapitalizm ve tüketim alışkanlıkları, insanları
fıtratlarından ve Allah'ın dostu olma özelliklerinden sıyırmak için en dehşetli
silâhlar ve şeytanî araçlar olarak kullanılıyor. Bu kadar çok yönlü ateş altında
kalan savunmasız, câhil ve her şeyden önemlisi kâmil imandan mahrum bırakılan
halk, elbette Allah'a dostluğa giden yolu bulamıyor, bilinçsiz de olsa şeytanın
dostluğuna meylediyor.
Lâ ilâhe
illâllah diyen bir müslümanın, İslâm akîdesi ile çelişen her türlü fikir ve
akımdan uzaklaşması, Allah'ın indirdiğine aykırı her kanun, yasa, nizam, tüzük,
düzenleme ve düzenden uzak olduğunu açıkça bildirmesi ve yaşayışıyla göstermesi
gerekir ki, gerçekten tüm ilâhları reddetmiş olsun. Pyegamber'in amcası Hz.
Abbas'ın dediği gibi, lâ ilâhe illâllah diyen kimse, bu sözüyle bütün (kâfir)
dünyaya savaş açmış olduğunu bilmelidir. Kâfirler bütün güçleriyle İslâm'a ve
gerçek müslümanlara saldırırken, müslümanın gündelik işlerle uğraşıp savaşçı
olmaması düşünülebilir mi? "İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler
ise tâğut (bâtıl dâvâlar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın
dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır."
(4/Nisâ, 76) Çağdaş müslümanın öyle bir derdi yok. O işiyle, aşıyla ve keyfiyle
meşgul. Bahâneler de çok: "İmkânlarımız yok, taşlar da bağlı..." Filistin'li
çocuklardan öğrenin bağlı taşları koparıp fırlatmanın yolunu, imanın en büyük
imkân olduğunu, Allah'ın tarafını seçenin direnişini...     
Gayri
müslimlerin ziyâret edilmeleri de, onlara dinin tebliğini amaçlıyorsa meşrûdur.
Dinî bir maslahat, ya da önemli mâzeret yoksa ziyaret uygun görülmemiştir. Gayri
müslimlere ait küfür şiarları ve alâmetleri ile ilgili olarak kendilerini tebrik
etmek, onları kutlamak, bayramlarını tebrik ittifakla haram kabul edilmiştir.
Kim bir kulu, bir isyanından, haram fiilinden, bid'atından ve küfründen ötürü
tebrik eder  veya  kutlarsa,  bu  kimse  Allah'ın  sınırını aşmış, Allah'ın
gazabını üzerine çekmiş olur. Müslüman da kabul edilseler, zâlimlerin belli bir
makama gelmelerini kutlamak da böyledir. İslâm'a aykırı davranışlarda bulunan
fâsık kimselere tâzimde bulunmak, onlara "efendim, beyim, paşam!" demek de
haramdır. "Münâfık olan kimseyi ‘efendim' (sayın, saygıdeğer, paşam,
beyefendi!) diye çağırmayın. Şayet o kimse efendi, bey yapılacak olursa, siz bu
durumda aziz ve celil olan Rabbınızın gazabını çekmiş olursunuz." (Ebû
Dâvud, Sünen, Edeb, hadis no: 4977; Mişkâtu'l-Mesâbih, 3/1349, hadis no: 4780)
İbn Kayyım'ın belirttiği gibi, bu tür insanlara; "devlet büyüğü, ulu devlet
başkanı veya ey yüce falan" diye de lakap verilip bu tür ünvanlar kullanılamaz.
Bugün müslümanların kâfirler arasında  bir selin içindeki köpük ve çer-çöp gibi
olmasının temel sebeplerinin başında, düşman edinmeleri gereken kâfirleri dost
kabul etmeleri yatmaktadır. Dünyada izzetin, onurun, devletin; âhirette cennetin
bedeli, Allah'ı ve Allah taraftarlarını dost; şeytanı ve şeytanın askerlerini
düşman kabul etmek ve dostluk ve düşmanlığını ispatlayacak davranışlarda
bulunmaktır.             

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar