Toplumsal Hayatta Müslüman Kadın.


Toplumsal Hayatta Müslüman Kadın

Toplumsal Hayatta
Müslüman Kadın
 
Toplumsallaşma, insanın içinde
yaşadığı topluma bir şeyler katabilmesi, sunabilmesi; ya da kendisini
geliştirmek için topluma açılabilmesi yönünde sürekli gelişen bir harekettir.
İnsan, içinde yaşadığı toplumun kendisinden beklediği ilkeleri ve değer
yargılarını benimseyebilir ve kendi inandığı değer yargılarını topluma anlatmayı
ve benimsetmeyi dileyebilir. Hatta, kimi zaman bu durum, müslümanların doğruyu
bildirip yanlıştan sakındırma ve tebliğ ödevlerinde olduğu gibi "dileme"yi
aşarak bir "görev" haline geline gelir. Bu durumda toplumsallaşma, bireyin inanç
ve önerilerini içinde yaşadığı toplumun anlayabileceği uygun dille ifâde
edebilme süreci de demektir. Sözgelimi bir müslümanın içinde yaşadığı topluma
İslâm dinini anlatmayı dileyişi, o toplumun ayırt edici özelliklerini iyi
bilmesine ihtiyaç duyar. Gayri İslâmî veya İslâmî, İslâm'ın bilindiği veya
bilinmediği toplumlarda nasıl davranmak, nelere dikkat etmek gerekiyor; müslüman
bireyin "toplumsallaşması" sorunu, bu soruların cevabına da ihtiyaç duyar.
Diyebiliriz ki toplumsal bir
kişilik her durumda, zamanının çoğunu toplumun, toplumsal faâliyetlerin içinde
geçiren bir kişilik demek değildir. Yine, zamanının çoğunu evinde veya kapalı
bir mekânda geçirmesi, her zaman bireyin toplumsallaşamadığı ve toplum dışı
kaldığı, "anti-sosyal" olduğu anlamına gelmez. Toplumsallaşma övgüsü etrafında
yanlış tanımlar ve rol beklentileri, toplumları ve bireyleri mustarip eden
problemlerin belli başlı nedenlerinden biri sayılabilir.
Örneğin, modernleşme hedefi
yolundaki yaşadığımız ülkede "kadınların toplumsallaşması", onların zamanlarının
çoğunu ev dışında bir işte veya bir dernekte/vakıfta ya da popüler gazetelerin
"cemiyet haberleri"ne, magazin sayfalarına konu olan salon faâliyetlerinde
geçirmesi şeklinde anlaşılmıştır. Ev kadınlığının aksaklık, anneliğin değersiz
bir yatırım sayıldığı bir düzenekte kadınlar "sosyal olmak", "sosyal kişilik
kazanmak" adına, nereye ve niçin gitmek üzere olursa olsun, anneliği çağrıştıran
ev ortamından uzaklaşma çabasına düşmüşlerdir. Oysa, geçmiş çağlarda "toplumun
hayrına" denilerek bütünüyle evlerine kapatılıp toplum hayatından soyutlanmaları
gibi; "modern çağ" diye adlandırılan zamanımızda da "toplumun hayrına" denilip
bütünüyle evlerinden kopmaları da, onları fıtratlarına yabancılaştırarak veya
fıtratlarıyla savaşmaya sevkederek mutsuz kılmıştır.
İslâmî öğretide kadının
toplumsal kişiliğini geliştirip koruma hakları teminat altına alınmıştır. Kur'ân-ı
Kerim, hiçbir cinsel ayrım kaydı koymadan, toplumsallaşma sürecinin insan
fıtratına yerleştirildiğini ve yaratılışında zâten varolduğunu bildirir. "Ey
insanlar, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız,
birbirinizle tanışmanız için sizi şûbelere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında
en üstün olanınız, takvâca en üstün olanınızdır." (49/Hucurât, 13). Bu
âyet-i kerimede, insanların birbirleriyle canlı ilişkilerini teşvik eden bir
işleyiş öğütlenmektedir. Renk, dil ve fiziksel özelliklerin farklılığı, bir
aşağılama vesilesi değil; zenginlik vesilesidir. Farklılıklar, insanların
birbirlerini tanımalarını teşvik eder; kendinde olanla diğerlerine katkıda
bulunmaya sevkeder. Böylece fiziksel farklılıklar ve tanışma eylemi, toplumsal
hayatı olumlu anlamda motive edebilir. Doğruyu emredip yanlıştan sakındırma
ödevi, insanın kendisinden  olduğu  kadar toplumdan da sorumlulukları
somutlaşırken; kadın olsun erkek olsun bütün insanlara (mü'minlere),
bulundukları şartların elverdiğince İslâm'a hizmet etmelerinin gereği duyurulur.
Dini sevdirmek, güzelleştirmek ve kolaylaştırmak, tebliğci mü'minlerin dikkat
etmesi gereken ilkelerdir. Mü'minlerin birbirlerini sevmesi ise, iman'la
bağlantılıdır: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe
de gerçek anlamıyla iman etmiş olamazsınız." (Müslim)
Kadının toplumsal konumu
insanlık tarihi boyunca üç belirgin durum ortaya koymuştur: Bazı dönem ve
değerlendirmeler açısından kadın, sadece ev içinde ve ev-çocuk-eş üçgeninde
gerekli bir varlıktır. Kimi dönemlerde ise, toplum içinde insanî yetenekleriyle
değil de cinsel özelliği itibarıyla ön plana çıkarılan, annelik özelliği gözardı
edilerek salt cinselliğiyle, (cinselliğini sunabilişiyle) kabul gören bir varlık
sayılmıştır. Üçüncü durumda, toplumsallaşmayı talep eden kadın cinsel kimliğine
(fıtratına) yabancılaşmadığı ve cinselliği istismar edilemeyen bir kişilik
konumu kazanmaktadır. Bu üç toplumsal konumdan ikisi kadını değersizleştiren ve
mutsuz eden sonuçlar vermişken; "orta yol"un tutulduğu son konum, ona saygın bir
insanî hüviyet/kişilik kazandırmıştır.
Öte yandan, ilk yaklaşımda
kadın neredeyse, ev ortamlarını tamamlayan bir eşya telâkki edilmiştir. Bu
durumda kadının insanî yetenekleri körelmekte, irâdesi yok sayılmakta; bunlarla
birlikte sorumlu bir kul olarak Allah yolunda ârifâne çalışmalar yapabilme
yolları bile tıkanmaktadır. Bu konumda kadın kendi adına ve başkaları adına
fikir yürütebilecek; âilenin problemleri için istişâre edilecek biri de
değildir. Sürekli evin içinde bulunduğu ve çevresi sınırlı olduğundan, kendisine
dışarıdan herhangi bir etkinin erişemediği hesap edildiğinden; evin erkeği için,
âile için değerli ve saygın telâkki olunur.
Ancak, ona atfedilen bu
saygınlık ve değer, bilincinin dışında gelişen bir şeydir. Bu anlamda kadın
elmas ve pırlanta gibi mücevher cinsinden bir eşya mesâbesindedir. Kendi başına
hareket edebilme ve katılım gücüne sahip değildir. Toplumla ve dünyayla
ilişkilerinde (toplumsallaşma durumunda) önce babası, sonra kocası aracılığıyla
gelen bir dolaylılıkla çevrilmiştir. Diyebiliriz ki, ataerkil (eril) nitelikli
uzun tarihî dönemler boyunca ve çok yakın zamanlara kadar kadının varoluş
durumu, aşağı yukarı böyle bir çerçevede şekillenmiştir.
Kimi tarihî dönemlerde ise
kadının "topluma katılım" veya "özgür olmak" adına fıtrî özelliklerini gözardı
ederek anne ve eş sorumluluklarından uzaklaştığı görülür. Nedenleri ve
sonuçlarıyla günümüzde de izlendiği üzere bu durumda kadın genellikle, bireysel
ve toplumsal kişiliğine kavuşma adına, tıpkı eski yüzyılların köle pazarlarında
(agoralarda) veya sarayların haremlerinde izlendiği gibi; podyumlarda,
vitrinlerde ve reklam panolarında salt cinsel bir imajla öne çıkarılarak,
cinselliğiyle "pazara sürülerek" kişiliksizleştirilmiştir. Bu, insan haklarından
ve kadın haklarından oldukça çok söz edilen bir dönemde ve moda, sanat, cinsel
özgürlük gibi süslü kılıflarla gerçekleştirilen bir kişiliksizleştirme
sürecidir.
Avrupa'da kadın hakları
hareketlerini de içine alan insan hakları alanındaki girişimlerin, İslâmî
öğretinin hayata geçirilen ilkelerinden örnek ve ilham aldığı söylenebilir.
Bununla birlikte, neredeyse yirminci yüzyılın ikinci yarısına kadar,
müslümanların tarihinde yalnızca İslâm'ın ilk yayılış döneminde kadınlar siyasî,
askerî ve kültürel açılardan toplumlarında etkin roller üstlenebilmişlerdir.
Sonra bu roller giderek zayıflamaya başlamış; kadının sokağa çıkmasının fitneyi
dâvet, toplumu ifsad edeceği; kadınların "şeytanın ağı" oldukları şeklindeki
kanaatin yayılmasıyla da giderek anılmaz olmuştur. Bu kötü kanaat, öylesine
dinden bilinmiştir ki, günümüzde de müslümanlar arasında kadının toplum içindeki
rolü, İslâmî harekete katılımı etrafındaki tartışma ve yaklaşımlar, Asr-ı
Saâdetten günümüze çeşitlenerek gelen "kadın ve fitne" arasında irtibat kuran
iddiâ ve kabullerden bağımsız olamamaktadır.[1]           

Buhârî ve Müslim'in
Sahih'lerinde erkeğin bulunduğu ortamlarda kadının sosyal hayata katılımını
onaylayan üç yüzden fazla hadis vardır. Bu sahih hadis-i şeriflerden açıkça
anlaşıldığına göre Peygamberimizin devrinde;
Müslüman kadın, Rasûlullah'ın
mescidinde cemaate katılır, yatsı ve sabah namazı kılardı.
Müslüman kadın, Cuma namazına
gider ve Rasûlullah'ın dilinden Kaf sûresini ezberlerdi.
Müslüman kadın, küsuf namazına
katılır, uzun süre Rasûlullah ile beraber olurdu.
Müslüman kadın, Ramazanın son
on gününde Rasûlullah'ın mescidinde itikâfa girerdi.
Müslüman kadın, mescidde
itikâfta bulunan kocasını ziyâret ederdi.
Müslüman kadın, Rasûlullah'ın
müezzini tarafından duyurulan çağrıya icâbet edip mescidde yapılan genel
toplantıya katılırdı.
Müslüman kadın, erkekler
mescidde kadınlardan daha fazla olduğundan, kadınlar için özel eğitim
yapılmasını istemiştir.
Müslüman kadın, bizzat
Rasûlullah'a giderek özel ve genel konularda O'na soru sorardı.
Müslüman kadın, erkeklere
iyiliği emreder, onları kötülüklerden sakındırırdı.
Müslüman kadın, Rasûlullah'la
beraber ziyâfetlere katılır ve onlara da yemek ikram edilirdi.
Müslüman kadın, kocasıyla
beraber gelen misâfirin sofrasına oturup akşam yemeği yerdi.
Müslüman kadın, düğün yemeğinde
erkek misâfirlere hizmet eder ve Rasûlullah'a güzel içecekler ikram ederdi.
Müslüman kadın, evini ilk
muhâcir müslümanlara açmıştır.
Müslüman kadın, Rasûlullah'la
beraber savaşlara katılır, su dağıtır, yaralıları tedâvi eder, ölü ve yaralıları
Medine'ye taşırdı.
Müslüman kadın, meselâ Ümmü
Haram, ilk deniz savaşlarında şehid olması için Rasûlullah'ın duâ etmesini
ister, Rasûlullah da onun için duâ ederdi.
Müslüman kadın, Rasûlullah'la
beraber bayram namazını kılar, Rasûlullah bayram hutbesinden sonra özellikle
kadınlara öğüt verirdi.
Rasûlullah, müslüman kadına,
-genç olsun, küçük olsun, örtülü olduktan sonra farketmez- bayram namazına
gelmelerini emreder; iyiliğe, müslümanlara duâ etmeye çağırırdı.    
Rasûlullah, müslüman kadına,
-isterse hayızlı olsun- bayram günü namazgâha gelmelerini, cemaatle beraber duâ
etmelerini emretmiştir.
Kadınların sosyal hayata
katılımıyla ilgili Kur'an, sünnet ve asr-ı saâdetteki uygulamalardan yola
çıkarak İslâm'ın ilkelerini şu maddeler halinde özetleyebiliriz:    
                  
1) Evde, perde arkasında
durmak, yalnızca Rasûlullah'ın hanımlarına mahsustu. "...Peygamber'in
hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin..." (33/Ahzâb,
53). Diğer sahâbe hanımları bu konuda mü'minlerin annelerine uyma gereği
duymamışlardır.
2) Asr-ı saâdetteki
kadınlar, sosyal hayata iştirak eder, özel ve genel birçok konularda erkeklerle
karşılıklı münâsebetler kurarlardı. Amaç, aktif yeni hayatın ihtiyaçlarına cevap
vermek ve kadın-erkek müslümanların işlerini kolaylaştırmaktır.  
3) İslâm, kadına bu
katılımı sağlarken, yüce ahlâk kurallarından başka bir şeyle
sınırlandırmamıştır. Zaten bu kurallar da her durumda korunmuş ve ortadan
kaldırılması mümkün olmayan kurallardır.
4) Risâlet çağında
müslüman kadın, ihtiyaca ve hayat şartlarına göre toplumsal faâliyetlere,
siyaset ve meslekî çalışmalara katılmıştır. Toplumsal faâliyet alanında;
müslüman kadın pek çok hizmet vermiştir; kültür ve eğitim, birr/iyilik ve
toplumsal hizmet vb. konularında kadın erkekten geri kalmamıştır. Müslüman
kadın, siyasî işleyişe, statükonun ve toplumun bâtıl inancına karşı
çıkabiliyordu. Bu uğurda zorluklarla ve işkenceyle karşılaşınca inancı uğruna
hicret edebiliyordu. Ayrıca müslüman kadın, bazı siyâsî istişârelere
katılabiliyor, kimi zaman da siyâsî muhâlefete iştirak edebiliyordu. Meslekî
alanda ise; hemşirelik, temizlik ve ev işleri gibi sahalarda çalışıyordu. Bu
çalışmaları iki şeyi gerçekleştirmesine yardımcı oluyordu:
a) Fakirlik ve güçsüzlük
durumunda kendisine ve âilesine temiz bir hayat sunmak,
b) Kazandığını tasadduk
edip Allah yolunda harcayarak kendisine yüce bir konum ve fazîlet kazandırmak.
5) Aktif siyâsî, sosyal
ve meslekî sahalardaki katılım, çağımızda yeni sosyal oluşumları zorunlu
kılıyorsa, şeriatın ilke ve kuralları bu oluşumları daha ciddî
değerlendirmektedir. Her çağda bu ihtiyaçlara din cevap vermektedir.
 
6) Toplumsal hayata
katılımın en önemli sonucu kadının anlayışının gelişmesi ve en üstün olgunluk
düzeyine ulaşarak pek çok faydalı işler yapmasına imkân tanımasıdır.[2]     

 

 

[1]
C. Aktaş, a.g.m. s. 242-243.

[2]
Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrîru'l-Mer'e,
Kadın ve Aile Ansiklopedisi, c. 1, s. 30, 50.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar