Kalp; Anlam ve Mâhiyeti


Kalp

Kalp; Anlam ve
Mâhiyeti
 
Kur'an-ı Kerim'de 130 civarında
geçen "kalp",  bir mastar olarak, Arapça'da  "bir şeyi bir yönden öteki yöne
çevirmek"  anlamını taşır. Türkçe'de kullanılan "kalbetmek" (bir halden bir
başka hale çevirmek),  "inkılâb" (devrim / bir halden bir başka hale geçiş veya
geçirme) bu köktendir. Kalbin bu şekildeki eylem bildiren (fiil olarak)
türevleri 30 civarında ayette geçer. Bir isim olarak kalp, geçtiği 130
civarındaki ayette, Türkçe'deki gönül anlamındadır. Bu anlamda (gönül anlamında)
Kur'an, "fuâd"  kelimesini de 20'ye yakın yerde kullanır.   
Arap dilcilerine göre, bir
mastar olan kalb"in insanın gönlüne ad olması, gönlün çok sür'atle değişmesinden
ve halden hale geçmeye yatkın bir yapıya sahip bulunmasındandır. Nitekim, Hz.
Peygamberimiz de, Allah'ı  "Mukallib el-Kulûb"  (kalpleri halden hale sokan)
diye anarak (Tirmizî, Kader 7; İbn Mâce, Mukaddime 13),  kalbin hem varlık
yapısındaki temel özelliğine, hem de filolojik yapısına dikkat çekmiştir. Kur'an,
kalbin bu değişkenliğini bir olumsuzluk olarak gösterir ve insanı bundan
kurtulmaya ve kararlı bir benlik kazanmaya teşvik eder. İman, kalbe bu
kararlılığı kazandırmaya yönelik bir olgunluktur. Bu yüzden insana yaraşan;
"Allah'ın, bir göğüste iki kalp yaratmadığı"nı bilmek ve gönlünü ilahî
hedefe yöneltip tevhidi gerçekleştirmektir. (Bkz. 33/Ahzâb, 4) Gönül ülkesinin
tek sultanı vardır; bu sultan, Allah'tır; şeytan, ya da onun içimizdeki
temsilcisi nefis veya yönetimdeki temsilcisi tâğut olmamalıdır. Unutulmamalıdır
ki, atasözüdür: "Bir ülkede iki padişah olmaz."
Kalp, dinî ve edebî literatürde
daha çok gönül anlamında kullanılır. Bunun yanında, ruh, öz, her şeyin ortası,
özü, ilim ve şecaat anlamlarında da kullanılmaktadır. İnsan ruhunun sevgi ve
nefret gibi duyularının merkezi olan yere kalp denilmesi, teşbih/benzetme
iledir. Bedendeki kalbin beden için önemi ne ise, ruhun kalbinin de insan için
önemi o derecede önemlidir.  İslam terminolojisi ve edebiyat dilinde geçen
"kalp"ten maksat, vücudun sol kesimindeki, kanı damarlara pompalayan bir parça
etin olmadığını hemen hepimiz biliriz. "Kalbi olan(lar) için onda anlayış ve
ibret (dersi) vardır." (50/Kaf, 37) Açıktır ki, burada geçen kalp, vücudun
kalp denilen organıyla tamamen farklı ve esasen onunla ilgisi olmayan yüce ve
mümtaz hakikattır. "Kalplerinde hastalık vardır." (2/Bakara, 10) Bu kalp
hastalıkları, elbette tıp doktorunun tedavi edebileceği bir hastalık
değildir.    
Ma'rifet, yani Allah'ı bilmek
ve tanımak kalbin işidir. (bkz. Buhâri, İman 13) Haset, gazap, buğz ve nefret
gibi kötü duyular kalpte bulunduğu gibi; iman, Allah korkusu, hilm ve takva da
kalbe ait fiillerdir. (Müslim, İman 230; Tirmizî, Fiten 26; Nesai, Cihad 8;
Ahmed b. Hanbel, V/71) Mü'mine yakışan, kalbe Allah sevgisini yerleştirmek için
onu Allah sevgisinin dışında mal, mülk, para gibi dünyalık şeylerin
muhabbetinden uzaklaştırmaktır. Fâni olan her şeyin sevgisi geçici, yalnızca
Allah sevgisi bâkidir.  
Kalp, yürek ve gönül manalarına
gelir; yani kalp iki anlamda kullanılır. Et parçasından ibaret olan kalbe,
Türkçe'de yürek adı verilirken; İkincisi, iman, aşk, sevgi, nefret, merhamet
gibi bütün duygularımızın, şuur, vicdan ve sezgilerimizin, düşünme kuvvetimizin
kaynağı, yani manevî âlemimizin merkezi olan ve yeri belli olmayan kalptir.
İnsanın asıl gerçeği bu kalptir. İnsanın, anlayışlı bilgin ve ârif olan bölünmez
kısmı, talepte bulunulan ve sorumlu olan özü budur. Bütün benliğimiz öncelikle
bundadır. Sezgi, bunun bakışı, akıl bunun ruhu, irade bunun kuvvetidir.  Bunu,
ruhumuzun  kendisi  şeklinde  anlayanlar  da çoktur. Dilimizde buna yine kalp
veya "gönül" denir. Kur'an terimi olarak kalp, Türkçe'de gönül dediğimiz
içimizdeki ruhî, manevî duyguların merkezi olan bu özdür.
Kur'an
ilimlerinde, din ilminde, ahlak ilminde, edebiyatta kalp denilince bu ikinci
anlam, yani gönül kastedilir. Temiz kalpli adam, kalbi bozuk, kalpsiz, taş
kalpli gibi ifadelerde kalpten ne anlıyorsak, burada kalpten de onu anlayacağız
ki, gaybe imanda, Allah'ı bilmede bu kalbi sezmenin, tanımanın büyük önemi
vardır. İmanın ve küfrün merkezi kalptir. Kalp, iman nuru ile dolduğunda gönül;
inkâra ve küfre yöneldiğinde ise nefistir. Gönül ulviyete/yüceliğe, nefis
süfliyete/alçalmaya yönelir. İlahî aşk ve tevhid sırrı burada tecelli eder.
Gönül, hem çok yüce, hem de çok hassastır. Kırılınca kolay kolay tamir edilemez.
Gönül, enfüsteki ayetlerin yazıldığı kitaptır. Onun okunması da yine gönülle,
kalp gözüyle olacaktır; çünkü kalpten kalbe yol vardır.          

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar