Kur'ân-ı Kerim'de Kadın Konusu.


Kur

Kur'ân-ı Kerim'de
Kadın Konusu

 
Kur'ân-ı Kerim'de insanlığın
tek bir nefisten yaratıldığı (4/Nisâ, 1) bildirilmiş, bütün insanların Allah'a
kulluk için yaratıldığı (51/Zâriyât, 56) genel hükmü ile hemen her konuda
kadın-erkek aynı emir ve yasaklarla muhâtap tutulmuş, aynı günah ve sevâba
erişecekleri bildirilmiştir.
 
Kur'an'daki hükümler,
kadın-erkek bütün müslümanlara ortaktır. Kur'an, kadın ve erkek cinsi için
"en-nâs/insanlar" kelimesi kullanır. Kadın-erkek mü'minler için "ellezîne âmenû/iman
edenler" ifâdesi dillendirilir. "Ey iman edenler!" veya "Ey nâs
-insanlar-!" diye kadın ve erkeklere ortak hitap edilir. Peygamberimiz,
kadını ve erkeğiyle bütün insanlığın peygamberidir (7/A'râf, 158; 34/Sebe', 28).
O'nun getirdiği hidâyet yoluna, sırât-ı müstakîme uyan kadın ve erkeklere cennet
vardır: "...İster erkek, ister kadın olsun, mü'min olarak kim sâlih
amel/hayırlı iş yapmışsa onlar cennete girecektir..." (40/Mü'min, 40)
Kur'an'da "Nisâ", yani Kadınlar
anlamına gelen ve kadınlarla ilgili birçok hükmü içeren bir sûre vardır. Kur'ân-ı
Kerim'in, yine 19. sûresi, bir kadın olan "Meryem" adını almıştır. "Nisâ"
(kadınlar) kelimesi Kur'ân-ı Kerim'de 59 yerde geçer. "İmrae" (kadın) kelimesi
ise 26 yerde zikredilir. Kur'ân-ı Kerim, âile konusuna büyük önem vermiş, bu
konuyla ilgili ayrıntılı hükümler vaz etmiştir. Kur'an'da "zevc-zevce" (eş)
kavramı, tam 81 yerde kullanılırken, "nikâh" kelimesi de 23 yerde geçer.
Kur'ân-ı Kerim'de gerek
yaratılış, gerekse hak ve sorumluluklar yönünden erkeklerle eşit konumda olan
bir kadın portresi çizilmektedir. Kadın, Allah'ın kulu olması bakımından erkekle
eşit seviyededir; dinî hak ve sorumlulukları da aynı düzeydedir (3/Âl-i İmrân,
195; 9/Tevbe, 71).
"Erkeklerin de
kazandıklarından nasipleri, kadınların da kazandıklarından nasipleri var."
(4/Nisâ, 32). Bu âyet, erkek gibi kadının da, sadece mânevî kazanımlarını değil;
maddî kazanımlarını da vurgulamaktadır. Hukukî ve ticarî işlemleri yapma
hususunda kadın, erkeklerle aynı konumda kabul edilmiştir.
Allah, ilk insan Âdem (a.s.)'i
topraktan ve o bir nefisten eşini yaratmıştır (4/Nisâ, 1). Havvâ'sız Âdem
eksiktir; Âdem'siz Havvâ'nın eksik olduğu gibi. Erkekle kadın birbirlerinin
eksiklerini tamamlayan bir elmanın iki yarısı gibidirler. "Onlar (hanımlar)
sizin için bir elbise; siz de onlar için bir elbisesiniz." (2/Bakara, 187).
Elbise, hem ayıplarımızı kapatan, bizi zarar verecek dış etkenlerden koruyan bir
sığınak, hem de hoşa giden bir süs olduğu gibi, takvâ ile de ilişkilidir (Bkz.
7/A'râf, 26). Demek ki, kocası olmayan kadın çıplak olduğu gibi, karısı olmayan
adam da çıplaktır.      
‘Ben cinleri ve insanları,
ancak Bana ibâdet/kulluk etsinler diye yarattım." (51/Zâriyât, 56)
"Ey insanlar! Doğrusu Biz
sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi
uluslara ve kabîlelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün
olanınız, en takvâlı olanınız/O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah
bilendir, haberi olandır." (49/Hucurât, 13)
"Ey insanlar! Sizi bir tek
nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve
kadınlar üreten Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte
bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının.
Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." (4/Nisâ, 1)
"Ben, erkek olsun, kadın
olsun -ki hepiniz birbirinizdensiniz- içinizden, amel eden/çalışan hiçbir
kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından
çıkarıldılar. Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler;
andolsun Ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan
cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah, mükâfatın en
güzeli kendi yanında olandır." (3/Âl-i İmrân, 195)
"Erkek olsun, kadın olsun;
her kim de mü'min olarak sâlih ameller/iyi işler yaparsa, işte onlar cennete
girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar." (4/Nisâ, 124)
"...Onlar (Kadınlar) sizin
için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz..." (2/Bakara, 187)
"Kaynaşmanız (sükûnete ve
tatmine ermeniz) için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp da aranızda sevgi
ve merhamet kılması da O'nun (varlığı ve birliğinin) delillerindendir. Doğrusu
bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır." (30/Rûm, 21)
"Kadınlarınız sizin için bir
tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendinizi (temasa) önceden (iyi
davranışlarla) hazırlayın. Her davranışınızda Allah'tan korkun. Bilin ki siz
O'na mülâkî olacaksınız. Mü'minleri müjdele!" (2/Bakara, 223)
"...Erkeklerin kadınlar
üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde birtakım iyi davranışa
dayalı hakları vardır. Ancak, erkekler için kadınlar üzerinde bir derece (âile
reisliği) vardır. Allah azîzdir, hakîmdir." (2/Bakara, 228)
"Kadınlardan, oğullardan,
yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten, salma atlardan, sağmal hayvanlardan
ve ekinlerden gelen zevklere düşkünlük ve bağlılık insanlar için bezenip
süslendi. Bunlar, dünya hayatının metâıdır. Nihâyet varılacak güzel yer,
Allah'ın huzûrudur." (3/Âl-i İmrân, 14)
"Ana-babanın ve yakınların
bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların
bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan
belli bir hisse ayrılmıştır." (4/Nisâ, 7)
"Allah size, çocuklarınız
hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.
(Çocuklar) İkiden fazla kadın iseler ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır.
Eğer yalnız, bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana babasından her
birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona vâris olmuş
ise anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir
(düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır.
Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın
olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah (tarafın)dan konmuş farzlar (paylar)dır.
Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir." (4/Nisâ, 11) (İslâm'ın miras
hukukunda paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yolu tutulmuş, daha çok
harcama yapmak mecbûriyetinde olanlara çok, daha az harcama yapanlara az hisse
verilmiştir. İslâm âile hukukuna göre, evlenirken mehir verecek, düğün masrafı
yapacak olan erkektir. Evlendikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına
ve gerekse eş ve çocuklarına bakacak, onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi
asgarî ihtiyaçları temin edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki genellikle
mirasta erkeklerin payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.)
"Ey iman edenler! Kadınlara
zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça,
onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın.
Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (bilin ki) Allah'ın,
hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz."
(4/Nisâ, 19) (İslâm'dan önce Araplar kadına çok kötü muâmele ediyor, bu cümleden
olarak kocası ölen kadını, adamın miras bıraktığı mal gibi telâkkî ediyorlar,
kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip
olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddî menfaat sağlama yoluna
gidiyorlardı. Bu âyet, bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık olduğu
hakları getirmiştir.)
"Allah'ın insanlardan bir
kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve erkekler mallarından harcama
yaptıkları için erkekler kavvâmdır/kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun
için sâliha kadınlar itaatkârdır, Allah'ın kendilerini korumasına karşılık
gizliyi (kimse görmese de nâmuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından
(nüşûz) endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız
bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık
onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür."
(4/Nisâ, 34) (Erkeklerin maddî ve mânevî durumları ile ve özellikle ekonomik
rolleri, onların âile reisi -sorumlu yönetici- olmalarını tabiî kılmıştır. Aile
küçük bir toplumdur; toplum düzenle yaşar. Düzen ise, bir reisi, bir idâreciyi
zarûri kılar. İslâm'da devlet başkanından âile reisine kadar her idâreci, İlâhî
tâlimata göre hareket etmek, İslâmî kurallara göre ve istişâre ile yönetmek
mecbûriyetindedir. Şu halde onlara itaat, bu tâlimata itaat demektir. İdâre eden
veya edilen bu tâlimatın dışına çıkar, meşrû kurallara itaatsizlik ederse
yaptırım uygulanır. Burada bahis konusu olan, zevcenin itaatsizliğidir. Çare
olarak önce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye
edilmiştir. Kur'an'ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.s.) hiçbir zaman kadın
dövmediği gibi "kadını eşek döver gibi dövüp de günün sonunda onu koynunuza
alıp yatmanız olacak şey midir?" buyurarak ümmetini uyarmıştır. Ayrıca bu
yaptırım kullanıldığı takdirde, kadının canını yakmayacak ve vücudunda iz
bırakmayacak şekilde misvak, kurşun kalem gibi bir cisimle vurmak şeklinde -ki,
acı vermekten çok, psikolojik ceza unsuru olarak- uygulamak gerektiğini de ifade
buyurmuştur. Şu halde bu dövme yaptırımı, ahlâksız bazı kadınlar için en son
çare olarak başvurulacak zarûrî bir yol olup, kayıtlara ve şartlara bağlıdır.
Ayrıca kadının da kocasından şikâyetçi olması halinde hakem ve hâkime başvurma,
hakkını arama imkânı vardır.)     
"Eğer karı kocanın
aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin âilesinden bir hakem ve kadının
âilesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını
bulur. Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır." (4/Nisâ,
35)
"Eğer bir kadın, kocasının
geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında
bir sulh yapmalarında, onlara günah yoktur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten
nefislerde kıskançlık hazırdır. Eğer iyi geçinir ve Allah'tan korkarsanız
şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (4/Nisâ, 128)
"Eğer (eşler) birbirinden
ayrılırsa Allah, bol nimetinden her birini zenginleştirir (diğerine muhtaç
olmaktan kurtarır); Allah'ın lütfu geniş, hikmeti büyüktür." (4/Nisâ, 130)
(Bütün tedbirlere rağmen evlilik yürümüyorsa, ev cehenneme dönmüşse, yoksulluk
ve çâresizliğe düşme korkusu ile bu cehenneme katlanmak gerekmez; Allah nice
kapılar açar.)
"Sizi bir tek nefisten
yaratan, gönlü ısınsın diye ondan da eşini (Havvâ'yı) yaratan O'dur. Eşini sarıp
örtünce (onunla birleşince) hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Onu bir
müddet taşıdı. Hâmileliği ağırlaşınca, Rableri Allah'a: ‘Andolsun bize kusursuz
bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız' diye duâ ettiler."
(7/A'râf, 189)
"Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velîleri/dost ve yardımcılarıdır. İyiliği emreder,
kötülükten men' ederler; namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve Rasûlüne
itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah azîzdir/dâima üstündür,
hakîmdir/hüküm ve hikmet sahibidir."(9/Tevbe, 71)
"Nâmuslu kadınlara zinâ
isnâdında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şâhit getiremeyenlere seksener
sopa vurun ve artık onların şâhitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar
tamamen günahkârdırlar." (24/Nûr, 4)
"Nâmuslu, kötülüklerden
habersiz mü'min kadınlara zinâ isnâdında bulunanlar, dünyâ ve âhirette
lânetlenmişlerdir. Dilleri, elleri ve ayaklarının, yapmış olduklarından dolayı
aleyhlerinde şâhitlik edeceği bir günde onlar için çok büyük bir azap vardır."
(24/Nûr, 23-24)
"Kötü kadınlar kötü
erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere,
temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır..." (24/Nûr, 26)
"Yoksa Allah,
yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı?! Rahmân'a
isnat edilen kız çocuğuyla, onlardan biri müjdelenince hiddetinden yüzü simsiyah
kesilir. Süs içinde yetiştirilip savaş edemeyecek olanı istemiyorlar mı? Onlar,
Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Acaba meleklerin yaratılışını
mı gördüler? Onların bu şâhitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir."
(43/Zuhruf, 16-19)
"Onlar (müşrikler), kızları
Allah'a -ki Allah bundan münezzehtir-, beğenip hoşlandıklarını (erkek çocukları)
da kendilerine nisbet ediyorlar." (16/Nahl, 57) (Huzâa ve Kinâne kabîleleri,
‘melekler, Allah'ın kızlarıdır' diyorlardı. Halbuki kendileri kız çocuklarını
diri diri toprağa gömüyorlardı. Nitekim, bundan sonraki âyetler onların kız
çocuklarına karşı takındıkları tavrı çok iyi tasvir etmektedir.)
"Onlardan biri kız ile
müjdelendiği zaman, öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen
müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde
kalarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? (Bunu düşünür durur).
Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!" (16/Nahl, 58-59)
"Diri diri toprağa gömülen
kızlara, ‘suçunuz neydi, hangi günah sebebiyle öldürüldünüz?' diye sorulduğunda
... her kişi (hayır ve şerden) neler yapıp getirdiğini anlar." (81/Tekvîr,
8-9, 14)
"Ey Peygamber hanımları!
Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer ittika ediyor/(Allah'tan)
korkuyorsanız, sözü, (yabancı erkeklere karşı) yumuşak söylemeyin ki kalbinde
hastalık bulunan kimse kötü ümide kapılmasın. Mar'rûf/güzel ve münâsip sözler
söyleyin. Evlerinizde vakarınızla oturun, ilk câhiliyye (devri kadınları)nın
açılıp saçılarak ziynetlerini göstererek yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı kılın,
zekâtı verin, Allah ve Rasûlü'ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden,
ricsi/şek ve şüpheyi (kötü huyları) gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah,
her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır." (33/Ahzâb,
32-34)
"(Allah'ın emrine uyan)
Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar,mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, tâata
devam eden erkekler ve tâata devam eden kadınlar, (niyet, söz ve hareketlerinde)
doğru erkekler ve doğru kadınlar, mütevâzi erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka
veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan
kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, (tesbîh,
tahmîd, tehlîl, tekbir, Kur'an tilâveti ve ilimle) Allah'ı çok zikreden erkekler
ve zikreden kadınlar; (işte) Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir
mükâfat hazırlamıştır." (33/Ahzâb, 35)
"Allah ve Rasûlü bir işe
hüküm verdiği zaman, mü'min bir erkeğe ve mü'min bir kadına o işi kendi
isteklerine göre seçme (özgürce farklı eylem yapma) hakkı yoktur. Her kim Allah
ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33/Ahzâb, 36)
"Ey Peygamber! Mü'min
kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi şirk/ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ
etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftirâ uydurup
getirmemek, ma'rûfta/iyi iş işlemekte Sana karşı gelmemek husûsunda Sana biat
etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret
dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (60/Mümtehıne,
12) (Biat şartları arasında sayılan, "elleriyle ayakları arasında bir iftirâ
uydurmama" tâbiri, gayri meşrû bir çocuk dünyaya getirip onu kocasına nisbet
ederek iftirâ etmeme anlamına gelmektedir. Âyet, Mekke fethi günü nâzil olmuş,
Hz. Peygamber, erkeklerden sonra kadınların biatini kabul etmiştir.)  

"Ey iman edenler!
Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının.
Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki,
Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (64/Teğâbün, 14)
"Allah, inkâr edenlere,
Nûh'un karısı ile Lût'un karısını misâl verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih
kişinin nikâhında iken onlara hâinlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir
şeyi onlardan savamadı. Onlara ‘Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin'
denildi. Allah, iman edenlere de Fir'avn'un karısını misâl gösterdi. O, ‘Rabbim!
Bana katında, cennette bir ev yap; beni Fir'avn'dan ve onun işinde çalışmaktan
koru ve beni zâlimler topluluğundan kurtar!' demişti. Irzını korumuş olan, İmran
kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona rûhumuzdan üfledik ve Rabbinin
sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi."
(66/Tahrîm, 10-12) (Âyetlerde bahsedilenlerden Hz. Nûh'un karısı, kocasına
inanmadığı ve Allah'a iman etmediği gibi kavmine kocasının mecnun olduğunu
söylerdi. Hz. Lût'un karısı da, kâfirdi ve kocasına gelen erkek misafirleri,
gece ateş yakarak, gündüz de duman çıkararak haber verirdi. İkisi de lâyık
oldukları cezâya çarptırıldılar. Firavun'un karısı Âsiye, Allah'a ve Hz. Mûsâ'ya
iman etmişti. Bundan dolayı kocası Firavun, onu ellerinden ve ayaklarından dört
kazığa bağlamış, göğsüne kocaman bir taş koymuş, öylece yakıcı güneşe
bırakmıştı. İşkence ânında, zikredilen duâyı yaparken rûhu kabzedilmiştir.) 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar