Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İsrâiloğulları


Hz

Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İsrâiloğulları

 

Hicretten önce Hz. Muhammed (s.a.s.),
İsrâiloğullarıyla çok fazla bir ilişkiye girmemiştir. Mekke'de daha çok yabancı
unsur olarak hıristiyanlar bulunmakta iken, yahudilerin asıl yoğun olarak
bulundukları yerler, Medine ve Hayber'di. Kur'an-ı Kerim'deki bazı ifadelerden
Mekke'lilerin İsrâiloğullarıyla ilişkileri olduğunu anlamaktayız. Meselâ,
Mekke'li müşriklerin inkârına karşılık Şuarâ suresindeki bir âyet,
İsrâiloğulları âlimlerinin Kur'an'ın doğruluğuna şahitliklerini delil olarak
gösterir (26/Şuarâ, 197). Yine benzer bir ifade de Ahkaf suresinde yer alır
(bkz. 46/Ahkaf, 10).

Bu âyetlerin dışında genel olarak
"eh-i kitap" ifadesiyle yahudi ve hıristiyanları birlikte ifade eden birçok
Mekkî âyet vardır. Bu âyetleri incelediğimizde Mekke'deki ehl-i kitab'ın
Kur'an'a ve Hz. Peygamber'e karşı olumlu bir tavır içinde olduklarını
söyleyebiliriz. (Bkz. 28/Kasas, 52-53; 13/Ra'd, 36;  17/İsrâ, 107; 7/A'râf,
157).

Hicretten itibaren İsrâiloğullarının
bu olumlu tavrı, yerini yavaş yavaş yalanlamaya, ilgisizliğe, bazen de asılsız
iddialarla iftiralara varan bir seyir takip etmiştir. Hatta onlarla mücadelenin,
Hicret'ten önce Medine'de müslümanlar belli bir taban oluşturmaya başladığı
günlerde başladığını söyleyebiliriz. Mekkî dönemin son suresi sayılabilecek
Ankebut suresindeki şu âyet, bunu çağrıştırmaktadır: "İçlerinden zulmedenler
hariç Kitap ehliyle en güzel tarzda mücadele edin ve deyin ki: 'Bize indirilene
de, size indirilene de inandık. İlâhımız ve ilâhınız birdir ve biz O'na teslim
olanlardanız." (29/Ankebut, 46)

Bu mücadele, özellikle Hicretin ilk
yılında sıcak bir çatışmaya dönüşmedi. Ancak müslümanların gittikçe güçlenmesi
Medine'de İslâm'dan önce önemli bir güç olan yahudileri rahatsız etmeye başladı
ve onlar da bu rahatsızlıklarını çeşitli şekillerde ifadeye başladılar. İlk
sıcak çatışma Medine'deki üç yahudi kabilesinden biri olan Benî Kaynuka ile
yaşandı. Hicrî birinci yılın sonlarına doğru önce kendilerini İslâm'a davet eden
Hz. Peygamber'i tehdit eden Benî Kaynuka yahudileri, arkasından da kendilerine
ait bir kuyumcu dükkânında bir müslüman kadına saldırıda bulundular ve kadına
yardım etmeye gelen bir müslümanı da şehid ettiler. Ve bu olaylardan sonra
müslümanlar, Benî Kaynuka yahudileri ile savaştılar ve sonuçta Medine'den
topluca sürüldüler. Diğer bir yahudi kabilesi olan Benî Nâdir ise Bedir
savaşında müslümanların galibiyetinden son derece rahatsız oldular. Onlardan
biri olan şair Kâ'b bin Eşref'in Mekke'li müşrikleri müslümanlar aleyhine
kışkırttı ve müslümanlar tarafından cezalandırıldı. Medine sözleşmesindeki
yükümlülüklerini yerine getirmeye yanaşmamaları ve kendileriyle görüşmek üzere 
mahallelerine  gelen   Peygamberimiz'e   suikast   girişimleri   müslümanlarla 
Benî Nâdir yahudilerini savaş noktasına getirdi. Sonuçta müslüman olanlar
Medine'de kaldı, diğerleri sürüldü.  

Üçüncü yahudi kabilesi Benî Kureyza
ise müslümanların en hassas günlerini yaşadıkları Hendek savaşında
sözleşmelerini bozarak Mekke'li müşriklerle işbirliğine girdiler. Ve Hendek
savaşından hemen sonra da kuşatılarak teslim olmaya zorlandılar. Ve Tevrat'ın
hükümlerine göre yargılanarak öldürüldüler. Böylece Hicret'in beşinci yılından
itibaren Medine, yahudilerden tamamen temizlenmiş oldu. Hicrî 7. yılda Hayber'in
fethiyle Arabistan yarımadası yahudilerden tümüyle temizlendi.

Müslümanların Medine'ye hicreti ve
orayı merkez edinmelerinden sonra müslümanlar ile İsrâiloğulları, aynı bölgede
yaşamaya başladılar. Yahudilerin İslâm'a karşı tavırlarına paralel olarak
Kur'an'ın onlar hakkındaki anlatımları da sertleşmiştir. Mekkî surelerde daha
çok onların Firavun ile olan ilişkileri ve ondan kurtulduktan sonra Hz. Musa ile
birlikte geçirdikleri günler anlatılır. Bu anlatımlar içinde de onların
acelecilikleri, Hz. Musa'ya karşı olan olumsuz tavırları ve buzağıya tapmaları
gibi olumsuzlukları A'râf, Tâhâ, Şuarâ ve Kasas gibi Mekkî surelerde dile
getirilmekle birlikte o gün yaşamakta olan İsrâiloğullarıyla bağlantılar
kurularak yapılan anlatımlar, Medine'de inzal olan Bakara, Âl-i İmran, Nisâ ve
Mâide gibi surelerde de yer almıştır.

Peygamberimiz, Hicretten sonra onların
müslüman olmaları için sürekli çalışmış, mahallelerine giderek onlara tebliğde
bulunmuştur. İçlerinden bir kısmı müslüman olmakla birlikte, çoğu İslâm'a
girmeye yanaşmamıştır. Özellikle Medine döneminin ilk suresi kabul edilen Bakara
suresinde İsrâiloğullarının geçmişteki olumsuz tavırlarına devam ettikleri
vurgulanmıştır. Bu anlatımlarda onlar, atalarının karakterinden ayrılarak
İslâm'a samimiyetle bağlanmaya çağrılmışlardır. Daha önceden bir peygamberin
gelmesini bekleyip durdukları hatırlatılarak, gönderilen peygambere uymaları
istenmiştir (2/Bakara, 89). Ancak onlardan çoğu "atalarının yolu"na uymakta
ısrar etmişlerdir (2/Bakara, 170). (1)

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar