Tâviz ve Uzlaşmayı Red, Küfre Meydan Okumak ve Ateşten Gömlek Giymektir


Tâviz ve Uzlaşmayı Red

Tâviz ve Uzlaşmayı Red, Küfre Meydan Okumak

ve Ateşten Gömlek Giymektir

 

Her tâviz, yeni ve daha büyük tâvizler
doğurur. Amellerdeki tâvizler, inançlardaki tâvizlere yol açabilir. Tâviz
vererek inandığını yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Onun için tâvizkâr
anlayışı reddeden genç müslümanlar, kendi pratik yaşayışlarındaki her türlü
uzlaşma ve tâvize de öncelikle karşı olmalı ve kendine sülük gibi yapışan bu
bâtıl asalakları söküp atmalıdır. Amerikan saç modeli, sinekkaydı traşı,
Amerikan tipi daracık kot pantolonuyla, elindeki Marlboro veya Coca Cola'sıyla
Amerika'ya karşı çıkıp kafa tutmak, teoride bile Amerika düşmanı olmak mümkün
değildir. Kişinin karşı çıktığı düşmanını gözünde büyütüp ona benzemesi, onu
nice konuda örnek alması, düşmanlıkla bağdaşacak şey değildir.

Müslümanların nüfuslarını % 99'larla ifade
edildiği topraklarda küfrün her yönüyle egemen olmasının temel sebeplerinden
biri bu uzlaşmacı yaklaşımdır. Kıyam ve devrim yolunun çok yokuş olmasının en
önemli sebebi; tâviz vermeyi, uzlaşmayı normal, câiz, hatta hizmet ve cihad
sayan gâfil veya hâinlerdir. Nice mücâhid(!), küfür çarklarını çevirmek,
Allah'ın indirdiklerinin dışındakilerle hükmetmek için yarışa katılmaktadır.
Nice İslâmcı(!) sermaye,  kapitalist ekonominin kurallarıyla holdingleşme ve
Karunlaşma için ne tür atraksiyonlar yapmaktadır! Nice hacı ve hoca kızları,
İslâm'a hizmet  için başını açmakta, nice müslüman genç İslâm için putlara ve
tâğutlara saygı duyup itaat etmeye koşmaktadır. Nice küfür sayılacak söz ve

davranışlar İslâm(!) için yerine
getirilmektedir. Allah'a kul olmayı bırakıp emir kulu olmak, kâfir de olsa
yetkili ve etkili kişilere/kurallara boyun eğmek, hizmet ve sevap kabul
edilmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün; ama zülf-i yâre dokunup fincancı
katırları ürkütmek de...

Uzlaşma ve tâvizi red; bâtılla "uyuşma"yı
red anlamına geldiği gibi, "uyuşukluğu" da reddetmek demektir. Tâviz ve hoşgörü
ninnileriyle uyutulan, uzlaşma afyonuyla uyuşturulan devin, hipnotizörü ve
doktor kıyafetindeki katili farkedip şahlanışıdır bu red. Uyanış ve diriliştir.
Kötülüğe/Bâtıla elle, dille ve hiç olmazsa kalple karşı çıkıp değiştirme bilinci
ve görevi ile bâtılla/münkerle uzlaşmayı, "bundan sonrasında hardal tanesi
kadar iman yoktur." hükmüyle değerlendirmektir.

Savaşçı kimliğini kuşanmaktır uzlaşmayı
reddetmek. Yakın çevreden başlayarak bütün dünyaya tavır almak, meydan
okumaktır. Cihada en azından teorik olarak adım atmak, eylem bilincine ulaşmak,
kıyam ateşini tutuşturmaktır. Gemileri yakmaktır. Arkaya bakmadan sırât-ı
müstakim çizgisinde zafere ve/veya cennete doğru koşu için start vermek, yarışı
başlatmaktır. Belki imanı tartışılabilecek takvâsız, sıradan bir müslüman
olmaktan; dâvâ adamı, Allah eri, şehâdet âşığı fedâi bir mücahid tavrı demektir.
Onun için yürek ister; hem cesaret, hem de cesaretin beslendiği enerji olan iman
ve takvâ anlamında yürek ister; mangal gibi yürek. Mangalda kül bırakmayacak
şekilde nutuk atmak, sonra yan gelip yatmakla uzlaşma ve tâviz yolu reddedilmiş
olmaz; Sadece ona buna çatılarak nefisler tatmin edilmiş olur. Uzlaşmayı red,
köleliği reddir, rahatı terk etmektir, zenginliği reddetmektir, yatakta ölmeyi
düşünmemektir. Eyleme, cihada, direnişe, sabıra, takvâya, uykusuzluğa, açlığa,
-tabii kahramanlığa ve şehidliğe- giden yola aşkla, sevdayla koyulmaktır.

Uzlaşmanın en uç noktasını, bir zamanlar
T.C.'nin en uç noktasını işgal eden kişi dillendiriyordu: "230 civarındaki ahkâm
âyetini laik anlayış çerçevesinde yorumlamanın yolu bulunmalı."  Uzlaşmayı
reddeden cephenin bu  konudaki  sözü  ve  tavrı  sorgulanmalıdır  bu  sözü 
söyleyenden  önce.  Bu ahkâm âyetleri yok sayılamayacaksa ve laik anlayış
doğrultusunda tahrif edilerek yorumlanamayacaksa, ya da ketm edilerek gündemden
çıkarılamayacaksa... Evet, öyleyse...

Uzlaşmaya karşı çıkmak, hayalî düşmanla
savaşan Donkişot'luk değil; put kıran İbrahim'liktir. İbrahim, "tek başına bir
ümmetti." (16/Nahl, 120). Bugün İbrahim  imanı  ve  gözü pekliğine sahip
olmayanlar, "ümmetin tek İbrahim olması"na çalışmalılar. Allah'la beraber olana,
O'nun yardım ettiği kimseye kim zarar verebilir ki?! Tâvizi ve uzlaşmayı red:
"Kim Allah'a sahip, o neden mahrum; kim Allah'tan mahrum o neye sahip?"
diyebilmektir. Câhiliyyenin zorladığı uzlaşmaya direnmek, İslâmî hareket ve
ümmet güçlerinin yardımlaşması ve dayanışmasıyla gerçekleşebilir. Direniş; iman,
cihad ve sabır gibi altyapıya gerek duyduğu kadar, fikir ve yardım desteğiyle
teşkilât ve harekete, psikolojik ve dua desteğiyle ümmete de ihtiyaç duyar.
"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir ümmet (topluluk)
bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (3/Âl-i İmran, 104)

Tâvizi, uzlaşmayı reddetmek, geçici bir
protesto hareketi değil; ölüme kadar tevhid kelimesindeki "lâ"yı hayatıyla
tefsir edip, eylemleriyle yorumlamaktır. Uzlaşmayı red, hak ve bâtıl her şeye
karşı çıkmak, farklı anlayıştaki mü'minlerle ve değişik İslâmî  yaklaşımlarla da
iyi geçinme yollarını aramayıp onlarla mücadele etmek, ya da isyankâr fakat
marazî/hastalıklı bir psikolojik yapı değildir. Hakk'ın mutlak doğruları ile
beşerin göreceli doğrularını birbirine karıştırmak, itikadî olanlarla itikadî
olmayanı aynı kefede görmek, bir hata ile haramı, bir günah ile şirki karıştırıp
hepsine aynı şiddette reaksiyon göstermek değildir. Uzlaşmayı reddetmek deyince,
insanca münasebetleri, sosyal ilişkileri kesip uzlet içinde yaşamayı, toplumsal
bağları koparmayı kasd etmiyoruz; İbrahimî ve Muhammedî  tavrı hayata geçirmeyi
kast ediyoruz. Onlar küfürle/bâtılla uzlaşsalardı ateşe atılır, memleketlerini
terk etmeye mecbur kalır, ölümle burun buruna olurlar mıydı?      
            

Mü'min nasıl olur da Kur'an'ın "neces
(pislik)" (9/Tevbe, 28) dediği müşriklere inanç, fikir, dil veya eylemlerinde
tâviz vererek, tevhidle uzlaşması ve tevhide bulaşması mümkün olmayan pisliğe
kapısını açar? Küfrün azına veya pisliğin küçüğüne bile olsa, nasıl tahammül
edip rıza gösterir? Hele o pislikle iç içe yaşayıp, o pisliği hoş görebilir?
Mü'min nasıl olur da hayvanlardan daha aşağıda olanlarla (7/A'râf, 179)
işbirliğine, uzlaşmaya girer? Nasıl olur da o hayvanların ahırlarında, onlarla
beraber oturup kalkar (4/Nisâ, 140), beraber aynı yemlikten yemlenir? 

Mü'min nasıl olur da kâfirlerin önüne
attıkları dünya, makam, mevki, hizmet, para, maaş, menfaat... gibi geçici
çıkarları gözünde büyüterek, onların çürük iplerine yapışmayı, Allah'ın kopmaz
ipine (2/Bakara, 256) tercih eder? Tâğutu reddederek sağlam ipe yapışması
gerektiği halde, onların uzattığı çürük ipin kendisini Allah'a ve cennete
ulaştıracağını, kendisini yükseltebileceğini nasıl ümit edebilir?

Evet... Her sistem tâviz verebilir, başka
sistemlerle uzlaşabilir, ama İslâm asla! Her insan, dâvâsından tâviz verebilir,
başka dâvâlarla uzlaşabilir, ama müslüman asla! Her bâtıl, başka bâtıllarla
kaynaşabilir, uyuşabilir, ama hak vasfını kaybetmeden hak asla!             

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar