Hadis-i Şeriflerde Karz-ı Hasen.


Hadis

Hadis-i Şeriflerde
Karz-ı Hasen
 
Hadis-i şeriflerde borç verme,
ödünç verme söz konusu edildiğinde bunun hukukî mâhiyetinden çok ahlâkî yönü
üzerinde durulmuştur. Karz-ı hasen vermenin dinî değerine ve erdemli bir
davranış oluşuna dikkat çekilirken, mecbûrî hallerin dışında borç almanın hoş
görülmediğini, hele borcunu zamanında ve güzel bir şekilde ödememenin erdemli
bir davranış olmadığı, zulüm olduğu vurgulanmıştır. Hz. Peygamber'in borç
yükünden Allah'a sığınması (Buhârî, Cihad 74; Tirmizî, Deavât 70), olanca iyi
niyetine ve çabasına rağmen borcunu ödeyemeyenler hakkındaki şefkatli tutumu ve
bu tür borçları beytülmalden ödetmesi (Buhârî, Nafakat 15; Müslim, Ferâiz 15-16;
İbn Mâce, Sadakat 21) borcun ödenmesine verilen önemin göstergeleridir.      
"Kim şu üç şeyden berî
olarak ölürse cennete girer: Kibir, gulûl (ganîmet veya toplum malından çalma),
borç." (Tirmizî, Siyer 21, hadis no: 1572, 1573)
"Allahu Teâla nazarında, bir
kulun Allah tarafından yasaklanan kebîrelerden sonra, beraberinde getirebileceği
en büyük günahlardan biri, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç
olduğu halde ölmesidir." (Ebû Dâvud, Büyû 9, (3342)
"Bundan sonra yanımda para
olmadan hiçbir şey satın almayacağım." (Ahmed bin Hanbel, I/235, 323)
"Borcunu ödeyebilecek
durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geçiktirmesi zulümdür. Biriniz bir zengine
havâle olunursa (havâleyi kabûl etsin.)" (Buhârî, İstikrâz 12, Havâlât 1, 2;
Müslim, Müsâkat 33, hadis no: 1564; Ebû Dâvud, Büyû 10, hadis no: 3345; Tirmizî,
Büyû 68, hadis no: 1308; İbn Mâce, Sadaka, 8; Nesâî, Büyû 100, 101; Muvattâ,
Büyû 84; Dârimî, Buyû', 48; Ahmed bin Hanbel, II/71, 245, 254, 260)
"Zenginin borcunu
savsaklaması, haysiyetinin ihlâl edilmesini ve cezâlandırılmasını helâl kılar."
(Ebû Dâvud, Akdiye 29, hadis no: 3628; Nesâî, Büyû 100; İbn Mâce, Sadakat
18, hadis no: 2427; Buhârî, İstikrâz 13)
Ebû Katâde (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.)'a namazını kıldırıvermesi için bir adam(ın cenâzesi) getirildi.
Rasûlullah (s.a.s.): "Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın namazını siz
kılın!" buyurdu. Ben: "(Borç) benim üzerime olsun, ey Allah'ın Rasûlü"
dedim. "Sadâkatle mi?" dedi."Sadâkatle!" dedim. Bunun üzerine cenâzenin
namazını kıldı." (Tirmizî, Cenâiz 69, hadis no: 1069; Nesâî, Cenâiz 67)
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasûlullah (s.a.s.)'a üzerinde borç olan bir ölü getirildiği zaman: "Borcunu
ödeyecek bir mal bıraktı mı?" diye sorardı. Eğer yeterli mal bıraktığı
söylenirse namazını kılardı. Aksi takdirde: "Arkadaşınızın namazını kılın!"
derdi. Ancak Allah Teâlâ, Rasûlüne fetihler müyesser ettiği zaman (her
getirilenin) namazını kıldı ve ("borcu var mı?" diye) sormadı. Şöyle derdi:
"Ben mü'minlere nefislerinden evlâyım. Öyleyse, kim borç veya ağır bir yük veya
horanta bırakırsa o banadır, benim üzerimedir. Kim de mal bırakırsa o da kendi
vârislerinedir." (Buhârî, Ferâiz 4, 15, 25, Kefâlet 5, İstikrâz 11, Tefsir
Ahzâb 1, Nafakat 15; Müslim, Ferâiz 14, hadis no: 1619; Tirmizî, Cenâiz 69,
hadis no: 1070; Nesâî, Cenâiz 67)
"Ben her mü'mine kendi
nefsinden daha evlâyım/yakınım. Nitekim, kim bir mal bırakırsa bu ailesi
içindir. Kim bir borç veya (bakıma muhtaç) horanta/aile efrâdı bırakırsa bu bana
aittir ve benim üzerimedir." (Müslim, Cum'a 43, hadis no: 867; Nesâî, Iydeyn
22)
"Rasûlullah (s.a.s.)'da bir
adamın (parası ödenmemiş) bir devesi vardı. Borcunu istemeye geldi. Bu sırada
kaba sözler sarfetti, hatta Ashab'tan bâzıları haddini bildirmek istedi. Ancak
Rasûlullah (s.a.s.) buna meydan vermeyip: "Bırakın onu! Hak sahibinin konuşma
hakkı vardır" buyurdu, sonra da: "Devesini verin!" diye emretti,
(ilgililer) devesini aradılarsa da bulamadılar. Fakat onunkinden daha değerli
bir deve buldular. Peygamber Efendimiz: "Bunu verin" dedi. Adam: "Bana
borcunu tam ödedin, Allah da sana ödesin" dedi. Allah'ın Rasûlü (s.a.s.): "En
hayırlınız, borcunu en iyi ödeyendir!" buyurdu." (Buhârî, İstikrâz 4, 6, 7,
13, Vekâlet 5, 6, Hibe 23, 25; Müslim, Musâkat 118-122, hadis no: 1600-1601;
Tirmizî, Büyû 73, 75; Nesâî, Büyû 64; İbn Mâce, Ticaret, 62; Ebu Dâvud, Büyû',
110; Dârimî, Buyû', 31; Muvattâ, Buyû', 89; Ahmed bin Hanbel, VI/375, 390)
"Kim, ödemek niyeti ile
insanların malını alır ise, Allah bu borcunu ödemeye onu muvaffak kılar. Kim de
telef etmek niyetiyle başkalarının malını alırsa Allah onun bereketini giderir,
onu telef eder; borcu ödemeye muvaffak olamaz." (Buhârî, İstikrâz 2, Zikât
18; İbn Mâce, Sadakat 11; Ahmed bin Hanbel, II/361)
"Bir kimse ödemek niyetiyle
borçlanır, sonra borcunu ödeyemeden ölürse, Yüce Allah onun borcundan vazgeçer
ve istediği bedeli vererek alacaklısını râzı eder. Buna karşılık, gönlünde
ödemek niyeti olmaksızın borçlanan kimse, borcunu ödemeden ölürse, Allah ondan
alacaklıların hakkını alır." (S. Buhârî, Tecrîd-i Sarih Terc. c. 7, s. 273)
"Bir borçla borçlanan bir
kimsenin ödeme niyetinde olduğunu Allah bilince, onun borcunu Allah mutlaka
dünyada iken öder." (Nesâî, Büyû 99; İbn Mâce, Sadakat 10, hadis no: 2408)
"Kim Allah'ın kendisini
kıyâmet gününün sıkıntısından kurtarmasını isterse darda olana nefes aldırsın
veya tamamen bağışlayıversin" (Müslim, Kasâme 32, hadis no: 1563)
"Duâsının kabul olunmasını,
kederlerinin açılmasını isteyen, borcunu ödeyemeyen, zorda kalmış kimseyi bu
durumdan kurtarsın." (Ahmed bin Hanbel, II/23)
"Borcunu ödemekte zorluk
çeken birisine mühlet veren veya borcunun bir kısmını bağışlayan kimseyi Yüce
Allah Cehennem ateşinden korur" (Buhârî, Buyû' 17; Müslim, Zühd 74; Tirmizî,
Buyû' 67; İbn Mace, Sadakat 14; Ahmed b. Hanbel, I/327, II/359)
Bureyde (r.a.)'den rivâyet
edilmiştir. O diyor ki: "Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu dinledim:
"Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren bir kimse her gün için onun
gibi bir sadaka vermiş gibi olur." Bureyde devamla dedi ki: Sonra da Onun
şöyle buyurduğunu dinledim: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet
veren bir kimseye, mühlet verdiği her gün için iki katı sadaka yazılır."
Bunun üzerine ben: "Ey Allah'ın Rasûlü, seni, borcunu ödemekte zorluk çeken
birisine mühlet verene her gün için onun gibi sadaka vardır, derken dinledim;
sonra da yine seni, borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren kişiye
her gün için iki kat sadaka verilmiş gibi olur buyurduğunu işittim." Hz.
Peygamber şu cevabı verdi: "Borcun vâdesi gelmeden önce verdiği her bir
mühlet için onun gibi bir sadaka vardır. Borcun vâdesi geldiğinde ona mühlet
verecek olursa, iki katı sadaka vermiş gibi olur." (Ahmed b. Hanbel, IV/442-443,
V/300, 308)
"Menfaat sağlayan her türlü
borç fâizdir." (el-Câmiu's-Sağîr, II, 94)
"Kim fakir, muhtaç birisine
borcunu ödemek konusunda mühlet verir veya alacağını indirirse (ya da tümünü
silerse) Allah onu kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı o kıyâmet gününde,
arşının gölgesi altında gölgelendirir." (Tirmizî, Büyû' 67) 
"Sizden önce yaşayanlardan
bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse
hizmetçilerine: "Onun borcundan vazgeçiverin, böylece Allah'ın da bizim
günahlarımızdan vazgeçeceğini umarız" derdi. Allah da onun günahlarından
vazgeçti." (Buhârî, Sulh 10; Müslim, Müsâkat 19, hadis no: 1557; Tirmizî,
Büyû' 67; Nesâî, Büyû 104)
Diğer bir rivâyette şöyle
gelmiştir: "Bir adam hiç hayır amelde bulunmadı. Ancak halka borç verir ve
borcunu toplayan elçisine: ‘Kolay ödeyecekten (zenginden) al, zor ödeyecekten
(fakirden) alma, vazgeç. Ola ki Allah da bizim günahlarımızdan vazgeçer' derdi.
Allah Teâlâ bunun üzerine: ‘Haydi senin günahlarından vazgeçtim' buyurdu." (Buhârî,
Büyû 18, Enbiyâ 50; Müslim, Müsâkât 31, hadis no: 1562; Nesâî, Büyû 104)
Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.) Benî İsrail'den bin dinar borç para isteyen bir kimseden bahsetti. Benî
İsrail'den borç talep ettiği kimse: "Bana şâhitlerini getir, onların huzurunda
vereyim, şâhit olsunlar!" dedi. İsteyen ise: "Şâhit olarak Allah yeter!" dedi.
Öbürü: "Öyleyse buna kefil getir" dedi. Diğeri: "Kefil olarak Allah yeter" dedi.
Öbürü: "Doğru söyledin!" dedi ve belli bir vâde ile parayı ona verdi. Adam deniz
yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu vâdesi içinde ödemek
maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, ama bulamadı. Bunun üzerine bir
odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı sahibine hitâbeden bir mektupla
birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını kapayıp düzledi. Sonra da denize
getirip: "Ey Allah'ım, biliyorsun ki, ben falandan bin dinar borç almıştım.
Benden şâhit istediğinde ben: "Şâhit olarak Allah yeter!" demiştim. O  da şâhit
olarak sana râzı oldu. Benden kefil isteyince de: "Kefil olarak Allah yeter!"
demiştim. O da kefil olarak sana râzı olmuştu. Ben ise şimdi, bir gemi bulmak
için gayret ettim, ama bulamadım. Şimdi onu sana emânet ediyorum!" dedi ve odun
parçasını denize attı; odun denize gömüldü. Sonra oradan ayrılıp kendini
memleketine götürecek bir gemi aramaya başladı. Borç veren kimse de, parasını
getirecek gemiyi  beklemeye başladı. Gemi yoktu ama, içinde parası bulunan odun
parçasını buldu. Onu ailesine odun yapmak üzere aldı. (Balta ile) Parçalayınca
parayı ve mektubu buldu. Bir müddet sonra borç alan kimse geldi. Bin dinarla
adama uğradı ve: "Paranı getirip ödemek için aralıksız gemi aradım. Ancak beni
getirenden daha önce gelen bir gemi bulamadım" dedi. Alacaklı: "Sen bana bir
şeyler göndermiş miydin?" diye sordu. Öbürü: "Ben sana, daha önce bir gemi
bulamadığımı söyledim" dedi. Alacaklı: "Allah Teâlâ, senin odun parçası
içerisinde gönderdiğin parayı sana bedel ödedi. Bin dinarına kavuşmuş olarak
dön" dedi." (Buhârî, Kefâlet 1; Büyû 10, İsti'zân 25)
"Borç, Allah'ın hoşlanmadığı
bir şeye ait olmadığı müddetçe, Allah Zülcelâl, borcunu ödeyinceye kadar borçlu
ile birliktedir." Râvî der, ki: "Abdullah İbn Cafer, vekil harcına derdi ki:
"Git, benim için borç al. Zira ben, Rasûlullah'tan bu hadisi işittikten sonra
Allah'ın benimle olmadığı bir gece geçirmekten hoşlanmam." (Kütüb-i Sitte Terc
ve Şerhi, c. 17, s. 287)
"Müslümanlar kendi
aralarında belirledikleri şartlara uyarlar." (Buhârî, İcâre 14, 50)
"Kim ödememek kastıyla borca
girerse Allah'ın huzuruna hırsız olarak çıkar." (Kütüb-i Sitte Terc ve
Şerhi, c. 17, s. 288)
"Üzerinde bir dinar veya bir
dirhemlik borçla ölen kimsenin borcu, onun hayır ve hasenatından ödenir. Orada
(mahşer yerinde) ne dinar ne de dirhem vardır." (Kütüb-i Sitte Terc ve
Şerhi, c. 17, s. 288)
"Kim bir borçluya mühlet
verirse, her gün için bir sadaka sevabı kazanır. Kim onun borcunu vâdesi
geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün (alacağı mal
kadar) sadaka yazılır." (Kütüb-i Sitte Terc ve Şerhi, c. 17, s. 289)
Rasûlullah (s.a.s.), bir hak
sahibine: "Sen hakkını (borçludan) imkân nispetinde günahlara girmeden al"
buyurdular. (Kütüb-i Sitte Terc ve Şerhi, c. 17, s. 289)
Ebu Sa'îdi'l-Hudrî (r.a.)
anlatıyor: "Bir bedevi Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek, Efendimizin uhdesinde
bulunan alacağını istedi ve bunu yaparken seri davrandı. Hatta: "Borcunu
ödeyinceye kadar seni tâciz edeceğim" dedi. Ashab-ı Kirâm bedeviyi azarlayıp:
"Yazık sana! Kiminle konuştuğunu bilmiyorsun galiba!" dediler. Adam: "Ben
hakkımı talep ediyorum" dedi. Rasûlullah (s.a.s.), ashâbına: "Sizler niçin
hak sahibinden yana değilsiniz?" buyurdu ve Havle Bintu Kays (r.anhâ)'ya
adam göndererek: "Sende kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız
gelince borcumuzu sana öderiz" dedi. Havle: "Hay hay! Babam sana kurban
olsun Ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Kadın, Rasûlullah'a borç verdi, o da bedeviye
olan borcunu kapadı ve ayrıca yemek ikram etti. (Bu tavırdan memnun kalan)
bedevi: "Borcunu güzelce ödedin. Allah da sana mükâfatını tam versin" diye
memnûniyetini ifade etti: Peygamberimiz de: "İşte bunlar (borcunu hakkıyla
ödeyenler) insanların hayırlılarıdır. İçindeki zayıfların, incitilmeden
haklarını alamadıkları bir cemiyet iflâh olmaz" buyurdular." (Kütüb-i Sitte
Terc ve Şerhi, c. 17, s. 290)
"Bir müslümana bir şeyi iki
kere borç olarak veren hiçbir müslüman yoktur ki, onun bu davranışı, o şeyi bir
kere sadaka etmiş gibi sevap olmasın!" (Kütüb-i Sitte Terc ve Şerhi, c. 17,
s. 292)
Hz. Âişe (r. anhâ): "Rasûlullah
(s.a.s.)'ın zırhı, bir yahûdinin yanında otuz ölçek arpaya karşılık rehin
edilmiş bulunduğu halde vefat etti." (Buhârî, Cihad 89, Meğâzi 86; Tirmizî, Büyû'
7; Nesâî, Büyû' 58, 83; Dârimî, Büyû' 44; Ahmed bin Hanbel, I/236, 300, 301,
361, III/102)
"Miraç gecesinde cennetin
kapısı üzerinde şu ibârenin yazılı olduğunu gördüm: ‘Sadaka on misliyle
mükâfatlandırılacaktır. Ödünç para on sekiz misliyle mükafatlandırılacaktır.'
Ben: ‘Ey Cibrîl! Ödünç verilen şey ne sebeple sadakadan daha üstün oluyor?' diye
sordum. ‘Çünkü dedi, dilenci (çoğu kere) yanında para olduğu halde sadaka ister.
Borç isteyen ise, ihtiyacı sebebiyle borç talebinde bulunur." (İbn Mâce,
Sadakat 19, hadis no: 2431)
"Borcunu ödemekte zorluk
çeken birisine mühlet veren veya borcunun bir kısmını bağışlayan kimseyi yüce
Allah Cehennem ateşinden korur." (Buhârî, Büyû' 17; Müslim, Zühd 74; Tirmizî,
Büyû' 67;  Ibn Mâce, Sadakat 14; Ahmed bin Hanbel I/327, II/359)
Rasûlullah (s.a.s.) hemen her
gün sabah akşam şu duâyı yapardı: "Allah'ım! Günahtan ve borçtan Sana
sığınırım." Bu duâyı devamlı yapınca, merakını yenemeyen bir sahâbi: ‘Yâ
Rasûlallah! Borçtan ne kadar da çok Allah'a sığınıyorsun" demişti. Bunun üzerine
Allah Rasûlü şöyle buyurdu: "Kişi borçlandığı zaman (ödeyemediğinde) yalan
söyler, söz verir, sözünde durmaz." (Buhârî, İstikraz 10)
"Bir müslümanın dünya
sıkıntılarından birisini rahatlatan kimsenin, Allah kıyâmet günü sıkıntılarından
bir sıkıntısını rahatlatır. Zor durumda olan birisine kolaylık sağlayana, Allah
dünyada da, âhirette de kolaylık sağlar. Kul kardeşine yardımcı olmaya devam
ettiği müddetçe, Allah da o kula yardımcı olur..." (Buhârî, Mezâlim 4;
Müslim, Birr 58; Ebû Dâvud, Edeb 46)
"Kim bir mü'minin dünyevî
sıkıntılarından birini giderirse Allah da onu kıyâmet günü kederlerinden birini
giderir. Kim bir fakire kolaylık gösterirse, Allah da ona dünyada ve âhirette
kolaylık gösterir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve
âhirette (ayıbını) örter. Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da
onun yardımındadır." (Müslim, Zikr 38; Ebû Dâvud, Edeb 68; Tirmizî, Hudûd 3,
Birr 19, Kırâat 3)
"Allah için sadaka
verdiğiniz mal, sizin kendi malınızdır; geriye bıraktığınız mal ise sizin değil,
vârisinizin malıdır." (Buhârî, Rikak 12; Müslim, Zühd 3; Tirmizî, Zühd 31,
Tefsîr Sûre 102; Ahmed bin Hanbel, IV/24, 26)
"Sizi çokluk mahvetti.
İnsanoğlu 'malım, malım!" der. Yiyip tükettiğinden, ya da giyip eskittiğinden
veya sadaka verdiğinden başka senin malın mı var? (Çünkü bundan ötesi başkasının
eline geçer.) (Müslim, Zühd 3; Tirmizî, Zühd 31; Nesâî, Vesâyâ 1; Ahmed bin
Hanbel, IV/24, 26) 
"Cebrâil (a.s.) bana komşu
hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu komşuya vâris
kılacağını zannettim." (Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140; Ebû Dâvud, Edeb
132; Tirmizî, Birr 28)
"Kulların sabahladığı her
bir günde muhakkak iki melek iner. Birisi, 'Allah'ım! Malını infak edene halef
ver (yerini doldur)' der. Diğeri de: 'Allah'ım! Malını vermeyene telef ver
(malını yok et)' der." (Müslim, Zekât 57)
"Kim Allah'a ve âhirete iman
ediyorsa misâfirine ikrâm etsin. Kim Allah'a ve âhiret iman ediyorsa komşusuna
ihsanda (iyilikte) bulunsun. Kim Allah'a ve âhirete iman ediyorsa ya hayır
söylesin veya sussun." (Buhârî, Edeb 31, 85, Nikâh 80, Rikak 23; Müslim,
İman 74; Ebû Dâvud, Edeb 132)
"Birbirinize haset etmeyin.
Müşteri kızıştırmayın. Birbirinize buğzetmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin.
Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine satış yapmasın. Kardeş olun, ey Allah'ın
kulları! Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz,
onu tahkîr etmez. (Üç defa kalbine işaret ederek:) Takvâ buradadır.
Kişiye kötülük adına müslüman kardeşini tahkir etmesi kişiye kötülük adına
kâfidir. Müslümanın her şeyi; kanı, malı ve ırzı müslümana haramdır."
(Müslim, Birr 32)
"... Müslüman müslümanın
kardeşidir. Ona yardımı kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez. Herbiriniz,
kardeşinin aynasıdır, onda bir rahatsızlık görürse bunu ondan gidersin."  (Tirmizî,
Birr 17, 18; Müslim, İman 95)
"Müslüman müslümanın
kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin
ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir
sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu kıyâmet gününün sıkıntısından
kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurlarını) örterse, Allah da onu kıyâmet günü
örter." (Ebû Dâvud, Edeb 4; Tirmizî, Hudûd 3; Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7;
Müslim, Birr 58)   
"Küçüklerimize merhamet,
büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir." (Tirmizî, Birr 15; Ebû
Dâvud, Edeb 58; Ahmed bin Hanbel, I/257)
"Şüphesiz, borç sahibi
(ödemeden) ölünce, borcu Kıyâmet günü ondan (sevaplarından) alınır. Fakat şu üç
sebeple borçlanan kimse bu hükmün dışındadır:
1) Adamın gücü Allah yolunda
(savaşta) zayıflar, o da Allah düşmanına ve kendi düşmanına karşı kuvvetlenmek
için borçlanır.
2) Bir adamın yanında bir
müslüman ölür, onu kefenleyip gömecek parası olmaz, bu maksatla borçlanır.
3) Bir adam, bekârlık
sebebiyle nefsinden Allah'a karşı korku hisseder. Dinine zarar gelir endişesiyle
(borçlanarak) evlenir. Allah Teâlâ, Kıyâmet günü, bunların borçlarını kendisi
öder." (Kütüb-i Sitte Terc ve Şerhi, c. 17, s. 294)
"Borcun sebep olduğu keder
kadar ciddi bir keder, göz ağrısı kadar dayanılmaz bir ağrı yoktur."
(Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c. 7, s. 179)
"Borç Allah'ın yeryüzündeki
zillet boyunduruğudur, Allah bir kulu zelîl etmek dilerse onu boynuna geçirir."
(Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c. 7, s. 179)
"Kişi borçlanınca konuşur,
yalan söyler, vaad eder, sözünü tutmaz." (Buhârî, İstikraz 10)
"Borçtan kaçının; zîra o,
gece keder, gündüz de zillet vesilesidir." (Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c.
7, s. 179)
Rasûlullah (s.a.s.) zamanında
fiyatlar yükselince, insanlar: 'Yâ Rasûlallah! Eşyaların fiyatları yükseldi,
bizim için fiyatları belirle (narh koy)' dediler. Rasûlullah (s.a.s.) de:
"(Eşyanın) Fiyatı(nı) tâyin ve tesbit eden (piyasada) darlık ve bolluk veren,
rızıklandıran ancak Allah'tır ve gerçekten ben, sizden hiç birinizin mal ve can
husûsunda bir zulüm sebebiyle benden dâvâcı olmadığınız halde Allah Teâlâ'ya
kavuşmak isterim." (Ebû Dâvud, Büyû' 51; Tirmizî, Büyû' 73; İbn Mâce, İmâret
27; Dârimî, Büyû' 13; Ahmed bin Hanbel, II/327, III/85, 106, 286)    
"Nefsimi elinde tutan Zât'a
kasem olsun, bir adam Allah yolunda öldürülse, sonra diriltilse, tekrar
öldürülse, sonra diriltilip tekrar öldürülse, üzerindeki borcu ödenmedikçe
cennete giremez." (Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c. 7, s. 179)
"Borçlu ölen kimse kabirde
bağlıdır, onu kurtaracak tek şey borcunun ödenmesidir." (Kütüb-i Sitte Terc.
ve Şerhi, c. 7, s. 179)
"Kim borçluya mühlet tanır
veya bağışlayıverirse, Allah, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin
bulunmadığı günde (kıyâmet gününde) onu arşının gölgesinde gölgelendirir."
(Tirmizî, Büyû' 67)
"Borçlu ölen kimse, kendi
adına borcu ödeninceye kadar kabrinde rehinlenmiş gibidir." (Kütüb-i Sitte
Terc. ve Şerhi, c. 7, s. 180)
"Borcunu ödeme niyetinde
olan hiçbir kul yoktur ki Allah'tan yardım görmesin." (Kütüb-i Sitte Terc.
ve Şerhi, c. 17, s. 287)
"Allah, borcunu ödeyinceye
kadar (iyi niyet sâhibi) borçlu ile berâberdir" (Kütüb-i Sitte Terc ve
Şerhi, c. 17, s. 287)
"Biriniz bir mal (veya para)
ödünç verip sonra malı alan şahıs, borç verene bir hediye verdiği veya onu
bineğe bindirmek istediği zaman, sakın o bineğe binmesin ve o hediyeyi kabul
etmesin. Meğer ki, borç işinden önce, bu kişiler arasında bu çeşit iş cereyan
etmiş olursa, o başka (o takdirde hediye alınabilir)." (İbn Mâce, Sadaka 19,
hadis no: 2432)
İbn Abbas radıyallahu anhümâ
anlatıyor: "Bir adam, kendisine on dinar borcu olan kimsenin peşini bırakmadı.
Ve hatta dedi ki: "Sen bunu bana ödeyinceye veya bir kefil gösterinceye kadar
peşini bırakmayacağım." Resûlullah (s.a.s.) o borcu üzerine aldı (borca kefil
oldu). Bunun üzerine adam, münasip olmayan bir tarzda Resûlullah (s.a.s.)'a
parayı getirdi. Rasûlullah, borcu adam adına ödeyiverdi ve şunu söyledi:
"Kefil, borçludur." (Ebû Dâvud, Büyü' 2, hadis no: 3328; İbn Mâce, Sadakat
9, hadis no: 2406).
"Âriyet (sahibine)
verilecektir. Kefil borçludur, borç ödenmelidir." (Tirmizi, Büyû' 39, hadis
no: 2121, Vesâyâ 5, hadis no: 1265; Ebû Dâvud, Büyü' 90, hadis no: 3569)
İmam Mâlik'e ulaştığına göre,
bir adam İbn Ömer (r.a.)'e gelerek: "Ben birisine bir borç verdim. Bana, bunu
daha üstün bir şekilde iâdesini şart koştum" dedi ve hükmünü sordu. İbn Ömer
(r.a.): "Bu ribâdır/fâizdir" diye cevap verdi ve şu açıklamada bulundu: "Borç
verme işi üç şekilde cereyan eder.
1- Borç vardır, bunu
vermekle sâdece Allah'ın rızâsını düşünürsün. Karşılığında sana rızâ-yı İlâhî
vardır.
2- Borç vardır, bununla
arkadaşını memnun etmek istersin.
3- Borç vardır, temiz
bir malla pis bir şey almak için bu borcu verirsin. İşte bu ribâdır/fâizdir."
Adam: Öyleyse bana ne
emredersiniz, ey Ebû Abdirrahman? diye sordu. İbn Ömer şu açıklamada bulundu:
"Akdi/anlaşmayı yırtmanı tavsiye ederim. Borçlu, verdiğin miktarı aynen iâde
ederse alırsın. Verdiğinden daha az iâde eder, sen de kabullenip alırsan sevap
kazanırsın. Eğer sana, daha iyi bir şeyi gönül hoşluğu ile verirse, bu sana bir
teşekkürdür, böylece teşekkürünü ifade ediyor demektir. Sana ayrıca, ona vâde
tanıdığın için sevap vardır." (Muvattâ, Büyû 92; İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte
Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 3/120)
Mücâhid'in anlattığına göre,
"İbn Ömer (r.a.) bir miktar borç para aldı. Bunu sahibine daha iyi bir şekilde
ödedi. Borç veren adam: "Bu verdiğimden fazladır" diyerek almak istemedi. İbn
Ömer adama: "Biliyorum, ancak, gönlün bu şekilde rahat edecek" dedi. (Muvattâ,
Büyû: 90; İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 3/120)
"Cimri kişi, Allah'a uzak,
cennete uzak, insanlara uzak ve cehennem ateşine yakındır." (Tirmizî, Birr
40) 
"Malda zekâttan başka da hak
vardır." (Tirmizî)
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar