Haccın Istılahi Anlamı


Haccın Istılahi Anlamı

 

Haccın Istılahi
Anlamı:

 

Belli menasikleri (haccın vazifelerini) belli
bir zamanda yerine getirmek için Ka'be'yi ziyaret etmektir.[1]
Belli bir zaman diliminde, belli bir fiili yerine getirmek gayesiyle, belli bir
yeri ziyaret etmek için, kastetmek olduğunu söylememiz mümkündür.

Hac; geçmiş tarihlerdeki ümmetlerce de
bilinmekteydi. Araplar İslam'dan önce Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail
(a.s.)'in yaptığı Kabe'ye haccediyorlardı.

İslam gelince haccetmek, müslümanlara farz
kılındı. Ancak cahiliyede yapılan hac ibadeti, Allah'a gerçek ibadet
yapılmasının yerine, putlara tapılan hurafe ve bidatlarla dolu bir hac anlayışı
ikame edilmişti. Safa ve Merve tepesinin üzerlerinde yapılmış büyük putlar
vardı, Kabe putlarla doluydu. Haccın İbrahimi yönü tamamıyla kaybolmuş, onun
yerine şirk ve küfürle dolu, şeytani anlayışın hakim olduğu  bir hac olgusu
haline getirilmişti.

Örnek olarak Kabe'yi çırılçıplak tavaf etmeleri,
hac ederlerken de kendilerine eziyet etmeleri, ihramlıyken çadırlarına veya
evlerine girdiklerinde, sırtlarını kapıya doğru dönerek, arka arkaya içeri
girmeleri ve putlarına kurbanlar kesmeleri, hacda yapılan iyi ameller olarak
görüyorlardı.

Diğer dinlerdeki hac anlayışları ise,
kutsadıkları insanların kabirlerini veya onlardan kalan bir takım kalıntılarını
takdis ederek, bunları ellemekten ibaret idi. İslam geldiğinde Hz. İbrahim
döneminde yapılan ve aslına uygun bir hac anlayışını getirdi. Böylece hem cahili
adet ve geleneklerden esinlenen tavır ve hareketleri çirkin bulmuş ve hem de bu
hareketleri yasaklamıştır.

"Cahiliye Araplarında, ibadet eden kişi ne
kadar eza görürse o kadar sevap alır" anlayışını, Hz. Peygamber
sahabelerinden birine gösterdiği tepki ile ortaya koymuştur. Hz. Peygamberimiz
(s.a.s) iki oğlu binek üzerinde olup, aralarında yaya bir şekilde hacca gitmek
için yürüyen şahsı görünce, bu kişinin durumunu sual etti. Dediler ki

"Ey Allah'ın Resulü, Kabe'yi yaya yürüyerek
ziyaret edeceğini adamış" Bunu üzerine Peygamber dedi ki:

"Hayır! Asla! Allah'ın bu kişinin kendisine
eziyet etmesine ihtiyacı yoktur. Onu bineğe (deveye) bindirin."
diye emretti."[2]
İslam gelince tüm hurafe ve bidatlara son vermiş, Mescid-i Haram ve Kabe'yi
putlardan, beyinleri ise şirk ve küfürden arındırarak, gerçek hac bilincini
yerleştirmiştir. Böylece hac ibadeti ancak, Hz. Peygamberimizin (s.a.s.) emri
ile bütün, hurafe ve bidatlardan arındırılarak Hz. İbrahim'in dönemindeki gerçek
haliyle yapılmaya başlanmıştır.[3]

 

[1]
Kemaleddin İbn Humam, Şerh Fethı'l-Kadir, Beyrut, ts., II/317

[2]
Afif Abdulfettah Tabare, Ruhu'd-Dini'l-İslami, Beyrut, 1998,
s. 260

[3]
Mehmet Peker, Hacc Nedir

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar