Hadis-i Şeriflerde Hırsızlık Kavramı


Hadis

Hadis-i Şeriflerde
Hırsızlık Kavramı
 

Peygamberimiz'in sünnetinde hırsızlık, dünyevî
ve uhrevî bir dizi müeyyide/yaptırım ve sorumluluğu gerektiren ağır bir suç ve
büyük bir günah olarak nitelendirilmiş, suçu sâbit görülen hırsızlara câhiliyye
döneminde de var olan el kesme cezâsı uygulanmış, ayrıca suçun önlenmesi,
oluşması, cezânın tatbik esasları konusunda birtakım hukukî ve insanî
açıklamalar geterilmiş, uygulama örnekleri sergilenmiştir.

Abbad bin Şurahbil (r.a.), şöyle anlatır: "Ben,
yoksul ve açtım. Bunun üzerine Medine'nin bahçelerinden bir bahçeye girip bir
(miktar) başağı ovalayıp yedim. (Bir kısmını da) elbisemin içerisine koydum. Az
sonra bahçenin sahibi çıkageldi, beni dövdü ve elbisemi aldı. Bunun üzerine
Rasûlullah (s.a.s.)'a vardım (durumu, O'na haber verdim). Bunun üzerine (Rasûlullah
(s.a.s.)'a vardım (durumu, O'na haber verdim). Bunun üzerine (Rasûlullah
s.a.s.), ona: "Sen, (bu adama) bir şey öğretmedin, o câhildi. Ve onu
doyurmadın, o açtı" buyurdu.. Ona, elbisemi geri vermesini emretti. (Bahçe
sahibi de) bana, bir vesk, yahut yarım vesk buğday verdi." (Ebû Dâvud, Cihad 85,
h. no: 2620; Nesâî, Âdâbu'l-Kudât 21, h. no: 5374; İbn Mâce, Ticâret 67, h. no:
2298) (Bir vesk: 19 kilo 960 gramdır.)

"(Komşusu açken tok yatan,) komşusu aç olduğu
halde karnını doyuran kimse mü'min değildir."
(Buhârî, EdEbû'l-Müfred, 112)

"Emâneti, sana emânet eden kişiye ver ve sana
hiyânet eden kişiye sen hiyânet etme!"
(Tirmizî, Büyû' 38, h. no: 1280)

"Allah, şöyle buyurdu: 'Üç sınıf insan vardır
ki, kıyâmet gününde Ben, onların hasmıyım: Biri, Benim adıma yemin edip (ahd
eder de) ahdini bozar. İkincisi, hür bir insanı köle diye satar da parasını yer.
Üçüncüsü, bir işçiyi ücretle tutar, onu çalıştırıp işi tam yaptırır da, onun
ücretini vermez." (Buhârî, Büyû',
170; İbn Mâce, Rehine, 4, h. no: 2442)

"İşçiye, ücretini teri kurumadan veriniz."
(İbn Mâce, Rehine 4, h. no: 2443)

"Ben kıyâmet gününde üç kişinin hasmıyım. Bana
verdiği sözden cayanın, hür bir kimseyi satıp hakkını yiyenin, bir işçiyi
çalıştırıp hakkını tam olarak vermeyenin."
(İbn Mâce, hadis no: 2442)

"Muhakkak insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o
vakit kişi eline geçirdiği malı helâlden mi, yoksa haramdan mı kazandığını
düşünmeyecektir." (Buhârî, Büyû', 35;
Nesâî, Büyû', B. 2, h. no: 4432)

"Ey insanlar, sizin aranızda bana birtakım
haklar geçmiş bulunuyor. Kimin sırtına vurmuş isem, işte sırtım, aynı şekilde
kısas yapsın. Kimin nâmus ve şerefine dil uzattıysam, işte benim nâmus ve
şerefim, gelsin ondan öcünü alsın (aynı şekilde dil uzatsın). Kimin malından bir
şey aldıysam, işte malım, gelsin ondan alsın. Ben ona, düşmanlık ederim diye
asla çekinmesin. Çünkü bu, benim yapabileceğim bir şey değildir. Şunu biliniz
ki, benim en sevdiğim kişi, bende hakkı varsa, hakkını alan ya da helâl eden
kişidir. Böylelikle ben, nefsim rahat ve huzur içerisinde Rabbime kavuşmuş
olurum." (İbnu'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târîh
Tercümesi -İslâm Tarihi-, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1985, c. 2, s. 292; İbn
Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, Büyük İslâm Tarihi, Çev. Mehmet Keskin, İst. 1994,
c. 5, s. 398 vd.)

"Hiçbir kimse elinin emeğinden daha hayırlı
yiyecek yememiştir ve Allah'ın peygamberi Dâvud da el emeğini yerdi."
(Buhârî, Büyû' 15)

"Gerçekten Allah, çalışıp kazanan mü'min kulunu
sever." (İbn Kesir, c. 4, s. 397)

"İnsanların yediği şeylerin en temizi (helâli),
kendi kazancından olanıdır ve kişinin çocuğu onun kazancındandır."
(Ebû Dâvud, Büyû' 77, hadis no: 3528; İbn Mâce,
Ticâre 1, hadis no: 2137-2138; Nesâî, Büyû' 1, hadis no: 4427-4430; Tirmizî
Ahkâm 22, hadis no: 1372; Dârimî, Büyû' 6, hadis no: 2540)

"Kim, bildiği halde hırsızlık eşyayı satın
alırsa onun günahına ve şerefsizliğine katılmış olur."
(Beyhakî, Sünenu'l-Kübra, V/336)

"Haramla beslenen vücut (cennete girmez;) ona
ancak ateş yaraşır." (Mişkâtu'l
Mesâbih, hadis no: 2787; Keşfu'l Hafâ, hadis no: 2632)

"... Allah helâl maldan verilen sadakadan başka
hiçbir sadakayı kabul etmez..." (Buhârî,
Zekât 14, Tevhid, 57; Müslim, Zekât 63; Tirmizî, Zekât, 28, hadis no: 656; Nesâî,
Zekât 48, hadis no: 2515; İbn Mâce, Zekât 28, hadis no: 1842)

 

"Allah, haramdan verilen hiçbir sadakayı ve
abdestsiz (su veya toprakla temizlenmeden) de hiçbir namazı kabul etmez."
(Ebû Dâvud, Tahâre 31, hadis no: 59; Nesâî,
Zekât 104, hadis no: 139; İbn Mâce, Tahâre 2, hadis no: 271-274; Dârimî, Tahâre
21, hadis no: 692)   

"...Bir kimse ellerini semâya kaldırarak: 'Ya
Rabbi, ya Rabbi, diye duâ eder. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği
haram, kendisi haramla beslenmiş olursa, duâsı nasıl kabul edilir?"
(Müslim, Zekât, 65; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an,
3173; Dârimî, Rikak 2720)

"Kimin üzerinde din
kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün
bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden önce o kimseyle helâlleşsin. Yoksa
kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır,
(hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı
kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir."
(Buhârî, Mezâlim 10,
Rikak 48)

"Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği
zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir."
(Tirmizî, Zühd 43, h. no: 2377)

"Beyyine (delil) getirmek, (birine suç isnâd
edip) iddiâ eden kimse üzerine; yemin de inkâr eden (dâvâlı konumundaki) kişinin
üzerinedir." (Buhârî, Rehin 6;
Müslim, Akdıye 1; Tirmizî, Ahkâm 12; İbn Mâce, Ahkâm 7)

"Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip
herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riyâ yaparsa
Allah da onun riyâsını ortaya çıkarır."
(Buhârî, rikak 36; Müslim, Zühd 48, h. no: 2987)

"Allah size, verilmesi gereken borcunuzu men
etmeyi ve almaya hakkınız olmayan şeyi almayı haram kıldı."
(Buhârî, İstikrâz, 22; Müslim, Akdıyye 10-14)

"Kimin malının yanına (gasbetmek veya çalmak
için) gidilir, bu maksatla mal sahibiyle mukatele edilir ve mal sahibi malını
savunduğu için öldürülürse, o kimse şehittir ve ona cennet vardır."
(Ahmed bin Hanbel, II/221-223)

"Kim apaçık bir şekilde malı gasbederse (veya
cebir kullanarak yağmalarsa) o kimse, Bizden değildir."
(İbn Mâce, Fiten B. 3, h. no: 3935-3937; Ebû
Dâvud, Cihad, B. 128, h. no: 2703-2705)

"Zânî (zinâ yapan) bir kimse, zinâ yaptığı
sırada mü'min olarak zinâ yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak
hırsızlık yapmaz. İçkici içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez.
İnsanların, onun yüzünden gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında
kıymetli olan bir şeyi mü'min olarak yağmalamaz."
(Buhârî, Mezâlim 30, Eşribe 1, 20; Müslim, İman 100, h. no: 57; Ebû Dâvud,
Sünnet 16, h. no: 4689; Tirmizî, İman 11, h. no: 2627; Nesâî, Sârık, 1, 8, 64)

"...Hırsız da, hırsızlık yaptığı sırada, mü'min
olduğu halde hırsızlık etmez..."
(Buhârî, Hudûd, 1; Müslim, İman 100; Ebû Dâvud, Sünnet, 16, h. no: 4689;
Tirmizî, İman 11, h. no: 2760; Nesâî, Eşribe, 42, h. no: 5626; İbn Mâce, Fiten
3, h. no: 3936; Dârimî, Eşribe 4, h. no: 2112)

"Bir kavimde gulûl (denen devlet malından
hırsızlık) zuhûr ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde
zinâ yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak)
miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız
yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavim ahdinden
dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder."
(Muvattâ, Cihad 26, h. no: 2, 460)

"Siz Allah'a hakkıyla tevekkül
edebilseydiniz, sizleri de, kuşları  rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı:
Sabahleyin aç çıkar, akşama tok dönerdiniz."
(Tirmizî, Zühd 33, hadis no: 2345)

"Öyle devir gelecek ki, insanoğlu,
aldığı şeyin helâlden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak."
(Buhârî, Büyû' 7, 23; Nesâî, Büyû' 2, -7, 243-). Rezîn şu ziyâdede bulunmuştur:
"Böylelerinin hiçbir duâsı kabul edilmez."

"İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o
zamanda ancak öldürmekle ve zorla mülke erişilir, ancak gasb ve cimrilikle
zengin olunur, ancak dinden çıkmak ve hevâya uymakla sevgi kazanılır; kim bu
zamana ulaşır da zengin olmaya gücü yettiği halde fakirliğe sabreder, sevgi
kazanmaya gücü yettiği halde buğz olunmaya sabreder, izzete gücü yettiği halde
alçaltılmaya sabrederse Allah kendisine beni doğrulayan elli doğrulayıcı sevabı
verir." (Naklen: Ali Ünal, Kur'an'da
Temel Kavramlar, s. 444-445)

"Bir kısım insan vardır, Allah'ın
mülkünden haksız bir sûrette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, kıyâmet
günü onlara  bir ateştir, başka değil."
(Buhârî, Hums 7; Tirmizî, Zühd 41, hadis no: 2375)

Rasûlullah (s.a.s.), seferi uzatıp
saçı başı dağınık, toz toprak içinde kalan ve elini semâya kaldırıp: "Ey Rabbim,
ey Rabbim" diye duâ eden bir yolcuyu zikredip dedi ki: "Bu yolcunun yediği
haram, içtiği haram, giydiği  haramdır ve (netice itibariyle) haramla 
beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına nasıl icabet edilir?"
buyurdular." (Müslim, Zekât 65, hadis no: 1015; Timizî, Tefsir Bakara, hadis no:
2992)

"Kimin malı zulüm yoluyla elinden
alınmak istenir ve bu yolda öldürülürse, o kimse şehiddir."
 (Kütüb-i Sitte Tercüme ve
Şerhi, 17/320)

"Birisinin malını kapıp kaçan kimsenin elini
kesmek yoktur. Açıkta bulunan bir malı kapıp kaçan bir kimse, Bizden değildir."
(Ebû Dâvud, Hudûd, B. 13, h. no: 4391)

"(Kişi ve toplum haklarını kendi zimmetine
geçirmek için) Rüşvet alana, verene ve aracı olana Allah lânet etsin!"
(Câmiu's Sağîr, 2/124)

"Allah'ın lâneti rüşvet verenin ve alanın
üzerinedir (veya üzerine olsun)!"
(İbn M3ace, Ahkâm B. 2, h. no: 2313; Tirmizî, Ahkâm B. 9, h. no: 1351-1352; Ebû
Dâvud, Akdıyye, B. 4, h. no: 3580)

"On dirhemden aşağısında el kesilmez."
(Ahmed bin Hanbel, II/204)

"El, bir dinar veya on dirhem miktarı olan
hırsızlık kesilir." (Ebû Dâvud, Hudûd
12; Tirmizî, Hudûd 16)

"El, ancak kalkanın kıymetine denk bir
miktardaki hırsızlıkta kesilir."
(Buhârî, Hudûd, 13; Müslim, Hudûd 5; Şevkânî, Neylu'l-Evtâr, VII/140)

Hz. Aişe (r. anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.) zamanında, hırsızın eli, bir deri kalkanın değerinden daha düşük bir
eşya için kesilmezdi. Kalkan, türs veya hacefe diye iki çeşitti, ikisinin de
belli bir değeri vardı." (Buhârî, Hudûd 13; Müslim, Hudûd 5, h. no: 1684;
Muvattâ, Hudûd 24, h. no: 2, 832; Tirmizî, Hudûd 16, h. no: 1445; Ebû Dâvud,
Hudûd 11, h. no: 4383; Nesâî, Sârik 9, h. no: 8, 77-81).

İbn Ömer (r.a.)  anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)
üç dirhem kıymetindeki bir kalkanı çalan hırsızın elini kesti." (Buhârî, Hudûd
13; Müslim, Hudûd 6, h. no: 1684; Muvattâ, Hudûd 24, h. no: 2, 832; Tirmizî,
Hudûd 16, h. no: 1445; Ebû Dâvud, Hudûd 11, h. no: 4484; Nesâî, Sârik 9, h. no:
8,77-82; Şevkânî, Neylu'l-Evtâr, VII/140)

"Allah, bir yumurta çalıp da eli kesilen, bir ip
çalıp da eli kesilen hırsıza lânet etsin."
(Buhârî, Hudûd 13, 29; Müslim, Hudûd, 7, h. no:
1687; Nesâî, Sârik 1, h. no: 4844, 7, 65; İbn Mâce, Hudûd, 22, h. no: 2583).
(A'meş der ki: "Buradaki yumurtadan maksadın demir topağı olduğu, bazı iplerin
de üç ve daha fazla dirhem ettiği kanaatinde idiler.")

Âişe (r. anhâ)'nin bir şeyi çalınmıştı, hırsız
aleyhinde (bed)duâ ediyordu. Rasûlullah (s.a.s.) ona: "Hırsız aleyhinde
yaptığın duâyı hafifletme" buyurdu. (Ebû Dâvud, Edeb 54, h. no: 4909)

Ümeyye el-Mahzûmî (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.)'a bir hırsız getirildi. Suçunu itiraf etmişti. Ancak çaldığı eşya
beraberinde bulunmadı. Rasûlullah (s.a.s.), (hadden kurtarmak maksadıyla):
"Senin çaldığını zannetmiyorum"dedi. Hırsız: "Hayır çaldım" diye te'yid
etti. (Rasûlullah) sözlerini aynı şekilde iki veya üç kere tekrar etti. Sonunda,
elinin kesilmesini emretti ve kesildi. Sonra hırsız Rasûlullah (s.a.s.)'a
getirildi. Efendimiz: "Allah'a tevbe ve istiğfarda bulun!" diye nasihat
etti. Adamcağız: "Allah'a tevbe ediyor, O'ndan mağfiret diliyorum" dedi. Bunun
üzerine Rasûlullah (s.a.s.) da: "Allahım, onu mağfiret et!"diyerek üç
kere duâda bulundu." (Ebû Dâvud, Hudûd 8, h. no: 4380; Nesâî, Sârik 3, h. no: 8,
67)

"Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya
kadar uyuyandan, ihtilâm oluncaya kadar çocuktan, aklı erinceye kadar
mecnundan." (Ebû Dâvud, Hudûd 16, h.
no: 4398, 4403; Tirmizî, Hudûd 7, h. no: 1423; Nesâî, Talâk 21, h. no: 6, 156)
(Ebû Dâvud, diğer bir rivâyette şu ziyâdeyi kaydetmiştir: "...yaş sebebiyle
aklı fesâda uğrayandan..."

Ebû Ümâme (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)
ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü, ben
bir hadd işledim, bana cezasını ver!" dedi, Rasûlullah adama cevap vermedi. Adam
talebini tekrar etti. (s.a.s.) yine sükut buyurdu. Derken (namaz vakti girdi ve)
namaz kılındı. Rasûlullah (s.a.s.) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben
de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz
adama: "Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın?"
buyurdu. O: "Evet ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Efendimiz: "Sonra da bizimle
namaz kıldın mı?" diye sordu. Adam: "Evet ey Allah'ın Rasûlü!" deyince,
Efendimiz: "Öyleyse Allah Teâlâ haddini -veya günahını demişti-
affetti" buyurdu." (Buhârî, Hudûd 27; Müslim, Tevbe 44, 45, h. no: 2764,
2765; Ebû Dâvud, Hudûd 9, h. no: 4381)

Enes (r.a.) anlatıyor: "Ben Rasûlullah
(s.a.s.)'ın yanında idim. Bir adam huzuruna gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü, dedi,
ben bir hadd (suçu) işledim, cezasını tatbik et!" Rasûlullah (s.a.s.) adama
(birşey) sormadı. Derken namaz vakti girdi. Rasûlullah'la birlikte o da namaz
kıldı. (s.a.s.) namazını tamamlayınca, adam yanına geldi ve: "Ey Allah'ın
Rasûlü! dedi, ben hadd (çeşidine giren bir suç) işledim. Bana Allah'ın Kitabını
tatbik et!" Efendimiz: "Sen bizimle birlikte namazını eda etmedin mi?"
diye sordu. Adam: "Evet!" dedi. Efendimiz: "Öyleyse git. Zîra Allah, senin
günahını affetti" veya "hadd'ini affetti" dedi." (Buhârî, Hudûd 17;
Müslim, Tevbe 44, 45, h. no: 2764, 2765, Hudûd 24, h. no: 1696)

Nu'man İbn Mürre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.): "İçki içen, zinâ  yapan ve hırsızlıkta bulunan kimse hakkında ne
dersiniz?" diye sordu. Bu sual, bunlar hakkında henüz hadd cezası gelmezden
önce sorulmuştu. "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!" diye cevap verdiler.
(s.a.s.): "Bu fiiller ağır suçtur, onlar hakkında ceza vardır. Hırsızlığın en
kötüsü de namazını çalmaktır" buyurdu. Bunun üzerine: "Yâ Rasûlullah, kişi
namazını nasıl çalar?" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Rükûsunu ve
secdelerini tamamlamaz." (Muvattâ, Kasru's-Salât 72, h. no: 1,167)

Âişe  (r. anhâ) şöyle anlatır: "Kureyş'in Mahzun
soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Kureyş'e hayli
üzüntü vermişti. Onlar: 'Bu kadını cezâdan af husûsunda Rasûlullah ile kim
konuşabilir? Bu hususta kelâm etmeye Rasûlullah'ın sevgili (ashâbı) olan
Usâme'den başka kim cesâret edebilir ki?' dediler. Nihâyet Usâme, bu hususta
Rasûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Allah'ın tâyin
ettiği cezâlardan bir cezâ husûsunda şefaat mi ediyorsun?" buyurdu. Sonra
ayağa kalkıp bir hutbe/hitâbe yaparak şöyle buyurdu: "Ey insanlar, sizden
evvelki (ümmet)ler, ancak şu sebepten sapmışlardır: Onlar, aralarında şerefli
bir kimse çaldığı zaman onu, bırakırlardı da, zayıf olan çaldığı zaman ona, cezâ
uygularlardı. Allah'a yemin ederim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış
olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim!" (Buhârî, Hudûd 12, Enbiyâ 54,
Fedâilu Ashâb 77; Müslim, Hudûd 8, 9; Nesâî, Kat'u's-Sârik Bâb 6, h. no:
4864-4873; Ebû Dâvud, Hudûd 4, h. no: 4396-4397; Tirmizî, Hudûd, B 6, h. no:
1454; İbn Mâce, Hudûd, B. 6, h. no: 2547-2548)

Mes'ud İbn'l-Esved (r.a.) anlatıyor: "(Fâtıma
isimli) kadın, Rasûlullah (s.a.s.)'ın evinden kadifeyi çalınca biz bunu büyük
bir hadise olarak değerlendirdik. Kadın Kureyş'ten (taşınmış) birisiydi. Lehinde
konuşmak üzere Rasûlullah'a geldik: "Biz onun cezasına mukabil kırk okiyyelik
fidye verelim" dedik. (s.a.s.): "Cezasını çekerek temizlenmesi onun için daha
hayırlıdır" buyurdular. Biz Rasûlullah (s.a.s.)'ın sözündeki yumuşaklığı
görünce, Üsâme'ye geldik ve: "Git, kadın lehine Rasûlullah'a konuş (da eli
kesilmesin)" dedik. Rasûlullah (s.a.s.) bu hali görünce (sertleşti ve) hutbe
irad etmek üzere ayağa kalktı, şöyle söyledi: "Aziz ve Celil olan Allah'ın
câriyelerinden bir câriyeye terettüp eden Allah'ın haddlerinden birini (tatbik
etmemem için) üzerimde niye bu kadar ısrar ediyorsunuz? Muhammed'in nefsini
kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun! Eğer o kadının tenezzül ettiği
şeye (hırsızlığa) Muhammed'in kızı Fâtıma tenezzül etseydi Muhammed (hiç
çekinmeden) onun elini mutlaka keserdi."

"Kimin şefaati, Allah'ın emri olan haddlerden
birinin yerine gelmesine engel olursa, Allah'ın emrine zıt hareket etmiş olur ve
kim haksız olduğunu bile bile bir şeyde mücâdele ederse, bu mücâdeleden
vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabındadır. Bir kimse, mü'minde olmayan bir
sıfatı, mü'min hakkında söylerse Allah onu, bu sözden tevbe edinceye kadar
ateşte yananların vücudundan akan pislikle çamurlanmış yerde yerleştirir."
(Ebû Dâvud, Akdıyye B. 14, h. no:
3597)

Urve bin Zübeyr, şunu anlatır: "Bir kadın, Fetih
Gazvesinde hırsızlık yapmıştı. Akabinde bu kadın, Rasûlullah'a getirildi. Sonra
Rasûlullah emretti de, kadının eli kesildi. Âişe (r. anhâ) dedi ki: 'Sonra bu
kadının tevbesi güzel oldu ve evlendi. Bu kadın, bundan sonra bana gelirdi. Ben
de, onun hâcetini Rasûlullah'a yükseltirdim (arz ederdim)." (Buhârî, Şehâdet 13;
Nesâî, Kat'u's-Sârik B. 6, h. no: 4873)

Enes (r.a.) anlatıyor: "Ukl ve Ureyne
kabilelerinden bir grup insan Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına gelip: 'Ey Allah'ın
Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız,
(çift-çubukla uğraşan) köylüler değiliz" dediler. Bu sözleriyle, Medine'nin
havasının kendilerine iyi gelmediğini ifàde ettiler. Rasûlullah, onlara
(hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine
oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi.
Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm'dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber
(s.a.s.)'ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e ulaştı. Rasûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp
getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın bir
kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti." (Buhârî,
Muhâribin 16, 17, 18, Diyât 22, Vudû' 66, Zekât 68, Cihâd 152, Meğâzî 36,
Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, h. no: 1671; Tirmizî, Tahâret
55, h. no: 72, At'ıme 38, h. no: 1846; Ebû Dâvud, Hudûd 3, h. no: 4364-4371;
Nesâî, Tahrimu'd-Dem 7, h. no: 7, 93-98; İbn Mâce, Hudûd 20, h. no: 2578)

Ebû'z-Zinâd (merhum) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.) develerini çalanların (el ve ayaklarını) kestiği, gözlerini de ateşle
oyduğu zaman, Allah Zülcelâl, Hz. Peygamber'i itab etti ve bu mesele üzerine şu
âyeti inzâl buyurdu: "Allah ve Resûlü'ne harp açanların cezası..:"
(5/Mâide, 33). (Ebû Dâvud, Hudûd 3, h. no: 4370; Nesâî, Tahrîmu'd-Dem 7, h. no:
7,100).

Fudâle bin Ubeyd diyor ki: "Rasûlullah
(s.a.s.)'a bir hırsız getirilerek (suçu sâbit olması üzerine) eli kesildi ve
sonra verilen emre binâen o kesik el, hırsızın boynuna takıldı." (Tirmizî,
Hudûd, B. 17, h. no: 1473; Ebû Dâvud, Hudûd B. 21, h. no: 4411; İbn Mâce, Hudûd
B. 22, h. no: 2587; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B. 18, h. no: 4949-4950)

Safvân (bin Umeyye r.a.)'ın anlattığına göre:
Bir kere kendisi, Mescid-i Nebevî'de ridâsını (abasını) başına yastık edip
uyumuş ve ridâsı, başının altından alınmıştı. Sonra Safvân, hırsızı yakalayıp
Rasûlullah (s.a.s.)'a götürmüş, Rasûlullah (s.a.s.) da, (suçu sâbit görülen)
hırsızın elinin kesilmesini emretmiştir. Bunun üzerine Safvân: 'Yâ Rasûlallah,
ben bunu (yani elinin kesilmesini), istemedim. Ridam ona sadaka olsun' deyince,
Rasûlullah (s.a.s.), Safvân'a: "Adamı, bana getirmeden önce (bu işi)
yapmalıydın)." buyurdu. (Ve hırsızın elini kestirdi.) (İbn Mâce, Hudûd, B.
28, h. no: 2595; Ebû Dâvud, Hudûd, B: 14, h. no: 4394; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B:
5, h. no: 4852-4855; Dârimî, Hudûd, B. 3, h. no: 2304; Muvattâ, Hudûd, 28)

"Had (muayyen cezâ) icap eden dâvâlarınızda
-huzuruma gelmeden- kendi aranızda anlaşın. Bu dâvâlar, bana getirilince hüküm
vermem vâcip olur." (Nesâî,
Kat'u's-Sârik B. 5, h. no: 4856-4857; Ebû Dâvud, Hudûd, B. 5, h. no: 4376)

Ebû Abdurrahman oğlu Rebia anlatır: "Ashâbdan
Zübeyr bin Avvam, hırsız yakalamış bir adamla karşılaştı. Bu adam, hırsızı
hâkime götürmek istiyordu. Zübeyr, adamın hırsızı serbest bırakması için
şefaatçi olunca, adam: 'Hayır, hâkime götürmeden dâvâmdan vazgeçmem' dedi. Bunun
üzerine Zübeyr: 'Onu, hâkimin huzuruna götürünce, Allah, onu kurtarmaya çalışana
da ve bunu kabul edene de lânet etsin (huzura çıkınca dâvâdan vazgeçsen de eli
kesilir)' dedi." (Muvattâ, Hudûd 29)

Abdurrahman'ın babası Kasım şöyle nakleder:
"Yemen ahâlisinden eli ve ayağı kesik bir adam gelip Hz. Ebû Bekir'e misâfir
oldu ve Yemen vâlisinin kendisine zulmettiğinden şikâyet etti. Bu adam,
geceleyin namaz da kılıyordu. Hz. Ebû Bekir (bunu görünce): 'Yemin ederim, senin
gecen, hırsızın gecesi gibi değil' dedi. Sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in hanımı
Umeys kızı Esmâ'nın gerdanlığını kaybettiler. Adam da, onlarla beraber
gerdanlığı arıyordu ve: 'Ey Allah'ım, şu güzel, hayırlı aileye geceleyin baskın
yapıp gerdanlığı alanın durumunu sana havâle ediyorum' diye bedduâda
bulunuyordu. Daha sonra gerdanlığı bir kuyumcuda buldular. Kuyumcu, kendisine
eli-ayağı kesik adamın getirdiğini iddiâ etti. O da, suçunu itiraf edince, ya da
onun çaldığına dair şâhit bulununca Hz. Ebû Bekir, emir verdi, adamın sol eli de
kesildi. Hz. Ebû Bekir: 'Vallahi, bana göre adamın kendi aleyhinde bedduâda
bulunması, hırsızlığından daha kötü' dedi." (Muvattâ, Hudûd, 30)

Ebû Ümeyye (r.a.)'den: "Bir hırsız, Rasûlullah
(s.a.s.)'ın huzuruna getirildi. Hırsız, suçuna sıhhatli bir şekilde itiraf etti.
Fakat çalınan eşya onun beraberinde, yanında bulunmamıştı. Bunun üzerine
Rasûlullah (s.a.s.) (kendisine hitâben): "Senin çaldığını zannetmiyorum"
buyurdu. Hırsız: 'Bilâkis (ben çaldım)' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah
(s.a.s.)'ın emriyle onun eli kesildi. Sonra Rasûlullah (s.a.s.) (hırsıza):
"De ki: 'Ben Allah'tan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım" buyurdu.
Hırsız: 'Ben, Allah'tan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım' dedi. Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.) de iki kez: "Allah'ım, onun tevbesini kabul eyle" diye duâ
etti. (İbn Mâce, Hudûd, B. 29, h. no: 2597; Ebû Dâvud, Hudûd, B. 8, h. no: 4380;
Nesâî, Kat'u's-Sârik, B. 3, h. no: 4848; Dârimî, Hudûd, B. 6, h. no: 2308)

Sa'lebî el-Ensârî (r.a.) da, şu olayı anlatıyor:
"Amr bin Semire bin Habib bin Abdi Şems (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına
gelerek: 'Yâ Rasûlallah, falanın oğullarına âit bir deveyi çaldım. (Cezâmı
vermekle) beni (günahtan) temizle' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.),
(Amr'ın dediği) kabileye adam göndererek soruşturdu. Adamlar: 'Gerçekten, bir
devemizi bulamadık' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)'ın emriyle Amr'ın
eli kesildi. Sa'lebe demiştir ki: 'Amr'ın eli kesilip yere düştüğü zaman ben,
ona bakıyordum. Kendisi, şöyle söylüyordu: '(Ey hırsızlık yapan el,) beni senden
temizleyen Allah'a hamd olsun! Sen, cesedimi cehennem ateşine sokmak istedin."
(İbn Mâce, Hudûd, B. 4, h. no: 2588)

Abdullah bin Amr (r.a.)'dan: "Rasûlullah
(s.a.s.)'dan dallarına asılı hurmanın hükmünde soruldu. Rasûlullah (s.a.s.):
"Muhtaç olan bir kimse, eteğine doldurmaksızın ağzına isâbet edip yediği şeyden
dolayı bir şey lâzım gelmez. Ama kim ondan bir şey almış olarak çıkarsa, iki
misli ödemesi ve cezâ gerekir. Koru altına alındıktan sonra kim ondan bir şey
çalar, kıymeti de bir kalkan kıymetine ererse, onun eli kesilir. Ama kim bundan
daha az bir şey çalarsa, çaldığının iki mislini ödemesi ve ukubat (ibret sopası)
lâzım gelir." (Ebû Dâvud, Hudûd, B. 12, h. no: 4390; İbn Mâce, Hudûd, B. 28, h.
no: 2596; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B. 12, h. no: 4925-4926; Tirmizî, Büyû', B. 54,
h. no: 1303-1304)

"Hırsızın eli, dörtte bir dinar ve daha fazla
kıymette mal çaldığı zaman kesilir."
(Buhârî, Hudûd, 18, 19, 20; Müslim, Hudûd, 1; İbn Mâce, Hudûd, B. 22, h. no:
2585; Nesâî, Kat'u's-Sârik B. 9, h. no: 4884-4908; Ebû Dâvud, Hudûd B. 11, h.
no: 4384; Tirmizî, Hudûd, B. 16, h. no: 1471; Muvattâ, Hudûd, 24-25; Dârimî,
Hudûd, B. 4, h. no: 2305) (Dörtte bir dinar: Çeyrek altın; -ya da on dirhem
gümüş-)  

"(Üç dirhemlik) kalkan değerinde (bir malın
çalınmasıyla) hırsızın eli kesilir."

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: "Humusa ait
kölelerden biri humus malından çalmıştı. Bu hâdise Resulullah'a haber verildi.
Hırsızın elini kesmedi. "(Hepsi de) Allah Teâlâ'nın malıdır, bazısı bazısını
çalmıştır" buyurdular."

"Muhtelis (yankesici) kimseye el kesme cezası
verilmez (başka ta'zîr cezâsı verilir)."

"Ne meyve sebebiyle ne de keser (denen hurma
göbeği) hırsızlığı sebebiyle el kesilmez."

İbn Şu'ayb an ebihi an ceddihi (r.a.) anlatıyor:
"Rasûlullah (s.a.s.) mescidlerde hadd uygulanmasını yasakladı."

"On kamçıdan fazla ta'zir cezası vermeyin."

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar