ONUNCU BÖLÜM KADININ ŞEREF VE HAYSİYETİNİ, İFFETİNİ KORUYAN BAZI HÜKÜMLER..


ONUNCU BÖLÜM KADININ ŞEREF VE HAYSİYETİNİ

ONUNCU BÖLÜM
KADININ ŞEREF VE HAYSİYETİNİ, İFFETİNİ KORUYAN BAZI HÜKÜMLER

 

1-
Kadın da erkek gibi gözünü haramdan korumakla, namus ve iffetini muhafaza
etmekle emrolunmuştur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Mü'min erkeklere de
ki: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar, mahrem yerlerini de korusunlar. Böylesi
onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki Allah yaptıkları işlerden çok iyi
haberdar olandır. Mümin kadılara da de ki: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar,
mahrem yerlerini korusunlar." (en-Nur, 24/30-31)

Hocamız Şeyh
Muhammed Emin eş-Şankitî, Advâu'l-Beyân adlı tefsirinde şunları
söylemektedir: "Şanı yüce Allah mümin erkeklerle mümin kadınlara gözlerini
haramdan korumalarını ve iffetlerini sakınmalarını emretmiştir. İffetlerini
korumanın kapsamına zinadan, Lut kavminin amelinden, lezbiyenlikten korunmak da
dahildir. Kişinin mahrem yerlerini insanlara açmaktan ve onlara göstermekten
korumayı da kapsar… Yüce Allah erkek ve kadın olsun bu ayet-i kerimede vermiş
olduğu emirleri yerine getiren kimselere mağfiret ve büyük mükâfat vadetmiştir.
Ancak bununla birlikte el-Ahzab suresinde sözü edilen hasletleri de beraber
yapmalıdır. Bu da yüce Allah'ın. "Doğrusu müslüman erkeklerle müslüman
kadınlar… gizli yerlerini koruyan erkeklerle (gizli yerlerini) koruyan kadınlar,
Allah'ı çokça anan erkeklerle Allah'ı çokça anan kadınlar için Allah, bir
mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (el-Ahzab, 33/35)[1]

Müsâhaka (lezbiyenlik);
kadının kadına sürtünmesi demektir. Bu çok büyük bir suçtur. Bu işi yapan her
iki kadın da bu işten vazgeçilecek şekilde bir tedib cezasını hakederler. el-Muğni'de[2]
şöyle denilmektedir: "İki kadın birbirine sürtünürse her ikisi de zinakârdır ve
lanetlidirler. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'dan şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kadın kadına yaklaşacak olursa her ikisi de
zinakârdır" ve her ikisine de tazir cezası verilir. Çünkü bu haddi (cezası)
belirlenmemiş bir zinadır…"[3]
O halde müslüman kadın, özellikle gençleri, bu çirkin işi yapmaktan alabildiğine
sakınmalıdır.

Gözleri haramdan
sakınmaya gelince büyük ilim adam İbnu'l-Kayyim, el-Cevabu'l-Kâfi adlı eserinde[4]
şunları söylemektedir: "Bakışlara gelince, bunlar şehvetin önderi ve
elçisidirler. Harama bakmaktan korunmak, mahrem yerini korumanın esasıdır.
Etrafına serbestçe bakan bir kimse kendisini tehlikeli yollara salmış olur.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

"Ey Ali, bir
bakışın ardından bir diğer bakış salma. Çünkü ancak birincisi senindir"
Bununla kastedilen de maksat gütmeksizin ve aniden gerçekleşen bakıştır.
Müsned'de Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'ın şöyle buyurduğu
kaydedilmektedir: "Bakış İblis'in oklarından zehirli bir oktur" …Bakış
aslında insana gelip çatan genel olayların esasını teşkil eder. Çünkü bakış
kalpte duyguyu doğurur, bu duygu düşünceyi meydana getirir, düşünce daha sonra
şehveti uyandırır, şehvet arkasından iradeyi doğurur, sonra bu güçlenir ve
nihayet kesin bir karar haline gelir, arkasından fiil gerçekleşir. Bunu
engelleyecek bir husus olmadığı takdirde bütün bunlar olur. Bundan dolayı şöyle
denilmiştir: Gözü harama karşı korumaya sabretmek, ondan sonrasından gelecek
acılara sabretmekten daha kolaydır…"

O halde müslüman
kız kardeşim, sen erkeklere haram olan bakışlardan gözünü koru bazı dergilerde
sergilenen çekici resimlere bakma! Yahut ta televizyon ekranlarındaki, video
filmlerindeki çekici resimlerden gözünü alıkoy! Kötü akıbetten böylece
kurtulacaksın. Sahibini hasretlere boğan nice bakışlar vardır. Esasen yangın
küçümsenen kıvılcımlardan olur.

2-
Mahrem yerini koruma yollarından birisi de şarkı ve çalgıları dinlemekten uzak
durmaktır. Büyük ilim adamı İbnu'l-Kayyim, İğâsetu'l-Lehfân[5]
de şunları söylemektedir: "İlim, akıl ve dinden az pay sahibi olan kimselere
şeytanın tuzak ve hileleri ile kendileri vasıtasıyla cahillerin ve bâtılcıların
kalplerini tuzağa düşürdüğü hususlardan birisi de insanın kalbini Kur'ân'dan
alıkoyan, fasıklığa ve isyana yönelten haram aletler ile birlikte söylenen
şarkılar, tutulan tempolar ve çırpılan ellerdir. Bunlar şeytanın Kur'ânı'dır.
Rahmandan uzak tutan oldukça kalın bir perdedir. Bu Lut kavminin amelinin ve
zinanın yoludur; bu yolla fasık olan aşık, maşukundan maksadına ulaşır.

Kadından yahut
tüysüz çocuktan şarkı dinlemeğe gelince; bu en büyük haramlardan bir haram, dini
bozan en büyük fesat unsurlarından birisidir… Hiç şüphesiz gayret sahibi her bir
kimse aile halkını şüpheli hallere götüren yollardan uzak tuttuğu gibi; şarkı
dinlemekten de uzak tutar… Bilindiği gibi kadını elde etmek, erkek için zor bir
hal alınca ona şarkıları dinletmeye gayret eder. İşte o vakit kadın yumuşamaya
başlar. Çünkü kadın gerçekten seslerden ileri boyutta etkilenir. Eğer ses şarkı
nağmeleriyle birlikte olursa bu sefer hem sesden hem de anlamı açısından, iki
bakımdan etki altına girer.

Bir de bu
etkileyici unsurlara tef, kaval, kırıtarak raks da eklenecek olursa kadının
şarkıdan hamile kalması mümkün olsaydı bu şarkılar dolayısıyla hamile kalırdı.
Allah'a yemin olsun ki nice kadın namus ve iffetini bırakıp şarkıların etkisiyle
fahişelerden bir fahişe olup çıkmıştır…"

O halde ey
Müslüman kadın! Allah'tan kork ve bu tehlikeli ahlâkî hastalıktan sakın! Bu ise
müslümanlar arasında çeşitli yollar ve türlü üsluplarla revac bulan şarkı
dinlemektir. Bu sebepten ötürü bilgisiz bir çok genç kız, bu şarkıları
kaynaklarından istemekte ve bunları birbirlerine hediye etmektedirler.

3-
Mahrem yerleri korumanın yollarından birisi de, beraberinde kendisini abes işler
yapanların ve fasıkların hudutlarından koruyup himaye edecek bir mahremi
buluınmaksızın kadının yolculuk yapmasını engellemektir. Beraberinde bir mahremi
olmaksızın kadının yolculuk yapmasını engelleyen sahih bir takım hadis-i
şerifler, bize kadar ulaşmış bulunmaktadır. Bunlardan birisi İbn Ömer tarafından
rivayet edilmiştir. Buna göre Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle
buyurmuştur:

"Kadın beraberinde
mahrem bulunmadığı sürede üç günlük bir mesafeye tek başına yolculuk yapamaz."[6]

Ebu Said el-Hudri
radıyallahu anh'tan rivayete göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem,
kadının beraberinde kocası yahut herhangi bir mahremi bulunmaksızın iki gün
yahut iki gecelik bir yolculuğa çıkmasını yasaklamıştır.[7]

Ebu Hureyre
radıyallahu anh'dan rivayete göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem
şöyle buyurmuştur:

"Bir kadının
beraberinde onun için mahrem olan birisi bulunmadıkça bir günlük ve bir gecelik
bir mesafe çeken bir yolculuğa çıkması helal değildir."[8]

Hadis-i Şerifte
belirlenen üç gün, iki gün ve bir gece bir gündüz tesbitlerinden maksat, o
dönemlerde bilinen yayan yürümek ve binekler üzerinde yol almak gibi nakil
araçlarıdır. Hadislerin üç gün iki gün yahut bir gece bir gündüz ve bundan daha
az değişik süre tesbitleri ihtiva etmeleri ile ilgili olarak ilim adamları;
"maksat ifadelerin zahiri değildir. Ancak kendisine yolculuk adı verilen
herşeyin kastedildiğidir," şeklinde cevap vermişlerdir. Buna göre (böyle bir
yolculuğu) kadının yalnız başına yapması yasaktır. İmam Nevevi Sahih-i Müslim
Şerhinde[9]
şunları söylemektedir: "Hulasa kendisine yolculuk denilebilecek herbir mesafeye
kadının beraberinde kocası ya da mahremi bulunmaksızın yolculuğa çıkması
yasaktır. Bu süre ister üç gün ister iki gün ister bir gün ister bir berîdlik
mesafe, isterse de başka bir uzaklık olsun farketmez. Çünkü bu hususta İbn
Abbas'ın mutlak rivayeti delildir. Bu konuda geçen Müslim'in rivayetlerinin
sonuncusu da odur. Bu rivayet. "Hiç bir kadın beraberinde mahremi bulunmaksızın
yolculuk yapamaz" şeklindedir. Bu ise kendisine sefer adı verilecek bütün
yolculukları kapsar. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır…"

Farz olan hac için
kadınlar topluluğu ile birlikte yolculuk yapmasının caiz olduğuna fetva
verenlere gelince; bu fetva sünnete muhaliftir. İmam Hattabi, Meâlimu's-Sünen'de[10]
–İbnu'l-Kayyım'ın Tehzibi ile birlikte yapılmış baskısında- şunları
söylemektedir: "Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kadına, beraberinde
mahremi olan bir erkek bulunmaksızın yolculuk yapmasını yasaklamıştır. Peygamber
sallallahu aleyhi vesellem'ın tesbit ettiği şartı öngörmeksizin hac
yolculuğunu yapabileceğini söylemek sünnete aykırıdır. Mahremsiz yolculuğa
çıkması bir masiyet olduğuna göre bu durumda onun hac etmesi gerektiğini
söylemek caiz olamaz. Çünkü böyle bir şey, sonunda masiyete ulaştıran bir yolla
itaat etmektir…"

Şunu belirtelim
ki; onlar (bu fetvayı verenler) kadının mutlak olarak mahremsiz yolculuk
yapmasını kabul etmemektedirler. Onların böyle bir yolcuğu kadın için mübah
kabul etmeleri sadece farz olan hac yolculuğu içindir. İmam Nevevi, Mecmu'da[11]
şunları söylemektedir: "Tatavvu (nafile hac için ticaret ve ziyaret ve buna
benzer) yolculuklar ise beraberinde mahrem bulunmaksızın caiz değildir."

Bu dönemde,
kadının bütün yolculuklarında mahremsiz yola çıkması hususunda işi gevşek tutan
kimselerin bu kanaati sözlerine itibar edilir ilim adamlarından hiç bir kimse
tarafından paylaşılmamaktadır. Bunların: Kadının mahremi onu uçağa bindirir,
sonra bir diğer mahremi gitmek istediği yerde ulaştığı vakit onu karşılar. Çünkü
bunların kanaatine göre uçakta, erkek kadın pek çok yolcu bulunmaktadır.
Böylelerine biz şunu söyleriz: Asla! Uçaktaki tehlike diğerlerinden daha
fazladır. Çünkü yolcular onunla ihtilat halindedir. Belki bir erkeğin yanında
oturur, belki uçak gitmek istediği istikametten bir başka alana gitmek zorunda
kalabilir. Bu durumda kendisini karşılayacak kimse bulamaz ve sonuçta tehlikeye
maruz kalır, bilmediği ve mahremi bulunmayan bir yerde kadının hali ne
olacaktır?

4-
Mahrem yerlerini koruma yollarından birisi de erkeğin mahrem olmayan bir kadınla
birlikte tenhada başbaşa kalmasının önlenmesidir. Peygamber sallallahu aleyhi
vesellem şöyle buyurmuştur:

"Her kim Allah'a
ve Âhiret gününe iman ediyor ise; beraberinde mahremi bulunmayan bir kadın ile
kesinlikle başbaşa kalmasın. Çünkü bu takdirde üçüncüleri şeytandır."

Amir b. Rebîa'dan
şöyle dediği nakledilmektedir: Resulullah sallallahu aleyhi vesellem
buyurdu ki:

"Hiç bir erkek
kendisine helal olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü şüphesiz onların
üçüncüleri şeytandır; beraberinde mahrem bulunması hali müstesnâ."

Mecduddin (İbn
Teymiyye), el-Münteka adlı eserinde şunları söylemektedir: "Bu iki hadisi de
İmam Ahmed rivayet etmiş olup bu anlamda İbn Abbas'ın rivayet ettiği Buhari ile
Müslim'de yer alan bir hadis ise daha önceden geçmiş bulunmaktadır".

İmam Şevkânî,
Neylu'l-Evtâr adlı eserinde[12]
şunları söylemektedir: "Yabancı bir kadınla başbaşa kalmanın haram olduğu icma
ile kabul edilmiştir. Nitekim bu icmâı Hafız İbn Hacer, Fethu'l-Bari adlı
eserinde nakletmiş bulunmaktadır. Haram kılmanın illeti, hadis-i şerifte
belirtildiği üzere şeytanın üçüncüleri olmasıdır. Onların yanında hazır
bulunması her ikisini de masiyete düşürür. Mahremin varlığı ile birlikte yabancı
kadınla bulunmak ise caizdir. Çünkü mahremin bulunması ile birlikte masiyetin
meydana gelmesine imkan yoktur…"

Bazı kadınlar ve
onların velileri bir takım halvet çeşitlerinde işleri gevşek tutabilmektedir.
Bunlar:

a-
Kadının kocasının yakın akrabası ile birlikte başbaşa kalması ve onun yanında
yüzünü açması: Böyle bir başbaşa kalış, diğerlerinden daha büyük bir tehlikedir.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

"Sakın kadınların
yalnız başına bulundukları yerlere (evlerinde odalarına) girmeyiniz."
Ensardan bir adam:

"Ey Allah'ın
Resulu ya kayın hakkında ne dersin", diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi
vesellem:

"Kayın ölümün
kendisidir"
diye buyurdu.[13]

Kadının, kocanın
erkek kardeşi demek olduğu söylenmiştir. Sanki Peygamber sallallahu aleyhi
vesellem erkeğin kardeşinin kadın ile başbaşa kalmasını mekruh görmüş
gibidir. Hafiz İbn Hacer, Fethu'l-Bârî'de[14]
şunları söylemektedir: "Nevevi dedi ki: Din ilmini bilenlerin ittifakla
belirttiklerine göre "Kayınlar" kadının kocasının akrabalarıdır. Babası, amcası,
erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğlu, amcasının oğlu ve benzerleri… Hadis-i
şerifte bununla kastedilen kocanın -babaları ve oğulları dışında kalan-
akrabalarıdır. Babalar ve çocuklar ise eşinin mahremleri olup onların böyle bir
kadınla başbaşa kalmaları caizdir ve bunlar "Ölüm" diye nitelendirilemezler… Bu
hususta işin gevşek tutulması adet haline gelmiştir. Kardeş kardeşinin hanımı
ile başbaşa kalabilmektedir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bunu
ölüme benzetmiştir. O bakımdan böyle bir başbaşa kalışın engellenmesi öncelikle
sözkonusudur".

Şevkânî,
Neylu'l-Evtâr'da[15]
şunları söylemektedir: "Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin
"Kayın ölümdür" buyruğu, ondan yana korku duymak, başkasına göre daha
fazladır, demektir. Nitekim ölümden korkmanın başka şeylerden duyulan korkudan
daha büyük olması gibi…"

O halde ey
müslüman hanım, Allah'tan kork ve bu hususta –sair insanlar işi gevşek tutsalar
bile- sen işini gevşek tutma! Çünkü asıl itibar edilmesi gereken şeriat'ın
hükmüdür, insanların adeti değildir.

b-
Bazı hanımlar ve onların velileri kadınların tek başına mahremi bulunmayan bir
şoför ile birlikte arabaya binmesine müsaade edebilmektedir. Halbuki bu o kadına
yabancı olan birisi ile bir halvet demektir. Hicaz Müftüsü Muhammed b. İbrahim
Âlu'ş-Şeyh, Mecmûu'l-Fetâva'da[16]
şunları söylemektedir: "Beraberinde bir mahremi bulunmaksızın yabancı bir
hanımın tek başına şöförle birlikte arabada yolculuk etmesinin apaçık bir münker
olduğu hususunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Böyle bir yolculukta
küçümsenemeyecek çapta pekçok mefsedet bulunmaktadır. Kadının vakarlı, genç
birisi olması ile erkeklerden fazla kaçmayan, onlarla konuşan ve fakat iffetli
birisi olması arasında herhangi bir fark yoktur. Mahremlerinin böyle bir
yolculuk yapmasına ses çıkarmayan bir erkek, dindarlığı gevşek, mahremlerini
kıskanması az bir kimse demektir. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur:
"Bir erkek bir kadın ile başbaşa kaldı mı, mutlaka şeytan onların üçüncüleri
olur." Kadının sürücü ile başbaşa arabaya binmesi, ev ve benzeri bir yerde
başbaşa kalmasından daha da ileri derecede bir halvet sayılır. Çünkü sürücü onu
alıp -istese de istemese de- şehrin içinde ya da dışında istediği yere
götürebilir. Bunun sonuçta ortaya çıkaracağı kötülük ve zararlar ise mücerred
halvetin sebep olabileceği kötülük ve zararlardan daha fazladır..."

Halvetin kendisi
sebebiyle ortadan kalkacağı kişinin, yaşça büyük olması gerekir. Küçük bir
çocuğun bulunması bunun için yeterli değildir. Bazı hanımların; beraberinde
küçük bir çocuk bulundurmakla halvet ortadan kalkar, şeklindeki kanaatleri
yanlıştır. İmam Nevevî şöyle diyor: "Yabancı bir erkek yabancı bir kadınla
üçüncü bir şahıs bulunmadan (halvet halinde), başbaşa kalmaları, ilim adamlarıın
ittifakıyla haramdır. Aynı şekilde beraberlerinde yaşının küçüklüğü sebebiyle
kendisinden utanılmayan, sakınılmayan bir küçük bulunması halinde de haram olan
halvet, ortadan kalkmış olmaz."

c-
Bazı hanımlar tedaviye gerek gördükleri  gerekçesiyle kadının doktorun yanına
girmesi hususunda işi oldukça gevşek tutmaktadır. Bu da karşısında sessiz
kalınması caiz olmayan, büyük bir münker ve büyük bir tehlikedir. Şeyh Muhammed
b. İbrahim, Mecmûu'l-Fetavâ'da[17]
şunları söylemektedir: "Durum ne olursa olsun, bir kadının kendisine yabancı
olan bir erkekle -isterse bu kendisini tedavi edecek bir doktor olsun- başbaşa
halvette kalması şer'an haramdır. Çünkü; "Bir erkek bir kadın ile başbaşa
kaldı mı mutlaka onların üçüncüleri şeytan olur" hadisi bunu
gerektirmektedir. O halde beraberinde kocasının yada erkek mahremlerinden
birisinin bulnması mutlaka gereklidir. Eğer böyle birisi bulunamazsa hiç olmazsa
hanım akrabalarından birisi bulunmalıdır. Şayet sözü edilenlerden kimse
bulunamaz ve hastalık da ertelenemeyecek kadar tehlikeli olursa, hiç olmazsa
haram kılınmış olan halvet halinin sınırlarının dışına çıkılmış olmamak için en
azından bir hastabakıcısının bulunması gerekir..."

Aynı şekilde erkek
doktorun kendisine yabancı olan meslektaşı yada hastabakıcısı ile halvet halinde
bulunması da caiz değildir. Gözleri görsün, görmesin, öğretmenin kız öğrencisi
ile, uçaktaki hostesin kendisine yabancı birisi ile halvette kalması da caiz
olmaz... Sözüm ona uygarlık, kâfirlerin körü körüne taklit edilmesi ve şer'î
hükümlere aldırmamaktan ötürü, insanlar bu hususlarda gevşeklik
göstermektedirler. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm!

Erkeğin evinde
hizmet eden hizmetçi ile başbaşa kalması caiz olmadığı gibi ev sahibi olan
hanımın hizmetçi erkekle başbaşa kalması da caiz değildir. Hizmetçi problemi
gerçekten çok tehlikeli bir problemdir. Günümüzde pek çok insanın başına bir
beladır çünkü kadınlar öğrenim ve evin dışında iş yapmakla meşgul
bulunmaktadırlar. Bu ise mümin erkek ve mümin kadınların son derece dikkatli
olmalarını ve gerekli ihtiyat tedbirlerini almalarını ve kötü alışkanlıkların
peşinden gitmemelerini gerektirmektedir

 

[1]

Advâu'l-Beyân, VI, 186-187.

[2]
VIII,
198.

[3]
İbn Teymiyye fetvalarında (XV, 321) şunları söylemektedir: "Buna göre sihâk
yapan kadın (lezbiyen kadın) zinakardır hadis-i şerifte belirtildiği gibi:
"kadınların zinası onların sihâkları (birleriyle sürtünmeleri) dır"

[4]

sç129-130 da.

[5]
I, 242,
248, 264, 265.

[6]
Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[7]
Hadisi,
Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[8]
Hadisi,
Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[9]
IX, 103.

[10]
II, 276-
277.

[11]
VIII,
249.

[12]
VI, 120.

[13]
Hadisi, Ahmed, Buhari ve Tirmizi rivayet etmiş olup Tirmizi sahih olduğunu
belirtmiştir.

[14]
IX, 331.

[15]
VI, 122.

[16]
X, 5.

[17]
X, 13.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar