Safa İle Merve Arasında Sa'yin Önemi


Safa İle Merve Arasında Sa

Safa İle Merve Arasında Sa'yin Önemi:

 

Kabe yakınında, iki tepe olan  Safa ve Merve
arasında sa'y; Allah tarafından Hz. İbrahim (a.s.)'e bildirilen hac ibadeti
amellerinden biridir. Ancak müşrikler cahiliyyede, Safa ve Merve tepesine iki
büyük put koymuşlardı. Birinin adı, Es'af diğerinin ise Naile idi. İslam'dan
önceki hac geleneğinde, insanlar bu iki tepe arasında gidip geldiklerinde, bu
putları elleyerek selamlıyorlardı. Müslümanlar da Ka'beyi ziyaret ettiklerinde,
cahiliye müşriklerinin bu tutumlarından dolayı, sa'y yapmaktan kendilerini
imtina etmeye başladılar.

Hz. Aişe'den (r.a.) rivayet edilen bir hadise
göre, Medineliler İslam'ı kabul etmeden önce bile, Safa ve Merve arasında sa'y
geleneğine karşı idiler. Bu nedenle Kabe, kıble yapıldıktan sonra Allah, onların
Safa ve Merve arasındaki sa'y ile ilgili şüphelerini kaldırarak, Hz. İbrahim'in
hac ibadetini yaptığından beri varolan bir ibadet şekli olduğunu, ondan sonra
gelen cahil kimseler tarafından uydurulmadığını bildirdi.[1]

Bundan dolayı da Cenabı Hak "..bu ikisini de
tavaf etmenizde bir beis yoktur...." (Bakara: 2/158) ayetini inzal buyurdu.

Sahabenin bu ihtiyatlı tutumları, aldıkları
terbiyenin ve ruhlarındaki, imanın meydana getirdiği aydınlığın bir ifadesiydi.
Bu şuur, cahiliyede yapılanlara karşı duydukları nefretin açık bir delili idi.
Artık ne onlar, cahiliyenin insanı ve ne de kendileri o hayatın malı idiler.
Onlar için o kokuşmuş ve şirkle, zulümle yoğrulmuş, aşağılık ve sapkınlık hayata
dönüş diye bir şey düşünülemezdi.

Sahabe-i Kiramın, hayat yaşantılarını gözden
geçirdiğimizde, inancın onların hayatında meydana getirdiği, müthiş tesirleri ve
değişimleri hayretle müşahede etmekteyiz. Cahiliye hayatından kurtularak,
İslam'la şereflendiklerinde, öyle bir değişiklik yaşandı ki, sanki Hz. Muhammed
Mustafa (s.a.s.) efendimiz, bunları tutup var gücüyle onları silkeliye silkeliye
bütün çirkefliklerini dökmüş ve elektrik akımının atom parçalarına, yeni
şekiller verdiği gibi, bünyelerindeki hücreleri, yeni bir düzene sokmuş ve yeni
bir dokuyuş ile dokumuştu.

Evet işte İslam budur!.. Cahiliyeye ait
yaşantıdan sıyrılıp, Allah'ın emirlerine tam teslimiyet göstermektir. Kalbinde
cahiliye kalıntıları olanlar, bunlardan sıyrılmak zorundadırlar. Daha önce
yapmaktan kaçındıkları şeyde  "Şüphesiz ki "Safa" ile "Merve" Allah'ın
nişanelerindendir. Kim Ka'be'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf
etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden bir iyilik yaparsa, karşılığını görür.
Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir." (Bakara: 2/158) emri
gelince de bu emre uydular.[2]

Müslüman için Safa ve Merve'de Sa'y yapmak,
cahiliye adetlerine ne derece nefret duyulduğunun bir göstergesi ve Allah'ın
emirlerine olan saygının ve gösterilen itaatın bir nişanesidir.

Safa ve Merve tepesinde koşmak, Hz. Hacer'in bir
arayışı,  bebeğine su bulma gayreti, annelik sevgisi, ve şefkatinin bir
sembolüdür.

Defalarca koşuşup yorulduğu, sımsıcak kumların
çınlatan sessizliğine rağmen, hiç ümidini yitirmeyen, ümitliler zirvesinde
oturan o yüce anne, yavrusu için kendisini feda etmeye hazır olan o güzel anne,
azami gayret ve çabanın simgesi olan anne… Bütün benliğiyle sevgiyi, yokluğu,
itaati içine sindirmiş çilekeş anne...[3]

Elini sıcaktan soğuğa sokmayan, hiçbir zorluğa
hazırlıklı olmayan, her şeyi önünde hazır isteyen, tarihteki nice kutlu ve mutlu
olan anneleri örnek alıp onların yolunda olmaya aday olmayan anneler!. Her
şeyimi otomatik isterim. Ben falan gibi olamıyor muyum? Benden ne fazlaları var
deyip aza kanaat etmeyen anneler? Anneliği kutsal kılan unsur! Acaba sadece
doğurmak mıdır?

Evladını eğiterek, yetiştirmek ve büyütmek,
Rabb'ine şükürdar olarak İslam'a bağışlamak var mıdır annelerimizin günlük
programlarında? Hz. İsa'nın annesi Hz. Meryem, Hz. Musa'nın annesi Asiye, Yetim
doğan Hz. Muhammed'in annesi Amine gibi annelerin hayat felsefeleri ile bizim
hayat felsefemiz arasında ne gibi yakınlıklar var? Hiç düşündük mü? Ya
babalarımız annelerimizden çok mu farklı bir konumdadırlar? Ya biz çocuklarımız
için, yaşadığımız bu alemde duyduğumuz endişelerin ne kadarı, onların ebedi
gelecekleri ile ilgilidir.

Safa ile Merve bize, nasıl bir anne ve nasıl bir
baba olmamızı, yüce şiarlarla yetiştirip, bizi bize döndüren bir iman şuuru
verir.

Sa'y; telaştır, arayış dolu bir harekettir. Bir
amacın, bir davanın uğrunda olmanın ispatıdır.

Tavafta, Hacer'in,

Makam'da İbrahim ve İsmail'in

Sa'y'da yani Safa ve Merve arasında koşarken,
yine Hacer'in rolündesin.

Söz konusu olan şekiller,

Rütbeler, görünüşler renkler ve modeller
değildir,

Yalnız iman ve sevgi, inanç ve amel vardır. 

Var olan hareket ve sebattır, insanlık ve
Uluhiyettir.[4] 

Safa ve Merve'de sürekli yönelmek ve hareket
etmek,

Değişmek ve Allah'a doğru durmadan yürümek
demektir.

Safa ile Merve bir teslimiyet ve bir itaat
örneği,

Barınaksız ve himayesiz,

Yalnızlık, yoksulluk,

Sessizlik deryasından ümitsizliğe,

Tembelliğe ve acizliğe karşı meydan okumanın
sembolüdür.

Bu sembol Kur'an-ı Kerimin ifadesiyle,

Yüce Allah'ın nişanesi olan, annelik sevgisine
hürmet etmek,

Anne ve babaya gereken saygıda kusur etmemektir.

Allah'ın merhametine sığınmak,

Nimetlerinden dolayı, Rezzaku'l-Alemine şükür
etmektir.

Safa ile Merve'de tıpkı annemiz Hz. Hacer gibi,

Aç ve susuz bekleyen yavrumuza, su aradığımız
gibi sa'y etmemiz gerekir.

Tüm gayretlerimiz,

sevgilerimiz ve sevdalarımız,

Yüce Rabb'imiz ve onun rızasını kazanmak ve
merhametine,

Şefkatine kerem ve ihsanına kavuşmak için
olmalıdır.

Bu tepeler arasında tekbirlerle,

Tesbihlerle tehlillerle,

Salavat ve dualarla,

Dillerimizden ve gönüllerimizden,

Bunları hiç düşürmeden hervele ile koşmalıyız.

Ahdini yenilemiş bir iman ile, küfre asla boyun
eğmeme sözünü vermeliyiz.

Burada ruhlarımızın yeniden canlanışını,

Dirilişini izzet ve şerefin kıymetini yeniden
kendimizde sembolize etmeliyiz.

Safa'dan Merve'ye doğru;

Allahu Ekber... Allahu Ekber.. Allahu Ekber..
diyerek

Yürü ve de ki; Tüm hamd ve senalar,

Sana Ey Rabb'im!

Bizi hidayete eriştirdin,

Bize dost oldun.

Bizim Mevla'mız Sensin.

Bugün ne mutlu bize,

Senden başka ilah yoktur,

Rabb'im! Birsin şerikin ve ortağın yoktur.

Mülk Senin, hamd ancak Sanadır.

Öldüren ve dirilten Sensin,

Tüm hayırlar, Sendendir ve Sen her şeye
kadirsin,

Sana inanan kullarına olan vaadini yerine
getirdin.

Kulunu muzaffer kıldın.

Düşmanlarını ise hezimete uğrattın.

Senden başkasına asla ibadet edecek değiliz.

Din senindir ve Senin olacaktır, kafirler bunu 
istemese de…[5]

 

[1]
a.e., II/178

[2]
Bkz. Seyyid Kutub, Fi Zilali'l-Kur'an, Terc; Komisyon, (M.E.Saraç..),
Hikmet Neşr. İst., I/311

[3]
Vehbi Unal, Peygamber Efendimizin Veda Hutbeleri, İst, 1998,
s. 32

[4]
A. Şeriati, Hac; s. 70

[5]
Mehmet Peker, Hacc Nedir?

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar