Kadının Fitne ve Fesat Unsuru Oluşu


Kadının Fitne ve Fesat Unsuru Oluşu

Kadının Fitne ve
Fesat Unsuru Oluşu:

 
Kadının toplumdaki konumunu ve
hareket alanının kısıtlama yönünde bir gerekçe olarak fitne, kadın evden
çıktığında, başta cinsel günahlar olmak üzere erkek ve kadının günaha düşmeleri
ve dinî hayatlarının bozulması ihtimali olarak tanımlanmaktadır. İçinde
yaşanılan zamanın fitne zamanı olduğu, bu yüzden müslüman kadının evinden çok
zarûrî durumlar dışında çıkmaması gerektiği görüşü, kadının İslâm'a hizmetini,
cihadını, insanî etkinliklerini eviyle sınırlandırır. Ancak, İslâmî ve insanî
hakların; tebliğ, cihad, ilim öğrenme ve öğretme, doğruyu bildirip yanlıştan
sakındırma gibi hak ve sorumlulukların, sûistimal edilebileceği gerekçesiyle ve
sınırsız bir zaman için kayıtsız şartsız yürürlükten kaldırılmasını veya
yasaklanmasını kabullenmek mümkün değildir ve zaten hayatta bu yaklaşımın somut,
kalıcı karşılığını bulmak zordur. Kadının din adına, sosyal felâket ve
zararlardan korunması adına veya toplumun salâhı için toplum hayatından
yalıtılması sûretiyle salt eve ve ev işlerine uygun bir kişiliğe büründürülmesi;
giderek onun Kur'an'ın muhâtap aldığı sorumlu, akleden, düşünen, duyarlılıkları
körelmemiş kul olmaktan uzaklaştıracaktır. Bu tür kısıtlamaların, kişide hayata
gerçek anlamda ve dolaysız katılım imkânlarını yok edeceği ve psikolojik
rahatsızlıklara sebebiyet vereceği de büyük ihtimal dahilindedir.
Öte yandan, toplumda fesad
çıkması muhtemelse, Kur'an buyrukları göz önünde tutularak bu konuda kadın kadar
erkeğin de sorumlu tutulması ve hassâsiyet göstermesi beklenmelidir. Fesâda yol
açmak elbette her iki kesim için de haramdır. "Kadın şeytanın ağıdır" şeklinde,
Hıristiyan meczuplarının söylemlerini, İsrâiliyyatı hatırlatan ifâdelerin ne
denli İslâmî olduğu, Kur'anî ifâdelere başvurularak anlaşılabilir. Sözgelimi,
yeryüzünde gezerek geçmiş kavimlerin bıraktıklarından ibret alması istenenler,
yalnızca Allah'ın erkek kulları değillerdir. Ayrıca Kur'an'da kadının varlığı
erkek için, erkeğin varlığı da kadın için bir "iyilik ve hayır" unsuru olarak
nitelenmektedir.                
Fitneye yol açacağı varsayılan
kadın bütün ömrünü dört duvar arasında geçirse bile, günah işlemesi ihtimaline
karşı ruhbanlığa, inzivâya başvurma eğilimlerini hatırlatan bu önlem, hele ki
iletişimin, telekomünikasyonun günümüzde ulaştığı boyutlar düşünülünce, fitne
sorununun çözümü için asla yeterli olmayacaktır (Gerçekte günümüzde televizyon
ve video, CD player, insanları eve bağlayan ve kapatan; ancak, seyredilen
programların genel niteliğiyle uyutma ve suskunlaştırma araçları haline
gelmişlerdir). Hem, insanlık tarihi incelendiğinde kadınların ya bütünüyle
toplumdan tecrit edildiği veya istismâra ve yozlaşmaya müsâit bir tarzda topluma
"katıldığı" durumlarda özellikle cinsel kaynaklı fitnenin daha kolay ve müsâit
yayılma zemini bulduğu anlaşılmaktadır. Sultanların haremleri, derebeylerin
şatoları ve ruhbanların manastırları yüzyıllarca, doğunun ve batının bütün
entrika yüklü öykülerinde okunabileceği üzere, dört duvar arasında cinsel
ahlâkın ille de güvencede olamayacağının ibret verici örnekleri olmuşlardır.
Hem tesettür de zâten kadının
fitneye yol açmadan topluma katılmasını sağlayan bir yol, bir üslûp değil midir?
Ve tesettür, gözleri sakınma yükümlülüğü, sadece kadınlar için değil; erkekler
için de vardır. Yalnız kadınlar değil; erkekler de, toplum içinde veya
tek başına, dört duvar arasında ya da sokakta, insanî faâliyetlerini
sürdürebilmek, Allah'a ve insanlığa karşı ödevlerini yerine getirebilmek, kendi
kendine yeterliliğe sahip olabilmek için dikkatli hareket edebilmelidir. Fitne
ihtimaline karşı yaptırımlar, bir insan cinsinin insanlık durumunu ezip geçecek
boyutlara uzatılmamalıdır. Zaten Kur'an, insanların nefislerini düzelterek
fitneden kaçınmaları için ölçüleri ve yaptırımları belirlemiştir. Kadında İslâmî
örtü, cinsel özelliğine bağlı olarak toplum içine gereğince çıkabilişinin ölçüsü
olmuştur. Ve zaten örtünün varlığı, kadının toplum içindeki varlığıyla tanımını
bulmaktadır. Bir başka ifâdeyle, örtü olgusu zaten özünde toplumsal olanla
ilgilidir.
Gerçi İsrâiliyyat kökenli
olduğundan kuşku duyulamayacak kimi menkıbelerde ne kadar örtülü olursa olsun,
"toplumun selâmeti ve kendisinin de hayrına olacağı üzere" kadının sokağa
çıkmaktan kaçındırılması; mümkün olduğunca da en iç odalara kapatılması
öğütlenir. Hicap ve iffet gibi erdemler kadın için, varlığını mümkün olduğunca
kamufle edişle, unutturuşla eş anlamlı tutulur. Ve öyle olur ki, olağan ifâdeli
sesiyle yabancı bir erkeğin duyabileceği ortamda meramını anlatışı bile, fitneye
yol açacağı endişesiyle haramdan sayılır. Bu konuda ilginç bir örnek, benzeri
bir yaklaşımla, başkalarının yanında erkeğin hanımına adıyla hitap etmesinin
günah sayılması, bazı düğün dâvetiyelerine fitneye sebep olmasın diye evlenecek
kızın adının yazılmayışıdır.
Gerçi çok zaman kimi müslüman
kadınlar da, tarihsel ve toplumsal şartların kendilerini mahkûm kıldığı geri
planda bu edilgenleştirilmiş kadın kimliğini iffetli ve takvâlı İslâm kadını
olma adına harâretle savunmuşlardır. Kuşkusuz bunun en çok görülen nedenlerinden
biri, İslâmî duyarlılıktır; dinin emirlerine sorgulamadan teslim olmaya sevkeden
iman düşüncesidir. Oysa iman, sosyal görevler unutulup sadece bireysel bir
endişe halini aldığında yeryüzündeki harekete geçirici ve itici tarihsel mesajı
son bulur. Ancak, bu kabulleri hazırlayan daha önemli bir nedenin kadınlardaki
bilgi, bilinç yetersizliği ve öğrenip araştırma imkânlarının kıtlığı olduğu da
bir gerçektir.[1]
79 Devriminin lideri, bu
konuyla ilgili şunları söyler: Kadınlar İslâm toplumunda özgürdürler ve topluma
katılmaları önlenemez. Önlenmesi gereken şey ahlâkî fesattır; bu hususta da hem
erkek, hem kadın aynı muâmeleye tâbi tutulurlar. Fesad, her iki kesime de
haramdır ve İslâm nizamında kadın, erkeğin sahip olduğu tahsil hakkı, çalışma
hakkı, mülkiyet hakkı gibi tüm haklara sahiptir. Erkek hangi haklara sahipse
kadın da onlara sahiptir. Ama, kimi işler vardır ki, fesâda sürüklemesi
ihtimalinden dolayı erkeğe haramdır. Aynı şekilde kimi işler de vardır ki fesâda
sürüklediği için kadınlara haramdır. İslâm erkek ve kadının insanî yapısını
muhâfaza etmek ve kadının oyuncak haline gelmemesini sağlamak istemiştir.[2]                        

Bütün bunların yanında, kadının
dişiliğiyle değil; kişiliğiyle toplumda yer etmesi, erkekleri tahrik edecek veya
onların dikkatlerini üzerine çekecek kıyafet, davranış ve tavırlarda bulunmaması
gereklidir. Bazı müslüman kadın ve kızların gayri müslim bayanlardan toplum
içinde sadece başörtüsüyle ayrıldığı, onun dışında davranış ve hatta giysi
yönüyle pek farklı olmadıkları görülen bir vâkıadır. Şuh kahkahalar,
yabancı erkekle samimi tavırlar, aşırı serbest hareketler, müslüman bir hanıma
yakışmayacak basitlikler içinde toplum içine çıktıkları giderek çokça görülen
bir kimliksizlik ya da çok kimlilik problemidir. Bu davranışların hem
kendilerini küçülttükleri, hem örtülü bayanlar hakkında yanlış ve kasıtlı
yargıda bulunanlara koz verdikleri ve hem de dini yanlış tanıttıkları yönüyle
fitneye sebep olan "çeyrek tesettürlü" bayanlar da yok değildir. Ama, bunu
toplumdaki tüm müslüman bayanlara şâmil kılmak veya böyle davrananlar yüzünden
diğerlerini de toplumdan uzaklaştırmak doğru olmasa gerektir.        
 

 

[1]
C. Aktaş, a.g.m. s. 244.

[2]
Âyetullah Humeyni, İran İslâm Cumh. Ank.
Kültürevi'nin 1987 Şubat'ında Kadınlar Günü Broşürü

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar