Hırsızlığın Günümüzdeki Bin Bir Çeşidi...


Hırsızlığın Günümüzdeki Bin Bir Çeşidi

Hırsızlığın
Günümüzdeki Bin Bir Çeşidi...    

 

Adına hırsızlık denilmeyip başka ifâdelerle
belirtilen değişik hırsızlıklar vardır. Bunların sayısı ve çeşidi her gün
arttığından tümünü saymak mümkün gözükmemektedir. Farklı hırsızlık çeşitlerini
yukarıda genel hatlarıyla sayıp açıklamaya çalıştık. Ama "kim demiş memleket
ilerlemiyor" diye? Bu konuda büyük gelişmeler kat ettiği rahatlıkla iddia
edilebilir. O yüzden, diğer hırsızlık çeşitlerini özetle ve kısa yorumlarıyla
burada ele alıp, yukarıdaki genel listeye ilâve yapmak gerekiyor. Teknolojinin
yaygınlaşmasıyla hırsızlık çeşitlerinin artışı arasında doğru orantı vardır.
Teknolojik âletler hem kolay çalınıyor, taklit ediliyor, sahteleri üretiliyor ve
hem de çaldırıyor. Başka çalmalara aracılık ediyor. Ey teknoloji, sen nelere
kaadirmişsin? Eskiden âdî hırsızlığın dışında hırâbe denilen yol kesicilik
(eşkıyâlık) vardı, bir de nebbâşlık denilen mezar/ölü soygunculuğu. Sonradan
toplumun Batılılaşmaya başlamasından sonra bunlara ihtilâs veya tarrârlık
denilen yankesicilik ilâve oldu. Şimdi ise, küçük hırsızlık içinde kapkaççılık,
büyük hırsızlık içinde de hortumculuk ve banka boşaltma moda. Bilindiği gibi
modalar da sık sık değişir. Akla hayale gelmedik yolsuzluklar, zimmet ve
sûistimaller, görevi kötüye kullanmalar, kendisine emânet olarak bırakılan
emânetten çalmalar, metreden, teraziden, gramajdan çalmalar, malzemeden
çalmalar, müteahhitlikte demirden ve çimentodan çalmalar... İşten görevden
kaytarma, yani zaman çalma gibi mal dışına da taşar bu hırsızlıklar. İşçisinin
hak ettiği maaşı zamanında (teri kurumadan) ve tam olarak vermeyen, ya da
sigorta primini ödemeyen, çok daha fazlasını hak ettiği halde, piyasayı veya
asgarî ücreti örnek göstererek ihtiyacını karşılamayacak kadar az bir maaş veren
kimse işçisinin, emekçisinin hakkını, parasını çalmış olmuyor mu? İşçi de
verimli iş üretmeyerek, kontrol olmayınca işi rolantiye alarak patronunun kârını
çalıyor. Çalınacak şey ve fırsat varsa, işyerinden başka şeyler çalıyor. Böyle
patrona böyle işçi. O da aynı düzen(sizliğ)in çocuğu, yani patronunun kardeşi.
Kardeş kardeşi kazıklar mı diyeceksiniz. Zaman 21. asır, yer de Türkiye ise,
evet. Zaten artık halk öyle demiyor mu? "Bu devirde kardeşine bile
güvenmeyeceksin arkadaş!"   

Hırsızlık çeşitlerini saymak, hele günümüz
Türkiye'si açısından, başarılması zor bir iş. Bunun tümüyle başarılamayacağı
bilinciyle, biz bunlardan bazılarını saymaya çabalarken, kim bilir kaç çeşit
hırsızlık çeşidi daha icat edileceğini tahmin etmenin mümkün olmadığını
değerlendirerek  aklımıza gelenleri ilâve edelim: Ülke soygun yerine dönmüş,
arazi ve arsa soygunları artarken, hazine arazilerine el konulup binâ
kondurulurken ormanlar ha bire talan edilir, halkın ekmeği çalınır, ekmeğin
gramajı çalınır, süte su katan sütçü hileyle çalar, kalitesiz mal üreten
kaliteden çalar. Vakit, nakitten kıymetlidir. Trafikte, kahvede, maçta,
televizyon karşısında... insanların zamanları çalınır. Belediye otobüsü saatinde
gelmediği, bilmem kaç dakika geciktiği için duraklardaki o kadar insanın
vakitlerini çaldığını şoför düşünmez bile. Tabii, helâllık da dile(ye)mez.
Sürücü, karşıdan gelen diğer sürücünün hakkını çalar, on saniye kazanmıştır, ama
çalarak. Otobüste, dolmuşta iki kişilik yerin birbuçuk kişilik yerini kaplayan
yolcu, yanına oturan vatandaşın hakkını gasbetmiş, yerini çalmış olmaktadır.
Askerde şu kadar uzun süre askerlerin ömürlerinden çalınır, okulda zihin ve
gönüllerinden. Sınavlarda bazı öğrencilerin çalışmalarının çalındığı, haklarının
gasbedildiği olur, çalınan aslında gelecekleridir. İmam-Hatiplilerin hakları
çalınır, kızların başörtüleri... Aslında bunlar sadece hırsızlığın görünen
tarafıdır. Görünmeyen tarafları; tüm müslümanların, tüm halkın, tüm değerlerinin
çalındığı...       

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde birçok câmi,
medrese ve tekke binası ve vakıf yeri, daha çok da gayri müslimlere satılmış,
paralarının hesabı sorul(a)mamıştır. "Onlar eskidendi, şimdi bu tür şeyler
olmaz" diyenler etrafına atgözlüğüyle bakanlardır. Halkın yaptırdığı birçok
İmam-Hatip Lisesi binası gasbedilerek farklı amaçlar için kullanılıyor. Câmi
bahçelerinde halkın yaptırdığı Kur'an Kursu vb. yerler, hiç hakkı olmadığı halde
Vakıflar Genel Müdürlüğünün malı olabiliyor. Şahıs arazisi olmadığı için hazine
arazisi olduğu gerekçeyle kullanım hakkını, kiraya verme hakkını devlet kendinde
görüp halkın yaptırdığı binaları resmen çalıyor. Zaten Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Osmanlı'dan, 500 seneden beri müslümanların hizmetine vakfedilmiş binlerce, on
binlerce medrese, han, hamam, dükkân, işyeri, değişik bina ve arâziye el
konulmuş, (ç)alınıp gasbedilerek oluşmuş. Bu paraların bir kısmıyla Vakıflar
Bankası kurulmuş, diğer gelirler de devletin hazinesine havâle edilmiştir.
Cemaatleri tarafından yapılacak yeni binalara el koymak için de Vakıflar Genel
Müdürlüğü oluşturulmuştur. Yani, vakıflarla ilgili resmî kurum, sadece
günümüzdeki câmi çevresindeki İslâm'a ve müslümanlara hizmet için vakıf olarak
yapılmış binâlara değil; yüzlerce seneden bu yana çok değişik alanlarda Allah
için vakfedilmiş binâ ve arâzileri vakfeden insanların ve onlardan yararlanan
milyonların hakkını da çalmıştır. Bu tür gerçeklerden yola çıkarak düzene
"hırsız düzen" diyenler mi suçludur, düzen mi? "Hırsız düzen" diyen, devlet
sırrını ifşâ ettiği için mi suçlu kabul edilecektir? Artık, bunların sırları
dökülmüş, gizler ortadan kalkmış, her şey alenî yapılmaya başlanmıştır. O yüzden
yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasına evin gerçek sahipleri artık müsaade
etmemelidir. 

Boş arâziler yağmalanıyor, hazine arazisi
denilen, aslında tüm halka âit olan ve içinde garibin ve yetimin de hakkı
bulunan arsalara gecekondular, apartmanlar, villalar, hatta fabrika ve
üniversiteler kuruluyor. Ormanlar kesilip yakılarak, açılan yerlere fındık, çay
fidesi dikilebiliyor, ya da bina oturtulabiliyor. Artık komşu komşudan emin
değil; "bana nasıl zarar verir?" diye düşünüyor. Tarla veya bahçesinin
toprağından çalabileceğini, tarla sınırını değiştirebileceğini düşünüyor,
şüpheye düşüyor, ya da bu tür şeyler başına geliyor. "Allah nezdinde
hıyânetin en büyüğü, iki arâzi veya ev komşusundan birinin, diğerine âit bir
arşın toprağı kendi zimmetine geçirmesidir. Allah kıyâmet gününde, bu toprağın
yedi katını, onun boynuna geçirir." (Ahmed bin Hanbel, IV/140, 202, V/341,
344). Eski insanımız karşısındaki komşunun güneşini çalmış olmamak için, evini
karşı evden daha yüksek tutmaz, tek katlı komşu evinin karşısına iki kat çıkmayı
"kendi arsamın üzerine, kendi paramla değil mi, yasak da olmadığına göre" demez,
bu hakkı kendinde görmezdi. Şimdi bırakın böyle davranmayı, bunu duysalar komedi
filmine alay edilsin diye "enâyinin biri" adıyla monte ederler. Güneşimizi
çalanlar, oksijenimizi de, havamızı da çalıyor. Organize suç örgütü denilmese de
çok sayıda meslek grubu, her biri ayrı bir yönüne hücum ederek insan sağlığını,
beden ve ruh sağlığını çalıyor. Sağlığı düzelsin diye doktora gitmeye kalkıyor
hasta, hastahane hiç gereği yokken üç-beş tahlil, bir de röntgen istiyor, bir de
o çalıyor, yetmiyor bir de doktor, olmadı bir de ilaç firmaları. Her kurum,
hırsızlık şebekesi olmuş. Hırsızı hırsıza şikâyet eden suçlu çıkacaktır. Hakkını
ararken de soyulmayayım diye sineye çekiyor, o zaman da stres denilen çağdaş
canavarın kucağına düşüyor.

Cumaları imamın elindeki ve dilindeki hutbeler
çalınır. Vâizlerin dilleri çalınır. Hakkı ketmeden/gizleyen, kendisine emânet
edilen din ilimlerini kendinde saklayıp ihânet etmiş, kutsal emâneti gasbetmiş
bir çeşit hırsızdır. "... Âyetlerimi az bir para/ücret karşılığında satmayın.
Sadece Ben'den korkun" (2/Bakara, 41) diyor Cenâb-ı Hak. Karşılığında
dünyadaki tüm paraları, tüm dünyayı almış olsa da, Allah'ın âyetlerini ucuza
satmıştır hakkı ketmeden, hakkı bâtıla âlet edip hakka bâtılı karıştıran bel'am.
Rüşvet cinsinden aldığı bu para veya maaş, kendi cennetinin satış bedeli
olmuştur. Hacca gidenlerin parasını üç-beş ay önce alıp bankaya yatırarak
fâizini alan devlet ve Diyânet, aday hacıların parasından daha önemli olan
sevaplarını çalarken, Suudi Arabistan, hacılardan toprak bastı vb. adıyla bu
soyguna ortak olur. 

Moda adlı bir maske takarak çok sayıda farklı iş
alanı, sektör olmuş, yolunacak kaz veya kız arıyor. Genç erkeklerin hayâlarını,
müslümanca yürüme hakkını çalmaya çıkan genç kız ve kadınlar da ava giderken
avlanıyorlar. Yazık, eteklerinin yarısını kesip çalmışlar sokaktaki
kızcağızların. Hiç mi acıma yok bu hırsızlarda nice kadının bluz ve
tişörtlerinin altını bile kesip çalmışlar, göbekleri apâşikâr açıkta kalmış
zavallıların. Ama durun, ben bu hırsızı tanıyorum; daha önce de bu kadınların
başörtüsünü, iffet ve hayâsını çalan hırsız değil mi o?         

Gönül hırsızı gençlerin karşı cinsin gönlünü
çalması güzel hırsızlık olur mu bilmem ama, hırsızlık hırsızlıktır. Organ
mafyası, çocukların ya da ölülerin organlarını çalmaktan çalıp pazarlamaktan
çekinmez. Bundan daha fecîsi, çocukların fıtratları, hayâ ve iffetleri, iman ve
âhiretleri çalınır. İnsanların onurları, hakları, özgürlükleri çalınır.
Müslümanca yaşama hakları, sadece Allah'a kulluk yapma özgürlükleri çalınır.
Hırsız demek eli uzun demek. Şimdiki hırsızlık kurumlaştığı için elleri o kadar
uzun ki, ta Ankara'dan Hakkâri'nin köyüne uzanabiliyor, ta uzaydan filanın evine
girebiliyor. Halkın cebine uzanan el, ondan daha fecîsi gönlüne ve kafasına
uzanıp oraları boşaltmış, boş gönül ve kafayla hırsızlığı da, hırsızları da
tanımak mümkün olmuyor. Halkın sevgisi, tepkisi, buğzu, sevdâsı, dâvâsı, umudu,
ideali, hedefi, aklı, mantığı çalınmış, çalınıyor. İnsanımızın şarkısını ve
türküsünü, sanatını ve edebiyatını, zevkini ve eğlencesini, örfünü ve edebini,
okulunu ve câmisini, insanlığı ve müslümanlığı, kalemini ve dilini, dinini ve
imanını, insanı insan yapan tüm değerlerini de çalmışlar, çalmaya devam
ediyorlar. Bize "hırsız var!..." deme hakkını bile vermiyorlar. Bu hakkımızı da
çalmışlar. "Hırsız var!" diye caddede bağırsak, herkes kaçar, cadde boşalır mı
dersiniz? Niçin ve kimden kaçacak hırsızlar ki!? Âdî hırsız bile hırsızlığını
kabul etmiyor, bin bir gerekçe ile yaptığını normal gösterip kendini temize
çıkarmaya çalışıyor; dolaylı olarak hırsızlığa katılan ve yaptıklarının
hırsızlık olduğunu aklından bile geçirmeyenler, bunların hırsızlık olduğunu
nasıl anlayıp kabul edecek, hangi cezâ ile gözü korkutulacak ki, bundan
vazgeçsin?

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar