Demokrasi Oyunu


Demokrasi Oyunu

Demokrasi Oyunu:

 
"Ver oyunu, gör oyunu!"  "Kim
daha oy alıyor/oyalıyor?"  "Oy, oy!" diye halktan rey dilenenler, iş başına
geçtiklerinde halkı "of, of!" diye inletirler. Buna rağmen oyun devam eder.
Demokrasi sâyesinde insan, ısırıldığı delikten bir değil; on kez ısırılır.
Tahterevallidir demokrasi; partilerin biri iner, biri çıkar. Ama bu
tahterevallinin üzerine binilip oturulan yerinde gıcırdayan tahta kalas değil;
inleyen halk vardır. Hangi doktrin, rejimde hâkimse, onun koyduğu kurallar
işlemekte, hâkim gücün çarkının işlemesi için halkın desteğine ihtiyaç
duyulduğundan, senaryosu önceden yazılmış oyunda, halka sadece figüran roller
verilmektedir. Halkın seçmek mecbûriyetinde olduğu düzenin memurları, isteseler
bile hâkim gücün/derin devletin sistemini değiştirme hakkına sahip
olmadıklarından, halkı temsilen seçilenlere düşen iş, mevcut sistemin çarkının
başında durmaktan öteye gitmez. Bu olayda halka düşen ise, düzenin bazı
yerlerine idareciler tâyin ederek onların suçuna ortak olmaktır.
Demokrasi bir yönetim
biçimidir; yönetimleri belirleme biçimi değil! Kendisi bir düzendir; başka
düzenlere kapı değil! Davul tutanları seçme işidir; tokmakları değil! Egemen
güçler tarafından kuralları belirlenmiş oyundur; oyun kurallarını belirleme işi
değil! Demokrasi, kitabına uydurma rejimidir; Kitab'a uyma değil! Demokrasi ile
disiplini esas alan rejimler arasındaki fark, önemsizdir: Totaliter rejimlerde
kral veya general; "Ben böyle istiyorum!" der; Demokrasi ise, "sen böyle
istiyorsun!" der.  
Din kurumlarının bağımsız
olmadığı düzen nasıl demokrat olabilir? Anayasanın bazı maddelerinin
değiştirilmesi teklif bile edilemez, halk kendi istediği sistemi seçemez, kurulu
düzenin uygulayıcıları olarak kendi önlerine çıkarılan isimler arasında bir
tercih yapmak, içinde kendine benzeyen bulamadığı için dayatılan adaylardan
ehven-i şerri tercih etmeye çalışırsa, buna oyun denilmez mi? Halk idaresi diye,
halkın inancına, yaşayış ve ahlâkına saldıran düzenin adıdır bu ülkede
demokrasi. Başta Kemalizm ve onun ilkeleri olmak üzere, laiklik vb. tabuların
bulunduğu düzen, nasıl halkın yönetimi olabilir? Demokrasilerde egemenlik
kayıtsız şartsız paranındır, medyanındır, derin devletindir; ama halkın
değildir. Halk, rüzgâr ne yönden esiyorsa onun gücüyle savrulan yaprak gibidir.
Ulusal ve uluslararası istihbârât örgütleri, kartel ve holding patronları,
siyonizm, ağalar, şeyhler, hizmet adı altında devlet rüşvetleri, reklâm,
aldatmaya dayalı propaganda, seçim kanunu vb. adla seçim hile ve aldatmacaları,
büyük partilerin devlet yardımı vb. yollarla avantajları... bütün bunların halkı
yönlendirmediğini kim iddia edebilir? Öyleyse, gerçekten halk mı yönetiyor
halkı?                                
                                                        
Güçlünün hâkim olduğu rejimin
adıdır demokrasi. Çağdaş bir masaldan ibarettir. Her ne kadar tersi iddia
ediliyor olsa bile, seçenlerin ve hatta seçilenlerin değil; seçtirenlerin ve
derindekilerin irâdesi önemlidir. Demokrasi, bir Truva atıdır. Halka, oy vermeme
hürriyeti bile vermeyen çağdaş dayatma rejimidir. %51 delinin % 49 akıllıya
gâlip getirilmesinin adıdır. Müslümanla kâfirin, mücâhidle İslâm düşmanının,
âlimle câhilin, aydınla avamın eşit olduğu adâletsiz rejimin adıdır demokrasi.
Demokrasi açısından, oy veren insanlar, eşit olmasına eşittir, ama bazıları daha
çok eşittir. Elli bir pirenin kırk dokuz file gâlip getirilmesidir demokrasi.
Kazanan ve kaybedenin maçtan önce belli olduğu şikeli bir karşılaşmadır. Hakka
rağmen halk idaresi olmasının yanında; aslında halka rağmen egemen çevrelerin
halkın inancına ters dayatmalar rejimidir. Teorisiyle pratiği birbirine bu denli
ters bir anlayış, başka hiçbir ideolojide bu kadar sırıtmaz.
Kimler parti kurabilir?
Partiler kanunu, hangi mecbûriyetler getirmektedir? Meselâ İslâm partisi
kurulabilir mi? Hani, halkın idaresi idi demokrasi; ya halk İslâm'ı istiyorsa?
Buna fırsat vermeden, yolu açmadan halkın isteyip istemediği nasıl belli
olacaktır? Kimleri seçebilir vatandaş? Partiler ve adaylar her görüşe açık
mıdır? Rejim, Atatürk ilkelerini tâvizsiz uygulamaya çalışır. Gerçekten halk mı
istemektedir bu kadar heykeli? Halk Kemalist midir de, halkın yönetimi denilen
demokrasi rejiminde yönetim onun ilkelerinin dışına çıkamaz? Halkın inanç ve
ibâdetleri, halkın seçtiği yöneticilere ve onların yönettikleri düzene ne kadar
yansıyabilmektedir? Halkı etkilemede medyanın, propagandanın ve kaynak olarak
paranın gücü nedir?
Ve bir düdük öttürülünce halkın
irâdesi ne durumlara düşmektedir? Demokrasi, demokrasinin raylarına oturtulmak
adına katledilerek demokratik (!) darbeler yapılır her on senede bir.
Demokrasiye kimler ve ne adına balans ayarı yapmaktadır? Partileri halka rağmen
kim kapatmakta ve kapatmakla tehdit etmektedir? Bunun demokrasi ile neresi
bağdaşmaktadır? Milyonlarca oyu kim, hangi gerekçeyle geçersiz/etkisiz saymakta,
daha az oya daha büyük yetkiyi kim, nasıl vermektedir? Demokrasi ile ilgili bu
tür sorunları ve soruları çoğaltmak mümkün... 
Kapitalizmin sömürüsünü
perdeleyen bir simgedir demokrasi. Demos-kratos: Yunanca; Halkın yönetimi
anlamına geliyor, yani halkın hâkimiyeti. Batılıların helvadan putudur
demokrasi; istedikleri zaman yiyip yutarlar. Batılılar niçin Kuveyt'te, körfez
ülkelerinde, Suudi Arabistan'da vb. yerlerde demokrasi istemez? Bazı yerler
içinse zorunludur demokrasi. Batının, demokrasi kavalıyla kolay güdebileceği
ülkelerde her konunun demokrasiyle ilişkisi kurulurken, Batı, işine gelmediği
yer ve zamanlarda, emir kulları aracılığıyla demokrasiyi askıya alır veya
aldırtır, darbeler yaptırılır. Meselâ Türkiye'de müslümanlara zulüm gündeme
getirilmezken Apo'nun idamı bir demokrasi meselesi kabul edilir.
Demokrasi, monarşinin
egemenliğine göz dikmiş, krallık veya padişahlığın yanlışları üzerine antitez
olmuştur. Gerçi demokrasinin beşiği denilen yerlerde, Batıda kral ve kraliçeler
hâlâ en üst yöneticilerdir; bu tezat bile değerlendirilmez. İngiltere, Belçika,
Hollanda, Danimarka, Lüksemburg gibi ülkelerin başında hâlâ kral veya kraliçeler
vardır. Padişahlığa alternatif olarak kabul edilen demokraside 550 tane padişah
ve arkalarında sayısını kimsenin bilmediği gizli padişahlar bulunan bir anlayış
mıdır halkın istediği yönetim? Câhiliyye dönemindeki müşrikler de demokrattı.
Mekke'de de demokrasi vardı: İsteyen istediği putu serbestçe seçebiliyor, kimse
karışmıyordu. Aynı özgürlük çağdaş câhiliyyede de vardır: Zulümlerden zulüm
beğenebilir, tâğutlardan bir tâğut seçebilir insan, günümüzdeki çağdaş
demokrasilerde. Hakkını yemeyelim: Tavuklara kümeslerini, bekçilerini ve
kurtlarını seçme hakkı verir demokrasi. Hileli yollarla da olsa, halka
gardiyanlarını seçme hakkı verir.          
"Demokrasilerde çare tükenmez"
mi acaba? Bugüne kadar ülkedeki çaresizliklere ne demeli? Doğrusu şöyle olmalı:
"Demokrasilerde çene tükenmez!" Politika, iş üretmeye değil; laf üretmeye
dayanır bu ülkede, demogoji, laf yarışı, kandırma tükenmez bu düzende. Halk
seçime katılabilir ama, yönetimi hiçbir zaman ele geçiremez. Yönetim ve halk
ayrımı vardır halkın idaresi denilen demokraside.
İslâm'da halkın değil; Hakkın
hükmü önemlidir. Halk Hakka kul olmalı, O'nun hükmüne teslim olmalıdır. Çünkü,"insanların
çoğu bilmezler" (45/Câsiye, 26), "insanların çoğu şükretmezler" (40/Ğâfir,
59), "insanların çoğu nankördür" (25/Furkan, 50) ve "insanların çoğu
mü'min değildir, iman etmezler" (40/Ğâfir, 59). O yüzden halkın çoğunluğuna
uymak, dalâlettir/sapıklıktır. "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak
olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi
olmaz, yalandan başka (söz de) söylemezler." (6/En'âm, 116). İnsanların
çoğunun bilmediğini, şükretmediğini, akıllarını kullanmadığını, yoldan
çıkmışlığını, günah ve haram peşinde koştuklarını, insanların mallarını haksız
yere yediklerini, çokluğu ve çoğunluğu ile böbürlenip üstünlük tasladığını, bu
yüzden mallarının ve evlatlarının çokluğu ile övündüklerini, daha çok ve daha
zengin oldukları halde kendilerinden önce nice toplulukları yok edildiğini,
bütün bunlardan ders almayan insanların yine pek çoğunun yoldan çıktığını Kur'an,
sayılamayacak kadar çoklukta ve ısrarla anlatmaktadır. Çokluğun ancak Allah'ı
zikredip anmada, şükretmede, kulluk ve ibâdet etmede, takvâda işe yarayan bir
şey olduğu da yine Kur'an'da ısrarla üzerinde durulun hakikatler olarak ifade
edilmektedir.
Çoğunun akılsızlıklarından
bahsedilen insanlar, Allah'ın hükümlerine itibar etmeyen, Rab olarak sadece
Allah'ı kabullenmek istemeyen kalabalıklardır. Sürüleştirilen, sömürülen,
köleleştirilen yığınlardır. Çalışan kafalar, akl-ı selîm sahipleri, kendilerinin
farkına varan kafalardır. Kendinin farkına varanlar, Allah'ın farkına varırlar;
Allah ile kendileri arasındaki farkı farkederler. Hadlerini bilirler ve O'na ait
olan, olması gereken hâkimiyeti kendi zimmetlerine geçirerek haksızlık edip
ilâhlık taslamazlar. "Onların (İnsanların) çoğu zandan başka bir şeye uymaz.
Şüphesiz zan, haktan/gerçekten hiçbir şey ifade etmez." (10/Yûnus, 36).
Haktan, hakikatten bir şeyin ifadesi olmayan zanna uyanlar, ister çoğunluk,
ister azınlık olsun, gerçekten bir şeyin ifadesi olmayana uyduklarına göre
akletmiyorlar demek değil midir?       
Halk deyimiyle "nerede çokluk,
orada ..."  Kendi taraftarları ve ideologları bile, demokrasinin görmezlikten
gelinemeyecek zaaflarından haberdardır: "İyi hükümetler arasında demokrasi en
kötüsü, fakat kötülerin en iyisidir." (Aristoteles) "Hükümetlerin en iyisi, bize
kendimizi yönetmemizi öğreten hükümetlerdir." (Goethe)   
Demokrasilerde mutlak doğru,
çoğunluğun tespit ettiği (ya da öyle farzedilen) görüştür. Doğru, parmak
sayısına göre belli olur. Halktır hakem, o ne demişse doğrudur. Serbest kılma
veya yasaklama (helâl ve haram kılma) yetkisi, halkındır, seçilmişlerindir.
Bunun uygulamada böyle olup olmadığı da, doğru olup olmadığı da tartışılmaz.
Aynı coğrafyada yaşayan
insanlar olarak hepimiz, aynı geminin yolcularıyız. Gemide delik açanlar, sadece
kendilerini batırmış olmazlar. Gâfil, hâin, ehil olmayan, güvenilmez (mü'min
olmayan) kaptanın, elindeki bozuk pusula ve yanlış harita ile gemiyi sürmesine
rızâ göstermek, tüm yolcular için hayatî tehlike demektir. Kaptan ve tayfaların
yanlış rotalarına seyirci kalmak, tüm yolcuları da gitmeleri gereken yere
ulaşmalarına engel olacaktır. "Devlet gemisinin sorumlu kaptanı, sadece bu
gemiyi yöneten değil; aynı zamanda bu gemiyle yolculuk edenlerdir."
Yöneticilerin amaç ve çıkarları
ile onları seçenlerin amaç ve beklentilerinin aynı olduğunu kim iddia edebilir?
Enflasyon, devalüasyon, vergi vb. adlar altında halk, kendi cebindeki paraları
soydurmak, bazılarına hortumlatmak için mi seçmektedir seçtiklerini? Halk
yargılanırken, halkın vekillerinin yaptıkları niye yanlarına kâr kalmaktadır?
Kaç parlamenter bugüne kadar suçlanabilmiş ve kaç tanesi cezasını çekmiştir?
Partilerin başında kapatılma korkusu Demokles'in kılıcı gibi durur; her on yılda
bir darbeler âdet olduğu için, buna sebep olmamak, fincancı katırlarını
ürkütmemek gerekmektedir. Demokratik düzenin vazgeçilemez unsurları olan
partiler, kendi içlerinde sahi ne kadar demokrasiye uygun davranıyorlar? Lidere
rağmen farklı görüş bildirilebilir, o istemeden birisi onun partisinden aday
olabilir mi dersiniz?
 Demokrasi, sözüm ona
müslümanların bazıları tarafından kutsallaştırılır, batılı cadı mankene
başörtüsü taktırılır: "Halkın irâdesi Hakkın irâdesidir."  "Halka hizmet, Hakka
hizmettir." "İslâm, demokrasinin ta kendisidir..."       
Konuyu özetlemek gerekirse; Her
yönüyle kendisine has bir muhtevâya sahip olan İslâm Dininin, esas gayesini
teşkil eden "dini yalnızca Allah'a has kılma"yı gerçekleştirmek için, diğer bir
ifade ile İslâm'ı hâkim kılmak için kendine has bir yol ve yordamının olacağı da
açıkça bilinen hususlardandır. İslâm'ı hâkim kılmak için yapılacak her bir doğru
eylem, hatta zihinsel faâliyetler bile birer sâlih ameldir. Yani bu maksatla
yapılacak işlerimizin kabul edilebilmesi için, bir ameli, sâlih kılan özellikler
şunlardır:
1) Yapılacak amel ile
birlikte sahih bir akîdenin bulunması,
2) Yapılacak amelin
ihlâsla, yani yalnızca Allah'ın rızâsı gözetilerek yapılması,
3) Bu amelin, şeriatin o
amel için belirlemiş olduğu şekilde yapılması, yani Kitaba ve Sünnete uygun
olması (ittibâ). Dolayısıyla İslâm'ı hâkim kılmak için izlenecek yolun, İslâm'ın
kendi bünyesinden alınmış olması, yahut en azından İslâm'ın açıkça yasaklamış
olduğu gâye ve maksatlara götüren bir yol olmaması gerekmektedir. Buna bağlı
olarak, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Demokrasi, esas itibarıyla, hâkimiyeti
Allah'ın bir hakkı olarak kabul etmeyip bu hakkı kayıtsız şartsız olarak halkta
ya da millette gören bir rejimin adıdır. Demokratik yöntemler de bu amacı
gerçekleştirmek için ortaya konulmuş yollardır. Müslüman bir kimse, İslâm'ı
egemen kılmak için çalışma ibâdetini îfa ederken, hiçbir yönüyle İslâm'la
bağdaşmayan bu yöntemleri, İslâm'ı egemen kılmanın vâsıtası olarak kullanamaz.
Çünkü böyle bir durumda en azından sâlih amelde aranan "ittibâ" şartı
bulunmayacaktır. Dolayısıyla böyle bir amel, en azından red edilmiş olacaktır.

Kaldı ki, her bir sistemin
yöntemi de ancak kendi tabiatına uygundur. Amaç ile yöntem arasındaki tabiat
farlılıklarının varlığının sağlıklı birtakım sonuçlara ulaştıramayacağı da hem
mantıkî bir gerçektir; hem de artık gerek İslâm âleminde ve gerekse
coğrafyamızda yaşanan deneyimleri göz önünde bulunduracak olursak, vâkıa daha
açık ortaya çıkacaktır. Laiklik ise; en azından İslâm'ın devlet ve toplum
hayatına dair hükümlerini red ve iptale dâvet ettiğinden, müslüman açısından
kabul edilmesi imkânsız bir siyasal yaklaşımdır.
Allah'ın indirdiği hükümleri ve
öncelikle de Allah'ın hâkimiyetini (hangi çerçevede olursa olsun) red etmek de,
İslâm dışında bütün sistemlerin ortak yönünü teşkil eder. Dolayısıyla hâkimiyeti
bütün kapsam ve boyutlarıyla Allah'ın hakkı olarak görmeyen bir sistem ve din
de, müslüman tarafından red edilmeye mahkûmdur. Allah'ın hüküm ve hâkimiyetini
kısmen ya da tamamen red eden sistemlerin, İslâm'a göre başka bir şekilde
değerlendirilmeleri mümkün olmadığı gibi; müslümanın da bunları red etmekten
başka bir tavır takınacağını beklemek mümkün değildir.
Müslümanlar Allah'ın Dini'ni
gerçek mâhiyetiyle kavrayıp küllî ve cüz'î hiçbir alanda İslâm'dan başka
herhangi bir sisteme ihtiyaç duymayıp yalnızca Rablerinin dini ile yetinerek,
sadece o dinin gösterdiği doğrultuda, gösterdiği hedefe doğru ilerleyecek
olurlarsa, hem kendi aralarındaki anlaşmazlıkları ıslah edip birbirleriyle
ilişkilerini düzeltecek, hem de Rableriyle aralarını düzelterek O'nun rahmet ve
inâyetine mazhar olacaklardır: "Uğrumuzda cihad edenleri, elbette Biz Onları,
yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah, ihsân edenlerle beraberdir." (29/Ankebût,
69)   

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar