Fecir | Konular | Kitaplar

Değişime Kendinizden Başlayın

Değişime Kendinizden Başlayın

Değişime Kendinizden Başlayın:


Tüketim çılgınlığına karşı bütün dünyada
yürütülen çalışmalar, "gönüllü Sadelik Hareketi" etrafında odaklanıyor. Bu
hareketin gönüllüleri hemen her ülke, yaş ve meslekten kişiler. Hepsinin ortak
özelliği hızlı ve karmaşık yaşam biçimine karşı alternatif tarzlar geliştirmek.
Kredi kartlarından, televizyondan, eşya kalabalığından, aşırı yemekten, israftan
kurtulmak.

Gönüllü sadelik hareketindekilerin, alış-veriş
konusunda kendilerine hergün sordukları soru ise: "Bana ne kadarı yeterli?"[1]

İhtiyaçlar nerede bitiyor, aşırılık ve israf
nerede başlıyor? Bunu belirlemek için "yeterlilik" denen olağanüstü güzel şeyi
keşfetmiş olmak lâzım. Onu keşfetmiş insanların güzel özellikleri var.
Peygamberimizin yaşadığı hayatı gözümüzün önüne getirelim: "Ben kim, dünya
kim! Dünya (hayatı) ile benim ilgim, bir ağacın altında gölgelenip sonra da
bırakıp giden yolcunun durumu gibidir." (İbn Mâce, Zühd 3, hadis no: 4109,
2/1386; Tirmizî, Zühd 44, hadis no: 2377, 4/588) Rasûlullah'ın (s.a.s.)
yeterlilik ölçüsü şöyledir: "Sizden kim nefsinden
emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun
olmuştur." (Tirmizî, Zühd 34, Hadis no:
2347; İbn Mâce, Zühd 9, Hadis no: 4141); "Ademoğlunun şu üç şey dışında
(temel) hakkı yoktur. İkamet edeceği bir ev, avretini örteceği bir elbise,
katıksız bir ekmek ve su." (Tirmizî, Zühd 30, Hadis no: 2342) Ve müjde:
"İslâm hidâyeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene
ne mutlu!" (Tirmizî, Zühd 35, Hadis no: 2350)

Tavsiyesi de o istikamettedir: "Dünyada bir
garib veya bir yolcu gibi ol!" (Buhârî, Rikak 2; Tirmizî, Zühd 25, hadis no:
2334); "Birinize dünyalık olarak bir yolcunun azığı kadar yeterlidir." (Kütüb-i
Sitte, 17/564); "Müslüman olup da kendisine ancak yetecek kadar rızık verilen
ve Allah'ın kendisine verdiği ile kanaat getirdiği kimse muhakkak felâh
bulmuştur." (Müslim, hadis no: 1054; S. Müslim Terc. ve şerhi, c. 5, s.
478); "Allah bir kulu sevdimi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin
(perhiz gerektiren hastalığa uğramış) hastasına suyu yasaklaması gibi." (Tirmizî,
Tıbb 1); "Sizin için korktuğum şeylerden biri, dünyanın süs ve
güzelliklerinin size açılmasıdır..." (Buhârî, Zekât 47, Cum'a 28; Cihad 37,
Rikak 7; Müslim, Zekât 123; Nesâî, Zekât 81)

Sahip olduğu şeylerin az gibi görünmesi,
çoğunlukla daha zengin insanlarla karşılaştırma yapma hatasından kaynaklanır. Bu
konuda Peygamberî tavsiye şöyledir:
"Sizden biri, mal ve yaratılış itibariyle kendinden üstün bir kimseyi
gördüğünde, kendinden daha aşağı olanına baksın (Kendisini onunla mukayese
etsin). (S. Buhârî, Askalâni Şerhi,
11, s. 322) Sahih-i Müslim'de şu ilave rivâyet edilmiştir: "...İşte bu,
Allah'ın size olan nimetlerini hakir görmemek için uygun olan bir davranıştır."

İnsan, sadece rûhunun ve maddî bedeninin zarûri
ihtiyaçlarını düşünmek ve bunları helâl yolla temin etmekle yetinmiyor. Hırs,
tamah ve dünyevî yarış kendini çekiyor; sonu gelmeyen psikolojik arzular
ihtiyaçmış gibi gözüküyor, bu da sonu gelmeyecek kısır döngüyü oluşturuyor.
İlâveler arttıkça, güçlükler de artıyor. İnsanlardan çoğu, içinde yaşadığımız
tüketim kültürünün çılgınlığından ve adâletsizliğinden şikâyet etseler de, kendi
uygulamalarının, söylediklerinden çok uzak düştüğünü hissediyor. Kimi utanarak,
kimi suçluluğun acısı içinde, lüks tüketim konusundaki suçlarını itiraf ediyor.

"Sende var iken bunca varlık, bitmez gönlündeki
darlık" diyen ve "yeterlilik", "kanaat" denen olağanüstü güzel şeyi keşfetmiş
olanların dünyası da bambaşka sâdelik ve güzellikte. Onlar, bir dâvâ adamı,
arzuların sonsuz olduğunu, tümünün tatmin edilmesinin imkânsız ve bu gayretin
dünyada huzursuzluğa, âhirette azâba sebep olacağının bilinci içinde. Gerçek
ihtiyaçlarıyla geçici heveslerini birbirinden ayırabiliyor. Böylelikle
tercihlerinin ve meşguliyetlerinin doğrultusu, yalnızca dâvâsına ve yaratılış
amacına hizmet eden işlere yöneliyor.

İnsan, parasının hesabını yapabilmeli; parasının
nereden geldiğini ve nereye gittiğini iyi bilip hesap edebilmeli. Ancak helâl
yoldan ve kendini tüketmeden kazanacağı parayı, helâl yollara ve israfa kaçmadan
zarûri ihtiyaçlarına yöneltip kalanı âhirette büyük yatırımlara dönüşecek
şekilde infak edebilmeli. İnsan, sahip olduğu nimetleri takdir edemez ve kimden
geldiğini düşünemezse, asla yeteri kadarına sahip olamaz, gerekli yerlere
gerektiği gibi sarfedemez.

Yeterlilik bilincine sahip olan israftan kaçan
insan, huzurludur, içsel bir tatmine sahiptir . Onlar vermenin zevkine varmış
insanlardır. İmtihanı kazanmanın, nimetlere şükretmenin kazancını daha
dünyadayken avans olarak tatmış insanlardır. Bu huzur, kesinlikle israf ile para
harcanarak elde edilemez. İsraftan kaçıp aza kanaat eden yeterlilik bilincine
sahip olanların kanaat duygusu, başkalarının neye sahip olduklarına bağlı
değildir. Kendinden zengin olanlara bakma yerine kendi içlerine dönüp bakmayı
tercih ederler. Sahip olacakları şeyler, onlara ölümle bitmeyen bir mutluluğu
sağlayacak mı, yoksa sadece depolanacak eşyalar arasına girmeye mahkûm mu
olacak? Yatırımlarını âhirete mi, tuvalete mi yapmış olacaklar, bunları
düşünürler. Olgun insan, kendini gerçekten huzura kavuşturup tatmin etmek için
yeterli olacak ihtiyaçlarını belirler ve sadece o kadarını helâl olarak
tüketmeyi hedefler. Yeterlilik ve kanaat, uyulacak bir prensip değil, bir
keşiftir, doğru ve şefkatli bir İslâmî hayat aracılığı ile ulaşılacak bir keşif.
Kapitalizmin yolları çıkmaz sokağa döndürdüğü ortamda bu keşif, insana kendini
ve Rabbini kazandıracaktır.


[1] N.
Kağan Çetin, Tüketici Efsaneleri, Özgür ve Bilge, sayı 3, Nisan 2002