Dileniş Değil; Direniş Uzlaşma ve Tâvize Yanaşmamak.


Dileniş Değil

Dileniş Değil; Direniş: Uzlaşma ve Tâvize Yanaşmamak

 

Uzlaşma; iki zıddın (karşıt gücün)
birleştirilmek istenmesi demektir ki, bunun gerçekleşmesi aslında imkânsızdır.
Eğer gerçekleşirse, artık bu iki şey, zıd/karşıt olmaktan çıkar, eşitsizliği
aleyhinde olan, diğerinin hâkimiyetini kabul edip, onun içerisinde erir gider.
Tâvizden kazançlı çıkanlar, gücü elinde bulunduranlardır, etkili ve yetkili
çevreler, egemen güçlerdir. Mevcut ortama boyun eğip bâtılla uzlaşan statükocu
kimse, gücünü kabul ettiği çevre ve zihniyetin boyasına girer. Bir müslümanın
kâfirlerin şekil ve rengine girmesi mümkün müdür? "Ey mü'minler, deyiniz ki:
'Biz Allah'ın boyasına (dinine) girmişiz. Allah'ın boyasından daha güzel ne
olabilir? İşte biz O'na ibadet edenleriz." (2/Bakara, 138)

Hakkı bâtılla örtüp hakka bâtılın katıldığı
bu sentez ve tâvizci yaklaşım, Allah'ın insana fıtrat boyasıyla sürdüğü rengi,
bâtılın çirkin renkleriyle karıştırarak alaca bulaca olmak, çok renkli olacağım
diye renksizleşmektir. Bukalemun, bir hayvandır, düşmanından korunmak için renk
değiştirmesi onunla ilgili olarak ilâhî sanatın tecellisidir. Ama, insan için
bulunduğu ortama göre renk alan yapı, iki yüzlülüktür; onurlu müslümanın değil,
şahsiyetsiz münafığın karakteridir. 

Müslümanın, sadece kendinden korkmasını
isteyip, başkalarından korkmasını yasaklayan Rabbimiz (2/Bakara, 40, 41; 3/Âl-i
İmran, 175), bu emrine uymayan kimseye çoğu zaman korktuklarını musallat eder
ki, kendinden başkasından korkmanın cezasını çeksin. İşte tâviz ve uzlaşma,
bâtıldan korkmanın sonucu gerçekleştiği için tâvizkâr tutumlar, bir müslümanı,
kurtulmak için yılana sarılanın konumuna düşürmektedir. Örnek mi? Onlarca
örneği, herkes kendi tecrübeleri ve gözlemlerin-den yola çıkarak verebilir.
Kur'an'da da buna örnekler az değildir. Meselâ, Hz. Yakub, Yusuf'u oyun için
götürmek isteyen hileci kardeşlerine "onu bir kurtun yemesinden korkarım"
(12/Yusuf, 13) demişti; Allah da, kurt yemediği halde kurtun yediği gibi bir
acıyı ona tattırdı (12/Yusuf, 17-18).       

İslâm'la câhiliyyenin kesişmesi, uyuşması
mümkün değildir. Hakla bâtılın, imanla küfrün birleşip bir araya gelmesi eşyanın
tabiatına aykırıdır. Aralarında tarih boyunca süren ve Kıyamete kadar da sürecek
olan uzlaşmaz bir mücadele söz konusudur.  Uzlaşmayı, kesin nasslara rağmen
kabul edenler, neticede Allah'ın hor gördüğü kâfirleri hoş görmeye, beşerî
düzenleri kutsallaştırmaya, İslâm demokrasisinden veya demokratik İslâm'dan
bahsetmeye kadar vardılar. Artık resmî devlet İslâm'ı, Atatürk tipi, onun
ilkelerine uygun İslâm(!) gibi tuhaf sentez-ler uygulama alanları bulmakta.
Hıristiyanlık benzeri, uzlaşarak tahrif edilmiş bu İslâm'ların elbette Allah'ın
dini olan İsl'am'la hiç bir ilgisi yoktur, bazı benzer yönleri olsa da.

Müslümanın İslâm'dan tâviz vererek, başka
beşerî görüşlerle uzlaşarak, İslâm'ın bazı cüzlerini, bazı esaslarını pazarlık
aracı görmesi mümkün değildir. Uzlaşma neticesinde kâfirlerin ve küfrün
egemenliği -şeklen ve kısmen de olsa- kabul edilmiş olur ki, bu da tevhidî akîde
ile bağdaşmaz. İslâm, Allah'a teslim olmak ve O'nun dışında bir güç ve hâkimiyet
tanımamaktır. Kelime-i tevhidde bu ifade tüm kapsamıyla belirdiğinden dolayı,
müslüman için her türlü tâğutun her çeşit egemenliğini reddetmek; Allah'a iman
ve O'nun tek ilâh olduğunu kabul etmenin en önemli şartıdır. Hatta, İslâm'ın
dışındaki bütün sistem, görüş ve bunların uygulayıcıları anlamına gelen "tâğut"u
reddetmek; Allah'a imandan da önce gelir ki, kalp, dil ve kafadaki tüm
sapıklıklar ve sahte ilâhların egemenlikleri öncelikle "lâ = hayır" süpürgesi
ile temizlenmiş olsun ve boşalan yere de hak/gerçek ilâhın kabulü yerleşsin.
"Kim tâğuta küfreder (onu tanımaz, reddeder) ve Allah'a iman ederse o muhakkak
kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur. Allah kemaliyle işitici ve
bilicidir." (2/Bakara, 256)

İslâm, "lâ (hayır)" kılıcıyla tâğutla
işbirliğini, onunla yardımlaşmayı, ona tâviz vermeyi, onunla uzlaşmayı kesip
atar. Bir tevhid eri için "lâ" ile isyan bayrağını çektiği küfür ve şirkle
uzlaşma nasıl mümkün olabilir? Uzlaşma olursa küfre ve tâğutlara kıyam nasıl
gerçekleşir? Tevhidin gereği olan câhiliyyeye ve tâğutlara kıyam olmadan da
İslâm'ın hâkimiyeti hayal olur. Tevhidin bu esasını en iyi anlayan ve en güzel
uygulayan peygamberler de kendi çağlarındaki tâğutlarla hiç bir uzlaşmaya
yanaşmamışlar ve Allah'ın dininden zerre kadar tâviz vermemişlerdir. Firavun,
Nemrut ve Ebu Cehillerle pazarlığa oturmamışlar, mutlak otorite olarak sadece
Allah'ı kabul etmeyen tâğutlarla savaşmışlardır.

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar