Haccın Diğer İbadetlerden Farklı Özellikleri


Haccın Diğer İbadetlerden Farklı Özellikleri XE

Haccın Diğer İbadetlerden Farklı Özellikleri

 

İslam dininin önemli beş esas üzerine kurulduğu
ve bunlardan birinin de haccetme olduğunu peygamber (s.a.s.) bizzat beyan
etmektedir. İslamın tüm esasları birbirleriye bağlantılıdır. İbadetlerin hiç
biri birbirinden bağımsız değildir. İman, ibadet, ahlak ve muamelat ilkeleri son
derece birbirine bağlıdır. İslam'da, imansız bir amel, amelsiz bir iman veya
ahlaksız bir muamelat  düşünülemez.

Tüm ibadetler önemlidir; hepsinin  bir tek amacı
vardır, tüm peygamberler insanları hep aynı şeylere davet etmişlerdir. İbadetin
asıl amacı, Allah'a hakkıyla kulluk görevini yerine getirme ve Allah'ın rızasını
kazanmadır.

Kur'an müslümanlara namazı farz kılarken, birçok
ayette namazla birlikte zekatı da zikretmektedir. Namaz ibadeti bedeni bir
ibadettir. Namaz, beden diliyle gönül dilinin birleşip, muayyen sözler ve
muayyen fiillerle, Allah'a varma  yoludur. Allah'la konuşmanın, kul olarak
derdini anlatmanın, sadece ona ibadet edileceği taahüdünü yenilemenin ve sadece
ondan yardım dilemenin, dua ve niyazda bulunmanın ve gerçek hidayet için beden
hareketiyle ahdi yenilemenin adıdır. Namaz kişinin Rabb'ıyla münacatıdır.

Zekat ise; Allah'ın verdiği nimeti hatırlama ve
malın diliyle, gönül dilinin birleşmesidir? Zekat, tüm nimetlerin, ihsanların ve
güzelliklerin Allah'tan olduğunun ikrarıdır. Ona verilen malda, fakirin,
düşkünün ve ihtiyaç sahiplerinin hakkının olduğunu bilip yerine getirmenin
adıdır. Zekat, kişinin dünyayı sevmediğini, malı ve mülkü önemsemediğini, onun
için el kirinden başka bir şeyi ifade etmediğini, malın bir araç olduğunu, bir
amaç edinilmesindeki felaketin ne olacağını bilmenin, onunla asla gönül bağının
oluşmadığının açık bir göstergesidir.

Oruç ibadeti ise, bedeni bir ibadet olup, Allah
için imsakta bulunma, Allah için kişinin iradesine sahip çıkmanın bir ifadesi,
zorluklara karşı beden diliyle sabretme, Allah için yemek ve içeceklerden nasıl
uzak durabiliyorsa, günahlardan, fasıklıktan, inkardan, hata  ve nisyandan da o
şekilde uzak durulabileceğini, kendi hür iradesiyle ortaya koyma şeklidir. 

Bütün bunların yanında hac; bir çok ibadeti
kendi içinde taşır. Hac yapan kişi, aslında namazı, zekatı, orucu, cihadı,
sabretmeyi, kurban kesmeyi, ikramı ve ihsanı başka bir deyişle bütün ibadetleri
beraberce ifa etmiş sayılır. Çünkü hac, kişinin beden ve mal diliyle ortaya
koyduğu bir ibadet şekli, yani cihad yapması gibidir. Namaz bedenle, zekat
malla, oruç sabır ve tahammülle olur. Hac ise Mescidi'l-Haram'da, Makam-ı
İbrahim'de ve Meş'ari'l-Haram'da namaz, haccın her aşamasında mal ve harcama
vardır ve zekat gibi hac da, malı olan müslümanlara farz kılınmıştır. Oraya
gidebilme kudretinde olmayanlar mesul tutulmamışlardır.

Diğer bir deyişle hac, bedeni bir ibadet
olduğundan namaza, mali bir ibadet oluşundan da zekata benzeyip ve her ikisini
birden ifa etmek demektir.

Mal olmadan, binek olmadan, hazırlık olmadan, bu
sefere çıkılamaz ki, bu zorlu sefer ve bu kutlu sefer için mal hazırlamak, binek
hazırlamak, azık hazırlamak gerekmez mi? 

Canlara can katmak, canların gittiği yoldan
yürümek, yürekleri, gönülleri hoş tutana varmak, olmak için olmanın varlığını
yaşamadır hac...

Bu kutlu seferin, bu şanlı kervanın adı hac
ibadetidir. Bu seferde müslüman kefenler giyer; malını, mülkünü, çoluk çocuğunu
ve kısacası dünyayı arkasında bırakarak gider. Yıllarca uğrunda sarf ettiği nice
emekleri, göz nuru olmuş malları, mülkleri, evlatlarını eşini dostunu öldüğü gün
gibi bırakır gider. Ancak bu terk ediş ölümden biraz daha farklı da olsa, bu
kutlu sefere gitmek var ama...! Ya dönmek var mı? Gözün arkada kalacak şekilde
mi gidiyorsun? Bedenin gidiyor ama gönlün bedeninle beraber değilse bu nasıl
gidiş olur?

Hac, ölümü prova etmenin, ölmeden önce
ölebilmenin azmi ve cesaretini göstermektir, bu sahne yere uzatılarak cansız
bedene giydirilen kefen gibi, cansız mezara konan beden sahnesi değildir. Bunun
adı ihramdır, bunun adı kefendir.

Kefeni giyen ise benim, yaşıyorum canlıyım ve
ayaktayım ama ölüme, ölümü görmeye, mezardan geçmeden haşre doğru, kopan kıyamet
gününe dahil olmaya gidiyorum, ahiret günü gelmeden, ahirette haşr olabilmenin
hissiyatını yaşamaya gidiyorum.

Hac kıyamet sahnesini an be an hissetmenin,
dillerde, gözlerde ve gönüllerde tekrar tekrar canlanmasıdır. Bir taraftan
herkesin başının ve saçının birbirine karıştığı, toz toprak olmuş yüz ifadeleri
ve mahşer kalabalığı, diğer bir yandan da mizan, sırat, amel defterlerinin
dürülmesi ve bu alemde ben ve benim dirilişim, benim üzerime kopan kıyamet!...

O büyük ve o muazzam gün, o dehşetli an,
kimsenin kimseden haberinin olamayacağı gün, herkesin herkesten kaçtığı ve
kaçıştığı gün, herkes benim halim, benim defterim, benim amelim dediği gün,
mahşer günü!

Umutluların şefaatçısı olan kutlu Peygamber, Hz.
Muhammed Mustafa'yı bekledikleri gün... Hiçbir şeyin hiç kimseye fayda
vermediği, Allah'ın rahmetinden başka her şeyin beyhude olduğu o gün...

Hac; Adem (a.s.)'ın Havva annemizle buluştuğunu
kutlamaktır. İnsanların Rabb'ine ibadet etmek için seçilen merkezde, Allah'ın
kullarıyla görüşmek, tevhidin simgesi, İbrahim (a.s.)'ın Nemrut'a karşı
direnişini tebrik etmektir. Kurbanların en güzel olanını ve babaya karşı
saygının ve sabrın sembolü İsmail (a.s.)'ı anlamaya çalışmaktır.

Hac, kutsal makamlarda sıddıklarla yeniden
beraber olmak, hatıralarıyla buluşmaktır. Hacer annemizin, küçük oğlu İsmail
için Safa ile Merve arasında aradığı gibi su aramaktır. Issız ve sessiz bir
vadide, iki tepe arasında, küçücük yavrucağına azıcık bir su araması ve sonradan
bulunan zemzem suyundan kana kana içmektir.

Hac, İbrahim'e, İsmail'e ve ondan sonra da, tüm
iman edenlerin başına müsallat olan, gönüllere vesvese veren, onları hidayetten
alıkoymak için elinden geleni ardına koymayan, batıl ve hak mücadelesinde,
küfrün başı olan ve bu yolda hiçbir şeyini esirgemeyen İblis şeytanı, onun
şahsında ve onun yolunda ve onun hizmetinde olanların tümünü taşlamak; ona karşı
açılan savaşta, ona karşı açılan bir  mevzide, bir taş olabilmek, bir taş
vurabilmek bir kurşun sıkabilmek, onu yerlere serebilmek, ona karşı ebedi
düşmanlığını ilan etmek, ona karşı kin ve nefretinin hiç bitmeyeceğini ifade
etmektir. İblis'le hep beraber olmayı seçen nefsimizle savaşımızın devam edeceği
bildirgeyi imzalamadır.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar