Fecir | Konular | Kitaplar

Zinâ Suçunu Önleyici Tedbirler

Zinâ Suçunu Önleyici Tedbirler



Zinâ Suçunu Önleyici Tedbirler

 

İslâm, insanları, zinâ suçuna düşmekten
kurtarmak için yalnızca cezâya başvurmamıştır. Geniş ölçüde yapıcı, düzeltici ve
önleyici tedbirler de almıştır. Cezâyı ancak son çare olarak görmüştür. Gâye,
insanlara cezâ vermek değil; onları bu cezâya düşmekten kurtarmaktır. Bu amaçla
her şeyden haberdar olan Allah'ın korkusunu yerleştirmekte (bak. 11/Hûd, 103;
14/İbrâhim, 14; 55/Rahmân, 46; 79/Nâziât, 40), yaptıklarından ölümle bile
kurtulamayıp âhirette hesap vereceği (bak. 2/Bakara, 284; 17/İsrâ, 32; 24/Nûr,
2-10; 25/Furkan, 68, 69; 33/Ahzâb, 30; 65/Talâk, 1) duygusuyla insanları
donatmaktadır. Önce gerçek bir iman, sonra da İlâhî emirlere itaat mecbûriyetini
iliklerine varıncaya kadar yerleştirmektedir. Fuhşun, iffetsizliğin Allah'ın
sert bir biçimde cezâlandıracağı çirkin ve ağır suçlardan olduğunu tekrar tekrar
dile getirmekte ve hatırlatmaktadır (bak. 4/Nisâ, 15-25). İslâm, bununla da
yetinmeyerek evlilik için her türlü kolaylığı getirmiştir (bak. 2/Bakara, 221,
230, 235; 4/Nisâ, 1-5; 7/A'râf, 189, 190; 24/Nûr, 3, 32, 33; 30/Rûm, 21; 33/Ahzâb,
37; 60/Mümtehıne, 10-12).

Tek kadınla yetinemeyenler için dört kadına
kadar evlenme ruhsatı vermiştir (4/Nisâ, 4). Eğer karı-koca güleryüzle, tatlı
dille geçinemiyorlarsa, boşanma için (talâk ve hul' gibi) gerekli kolaylık ve
imkânlar tanımıştır (2/Bakara, 225-228, 241, 242; 4/Nisâ, 19-21; 33/Ahzâb, 39;
65/Talâk, 1, 2, 4-7; 58/Mücâdele, 3, 4). Eşler arasındaki anlaşmazlık durumunda,
her iki taraftan âile mensuplarının araya girmesiyle uzlaşma imkânı (4/Nisâ,
35), o da olmazsa boşanıp yeniden evlenme imkânları her zaman için tanınmıştır.
Bekâr kalmak hoş karşılanmamış ve bekârların evlendirilmesi, hatta köle ve
câriyelerin bile bekâr bırakılmaması için açık hükümler konmuştur (24/Nûr, 32).



Ayrıca, İslâm hukukunda, insanı zinâya götürecek
tüm yollar kapatılmıştır. Zinâ cezâsının konmasından bir yıl kadar önce
kadınlara örtünmeleri (tesettür) ve evlerinden dışarı çıktıklarında
başörtülerini yakalarının üzerine indirmeleri emredilmiştir (33/Ahzâb, 32-33,
59; 24/Nûr, 31). Hz. Peygamber'in her müslüman âile için örnek olan hanımlarına
edep ve vakarlarıyla evlerinde kalmaları, güzelliklerini ve süslerini
sergilememeleri istenmiştir (33/Ahzâb, 32, 33). Kadınların, konuşurken seslerini
yumuşatarak değiştirmelerinin ve açılıp saçılarak dolaşmalarının yasaklanması;
kadınlarla tesettüre riâyet edilerek konuşulmasının emredilmesi (33/Ahzâb,
32-33, 53, 59), ayrıca, evlere izinsiz girilmesinin yasaklanması, hem erkeklerin
hem de kadınların bakışlarına dikkat etmelerinin emredilmesi, kadınların,
güzellik ve süsleri bilinsin diye kırıtarak yürümelerinin bile yasaklanması,
zinâ ortamının oluşmasını engellemeye yönelik tedbirler olarak algılanmalıdır.  



Bütün bu tedbirlerden sonra zinânın cezâ
gerektirici bir suç olduğu ilân edilmiş ve iffetsizliği her ne şekilde olursa
olsun yaymak da yasaklanmıştır (4/Nisâ, 15, 25; 17/İsrâ, 32; 24/Nûr, 2-10; 25/Furkan,
68, 69; 33/Ahzâb, 30; 65/Talâk, 1). Yine, delilsiz olarak başkasını suçlama
karşılığında cezâlar konmuştur (24/Nûr, 4). Gözlerin haram bakışlar yoluyla
zinâya yaklaşmaması, şehevî duygulara ve yasak aşklara kapı açmaması için
erkeklere, bakışlarına hâkim olmaları emredilmiş (24/Nûr, 30), aynı şekilde
kadınlara da mahrem (kendileriyle evlenmenin yasak olduğu kimseler) olan ve
olmayanlar arasında ayrım yapmaları emredilmiştir (24/Nûr, 31).

Bütün bunlar, İslâm hukukunda zinâ için
öngörülen cezânın yalnızca bir bütünün küçükcük bir parçası olduğunu
göstermektedir. Bu cezâ da kişiyi ve toplumu ıslah için getirilen bütün bu
hükümlerden ve önlemlerden sonra, cinsel arzularını doyurmak için gayrı meşrû
yollara başvurmakta ısrar eden ve düzelmesi zor kişiler içindir. (7)

Zinâ cezâsı olarak yüz; zinâ iftirâsının cezâsı
olarak da seksen değnek vurulmasını emreden Kur'an (24/Nûr, 2, 4), zinâ
belâsından insanlığı kurtarmak için yalnızca cezâ kanunlarına güvenmez. Geniş
düzeyde yapıcı, düzeltici ve önleyici tedbirler alarak zinâya yaklaşılmasını
önler. Cezâya ancak son çare olarak bakar. İslâm, "kişiler zinâ etsin, ben de
durmadan cezâ vereyim" heveslisi değildir. İslâm'ın gerçek amacı, bu suçun hiç
işlenmemesini ve karşılığındaki ağır cezâya kimsenin mâruz kalmamasını
sağlamaktır.

Zinâ cezâsının uygulanabilmesi için fiilin ya
bizzat fâiller tarafından itiraf edilmesi, ya da bu gerçekleşmediği takdirde de
dört şâhitle ispat edilmesinin şart koşulması (bak. 24/Nûr, 4, 13); dörtten az
kimse tarafından görülmesi durumunda ise olayın gizlenmesi gerekirken toplumda
yaymanın seksen değnek cezâyı gerektirdiğinin bir hüküm olarak belirtilmesi
(bak. 24/Nûr, 4), toplumda zinâ iddiâlarının yaygınlaşmasını engelleyen bir
kural olduğu gibi, aynı zamanda özel hayatın mahremiyetini sağlamaya yönelik bir
tedbirdir.

İşte kötülüğü düzeltme ve yok etme konusundaki
tüm bu önlemlere rağmen, hâlâ İslâm toplumu içinde dört kişi tarafından
görülecek şekilde zinâ edebilecek utanmaz bir çif bulunursa, o zaman onlar da bu
ağır cezâyı hak etmişler demektir (Mevdûdi, Tefhim, III/422).

 

1 yorum

BU KONU SUÇU ÖNLEYİCİ

BU KONU SUÇU ÖNLEYİCİ OLMASINI MI AÇIKLIYOR

12.12.2011 - Ziyaretci