Zühdün Yozlaştırılması


Zühdün Yozlaştırılması

Zühdün Yozlaştırılması

 

Mistik hareket ve yaşamanın temelinde bulunan
özelliklerden biri maddeye, eşyaya ve dünyaya karşı tavır koyma ve bunlara karşı
isteksiz olmaktır. Bu tavır alış ve ruhu mânâ âlemine hazırlama faâliyetine
kendine özgü özellekleriyle birlikte genel olarak tasavvufta "zühd" adı
verilmektedir.

Tasavvuf, müslümanlar arasında, başlangıçta bir
zühd hareketi olarak görüldü ve erken bir devirde bu hareket etrafında oldukça
geniş bir edebiyat teşekkül etti. Gerçek anlamda ve en güzel örnekleri Peygamber
tarafından verilen zühd hayatını, râşid halifeler başta olmak üzere bütün ashâp
benimsedi. Emevîlerin fetihler sâyesinde yükselen refah seviyesi karşısında
ashâbın hayat tarzına ters düşen bir tutum içine girmeleri üzerine, tâbiîn
neslinin ileri gelenleri zühdü bir hayat düsturu ve kendileri için ayırıcı bir
vasıf olarak gördüler. Ancak, tasavvufun dış etkilere olanca açık olmasından ve
çoğu meselede itidâli hoş görmeyip ifrâta girdiğinden dolayı kısa zaman içinde
yozlaştırıldı. Peygamberimiz ve ashâbının hayatında bazı zühdî unsurlar
bulunmakla beraber, dünyayı terk etme anlayışı yoktur. Tasavvufta ise, dünya
tümüyle zemmedilerek "bir lokma, bir hırka" felsefesi, dünya görüşü olarak
değerlendirildi.

Tasavvufun temel ıstılahlarından biri olan
zühdün târifinde sûfîler ihtilâf etmişler ve farklı tanımlar yapmışlardır.
Bunlardan bir kısmı şöyledir: Zühd, âhirete yönelmek için dünyadan el etek
çekmek, elde mevcut olsa bile, gönülde mal ve mülk sevgisine ve nefsin dünyevî
isteklerine yer vermemek ve yoğun bir dinî hayat yaşamaktır. Bu özelliğinden
dolayı zühdün özünü teşkil eden ilgi duymama veya uzaklaşma, zâhirî (bedenî)
uzaklaşma ve bâtınî (kalbî) uzaklaşma merhalesi olmak üzere iki merhale
arzetmektedir. Tasavvuf ehli tarafından diğer bir tanıma göre zühd; Dünyalığın
varlığı ile yokluğunun bir ve eşit olmasıdır. Zühd; zarûrî olmayan her şeyi,
helâl ve mubahın da ihtiyaçtan fazla olan kısmını terketmektir. Dünyadan da
âhiretten de el-etek çekmektir. Bir tasavvuf şâiri olan Yunus Emre'nin dilinde,
âhiretin de terki anlamındaki zühd şöyle ifâde edilir: "Cennet cennet dedikleri
/ Birkaç köşkle birkaç hûrî, / İsteyene ver ânı; / Bana seni gerek seni."

Nâbî de, bir şiirinde yozlaşan zühd anlayışını
şöyle hicveder: "Bu zühd ü riyâ başına halkın ne belâdır / Mahrum eder erbâbını
zevk-ı dû cihandan."

Zühdün ne olduğunu tâyinde sûfîler ihtilâfa
düşmüşlerdir. Bazıları, "zühd haramda olur" derler. Çünkü helâl Allah Teâlâ
tarafından mubah kılınmıştır. Diğer bazıları da "haramda zühd şarttır, helâlde
ise fazîlettir" derler. Bir kısım sûfîler ise "helâl mala karşı zâhid olmak daha
mükemmel ve daha iyi bir haldir" derken, bazı sûfîler de, "kul için uygun olan,
kısmetini gözeterek zorakî bir şekilde helâli terk terketmeyi tercih ve muhtaç
olmadığı fuzûlî şeyleri talep etmemesidir" derler (Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s.
253). Ankaravî, zühdle ilgili şöyle bir tasnife yer verir: 1- Halkın zühdü:
Haramları terk mânâsında olan bir zühddür. 2- Havâssın zühdü: Haramları terkle
birlikte, zarûrî ihtiyaç maddeleri dışında kalan eşyayı terkedenlerin zühdüdür.
3- Âriflerin zühdü: Allah'tan başka herşeyin terkedildiği bir zühddür. Ona göre,
zühdden maksat eşyayı sırf şeklen terkten ibâret değildir; Aslolan eşyaya karşı
olan meyil ve muhabbetin terkidir (Ankaravî, Minhâcu'l-Fukarâ, s. 164).

Zühd kavramına yakın anlamda kullanılan bir
diğer kavram da fakr kavramıdır. Fakr; lugatta "yoksulluk ve ihtiyaç duyulan
şeyin yokluğu" mânâlarına gelir. Tasavvufta ise; "sâlikin nefsinde (düşünce
olarak), bütün mal varlığından uzaklaşması ve her şeyin mutlak ğanî olan
Allah'ın olduğunu bilmesidir." Bu kavram zamanla, Allah'tan gayri herkesten, her
şeyden müstağnî olmak ve sadece Allah'a muhtaç hale gelmek şeklinde
yorumlanmıştır. Buna icmal mertebesi adı verilip sadece Allah'a yöneliş ve O'nda
fânî olmak şeklinde yorumlayanlar da olmuştur. Fakrın zıddı ğınâ/zenginliktir.
Tasavvufta bu zenginlik, gerçek anlamda değil de mecâzî anlamda, gönül
zenginliği olarak anlaşılmıştır. Bu durumda sâlik, Hak'la ğanî olma yoluna
gitmelidir. (Aslında hem fakirliği, en uç anlamda anlayıp, bunu kabul eden ve
hem de zenginliği yorumlayıp ona da sahip çıkan bir tavır, kendi içinde de
çelişkilidir.)    

Zühdün unsurları: Tasavvufta zühd, kendini bazı
unsurlarla ortaya koyar. Bunlar: Uzlet (inzivâ hayatı), halvet, erbaîn/çile,
riyâzet ve mücâhededir.

Tasavvuf kültürünün yanlış zühd anlayışını
yerleştirmek için bazı zayıf hadislere yapıştıkları ve Peygamber'e âit olmayan,
özellikle şeyhlere âit olan bazı ifadeleri hadis diye ortaya attıkları, yani
uydurma hadislere yapıştıkları görülmektedir. Tasavvuf hareketi tarafından
yozlaştırılan zühdle ilgili zayıf ve uydurma hadislere bazı örnekler vermek
istiyoruz:

"Mü'minin dünyadaki hediyesi fakirliktir."
[Tasavvuf büyüklerinden Ebû Tâlib el-Mekkî,
hadisi zühd konusunu işlerken (Kuutu'l-Kulûb, I/243), Gazzâlî ise fakr bahsinde
(İhyâ, IV, 287) zikretmiştir. Deylemî'nin rivâyet ettiği bu hadise, Suyûtî,
zayıf demiş, Deylemî de, zayıf bir senetle rivâyet etmiştir. Bu rivâyetin metni
de tenkide açıktır.

"Fakirlik, mü'mine atın yanağındaki dizgin ve
alnındaki beyazdan daha süslüdür." [Ebû
Tâlib el-Mekkî, hadisi zühd konusunu işlerken (I/243), Gazzâlî ise fakr bahsinde
(İhyâ, IV, 287) zikretmiştir.] Taberânî'nin Mu'cemu'l-Kebir'inde (VII, 294-295)
zayıf bir isnadla rivâyet ettiği hadisi, Irâkî, senenidini zayıf kabul etmiştir.
   

"Peygamberlerden en son cennete girecek olan,
zenginliği sebebiyle Süleyman (a.s.)'dır..."
[Ebû Tâlib el-Mekkî, hadisi zühd konusunu
işlerken (I/243), Gazzâlî ise fakr bahsinde (İhyâ, IV, 287) zikretmiştir.]
Taberânî, Evsat'ta ferd bir isnadla rivâyet etmiştir. Bunda, Irâkî'nin de dediği
gibi, münkerlik vardır. Mevzû olma ihtimâli çok yüksektir.

"Âlimler, dünyaya dalmadıkları sürece Rasüllerin
emînidirler. Dünyaya daldıklarında, dininiz için onlardan sakınınız." ..."
[Ebû Tâlib el-Mekkî, hadisi zühd
konusunu işlerken (I/243) zikretmiştir.] Bu rivâyeti İbnu'l-Cevzî,
el-Mevzûât'ında (I/263) zikretmiş ve bunun Rasûlullah'a isnâdının sahih
olmadığını belirtmiştir. Rivâyetin uydurma olma ihtimali yüksektir.

"Lâ ilâhe illâllah dedikleri halde, dünya alış
verişini dinlerine tercih ederlerse, Allah Teâlâ o kimselere; ‘Yalan söylediniz,
siz bunda samimi ve doğru değilsiniz' buyurur."
[Ebû Tâlib el-Mekkî, hadisi zühd konusunu
işlerken (I/243) zikretmiştir.] Mûteber kabul edilen hiçbir kaynakta yer almayan
rivâyet, zayıf veya uydurmadır.

"Allah Teâlâ bir kulunu sevdiği vakit onu belâ
ile imtihan eder. Sevgisi son haddine vardığı vakit aile, mal ve evlât diye
kendisine hiçbir şey bırakmaz." [Ebû
Tâlib el-Mekkî, hadisi zühd konusunu işlerken (I/243) zikretmiştir.] Taberânî,
bunu el-Mu'cemu'l-Kebir'inde (II/305) rivâyet etmiştir. Rivâyeti son derece
ihtiyatla karşılamak gerekir.

"Kendisine susmak ve zühd verilen kimseyi
gördüğünüz vakit, ona yaklaşın. Çünkü o hikmet söyler."
[Ebû Tâlib el-Mekkî (I/243), Kuşeyrî (s. 252) ve Gazzâlî (IV/320) hadisi zühd
konusunu işlerken zikretmiştir.]   Hadis rivâyeti, senedindeki Ebû Hallâd'dan
dolayı zayıftır.

"Kim dünyalık peşinde sabahlarsa, Allah Teâlâ
onun işini zorlaştırır. Dünyalık varlığını dağıtır, kendisini aç gözlü kılar.
Fakirliğini gözünün önünde canlandırır. Dünyadan da nasibi kendisine takdir
edildiği kadar verilir. Kim de âhiret düşüncesi ile sabahlarsa, onun işini Allah
kolaylaştırır, varlığını korur, kalbini zenginleştirir, kendisi yüz çevirdiği
halde dünyalık da kendisine teveccüh eder."
[Ebû Tâlib el-Mekkî (I/243) ve Gazzâlî (İhyâ, IV,
321) hadisi zühd konusunu işlerken zikretmiştir.] Tirmizî, zayıf bir isnadla
Enes'ten rivâyet etmiştir (Kıyâmet, 30, hadis no: 2465). İsnâdı zayıf olan
rivâyete ihtiyatla yaklaşmak gerekir.  

"...İnsanların en hayırlısı, dünyayı kötüleyip
âhireti sevendir." [Ebû Tâlib el-Mekkî
(I/118, 243) ve Gazzâlî (İhyâ, IV, 321) hadisi zühd konusunu işlerken
zikretmiştir.] Bu söz, uydurmadır.

"Allah yarattığından beri dünyaya bakmadı ve ona
şöyle dedi: ‘Ey değersiz olan ve bir şey olmayan, sus (sâkin ol)! Sen ve ehlin
Cehenneme gidecektir." ." [Ebû Tâlib
el-Mekkî hadisi zühd konusunu işlerken (I/243-244); Gazzâlî ise dünyanın zem
edilmesi bahsinde zikretmiştir (İhyâ, III/300)]. Subkî, İhyâ'da isnâdını
bulamadığı hadisler arasında zikreder (Tabakatu'ş-Şâfiiye, VI/344). Rivâyetin
zayıf veya uydurma olduğu düşünülmelidir.

"Kıyâmet günü Allah Teâlâ, dünyaya; ‘içinde
Benim için olanları ayır, diğerlerini Cehenneme at' buyurur."
Ebû Tâlib el-Mekkî, hadisi zühd konusunu
işlerken zikretmiştir (I/243-244). Mûteber kabul edilen kaynaklarda yer almayan
rivâyete ihtiyatla yaklaşmak gerekir, zayıftır.

Bir hadis rivâyeti, "Hz. Peygamber, Allah Teâlâ,
dünyayı Âdem oğlundan çıkana benzetti" şeklindedir. Bu rivâyeti, Ebû Tâlib el-Mekkî
zühd konusunu işlerken zikretmiştir (I/244). Rivâyeti Ahmed bin Hanbel (Müsned,
V/136) ve Taberânî rivâyet etmişlerdir. Fakat isnaddaki Ali bin Cud'ân hakkında
ihtilâf edilmiştir. Rivâyet metnindeki nezâket ve üslûptaki düşüklük sebebiyle
rivâyete ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Hadis zayıftır.

"Allah Teâlâ, dünyaya: ‘kendi nezdindekine
rağbet etmeleri için velî kullarıma acı, Bana kavuşmayı istememeleri için de
düşmanlarıma tatlı ol' diye vahyetti."
Bu rivâyeti, Ebû Tâlib el-Mekkî zühd konusunu
işlerken zikretmiştir (I/245). Mûteber kabul edilen kaynaklarda yer almayan
rivâyete son derece ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Hadis, zayıf veya uydurmadır.

"Zühd ve verâ, her gece gönülleri dolaşırlar.
İman ve hayâ bulunan kalbe rastlarlarsa orada ikamet ederler. Böyle bir kalp
bulamazlarsa geçer giderler." Bu
rivâyeti, Ebû Tâlib el-Mekkî (I/250) ve Gazzâlî (İhyâ, IV/321, zühdün vasfı ve
fazileti konusunu işlerken zikretmiştir. Subkî, İhyâ'da isnâdını bulamadığı
hadisler arasında zikretmiştir (Tabakatu'ş-Şâfiiyye, VI/370). Revâyet
uydurmadır.

"Karnınızı aç bulundurunuz. İhtirâsı terkediniz,
bedeninizi çıplak bırakını, emellerinizi kısa tutunuz, ciğerlerinizi susuz
bırakınız, dünyayı terkediniz; umulur ki bu sâyede Rabbinizi kalplerinizle
görürüsünüz." Hucvîrî, bu hadis
rivâyetini açlık bahside zikretmiştir (Hakikat Bilgisi, s. 467). Irâkî, aslını
bulamadığını söylemektedir. (el-Muğnî, III/214; Zebîdî, İthâf, VII/288).
Rivâyetin aslı olmadığı anlaşılmaktadır, uydurmadır.

"Seni Allah'tan alıkoyan her şey dünyandır."
(Ankaravî, bu hadis rivâyetini zühd
bahsini anlatırken zikretmiştir (Minhâcu'l-Fukarâ, s. 164). Kaynağı
bulanamamıştır. Kaynağı belli olmayan rivâyetin mevû/uydurma olma ihtimali çok
büyüktür.

"Dünya âhiret ehline, âhiret de dünya ehline
haramdır. Velîlere ise her ikisi de haramdır."
(Bu hadis rivâyetini Necmuddin Kübrâ, zühd
bahsini anlatırken zikretmiştir (Tasavvufî Hayat, s. 48). Kaynağı
bulunamamıştır. Kaynağı belli olmayan bu rivâyet, uydurmadır.

 

"Zenginlik olarak yakîn, meşgûliyet olarak
ibâdet, vâiz olarak da ölüm yeterlidir."
Bu hadis rivâyetini Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün
vasfı ve fazîleti konusunu işlerken (I/250) zikretmiştir. Taberânî'nin Ammâr'dan
olan bu rivâyetinin isnâdında bulunan Rebî bin Bedr'in metrûk olduğu ifâde
edilmiştir (Heysemî, 10/308). Dolayısıyla bu rivâyet, uydurmadır.

"Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır."
Bu rivâyeti, Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün
vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/254), Gazzâlî ise dünyanın zemmi
konusunda zikretmiştir. Aclûnî, İbn Teymiye ve Sâğânî, rivâyetin mevzû hadisler
içinde yer aldığını belirtmiştir. Rivâyet, uydurmadır.

"Allah Teâlâ, dünyadan yüz çeviren kimsenin
kalbine hikmet yerleştirir, dilini konuşturur, dünyanın dert ve dermanını ona
bildirir. Ve onu sâlim olarak dünyadan çıkarıp selâmete ulaştırır."
Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün vasfı ve
fazileti konusunu işlerken (I/255), Gazzâlî ise zühdün fazileti mevzuunda (IV/322)
zikretmiştir. İbnu'l-Cevzî,  Mevdûâtında almıştır. Rivâyetin uydurma olduğu
bellidir.

"Mele-i A'lâ'dan bana haber verildiğine göre,
ümmetimin hayırlılarından öyle kimseler vardır ki, Allah'ın rahmetinin
genişliğine dayanarak toplum arasında gülerler, azâbından korkarak da gizli
gizli ağlarlar. İnsanlara külfetleri hafiftir, kendilerine ise ağır. Ve eski
giyerler, ruhban kılığına girerler. Vücutları yerde, gönülleri ise Arş'tadır."
." Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî,
zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/258), Gazzâlî ise zühdün
açıklanması hususunda (IV/338) zikretmiştir. Rivâyeti Hâkim ve Beyhakî zayıf bir
isnadla rivâyet etmişlerdir. Rivâyet, en azından zayıftır.

"Allah Teâlâ, giydiğine aldırış ve itibar
etmeyen insanları sever." ." Bu
rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/258),
Gazzâlî ise zühdün açıklanması mevzuunda (IV/338) zikretmiştir. Irâkî'nin aslını
bulamadığı rivâyeti (IV/336) Beyhakî rivâyet etmişti, Subkî de İhyâ'da isnâdını
bulamadığı hadisler arasında zikretmiştir (VI/372) Rivâyetin uydurma olduğu
açıktır.

"Hz. Peygamber'in gömleği, zeytin yağcının
gömleği gibi idi." Bu rivâyeti
Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/259), Gazzâlî
ise zühdün açıklanması bölümünde (IV/337) zikretmiştir. Irâkî, Tirmizî'nin bu
hadisi zayıf bir senetle rivâyet ettiğini söylemektedir (IV/337). Rivâyetin
uydurma olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.)'in meşhur sünneti
olan nezâfet/temizlik özelliğine ters düşmektedir. 

"Allah dünyada rızkı günü birlik olana azâb
etmez." (Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî,
zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken zikretmiştir (I/260). Kaynaklarda
böyle bir hadis yoktur. Uydurma olduğu açıktır.

"Allah'ım, beni seven ve dâvetime icâbet edenin
mal ve çocuklarını azalt. Bana buğzeden ve dâvetime icâbet etmeyenin mal ve
çocuğunu çoğalt." Bu rivâyeti, Ebû
Tâlib el-Mekkî, zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/261) zikretmiştir.
Habere kaynaklarda rastlanamamıştır. Uydurma olma ihtimali büyüktür.

"İhtiyacından fazla inşaat yapana, Kıyâmet
gününde bunu sırtına al' diye teklif edilir."
Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün
vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/261), Gazzâlî ise zühdün açıklanması
bölümünde (IV/342) zikretmiştir. Taberânî'nin rivâyet ettiği bu metnin uydurma
olma ihtimali büyüktür.   

"Her ümmetin bir buzağızı vardır. Bu ümmetin
buzağısı da altın ve gümüştür." Bu
rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken
(I/262) zikretmiştir. Haberi Deylemî, Huzeyfe'den, içinde mechûl bir râvînin
bulunduğu bir senetle rivâyet etmiştir. Subkî, İhyâ'da isnâdını bulamadığı
hadisler arasında zikretmiştir (VI/368) Rivâyetin uydurma olma ihtimali açıktır.

"Hz.
Peygamber, Bilâl'e, ‘Alla'a fakir olarak mülâkî ol,zengin olarak mülâkî olma'
buyurmuş, Bilâl de ‘bu benim için nasıl olur?' deyince, Hz. Peygamber,
‘istenildiğinde mâni olma, verildiğinde de gizle.' demiştir. Bu rivâyeti
Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/263)
zikretmiştir. Rivâyetin uydurma olma ihtimali açıktır.

"Allah'ım, beni fakir olarak vefat ettir, zengin
olarak vefat ettirme. Beni miskinlerle haşret."
Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî, zühdün
vasfı ve fazileti konusunu işlerken (I/263) zikretmiştir. Rivâyeti, Beyhakî Ebû
Saîd el-Hudrî'den rivâyet etmiş, ancak rivâyetin isnâdında bulunan Hâlid bin
Yezid bin Abdirrahman hakkında İbn Adî ve Zehebî, zayıf ve güvenilir olmadığını
haber vermişlerdir. Rivâyetin uydurma olma ihtimali açıktır.

"Haline râzı olduğu zaman, fakirden efdal kimse
yoktur." Irâkî, bu lafızla
bulamadığını ifade etmiştir (IV/293). Rivâyetin uydurma olduğu açıktır.

"Fakirliğin sana geldiğini gördüğün vakit, ‘hoş
geldin ey sâlihlerin şiarı' diye onu karşıla. Zenginliğin teveccüh ettiğini
gördüğün vakit ikabı/azâbı acele edilmiş bir günahtır' de."
Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî (II/194)
ve Gazzâlî (İhyâ, IV/288), fakrın faziletilerini işlerken zikretmiştir.
Rivâyetin uydurma olma ihtimali açıktır. Subkî, rivâyetin İsrâiliyât'tan
olduğunu söyler (VI/366). Hadis olmadığı açıktır.

"Allah Teâlâ'nın en çok sevdiği kulu rızkına
kanaat edip Allah'ın taksîmâtına râzı olan fakirdir."
Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî (II/194) ve Gazzâlî (İhyâ, IV/292), fakrın
faziletilerini işlerken zikretmiştir. Bu haberi Irâkî, bu lafızla bulamadığını
söylemiştir (IV/292), Subkî de bu haberi İhyâ'da isnâdını bulamadğı hadisler
arasında vermiştir (VI/368). Rivâyetin uydurma olduğu açıktır.

"Ey fakirler topluluğu! Rızâyı kalbinizden
Allah'a verin ki, fakirliğinizin sevâbına nâil olasınız." 
Bu rivâyeti Ebû Tâlib el-Mekkî (II/194)
ve Gazzâlî (İhyâ, IV/292), fakrın faziletilerini işlerken zikretmiştir. Hadis
rivâyetini Deylemî, Ebû Hureyre'den oldukça zayıf bir isnadla rivâyet etmiştir.
Subkî, İhyâ'da isnâdını bulamadığı hadisler arasında zikretmiştir (VI/368).
Rivâyetin uydurma olduğu âşikârdır.

"Her şeyin bir anahtarı vardır. Cennetin
anahtarı fakirleri ve miskinleri sevmektir. Sabırlı fakirler Allah Teâlâ ile
beraber bulanacaklardır." Bu rivâyeti
Kuşeyrî fakir konusunda zikretmiştir (Kuşeyrî Risâlesi, s. 440). İbn Arrâk,
rivâyeti Ömer bin Râşid'in Mâlik'ten uydurduğunu Dârekutnî'den nakletmiştir. (İbn
Arrâk, Tenzîhu'ş-Şerîa, II/286). Rivâyetin uydurma olduğu açıktır.

"Zengine zengin olduğu için tevâzu gösterenin
dininin üçte ikisi gider." Bu
rivâyeti Kuşeyrî fakir konusunda zikretmiştir (Kuşeyrî Risâlesi, s. 445).
Mûteber kaynaklarda yer almayan bu meşhur rivâyetin mevzû olduğu açıktır.

"Dünyadan sakının. Çünkü o, Hârut ve Mârut'tan
daha büyüleyicidir." Bu rivâyete,
Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevî'sinde (IV/256, beyit 3193) yer vermiştir.
Beyhakî ve İbn Ebi'd-Dünya'nın naklettiği rivâyete son derece ihtiyatla
yaklaşmak gerekir. Hadis en azından zayıf sayılmaktadır.

"Fakirlik, benim iftiharımdır. Ben onunla
övünürüm." Bu rivâyete, Mevlânâ
Celâleddin Rûmî, Mesnevî'sinde (I/189, beyit 2357; V/673, 715) yer vermiştir. Bu
rivâyetin senet ve metin olarak kaynaklarda tesbiti mümkün olmamıştır.
Genellikle zayıf ve mevzû hadisleri ihtivâ eden eserler, İbn Hacer el-Askalân'nin
"mevzû ve bâtıldır" dediğini naklederler. Rivâyetin uydurma olduğu çok açıktır.

"Yüz seksen senesi olduğu zaman, size gurbeti
(yurdundan uzaklaşmayı) ve dağların tepelerinde ibâdete çekilmeyi helâl kıldım."
Eşref Ali, evlenmeyi terketme ve
uzlet bölümünde (s. 251) rivâyete yer verir.  Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kuutu'l-Kulûb
adlı eserinde rivâyet şu biçimi almıştır: "İki yüz senesinden sonra ümmetime
bekârlık helâl kılınmıştır. Sizden birisinin o zamanda bir enik (köpek yavrusu)
yetiştirmesi çocuk yetiştirmesinden daha hayırlıdır." ((II/239), Başka bir
rivâyet de şu şekildedir: "İki yüz yılında sizin en hayırlınız ailesi ve malı
olmayan bekâr kimsedir." Bu tür rivâyetler genelde mevzûât (uydurma
hadisler) kitaplarında yer almaktadır. Bu rivâyetler, kesinlikle uydurmadır.

"Allah'ım, Beni miskin olarak yaşat, miskin
olarak öldür, miskinler zümresinde haşret."
Tirmizî ve İbn Mâce, zayıf senedlerle rivâyet
etmişlerdir. Hadis, zayıftır.

"Dünya, yeri olmayanın evi, serveti olmayanın
malıdır. Aklı olmayan dünyalık toplar."
Zayıf veya uydurmadır.         

"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş
gibi âhiret için çalış." Bu lafızla
uydurmadır.[1]

"Kanaat, tükenmeyen bir hazinedir."
Bu rivâyet, bazı kaynaklarda hadis olarak geçer.
Meselâ, bkz. Kurtubî, el-Kifâf ve'l-Kanâah, Kahire, 1408/1988, s. 14. Ancak İbn
Hıbbân'ın, Muhammed bin Münkedir'in babasına nisbet ettiği bir sözdür (İbn
Hibbân, Ravzatu'l-Ukalâ, Beyrut, 1397/1977, s. 150). Bu söz, kanaat hakkında
güzel bir ifâde olsa da hadis değildir.

Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kuutu'l-Kulûb ve İmam
Gazzâlî'nin İhyâ-i Ulûmi'd-Din adlı kitabında geçen konuyla ilgili zayıf veya
uydurma hadis rivâyetlerinden bazı örnekler verdik. Bu örnekleri, çoğaltmak
mümkün. Kendinden sonra yazılan nice kitaplara kaynak teşkil etmesi bakımından
bu iki kitaba atıfta bulunulmuştur. Başka meşhur kitaplardaki tüm hadis
rivâyetleri ele alınırsa, örnekler maalesef ciltlerle kitapları dolduracaktır.
Özellikle tasavvufla, tasavvufî ahlâk ve ahlâkla ilgili eser ve konuşmalarda,
yer yer vaaz, nasihat türü konuşma ve eserlerde bu tür örnekleri duyup
görüyoruz. Din, sağlam kaynaklara, sağlam delillere dayandırılmalı, Kur'an
ilkeleri, zayıf veya uydurma rivâyetlerle zedelenmemelidir. Dinle ilgili
konularda güncel siyasal ve sosyal problemlere karşı uyanık olunması kadar;
tarihsel süreç içinde hakka karışan bâtılları zor da olsa ayırdetmeye çalışmak,
bugünün dâvâ adamlarının boynuna borçtur.     

Bu misallerden de anlaşılıyor ki, Zenginliğin
aleyhindeki hadisler içerisinde pek çok uydurma hadis bulunmaktadır. İlke olarak
zenginlerin kötülenmesi İslâm'a uygun değildir. Bundan dolayı, zenginliğin
aleyhindeki hadis rivâyetlerine ihtiyatla yaklaşmak gerekir (Ahmet Yıldırım,
Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, T.D.V. Yay. s. 396).

 

 

[1]
Tasavvufî eserlerde hadis diye nakledilen bu zayıf veya uydurma rivâyetler
hakında geniş bilgi almak için, bkz. Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel
Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, T.D.V. Yay. s. 383-410.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar