Kur'ân-ı Kerim'de Mal, Mülk ve Mâlik Kavramları


Kur

Kur'ân-ı Kerim'de Mal, Mülk ve Mâlik Kavramları

 

"Mal" ve çoğulu "emvâl" kelimeleri, Kur'ân-ı
Kerim'de 86 yerde geçer. "M-l-k" ve türevleri ise Kur'ân-ı Kerim'de 206 yerde
zikredilir. Bunların 88'i "melek" ve çoğuludur. Diğerleri (118'i) mülk
kavramıyla ilgili kelimelerdir. "Mâlik" kelimesi 3 yerde (1/Fâtiha, 4; 3/Âl-i
İmrân, 26; 43/Zuhruf, 77), Bunun çoğulu "mâlikûn" 1 yerde (36/Yâsîn, 71),
"melîk" kelimesi yine 1 yerde (54/Kamer, 55) geçer. 

"İşte onlar, âhirete karşılık dünya hayatını
satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek, ne de kendilerine
yardım edilecektir." (2/Bakara, 86)

"Bilmez misin, göklerin ve yerin
mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir
dost, ne de bir yardımcı vardır."
(2/Bakara, 107)

"Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir
parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır
gösterenleri müjdele." (2/Bakara,
155)

"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik
değildir. Ama iyilik, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere
iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı
dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefâ gösterenler
ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve
davranışları)dır. İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da
bunlardır." (2/Bakara, 177)

"Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve
bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları
hâkimlere aktarmayın." (2/Bakara,
188)

"Allah yolunda harcayın. Kendi
ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst
davranın. Çünkü Allah muhsinleri/dürüstleri sever."
(2/Bakara, 195)

"Onlardan öylesi vardır ki: ‘Rabbimiz, bize
dünyada da hasene (iyilik ve güzellik) ver, âhirette de hasene (iyilik ve
güzellik) ver  ve bizi ateş azâbından koru' der."
(2/Bakara, 201; ayrıca: 7/A'râf, 156; 16/Nahl,
122)

"İnsanlardan öyleleri de var ki,
Allah'ın rızâsını almak için kendini ve malını fedâ eder. Allah da kullarına
şefkatlidir."
(2/Bakara, 207)

"İnkâr edip kâfir olanlara dünya hayatı süslendi
(süslü gösterildi). Bu yüzden onlar, iman edenlerden bazısı ile alay eder. Oysa
ki (iman edip) ittika eden, Allah'ın azâbından korunanlar, kıyâmet gününde
onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir."
(2/Bakara, 212)

"Verdiğinin kat kat fazlasını
kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene fâizsiz ödünç) verecek
yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na
döndürüleceksiniz."
(2Bakara, 245)

"Onlara peygamberleri dedi ki: ‘Allah size
Tâlut'u (melik olarak) gönderdi.' Onlar: ‘Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok
hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi
(yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?' dediler. O (şöyle) demişti:
‘Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah,
kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir."
(2/Bakara, 247)

"...Göklerde ve yerdekilerin hepsi
O'nundur..." (2/Bakara,
255)

"Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği
yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği
gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır,
bilendir." (2/Bakara, 261)

"Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra
infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin
ecirleri/ücretleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmayacaklardır." (2/Bakara, 262)

"Ey iman edenler, Allah'a ve âhiret gününe
inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi, minnet ve
eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde
toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü,
onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez
(elde edemez)ler. Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez."
(2/Bakara, 264)

"Yalnızca Allah'ın rızâsını istemek ve
kendilerinde olanı kökleştirip güçlendirmek için mallarını infak edenlerin
örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat
veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir
çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir."
(2/Bakara, 265)

"Şeytan sizi fakirlikle tehdit eder (korkutur,
fakir olursunuz diyerek sadaka vermenize engel olur) ve sizin cimri olmanızı
emreder/telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve lütuf/bolluk vaad
eder. Allah, her şeyi ihâta eden (ihsânı geniş olan) ve her şeyi bilendir."
(2/Bakara, 268)

"Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık
infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur
ve onlar mahzun olmayacaklardır."
(2/Bakara, 274)

"Göklerde ve yerdekilerin hepsi
Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı
sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah
her şeye kadirdir."
(2/Bakara, 284)

"Şüphesiz inkâr edenler, onların malları da,
çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azâba karşı) hiçbir şey kazandırmaz.
Ve onlar ateşin yakıtıdırlar."
(3/Âl-i İmrân, 10)

"Nefsânî arzulara, (özellikle)
kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara,
sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar,
sadece dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki asıl varılacak güzel yer,
Allah'ın yanındadır."
(3/Âl-i İmrân, 14)

"De ki: ‘Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen
mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini aziz
kılar, yüceltir; dilediğini de zelil kılar, alçaltırsın. Her türlü iyilik Senin
elindedir. Gerçekten Sen her şeye kaadirsin. Geceyi gündüze katar, gündüzü de
geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine
de sayısız rızık verirsin." (3/Âl-i
İmrân, 26-27)

 "Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki,
ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iâde eder. Fakat onlardan
öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan
onu sana iâde etmez. Bu da onların, ‘Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize
vebal yoktur' demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar."
(3/Âl-i İmrân, 75)

"Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. İşler, dönüp dolaşıp Allah'a varır."
(3/Âl-i İmrân, 109)

"Gerçekten inkâr edenlerin ise, malları da,
çocukları da, onlara Allah'tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin
halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır."
(3/Âl-i İmrân, 116)

"Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayıcı
ve çok merhametlidir."
(3/Âl-i İmrân, 129)

"Allah'ın kereminden kendilerine
verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için
hayırlıdır; tersine, bu, onlar için çok fenâdır. Cimrilik ettikleri şey de
kıyâmet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mîrâsı Allah'ındır.
Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Şüphesiz, 'Allah fakirdir, biz ise
zenginiz' diyenlerin sözünü andolsun ki Allah işitmiştir. Onların bu sözünü,
haksız yere peygamberleri öldürmeleri ile birlikte yazacağız ve diyeceğiz ki:
‘tadın o yakıcı azâbı! "
(3/Âl-i İmrân, 180-181)

"Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan
edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta
olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve
sakınırsanız (bu), emirlere olan azimdendir."
(3/Âl-i İmrân, 186)

"Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayıcı
ve çok merhametlidir."
(3/Âl-i İmrân, 189)

"Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla
temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü
bu, büyük bir suçtur." (4/Nisâ, 2)

"Allah'ın sizin için (kendileriyle hayatınızı)
kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük
akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel
(ma'rûf) söz söyleyin." (4/Nisâ, 5)

"Yetimleri, nikâha erişecekleri çağa kadar
deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara
mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan
iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir
şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid
bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter."
(4/Nisâ, 6)

"Gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek
yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe
gireceklerdir." (4/Nisâ, 10)

"Sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler)
dışındaki kadınlardan ‘evli ve özgür' olanlarla da (evlenmeniz haramdır.)
Bunlar, Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini
koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın
aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar)
yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tesbit edildiği miktarıyla ödeyin.
Miktarın tesbitinden sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda
üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi
olandır." (4/Nisâ, 24)

"Ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı
anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız ‘nedenler ve yollarla' (bâtılca)
yemeyin. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz, Allah, size çok merhamet
edendir." (4/Nisâ, 29)

"Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve
onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde
‘sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah
nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara
(önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse
hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu
Allah yücedir, büyüktür." (4/Nisâ,
34)

"Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun
diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş
olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o."
(4/Nisâ, 38)

"Yoksa onların mülkten
(hükümranlıktan) bir nasipleri mi var? Öyle olsaydı insanlara çekirdek filizi
(kadar bir şey bile) vermezlerdi."
(4/Nisâ, 53)

"... De ki: Dünya metâı/menfaati
azdır/önemsizdir. Allah'tan korkanlar için âhiret daha hayırlıdır. Size kıl
kadar haksızlık edilmez." (4/Nisâ,
77)

"Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile,
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah,
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün
kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri
oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır."
(4/Nisâ, 95)

"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin
dışında kalamaz)."
(4/Nisâ, 126)

"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ındır. Sizden önce kendilerine Kitap verilenlere ve size "Allah'tan
korkun" diye emrettik. Eğer inkâr ederseniz biliniz ki göklerde ve yerde ne
varsa hepsi Allah'ındır. Allah hudutsuz zengindir, ziyadesiyle övgüye lâyıktır."
(4/Nisâ, 131)

"Göklerde ve yerde olanlar
Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter."
(4/Nisâ, 132)

"Ondan nehyedildikleri halde fâiz almaları ve
insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (öyle yaptık). Onlardan
kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır."
(4/Nisâ, 161)

"Şüphe yok ki kâfir olanlar, yer
yüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin olsa da kıyamet
gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez;
onlar için acı bir azap vardır."
(5/Mâide, 36)

"Bilmez misin ki, göklerde ve
yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve
dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyle kadirdir."
(5/Mâide 40)

"Göklerin, yerin ve içlerindeki
her şeyin mülkiyeti Allah'ındır, O, her şeye hakkıyle kadirdir."
(5/Mâide, 120)

"Gecede ve gündüzde barınan her
şey O'nundur. O her şeyi işitendir, bilendir."
(6/En'âm, 13)

"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir
şey değildir. İttika edenler, (Allah'ın azâbından) korkanlar için elbette âhiret
yurdu daha hayırlıdır. (Dünya hayatının fâniliğine) hâlâ akıl erdiremiyor
musunuz?" (6/En'âm, 32)

"Rablerinin rızasını isteyerek
sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk;
senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup ta
zalimlerden olasın!"
(6/En'âm, 52)

"Aramızdan Allah'ın kendilerine
lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!" demeleri için onların bir
kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi
bilmez mi?" (6/En'âm,
53)

"Dinlerini bir oyuncak ve bir
eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak!
Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur'an ile
nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O,
bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları
(günahlar) yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı
onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır."
(6/En'âm, 70)

"Andolsun ki, sizi ilk defa
yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz
şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız
şefaatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı)
sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir."
(6/En'âm, 94)

"Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye
kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak
yapın. hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz.
Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa
gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt
alıp-düşünürsünüz." (6/En'âm, 152)

"De ki: ‘Allah'ın kulları için çıkardığı
(yarattığı) zîneti/süsü ve güzel rızıkları kim haram kılabilir?' De ki: ‘Onlar,
dünya hayatında (inanmayanlarla birlikte) mü'minlerindir. Kıyâmet gününde ise
yalnız iman edenlerindir.' İşte, bilen bir topluluk için âyetleri böyle
açıklarız." (7/A'râf, 32)

"(Yine) A'râf ehli simalarından
tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: "Ne çokluğunuz ne de
taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı."
(7/A'râf, 48)

"Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir
fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükâfat vardır."
(8/Enfâl, 28)

"Gerçek şu ki, inkâr edenler, (insanları)
Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de
harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna
uğratılacaklardır. İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır."
(8/Enfâl, 36)

"Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz
yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla
Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz,
Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız
size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız."
(8/Enfâl, 60)

"Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün
belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz
geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor.
Allah güçlüdür, hikmet sahibidir."
(8/Enfâl, 67)

"Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri)
barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.
İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir
şeyle velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım
üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir
topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı görendir."
(8/Enfâl, 72)

"İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır.
İşte ‘kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır."
(9/Tevbe, 20)

"Rableri onlara, tarafından bir
rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan
cennetler müjdeler."
(9/Tevbe, 21)

"Onlar orada ebedî kalacaklardır.
Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır."
(9/Tevbe, 22)

"De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız,
kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden
korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun
Rasûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fâsıklar topluluğuna hidâyet vermez."
(9/Tevbe, 24)

"Ey iman edenler!... Yoksulluktan korkarsanız,
(biliniz ki,) Allah dilerse sizi kendi lutfundan zengin edecektir. Çünkü Allah
her şeyi iyi bilendir, hikmet sahibidir."
(9/Tevbe, 28)

"Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahûdi)
bilginlerinden ve (Hıristiyan) râhiplerinden çoğu, insanların mallarını
haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip
de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azâbı müjdele."
(9/Tevbe, 34)

"(Bu paralar) cehennem ateşinde
kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün
(onlara denilir ki): â€˜İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık
yığmakta olduğunuz şeylerin (azâbını) tadın!"
(9/Tevbe, 35)

"Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah
yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için
daha hayırlıdır." (9/Tevbe, 41)

"Eğer yakın bir dünya malı ve
kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi.
Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Gücümüz yetseydi mutlaka
sizinle beraber çıkardık" diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin
edecekler. Halbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor."
(9/Tevbe, 42)

"Allah'a ve ahiret gününe iman edenler,
mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler.
Allah takva sahiplerini bilendir."
(9/Tevbe, 44)

"Şu halde onların malları ve çocukları seni
imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve
canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister."
(9/Tevbe, 55)

"Onlardan sadakaların (taksimi)
hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay)
verilirse razı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar."
(9/Tevbe, 58)

"Eğer onlar Allah ve Resûlünün
kendilerine verdiğine razı olup, "Allah bize yeter, yakında bize Allah da
lütfundan verecek, Resûlü de. Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi
(daha iyi olurdu)."
(9/Tevbe, 59)

"Münâfık erkekler ve münâfık
kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten
alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu!
Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir."
(9/Tevbe, 67)

"Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi.
Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha
çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden
öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla
yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte
onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte
onlar kayba uğrayanlardır." (9/Tevbe,
69)

"Onlardan kimi de, Eğer Allah
lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz
sâlihlerden olacağız! diye Allah'a and içti."
(9/Tevbe, 75)

"Fakat Allah lütfundan onlara
(zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah'ın emrinden) yüz çevirerek
sözlerinden döndüler."
(9/Tevbe, 76)

"Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan)
geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve
canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler.
De ki: ‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir
kavrayıp-anlasalardı." (9/Tevbe, 81)

"Onların malları ve evlâtları seni
imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının
onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor."
(9/Tevbe, 85)

"Allah'a inanın, Resûlü ile
beraber cihad edin" diye bir sûre indirildiği zaman, onlardan servet sahibi
olanlar, senden izin istediler ve: Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber
olalım, dediler."
(9/Tevbe, 86)

"Ama Rasûl ve onunla birlikte olan mü'minler,
mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve
kurtuluşa erenler onlardır."
(9/Tevbe, 88)

"Sorumluluk ancak, zengin
oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla
beraber olmaya râzı oldular. Allah da onların kalplerini mühürledi, artık onlar
(neyin doğru olduğunu) bilmezler."
(9/Tevbe, 93)

"Onların mallarından sadaka al, bununla onları
temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için
‘bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir, bilendir."
(9/Tevbe, 103)

"Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında
onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır.
Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta,
İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok
ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı
sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk' budur."
(9/Tevbe, 111)

"Göklerin ve yerin mülkü yalnız
Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de
bir yardımcı vardır."
(9/Tevbe, 116)

"Allah onları, yapmakta
olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırmak için küçük büyük yaptıkları her
masraf, geçtikleri her vâdi mutlaka onların lehine yazılır."
(9/Tevbe, 121)

"Bilesiniz ki, göklerde ve yerde
olan her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın vâdi haktır, fakat onların
çoğu bilmez."
(10/Yûnus, 55)

"Mûsâ dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen,
Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam)
ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz,
mallarını yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle bağla;
onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."
(10/Yûnus, 88)

"Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkını vermek
Allah'a aittir." (11/Hûd, 6) 

"Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal
istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak
değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik
etmekte olan bir kavim görüyorum."
(11/Hûd, 29)

"Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı
şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan
vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı
başında (reşid bir adam)sın."
(11/Hûd, 87)

"Allah dilediğine rızkını bollaştırır da,
daraltır da. Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa âhiretin yanında dünya
hayatı, (basit) eşyadan, geçici bir zevkten başka bir şey değildir."
(13/Ra'd, 26)

"O Allah ki, göklerde ve yerde ne
varsa hepsi O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay haline!"
(14/İbrâhim, 2)

"Hatırlayın ki,  Rabbiniz size: ‘Eğer
şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz,
hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir!' diye bildirmişti."
(14/İbrâhim, 7)

"Göklerde ve yerde ne varsa,
O'nundur, din de yalnız O'nundur. O halde Allah'tan başkasından mı
korkuyorsunuz?"
(16/Nahl, 52)

"Allah, rızıkta kiminizi diğer bir kısmınıza
üstün kıldı." (16/Nahl, 71)

"Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir ama,
Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Elbette sabırlı davrananlara,
yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz."
(16/Nahl 96)

"Allah güven (ve) huzur içinde olan bir şehri
misal verir ki, o şehrin (halkının) rızkı, her taraftan bol bol gelirdi. Fakat,
Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler de yapmakta oldukları şeylerden dolayı
Allah, onlara açlık ve korku elbisesini tattırdı. Andolsun ki, onlara
kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar (kendilerine)
zulmederlerken azap onları hemen yakalayıverdi. Artık, Allah'ın size rızık
verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin de eğer (gerçekten) yalnız Allah'a
ibâdet ediyorsanız, O'nun nimetlerine şükredin."
(16/Nahl, 112-114)

"Sonra onlara karşı size tekrar ‘güç ve kuvvet
verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca
çok kıldık." (17/İsrâ, 6)

"(Cezayı hak etmiş bir toplumu) Bir ülkeyi helâk
etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına
(iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o
ülke, helâke müstahak olur; Biz de orayı darmadağın ederiz."
(17/İsrâ, 16)

"Kim bu aceleciyi (çabuk geçen dünyayı) isterse,
ona, dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını verir, sonra da onu, kınanmış ve
mahrum bırakılmış olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de âhireti diler ve bir
mü'min olarak kendine yaraşır bir çaba ile o gün için çalışırsa, işte bunların
çalışmaları makbuldür. Hepsine; dünyayı isteyenlere de, âhireti isteyenlere de,
Rabbinin ihsânından, ayırdetmeksizin veririz. Rabbinin ihsânı kısıtlanmış
değildir. Baksana, Biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır!
Elbette ki âhiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür."
(17/İsrâ, 18-21)

"Akrabâya, miskîne/yoksula, yolcuya hakkını ver.
Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira, böylesine saçıp savuranlar, şeytanların
dostlarıdır. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür. Eğer, Rabbinden umduğun
bir rızkı beklemek durumunda olduğun için onlara bakamıyorsan, hiç olmazsa,
kendilerine gönül alıcı bir söz söyle. Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma.
Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker kalırsın. Çünkü Rabbin rızkı
dilediğine çok, dilediğine az verir. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır,
(onları) çok iyi görür. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz,
onların da, sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek, gerçekten büyük bir
suçtur." (17/İsrâ, 26-31)

"Erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en
güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin.
Çünkü ahid bir sorumluluktur."
(17/İsrâ, 34)

"Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya
uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve
çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara
aldatmadan başka bir şey vadetmez."
(17/İsrâ, 64)

"(İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri
de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: ‘Ben, mal bakımından
senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm."
(18/Kehf, 34)

"Bağına girdiğin zaman, ‘Maşaallah, Allah'tan
başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından
senden daha az (güçte) görüyorsan."
(18/Kehf, 39)

"Onlara, dünya hayatının tıpkı şöyle olduğunu
anlat: Gökten bir su indirdik, yerin bitkisi onunla karışıp yeşerdi. Sonra
(kuruyup) rüzgârların savurduğu çöp kırıntıları haline geldi (işte bu dünya
hayatı, böyle bir mevsim kadar kısadır). Allah her şeye kadirdir, her şey
üzerinde iktidar sahibidir. Mal/servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür.
Kalıcı ve ölümsüz olan güzel işler ise, Rabbinin katında hem sevapça daha
hayırlı, hem de ümit etmeye daha lâyıktır."
(18/Kehf, 45-46) 

"Onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma
uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından
da daha güzeldiler." (19/Meryem, 74)

"Âyetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve
çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?"
(19/Meryem, 77)

"O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın
katından bir söz mü aldı?"
(19/Meryem, 78)

"Kesinlikle hayır! Biz onun
söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız."
(19/Meryem, 79)

"Onun dediğine biz vâris oluruz,
(malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir."
(19/Meryem, 80)

"Göklerde, yerde ve ikisi arasında
bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O'nundur."
(20/Tâhâ, 6)

"Sakın, kendilerini denemek için onlardan
bazılarını faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin
rızkı hem daha hayırlı, hem daha süreklidir."
(20/Tâhâ, 131)

"Göklerde ve yerde ne varsa
O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir."
(22/Hacc, 64)

"Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz
mal ve çocuklarla kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır! Onlar
işin farkına varamıyorlar."
(23/Mü'minûn, 55-56)

"Nikâh (imkânı) bulamayanlar, Allah onları kendi
fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik
olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır
görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin.
Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa-
cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların
(fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir."
(24/Nûr, 33)

"Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır."
(24/Nûr, 42)

"Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde
ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne yolda olduğunuzu iyi bilir. İnsanlar O'nun
huzuruna döndürüldükleri gün yapmış olduklarını onlara hemen bildirir. Allah,
her şeyi hakkıyla bilendir."
(24/Nûr, 64)

"Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur.O bir çocuk edinmemiştir,mülkünde ortağı yoktur .Her şeyi yaratmış, ona
ölçü , biçim ve düzen vermiştir."
(25/Furkan, 2)

"Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı
günde." (26/Şuarâ, 88)

"Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz
bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur)."
(26/Şuarâ, 89)

"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman:
"Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği,
size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip
öğünebilirsiniz" dedi." (27/Neml, 36)

"Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim
vasıtası ve debdebesi/süsüdür. Allah'ın yanında olan ise, daha hayırlı ve daha
kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?"
(28/Kasas, 60)

"Karun, Mûsâ'nın kavminden idi de,
onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki,
anahtarlarını güçlükuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti:
Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez."
(28/Kasas, 76)

"Allah'ın sana verdiğinden (O'nun
yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah
sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu
arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
(28/Kasas, 77)

"Karun ise: O (servet) bana ancak
kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden
önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri
helâk etmişti. Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir)."
(28/Kasas, 78)

"Derken, Karun, ihtişamı içinde
kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin
benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler."
(28/Kasas, 79)

"Kendilerine ilim verilmiş olanlar
ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre
Allah'ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
(28/Kasas, 80)

"Nihayet biz, onu da, sarayını da
yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek avanesi
olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi."
(28/Kasas, 81)

"Daha dün onun yerinde olmayı
isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor,
dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin
dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar."
(28/Kasas, 82)

"İşte âhiret yurdu! Biz onu
yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En
güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir."
(28/Kasas, 83)

"Kim bir iyilik getirirse ona
bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri
işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler."
(28/Kasas, 84)

"Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da
(helâk ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar
yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek
değillerdi."
(29/Ankebût, 39)

"Nitekim, onlardan her birini
günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar
gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini
de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine
zulmediyorlardı."
(29/Ankebût, 40)

"Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan
ibarettir. Âhiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş
olsalardı." (29/Ankebût, 64)

"Allah, kullarından dilediği kimsenin rızkını
genişletir ve dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilir."
(29/Ankebut, 82)

"Göklerde ve yerde olanlar hep
O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştir."
(30/Rûm, 26)

"İnsanlar bir darlığa uğrayınca, Rablerine
yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra Allah, kendi katından onlara  bir rahmet
(nimet ve bolluk) taddırınca, bakarsınız ki onlardan bir grup Rablerine
şirk/ortak koşup durmaktadırlar. Kendilerine verdiğiklerimize nankörlük etsinler
bakalım! Haydi sefâ sürün; ama yakında bileceksiniz! Yoksa onlara bir delil
indirdik de, o delil, müşrik olmalarını mı söylüyor? İnsanlara bir rahmet
tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenâlık
gelse, hemen ümitsizliğe düşüverirler. Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine
geniş geniş vermekte, dilediğinin rızkını da daraltmaktadır. Şüphesiz, imanlı
bir kavim için bunda, ibretler vardır. O halde sen, akrabâya, miskîne/yoksula,
yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızâsını isteyenler için bu, en iyisidir.
İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. İnsanların mallarında artış olsun diye
verdiğiniz herhangi fâiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızâsını isteyerek
verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını
ve mallarını) kat kat arttıranlardır. Allah, (o yüce zâttır) ki, sizi yaratmış,
sonra rızıklandırmıştır; sonra O, hayatınızı sona erdirecek, daha szonra da sizi
(tekrar) diriltecektir..." (30/Rûm,
33-40)  

 "Allah'ın, göklerde ve yerdeki
(nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli
olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde,
-bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan
kimseler vardır."
(31/Lokman, 20)

"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi
Allah'ındır. Bilinmeli ki, asıl ganî ve övülmeye lâyık olan Allah'tır."
(31/Lokman, 26)

"Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına,
mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, herşeye güç
yetirendir." (33/Ahzâb, 27)

"Hamd, göklerde ve yerde
bulunanların hepsinin sahibi olan Allah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na
mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır."
(34/Sebe', 1)

"Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha
çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir."
(34/Sebe', 35)

"Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan
ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar
başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat
vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler."
(34/Sebe', 37)

"Ey insanlar, Allah'ın vaadi gerçektir; sakın
dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (Şeytan) Allah'ın affına güvendirmek
suretiyle sizi aldatmasın."
(35/Fâtır, 5)

"Allah, geceyi gündüzün içine
sokar, gündüzü de gecenin içine sokar; güneş ve ayı emri altına almıştır. Her
biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte (bütün bunları yapan)
Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız
ise, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir."
(35/Fâtır, 13)

"Ey insanlar! Siz Allah'a
fakirlersiniz/muhtaçsınız. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur,
Allah'tır." (35/Fâtır, 15)

"Her şeyin mülkü kendi elinde olan
Allah'ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O'na döneceksiniz."
(36/Yâsîn, 83)

"Akşama doğru kendisine, üç
ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan
koşu atları sunulmuştu." (38/Sâd, 31)

"O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at)
sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular
ve toz) perdesinin arkasına saklandılar."
(38/Sâd, 32)

"Süleyman: Gerçekten ben mal
sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:)
Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını
sıvazlamaya başladı." (38/Sâd, 33)

"Andolsun biz Süleyman'ı imtihan
ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü."
(38/Sâd, 34)

"Allah her şeyin yaratıcısıdır. O,
her şeye vekîldir."
(39/Zümer, 62)

"Göklerin ve yerin anahtarları
(mutlak hükümranlığı) O'nundur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte
onlar hüsrana uğrayanlardır."
(39/Zümer, 63)

"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O'nundur. O yücedir, uludur."
(42/Şûra, 4)

"Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun
ekinini/kazancını arttırırız. Kim dünya ekinini/kârını istiyorsa ona da dünyadan
bir şey veririz. Fakat onun âhirette bir nasibi olmaz."
(42/Şûrâ, 20) 

"Allah, kullarına rızkı bollaştırsaydı,
yeryüzünde taşkınlık yapar azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde
indiriyor. Çünkü O, kullarından haberdardır, her şeyi görendir."
(42/Şûrâ, 27)

"Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek
çocukları bahşeder."
(42/Şûrâ, 49)

"Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?
Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık. Birbirlerine
iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti
onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır. Şayet insanlar küfürde
birleşen bir tek inkârcı ümmet olacak olmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin
evlerine gümüşten tavanlar ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.
Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten
yapardık). Ve onları altın zînetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya
hayatının geçici metâından ibarettir. Âhiret nimeti ise, Rabbinin yanında,
Allah'ın azâbından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur."
(43/Zuhruf, 32-35)

"Göklerin, yerin ve ikisi arasında
bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini
bilmek de O'na mahsustur. Siz O'na döndürüleceksiniz."
(43/Zuhruf, 85)

"Ötelerinde de cehennem vardır.
Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir
fayda vermez. Büyük azap onlaradır."
(45/Câsiye, 10)

"Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana
uğrayacaklardır."
(45/Câsiye, 27)

"Kâfirler/inkâr edenler (dünyada) zevklenirler,
hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir."
(47/Muhammed, 12)

"Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer
iman eder ve ittika ederseniz (sakınırsanız) Allah size mükâfatınızı verir. Ve
sizden mallarınızı tamamen sarfetmenizi istemez. Eğer onları isteseydi ve sizi
zorlasaydı, cimrilik ederdiniz ve bu da sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı."
(47/Muhammed, 36-37)

 "Bedevilerden geride bırakılanlar, sana
diyecekler ki: ‘Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim
için mağfiret dile.' Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De
ki: ‘Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin
için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah
yaptıklarınızı haber alandır."
(48/Fetih, 11)

"Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah çok
bağışlayan, çok merhamet edendir."
(48/Fetih, 14)

"Siz ganimetleri almak için
gittiğinizde seferden geri kalanlar: ‘Bırakın, biz de arkanıza düşelim'
diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: ‘Siz asla
bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur.'
Onlar size: ‘Hayır, bizi kıskanıyorsunuz' diyeceklerdir. Bilâkis onlar, pek az
anlayan kimselerdir."
(48/Fetih, 15)

"Bedevîler "İnandık" dediler. De
ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize
yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir
şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
(49/Hucurât, 14)

"Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar,
Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta
kendileridir." (49/Hucurât, 15)

"De ki: Siz dininizi Allah'a mı
öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah
her şeyi hakkıyla bilendir."
(49/Hucurât, 16)

"Onlar İslâm'a girdikleri için
seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın.
Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size
lütufta bulunmuştur."
(49/Hucurât, 17)

"Onların mallarında dilenip-isteyen (ve
iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı."
(51/Zâriyât, 19)

"Göklerde ve yerde bulunanlar hep
Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel
davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir."
(53/Necm, 31)

"Zengin eden de, varlıklı kılan da O'dur."
(53/Necm, 48)

"Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.
O, diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir."
(57/Hadîd, 2)

"Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.
Bütün işler ancak O'na döndürülür."
(57/Hadîd, 5)

"Allah'a ve Resûlü'ne iman edin.
Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de
(Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır."
(57/Hadîd, 7)

"Ne oluyor size ki, Allah yolunda
harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Elbette
içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara
eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha
yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah'ın
yaptıklarınızdan haberi vardır."
(57/Hadîd, 10)

"Kim Allah'a güzel bir ödünç
verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok
değerli bir mükâfatı da vardır."
(57/Hadîd, 11)

"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun,
‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme
(süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur
örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir,
sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp
oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir
hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey
değildir." (57/Hadîd, 20)

"Ne malları, ne çocukları onlara Allah'a karşı
hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz
kalacaklardır." (58/Mücâdele, 17)

"Allah'ın, (fethedilen) ülkeler
halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları,
yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden
yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse
onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü
Allah'ın azabı çetindir."
(59/Haşr, 7)

"(Bundan başka bu mallar,) Hicret eden
fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve
O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından
sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır."
(59/Haşr, 8)

"Ey iman edenler! Sizi acı bir
azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?"
(61/Saff, 10)

"Allah'a ve O'nun Resulü'ne iman edersiniz,
mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha
hayırlıdır; eğer bilirseniz."
(61/Saff, 11)

"İşte bu takdirde O, sizin
günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn
cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur."
(61/Saff, 12)

"Seveceğiniz başka bir şey daha
var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele."
(61/Saff, 13)

"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız
sizi Allah'ı zikirden/anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana
uğrayanların ta kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Rabbim! Beni
yakın bir süreye kadar geciktirseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!'
demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin, Allah için harcayın."
(63/Münâfıkun, 9-10)

"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir."
(64/Teğâbün, 1)

"Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir
fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O'nun katında
olandır." (64/Teğâbün, 15)

"O halde gücünüz yettiğince
Allah'a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak
harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
(64/Teğâbün, 16)

"Eğer Allah'a (rızası uğruna)
ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah
çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir."
(64/Teğâbün, 17)

"Görülmeyeni ve görüleni bilendir.
Üstündür, hikmet sahibidir."
(64/Teğâbün, 18)

"Kim Allah'tan sakınıp korkar ve günahlardan
kaçınırsa, (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır ve onu ummadığı yerden
rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse, O, ona yeter."
(65/Talak, 2-3) 

"Mutlak hükümranlık elinde olan
Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter."
(67/Mülk, 1)

"...Onlara mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu
diye sakın ilgi duyma!" (68/Kalem,
14)

"Kitabı sol tarafından verilene
gelince, der ki: ‘Keşke, bana kitabım verilmeseydi!' Şu hesabımın ne olduğunu
bilmeseydim. Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda
sağlamadı." (69/Haakka,
25-28)

"Muhakkak ki insan hırslı ve
sabırsız yaratılmıştır. Ona bir kötülük dokunduğunda feryad eder. Bir  hayır
eriştiğinde ise cimrilik eder. Ancak namazlarını kılanlar müstesnâdır. Onlar
namazlarında devamlıdırlar. Mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için belli
bir hak vardır. Onlar hesap gününe iman ederler. Onlar Rablerinin azâbından
korkarlar." (70/Meâric, 19-27)

"Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun.
Size (ürün yüklü)
bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin."
(71/Nûh,
12)

"Nuh:
‘Rabbim,
gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka
bir şeyi arttırmayan kimselere uydular."
(71/Nûh,
21)

"Ki
Ben ona, ‘alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim."
(74/Müddessir,
12)

"Cennet içindekiler, günahkârlara, ‘Sizi şu
yakıcı ateşe sokan nedir?' diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap
verirler: ‘Biz namazımızı kılmıyorduk, yoksulu doyurmuyorduk."
(74/Müddessir, 40-44)

"Hayır, siz aceleciyi, (çabuk geçen dünya
hayatını ve nimetlerini) seviyor, âhireti bırakıyorsunuz."
(75/Kıyâmet, 20-21)

"Onlar (Cennetteki has kullar), kendi canları
çekmesine rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz size Allah
razâsı için yemek yediriyoruz; o yüzden, sizden ne bir karşılık, ne de bir
teşekkür bekliyoruz. Biz, sert ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azâbına
uğramaktan) korkarız' (derler)."
(76/İnsân, 8-10)

"O Allah ki, göklerin ve yerin
mülkü kendisine aittir, ve Allah her şeye şahittir."
(85/Bürûc, 9)

"Fakat siz (ey insanlar!) âhiret, daha hayırlı
ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını (yakın hayatı) tercih ediyorsunuz."
(87/A'lâ, 16-17)

"Fakat insan böyledir; Rabbı ne zaman kendisini
imtihan edip ona ikramda bulunur, ona nimet verirse;  ‘Rabbım bana ikram etti' 
der. Ama Rabbı onu imtihan edip rızkını daraltırsa;  ‘Rabbım bana ihanet etti,
beni küçük düşürdü'  der. Hayır, doğrusu siz, yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula
yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz. Mirası, helâl haram demeden yiyorsunuz. Malı
da pek çok seviyorsunuz." (89/Fecr,
15-20)

"Kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik
ederse, Biz de onu en kolaya hazırlar, onda başarılı kılarız. Kim cimrilik edip
vermez, kendini zengin sayıp hakka boyun eğmez, en güzeli de yalanlarsa, Biz de
onu en zora yöneltiriz. Öylesi, çukura yuvarlandığı zaman malı kendisine hiç
fayda vermez." (92/Leyl, 5-11)

"(Allah) Seni bir fakir olarak
bulup da zengin yapmadı mı? Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın
azarlama. Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an."
(93/Duhâ, 8-11)

"Gerçek şu ki, insan, (ilim ve malda) istiğnâ
ederek/zengin olduğunu görerek azar." 
(96/Alak, 6-7)

 "Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve
cimri tutumundan) çok katıdır."
(100/Âdiyât, 8)

"Çokluk kuruntusu sizi o derece
oyaladı ki, Nihâyet kabirleri ziyaret ettiniz."
(102/Tekâsür, 1-2)

"Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı
eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!
Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini
ebedi kılacağını sanıyor. Hayır! Andolsun ki o,
Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu bilir misin? Allah'ın,
tutuşturulmuş ateşidir."
(104/Hümeze, 1-6)

"Ebû Leheb'in iki eli kurusun!
Kurudu da. Malı ve kazandıkları kendisine
bir yarar sağlamadı." (111/Tebbet,
1-2)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar