Beyne'l Havfi ve'r-Recâ; Korku ve Ümit Arası


Beyne

Beyne'l Havfi ve'r-Recâ;
Korku ve Ümit Arası:

 
Havf, tatlı bir korku, Allah'ın
celâl, kibriyâ, ve azameti karşısında haşyet duyma... Recâ, zevkli bir ümit.
O'nun lütuf, ihsân ve kereminden daima ümitvâr olma... Hayırları işlemek, amel-i
sâlih; şerlerden kaçmak ise takvâdır. Amel-i sâlih işlendikçe recâ kapısı,
takvâda ilerlendikçe havf kapısı açılır. Her iki kapıdan da aynı neticeye erilir:
Cennet. Takvâ ve sâlih amel nasıl birbirlerinden kesin hatlarla ayrılmıyorsa,
havf ve recâ da öyle... Bir mü'min Allah'ı hem sevecek, O'nun rahmetinden daima
ümitvâr olacak, hem de O'ndan korkacak, azâbından emin olmayacaktır. İşte bu iki
meziyet, kalbi safha safha terakkî ettirir, dalga dalga güzelleştirir; ona mânâ
ve ulviyet kazandırır...
Korku ve ümit, bir âhenk içinde
olmalı. Geceyle gündüzün, dünyanın başını sırayla sarması gibi... Bu arz küresi,
hiçbir zaman, ne tam bir karanlığa bürünmüş ne de topyekün bir aydınlığa
kavuşmuştur. Arzın bir yüzü kararırken beri tarafı aydınlanır, bir tarafı
aydınlanırken ötesi kararır. Bu nöbetleşme ile arzın başında, her an hem
aydınlık hem de karanlık hükmeder. Mü'min de her an, hem ümit ve hem de korku
içinde olmalı. Zira Allah hem Ğaffâr'dır, hem de Kahhâr. Bağışlaması da vardır,
kahrı ve perişan etmesi de.
Havf ve recâ imandandır... Her
ikisi de mü'minin sıfatları. Bundandır ki, hangisi ruhtan çekilse, küfür
tehlikesi belirir. Havf etmeyen insan, isyan yolunu tutar, bu yolun sonunun ise
küfre çıkma tehlikesi vardır. Recânın azalması da ümitsizliğe yol açar. Bu da
sonu küfre çıkabilecek bir başka yol...
Bazı kimseler, alenen,
sıkılmadan ve daha kötüsü, seve seve günah işlemekte ve sırası geldiğinde de
kendilerini teselli sadedinde, "Allah Ğafur ve Rahîm değil mi?" demekteler.
Halbuki, Ğafur ve Rahîm olan Allah'a isyandan sıkılmak gerekmez mi? İsterse hiç
azap etmesin, cehennemine atmasın. Kaldı ki, bir kulun af ve mağfirete ermesi
için birtakım şartlara uyması gerek. Ğafur ve Rahîm isimleri, isyanını alenen ve
severek işleyenlerden çok, yaptığı günahtan vicdanen rahatsız olan, sıkılan ve
kötü halinden kurtulmak isteyenlerin ilticâ edecekleri isimler. Bu isimler,
mü'mini yeisten kurtarır. Yoksa –hâşâ- âsînin isyanını devam ettirmez. Bu sözü
sarf edenler Allah'ın sadece Ğaffâr ve Settâr değil; Kahhâr ve Cebbâr da
olduğunu hatırlarından çıkarmasalar böyle bir hataya düşmezlerdi...
Kur'ân-ı Kerim'de bir kısım
âyetler, mü'mini cennetle müjdelerken, bir kısmı da âsileri cehennemle tehdit
ediyor. Kalbin bir atıp bir sessiz kalması gibi, insanı bir havfa bir recâya
sevk etmekle hoş bir âhenk meydana getiriyorlar. Fâtiha, Kur'ân-ı Kerim'in
fihristi, hülâsası, özü ve özeti. Onda da havf ve recâ dersi birlikte veriliyor:
"Hamd"de medih ve senâ hâkim. "Mâlik-i yevmi'd-dîn", havf dersi
verir. "İbâdet" recâya, "istiâne" havfa işaret ederler.
"Sırât-ı müstakîme hidâyet talebi" : Recâ; "Mağdûb ve dâllînden olma
korkusu" : Havf. Fâtiha'yı okuyan bir mü'minin ruhu, o hissetmese de, havf ve
recâ dalgaları arasında seyerân eder. (9)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar