2) Vasıtalı İlim


2

2)
Vasıtalı İlim:

 

Bu çeşit ilim ise genel olarak akıl ve
his aracılığı ile öğrenilen ilimdir. Vasıtalı ilimler ise, maddi olmayan, veya
mevcut olup dışta maddi şekli bulunmayan, fizik ötesi dediğimiz gayb aleminden
fikir, zihin yoluyla öğrenilir. İnsanda bulunan beş duyu (görme, işitme,
koklama, tat alma ve dokunma) ile maddi şeyler hakkında (duyular vasıtasıyla)
bilgi edinilir. Bir şey görünce şekil; bir ses işitince ses; bir şey koklayınca
koku; ağzımıza yiyecek alınca o şeyin tadı; bir şeye dokununca onun yumuşak ve
sert oluşu vs. hakkında vasıtalı bilgiler ediniriz. Ancak hastalık halinde
tatlı, acı gibi gelir. Tren ve başka araçla giderken yol geriye gidiyor sanırız.
Bu gibi bazı istisnalar dışında, duyular aracılığıyla, düşünerek, zihni bilgiler
ediniriz. Ayrıca inceleme ve araştırma yoluyla da şüpheleri gideren doğru
bilgilere ulaşırız.

İlimler farklı bakış açılarına göre şu
tasniflere ayrılabilir:

1) Şer'î ilimler:
Peygamber efendimizin getirdiği ilim.

2) Şer'î olmayan ilimler:
Maddi, dünyevi ilimler. Ayrıca dinî, aklî ve dünyevî ilimler olarak, veya zâhir,
(dünya hayatını tanzim eden) bâtın (ebedî hayatı tanzim edici) ilimler olarak da
kısımlara ayrılırlar.

[1]

Resûl-i Ekrem (sav): "İlim, taleb
edilip öğrenilmesi, her mü'min erkek ve kadın üzerine farzdır"[2]
buyurmuştur. İslâm ulemâsı; şer'i delilleri esas alarak ilmi, "Farz-ı Ayn" ve
"Farz-ı Kifaye" olmak üzere, iki sınıfta mütalaa etmiştir.[3]

İbn-i Abidin: "Farz-ı Ayn" ilimler 
ile "Farz-ı Kifaye" ilimleri tasnif ettikten sonra şu tesbitte bulunmuştur:
"Farz-ı ayn, farzı kifaye'den efdaldir. Çünkü farz-ı ayn nefsin hakkı için farz
kılınmıştır. Nefis için o daha mühim ve daha meşakkatlidir. Farz-ı kifaye öyle
değildir. O umumun hakkı için farz kılınmıştır. Bu umuma kafir bile dahildir.
Bir iş umumi olursa hafifler, hususi olursa ağırlaşır. Bazıları farz-ı kifayenin
efdal olduğunu söylemişlerdir. Zira bu farzın edası bütün ümmet'ten borcu iskat
eder. Terk edilirse edaya imkânı olan herkes günahkâr olur. Bu sıfatta olan
farzın te'sir cihetinden daha büyük olacağında şüphe yoktur. Mamafih Tahtavi'nin
nakline göre birinci kavil (Farz-ı Ayn'ın daha efdal olduğu) mutemed
sayılmıştır."[4]

İmam Burhanüddin Ez Zernuci: "Hangi
durumda olursa olsun, bulunduğu halde meydana gelen işlerle, ilgili bilgileri
edinmek her müslümana farzdır. Çünkü müslüman için namaz kılmak zaruridir. Bu
sebeble namazın farzlarını, eda edecek kadar şart ve erkânına ait bilgileri
edinmek onun için farz olur. Yine vacibi edâ etmek için gerekli bilgileri
edinmek vacib olur. Zira farzı yerine getirmeye vesile olan şey farz, vacibi
yerine getirmeye sebeb olan bilgi de vacib olur"[5]
diyerek, önemli bir inceliği ifade etmiştir. Her mükellefin, içinde bulunduğu
hal ile ilgili ilimleri  öğrenmesi üzerine farzdır. Meselâ: Fakir durumda olan
bir mü'mine zekât veya hacc ibadeti ile  ilgili ilimler farz değildir. Ancak
aynı mü'min; nisab miktarından fazla mala sahip olursa, zekât ile  ilgili
ilimler "Farz-ı Ayn" hale gelir. İstilâya uğrayan veya azınlık durumunda olan
müslümanların, cemaat ve cihad hukukunu öğrenmeleri farzdır.

Sihir, büyü, kehanet, falcılık ve
felsefe gibi, Şer'i şerifin haram kıldığı ilimleri elde etmek ve bunlarla
insanları "Tevhid" çizgisinden uzaklaştırmak da haramdır. Ancak bunların 
fesadına engel olmak için öğrenmekte beis yoktur.

Farz-ı Ayn olan ilimleri tahsil etmek 
farz olduğu gibi,  mükellefin  öğrendikleri ile amel etmesi de farzdır. Resûl-i
Ekrem (sav)'in: "Bir kimse bildikleriyle amel ederse, Allahû Teâla (cc) o
kimseye bilmediklerini öğretir"[6]
müjdesi sarihtir. Münazara ve münakaşa'da; muhaliflerini yenmek veya nefs-i
emmaresini tatmin etmek için ilim tahsil etmek mekruhtur. Dünyevi hırs ve tamah
saikiyle ilim elde etmek caiz değildir.

İlim ehli olan bir kimse; herhangi bir
mükellef kendisine müracaat ettiği ve sual sorduğu  zaman, ilmi gizleyemez.
Resûl-i Ekrem (sav)'in "Bildiği şeyden sorulup da gizleyen kimseyi Allahû
Teâla (cc) kıyamet gününde ateşten bir gemle gemleyecektir"[7]
buyurduğu sabittir.[8]

 

[1]
Durak Pusmaz, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/133-134.

[2]
El Aclûni-Keşfû'l Hefa-Beyrut: 1351-2, C: 2, Sh: 43, Had. No: 1665, ayrıca
İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty, C: 1, Sh: 2.

[3]
İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst: 1982, Şamil Yay.
C: 1, Sh: 40.

[4]
İbn-i Abidin-a.g.e. C: 1,
Sh: 41 (Tembih kısmı).

[5]
İmam Burhanüddin Ez
Zernuci-Ta'limü'l Müteallim-İst: 1980, Çağrı Yay. Sh: 9.

[6]
El Aclûni-Keşfû'l
Hefa-Beyrut: 1351-2, C: 2, Sh: 265, Hd. No: 2542.

[7]
Sünen-i Ebû Davud-İst:
1401, Çağrı Yay. C: 4, Sh: 67-68, Hd. No: 3568.

[8]
Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, Ölçü Yayınları: 1/32-34.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar