Ehl-i Kitab'ın Küfür ve Şirki


Ehl

Ehl-i Kitab'ın
Küfür ve Şirki

 

Müşrik, Tevhid dinini tanımayıp, İslâm'ı kabul
etmeyen bütün gayri müslimlere denilir. Çünkü bütün gayr-i müslimler, bilinçli
veya bilinçsiz mutlaka şirk içindedirler. Hıristıyanlar, Hz. İsa'ya; yahûdiler,
Hz. Uzeyr'e Allah'ın oğlu demektedirler (9/Tevbe, 30). Onlar böyle inanmakla
beraber bir Allah fikrini de kabul ederler. Onlar, dışarıdan bakınca tek Allah
inancını benimsedikleri zannedilse bile müşriktirler. İslâm'ın iman esaslarını
kabul etmedikleri için mutlak anlamda müşrik kabul edilirler.  Kur'ân-ı Kerim,
kitap ehline bazen açıkça ‘kâfir' (inkârcı) de demektedir. "Ne kitap ehlinin
kâfirleri ve ne de müşrikler Rabbinizden size bir iyilik inmesini isterler."
(2/Bakara, 105) "Şüphesiz ‘Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir' diyenler andolsun ki
kâfir olmuşlardır..." (5/Mâide, 17) "Andolsun ‘Allah, üçün üçüncüsüdür'
diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek Allah'tan başka hiçbir tanrı
yoktur." (5/Mâide, 73) "Ehl-i Kitapdan ve müşriklerden İslâm'ı kabul
etmeyen kâfirler, ebedî olarak cehennem ateşine girerler. İşte onlar, halkın en
şerlileridir." (98/Beyyine, 6)

Müşrik, kâfir ve ehl-i kitap arasında esasta bir
fark yoktur; hakikî müslümanların dışında bütün din mensupları kâfirdir,
müşriktir; ebedî cehennemliktir. Kitap ehli ile diğer gayr-i müslimler ve müşrik
denilen gruplar arasındaki fark, teferruatla ilgilidir ve daha çok müslümanların
bu kâfir gruplarla ilişkileri açısından fıkhî konularla, muâmelâtla  ilgilidir.
Allah katında geçerli din, ancak İslâm'dır (3/Âl-i İmrân, 19). Allah'ın râzı
olduğu tek din İslâm dinidir (5/Mâide, 3). Kim İslâm'dan başka bir din arar
seçerse, böyle bir din, kendisinden asla kabul edilmeyecektir (3/Âl-i İmrân,
85). "De ki: ‘Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size gönderilen
Kur'an'ı uygulamadıkça hiçbir temeliniz olmaz.' Rabbinizden sana indirilen,
onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna
üzülme." (5/Mâide, 68)

Uzeyir Allah'ın oğludur diyen yahûdiler,
buzağıya tapan İsrâiloğulları ve Hz. İsa'ya Allah'ın oğludur diyen ve teslisi
kabul eden hıristiyanlar da şirke düşmektedirler. "Yahûdi ve hıristiyanlar,
müslümanlara şöyle dediler: ‘Bizim dinimize girip yahûdi ve hıristiyan olun ki,
doğru yolu bulasınız.' Sen de ki: ‘Hayır, biz hak yol üzere bulunan İbrâhim'in
dinindeyiz. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı." (2/Bakara, 135) Bu âyet-i
kerimenin son kısmındaki "O hiçbir zaman müşriklerden olmadı" cümlesi,
ehl-i kitabın şirke bulaştıklarının ve müşriklere benzediklerinin târiz yollu
bir ifadesidir. (Bkz. Celâleyn, 1/84; Zemahşerî, 1/194; Nesefî, 1/77; Âlûsî,
1/394; Elmalılı, 1/514). Şirk şâibesi hıristiyanlarda daha çoktur. Kur'an, Hz.
İsa'yı Allah kabul eden hıristiyanları kâfir ilân ettiği (5/Mâide, 17) gibi,
‘Allah, üçün üçüncüsüdür' diyenlerin de kâfir olduğunu (5/Mâide, 73)
açıklar. Hz. Meryem'i de tanrı edinen hıristiyanların bu şirkini de Kur'an
haber verir (5/Mâide, 116). Bâkire Meryem'in hâmile kalmasıyla -hâşâ- Allah'ın
doğduğunu kabul etmek, Allah'a en büyük saygısızlık ve en âdî putperestliktir.
Tapılacak zatı önce ölümlü kılmak, sonra da Allah olarak ilân etmek, hatta
Allah'ın eti ve kanı diye komünyon âyinindeki ekmek ve şaraba tapınmak galiz bir
küfürden, çirkin bir şirkten başka bir şey değildir.

Bazıları İznik konsiline teslisi baskıyla kabul
ettirenin Bizans imparatoru Konstantin olduğu görüşündedir. Mûsâ (a.s.)
şeriatının Allah'ın mutlak bir oluşu ile ilgili "Benimle birlikte başka ilâhlar
edinmeyeceksin" şeklindeki ilk emri ve cumartesinin kudsiyyeti hıristiyanlıktan
Konstantin'in emriyle kaldırılmıştır. (4)  Sonra ehl-i kitaptan hıristiyanların
papazları onlara bir şeyi helâl kılıp haram edebilmektedirler. İşte bu, onlara
Allah'ın yetkisinde olan teşrî', yani şeriat koyma selâhiyeti vermektir ki, bu
da küfürdür. "De ki: ‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda anlamı eşit bir
kelimeye gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi şirk/eş
tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar
yine yüz çevirirlerse işte o zaman, ‘Şâhit olun, biz müslümanlarız" deyin."
(3/Âl-i İmrân, 64) "Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını,
râhiplerini, Meryem'in oğlu Mesih'i rabler/tanrılar edindiler. Halbuki onlar da
ancak bir olan Allah'a ibâdet etmekten başkasıyla emr olunmamışlardır. O'ndan
başka tanrı yoktur. O, bunların şirk/eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir."
(9/Tevbe, 31)  Bir önceki âyette "O'na hiçbir şeyi şirk/eş
tutmayalım" (3/Âl-i İmrân, 64) demekle, Cenâb-ı Allah'ın hâlen
hıristiyanların Allah'a şirk koştuklarını târiz yoluyla ifade etmiş
bulunmaktadır.

Tevbe 31. âyetinde ise hemen bütün müfessirler
şu hâdiseyi naklederler: Adiy bin Hâtim şöyle anlatır: "Boynumda altın bir haç
olduğu halde Rasûlullah'a geldim -ki o zaman Adiy hıristiyandı-. Rasûlullah
Berâe (Tevbe) sûresini okuyordu. "Ya Adiy şu boynundaki putu at" buyurdu.
Ben de attım. Âyetteki "Onlar hahamlarını ve papazlarını Allah'tan başka
rabler edindiler" ifadesine geldi. Ben: ‘Yâ  Rasûlallah! Onlar, papazlarına
ibâdet etmiyorlar ki' dedim. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Onlar
Allah'ın helâl kıldığını haram eder, hıristiyanlar da haram kabul etmez mi?
Allah'ın haram kıldığına helâl derler, hıristiyanlar da onu helâl saymaz mı?"
Ben de ‘evet' dedim. Rasûlullah (s.a.s.) "İşte bu, onlara
tapmaktır/ibâdet etmektir" buyurdu. (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an 10, hadis no:
3292; Elmalılı, 4/2511-2512; Zemahşerî, 1/371; İbn Kesir, 2/348)        

Hıristiyanlar, papazlarına günahkârın günahını
affetme yetkisi tanımışlardır. Cennet ve cehennemin anahtarları papazların
ellerinde olup onları dilediklerine satabileceklerini ve buna hiç kimsenin
itiraza hakkı olmadığını iddia ve kabul edecek kadar imtiyazlar tanımışlardır.
Konsillerde papazların aldıkları kararlar aynen bir nass gibi dinden kabul
edilmektedir. Hem de konsilde çıkan bu yeni karar, isterse eski kararlarla ve
hatta dinin temel umdeleriyle çelişmiş olsun, kabul görmektedir. Bu, râhipleri
rab/tanrı yerine koymak değil de nedir? Bu, onların "dâllîn"
olduklarından başka neyi gösterir?

Bu yetkililer, şarabı, domuz etini helâl
kılmışlar, Hz. İsa sünnetli olduğu halde, Kitab-ı Mukaddes'te sünnet emredildiği
halde bunlar sonradan sünnet olmayı kaldırmışlardır. Cumartesinin hürmetini
kaldırıp pazara vermişlerdir. Halbuki İsa (a.s.) bu günkü İncillerde birçok
yerde anlatıldığı şekilde, cumartesilerin sıkı bir takipçisi olup mâbedlerde
halkın tedâvi işleriyle özellikle cumartesi günleri ilgileniyordu.
Hıristiyanlar, teslisten vazgeçmedikleri müddetçe müşrik vasfından da
uzaklaşamazlar. Onlar "Baba, Yaratıcı'nın mecâzî bir başka ismi ve hak
olan tek Allah anlamındadır;  Oğul, Allah'ın sadece bir kulu ve
peygamberi/elçisi; Kutsal Ruh da kudreti sonsuz olan Allah'ın
meleklerinden biridir" diye iman etmedikçe çok tanrılı olmaktan kurtulamazlar.

Bütün bunlara rağmen yahûdi ve hıristiyanlara
"ehl-i kitap" olarak Kur'an'ın ve İslâm hukukunun özel bir statü tanıması,
onların hakkaniyetlerinden ileri gelmez. Müslümanların ehl-i kitap hanımlarla
evlenebilmeleri, onların kestiklerinin yenilebilmesi ve İslâm idâresinde onlara
zimmî bir statü tanınması gibi ayrıcalıklar, aynı zamanda müslümanlara hayatı
kolaylaştırmada bir genişlik ve kolaylık sağlamak hikmetine mebnî olsa gerektir;
yoksa onlar hak yolda oldukları için değil. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Kendilerine kitaptan nasip/pay verilenleri görmedin mi; cibt ve tâğuta,
putlara ve bâtıl (tanrılar)a iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ‘bunlar,
Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır' diyorlar. Bunlar, Allah'ın
lânetlediği kimselerdir; Allah'ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye
gerçek bir yardımcı da bulamazsın." (4/Nisâ, 51-52) (5)

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar