İslâm'ın Rükûnları/Temelleri


İslâm

İslâm'ın Rükûnları/Temelleri
 
İslâm'ın rükûnları (temelleri)
beştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in Allah'ın rasûlü
olduğuna şehâdet etmek, namazı ikame etmek, zekât vermek, Beyt'i haccetmek,
Ramazan orucu tutmak..
Peygamberimiz'in İslâm'ı tarif
ettiği Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte  ve konunun başında
zikrettiğimiz İslâm'ın beş temel üzere bina edildiğini bildiren hadiste (câhil
halkın yanlış olarak İslam'ın beş şartı dediği) bu beş temelin sayıldığını
biliyoruz. Bunlardan biri, itikadî/imânî rükûndur, prensiptir. Şehâdet veya
tevhid kelimeleri dediğimiz İslâm'ın bu erkânını (temel ilkelerini), ilim
dallarından Akaid konu edinir. Diğer dört rükûn, ibâdetle ilgili amelî
erkândır/ilkelerdir. "Amel-i sâlih" olarak etrafını câmi olarak
tanımlayabileceğimiz bu dört esasın, bu amel ve ibâdetlerin nasıl yapılması
gerektiği  Fıkıh derslerinde, Fıkıh ve İlmihal kitaplarında konu
edinilmektedir.  
Amel-i sâlih nedir? Salih amel,
Allah'ın râzı olduğu amellerdir. Bu amel  (davranış)  iki özellik taşır: Biri,
İslâm şeriatına uygun olması, ikincisi; bu ameli işleyenin niyetinin Allah
rızâsına yönelik ve sadece O'na  ibâdet  için  olmasıdır.  Bir amel,  bu iki 
özellikten birini taşımazsa Allah katında râzı olunan amellerden, yani amel-i
sâlihten olmaz. Böyle  bir amelin ecri ve sevabı da yoktur. Yüce Rabbimiz
buyuruyor ki:
"Kim Rabbine kavuşmayı ümid
ederse, sâlih  amel işlesin, Rabbine ibâdette hiç bir kimseyi ortak koşmasın."
(Kehf: 18/110)
Amel-i sâlihin İslâm'daki yeri
cidden pek büyüktür. Çünkü bu ameller Allah'a, âhiret gününe iman etmenin
meyvesidir. Kelime-i şehâdetin (tevhidin) mânâsı, amel-i sâlih işlemek ve bu
yola girmekle meydana çıkar. İslâm kelimesinin teslimiyet anlamına geldiğini ve
bu teslimiyetin de Allah'ın emirlerine itaat edip teslim olma demek olduğunu
hatırladığımızda amelsiz, itaatsiz, ibâdetsiz İslâm'ın olamayacağı ortaya çıkar.
Amel-i sâlihin İslâm'daki öneminden dolayı birçok âyet onu  övmektedir. Bu
âyetlerin bazısı onu imana yaklaştırır, bazısı güzel mükâfatını açıklar, bazısı
da  özellikle âhiret hayatında vereceği faydadan bahseder.
"Andolsun asra ki, muhakkak
insan  ziyandadır (zarar görecektir). Ancak iman edip amel-i sâlih işleyenler,
birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hâriç." (103/Asr, 1-3)[1] 

Amelin kabulü için İslâm'ı
benimsemek şarttır. Bundan dolayı Allah, iman  ile amel-i sâlihi beraber
zikretmiştir. Bir kimse, Allah rızâsı niyetiyle ve İslâm şeriatına uygun bir
amel de işlese, eğer o kişi Kur'an'da belirtilen gerçek İslâm'ı tümüyle
kabullenip benimsemedikçe  o  ameli Allah onun yüzüne çarpacaktır. Böyle bir
amel için ne bir sevap, ne de bir mükâfat vardır.[2]

Amel-i sâlih çok çeşitlidir.
İbâdet olsun, muâmelât olsun, Cenâb-ı Hakk'ın emrettiği şeylerin hepsi sâlih
ameldir. Müslüman, Rabbına itaatı, Şeriata boyun eğmeyi ve Allah'ın rızâsını
talep etmeyi düşünerek bu özelliklere sahip bir amel işlediği zaman, amel-i
sâlih ehlinden olur.
Bu amel-i sâlihin başında  (dar
anlamıyla) ibâdetler gelir. İbâdetlerin de başında  namaz, oruç, hac ve zekât
gelir. Bunlar İslâm'ın temelleridir. Bu ibâdetlerde ihmal veya önemini küçümseme
kesinlikle câiz değildir. Bunun için İslâm'ı tanımlayan meşhur hadiste açıkça
bunların İslâm'ın temeli, binâsı olduğu bildirilmiştir.
İslâm'da ibâdetlerin önemi
büyüktür. İbâdetler, kişinin Rabbıyla olan ilişkisini düzenler ve belli şekilde
Allah'a karşı kulluğunu gösterir. İbâdetler, Allah'ın, kulları üzerindeki özel
hakkıdır. Bu ibâdetlere özen göstermek ve başkalarını önce imanî esaslara, sonra
da ibâdetlere dâvet etmek gerekir. İbâdetler eksik olduğu halde, insanın
imanının kuvvetlenmesi ve kalbinde kök salması mümkün değildir. Hatta küfrün
egemenliğinin çevre şartlarının tümüne uzandığı günümüzde  namaz başta olmak
üzere ibâdetlere gevşeklik gösteren insanların imanları çok büyük tehlikelere
girer. Yani kişinin namaz ve diğer ibâdetleri hakkıyla yerine getirmeden mü'min
kalması çok zordur. Bunlar, balık için su, insanın yaşamını devam ettirmesi için
hava mesâbesindedir.
Bu ibâdetler içinde namazın,
müslüman kalmak açısından daha büyük önemi vardır. İslâm; namazı, müslüman ve
kâfir arasını ayırt edici bir alâmet olarak açıklamıştır.  Ne yolculuk, ne 
savaş, ne hastalık halinde namazda ihmal câiz değildir. Onu terk etmek ve bu
konuda tembellik göstermek münâfıkların âdetidir. Kul, Rabbine döndüğü zaman
kendisine ilk sorulacak şey namazdır. Namaz, Allah'a olan kulluğunu ve kelime-i
tevhidin mânâsını kişiye devamlı hatırlatan bir ibâdettir. Namaz, sahibini her
türlü çirkinliklerden, fuhşiyattan ve kötülüklerden men eder.[3]

Müslüman, namaza "Allahü
Ekber" ile çağrılır; onunla namaza başlar, namaz süresince sık sık onu
tekrarlar. Çünkü Allah, her büyükten daha büyük, her  kuvvet ve kudret
sahibinden daha yücedir. Aslında, O'ndan başka hiçbir büyük yoktur; O'ndan başka
güç ve kuvvet sahibi/kaynağı yoktur. Kul, her şeyden daha büyük ve aziz olan
Allah'a bağlandıkça, O'ndan başka hiç bir kimseden korkmaz. Başkasına kulluk
etmekten sakınır.
Namazla birlikte; oruç, hac,
zekât ve diğer bütün ibâdetler, imanı takviye eder, nefsi kötülüklerden
arındırır, kulu Rabbine bağlar. Oruçta, Allah sevgisini bedenin isteklerine
tercih etme hali vardır. Oruç, müslümanı, ihlâs, irâde ve sabır hallerine
alıştırma özelliklerini taşır. Zekât, müslüman için cimrilik ve hasislik
hastalığından temizlenmeyi sağlayan mâlî bir ibâdettir. Malın esas sahibinin
Allah olduğu, kendisinin ise bir emânetçiden  başka biri olmadığını insan
zekâtla daha iyi kavrar. Zekât, mal sevgisine, Allah rızâsını ve sevgisini
tercih etmektir. Toplumun muhtaç kesimine  hisse ayırmak, böylece sosyal
adâletin sağlanmasına hizmet etmektir. Hac ise, müslümanın amelî
eğitimidir. Hac ibâdetiyle müslümanın fiilen açık ve muayyen bir şekilde
kulluğunu ortaya koyduğunu görüyoruz. İlim, cihad, iyiliği emir, kötülükleri
yasaklamak, sabır, tevekkül, takvâ, Allah sevgisi ve O'nun azabından korkmak...
gibi emirler, Kur'an'ın üzerinde ısrarla durduğu sâlih amellerin başında gelir.

[4]    
                  
 

 

[1]
Diğer örnek ayetler için  meselâ bkz. Mâide: 5/9; Ra'd: 13/29; Nahl: 16/97;
Kehf: 18/30; Meryem: 19/76; Ankebût: 29/7, 9.      

[2]
Âl-i İmrân: 3/85.

[3]
Namazın önemi konusunda Kur'an'a, özellikle şu âyetlere bakılabilir: Rum:
30/31; Bakara: 2/1-3, 153, 238; Nisâ: 4/103, 142; Ankebût: 29/45.

[4]
Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar