Maymunlaşmanın Bir Göstergesi Taklitçilik.


Maymunlaşmanın Bir Göstergesi

Maymunlaşmanın Bir
Göstergesi: Taklitçilik
 
Taklit, İslâm ümmetini tehdit
eden yahûdileşme ve gâvurlaşma alâmetlerinin başında gelir. Taklit, Arapça'da 
"kılâde"  mastarından türetilmiş bir terimdir. Kılâde, Arap dilinde iki anlama
gelir: 1-Yular, 2- Gerdanlık. Taklit de ikiye ayrılır: 1- Şuursuz taklit,
2-Şuurlu taklit.
Şuursuz taklit, adamın boynuna
geçmiş bir yular gibidir. Onu insan olmaktan çıkarır. İrâdesini, aklını,
fikrini, duygu ve düşüncesini iptal eder. Kişiliksizleştirir, şahsiyetini yok
eder. Taklidin bu türü "içgüdüsel"dir, insanı insanlıktan çıkarıp
hayvanlaştırır. Özetle şuursuz taklit, insanın boynuna geçmiş bir  "yular"dır.
Bu tür bir taklit, merduttur, çirkindir, zavallılıktır.
Şuurlu taklit, tahkike
ulaşıncaya kadar câizdir, kimi zaman gereklidir. Ancak, kötüyü taklit şuurlu da
olsa kötüdür, çirkindir. Zaten şuurlu taklitten kasıt, sadece bir bilinçlilik
hali değil, iyiyi kötüden ayıracak bir temyiz kabiliyetine de sahip bulunma
halidir.
Böylesi bir süzgeçten
geçirdikten sonra yapılacak kimi taklitler, bazen bir  "gerdanlık"  kadar
kıymetli olabilir. Çünkü insanın kapasitesi her şeyin hakikatine ermeye, künhüne
vâkıf olmaya yetmemekte, en azından bunu herkes mükemmel bir biçimde başarma
kabiliyetine sahip bulunmamaktadır. Her bireyin tahkik ehli olmasını dayatmak
da, insan fıtratıyla uyuşmayan  "ütopik"  bir taleptir. Kaldı ki, çoğu zaman
taklit, tahkike ulaşan yolun merdivenidir. Her su, kendi yatağını oluşturuncaya
kadar başka yataklarda akar. Aslolan, taklitte ısrar etmemek, onu tahkike
ulaşmada bir araç kabul etmektir.
Tahkik, bir şeyin
hakikatine ermek, sırrını kavramak, aslını bulmak için araştırmak, ondan sonra
iyi ise kabul etmek, kötü ise reddetmek; ya da iyi tarafını kabul, kötü tarafını
reddetmektir. Çirkin olan taklit, genellikle kişiliği yok eden, musallat olduğu
kişi ve toplumları şahsiyet zaafına uğratan, kimlik kaybına sebep olan taklit
cinsidir. Bu tür bir taklit, maymunlaşmaktır.  
Taklit, önce giyim, kuşam, yeme
içme gibi basit şeylerle başlar. Bu, daha sonra tavra yansır. Kişi ya da toplum,
taklit ettiği kişi ya da toplumların tabiatını almaya başlar. Onlar gibi
davranmaya, onlar gibi düşünmeye başlar. Eylemleri, düşünceleri ve en sonunda da
duyguları benzeşir. Çünkü artık "kalpleri (duygu ve düşünceleri) birbirine
benzemiştir." (2/Bakara, 118)
Taklit, söz ve eylemde taklit
edenle taklit edilen arasındaki benzerliktir. Sözün ve eylemin benzer olması
düşünce ve duygunun aynı olduğunun delilidir. İnsanın sözleri ve eylemleri,
duygu ve düşüncelerinin sonucudur. Bütün bunların çıkış yeri ise kalp/akıldır.
Davranışların birbirine benzemesi, kalplerin birbirine benzemesi tehlikesini
getirir, kalplerin birbirine benzemesi ise aynı davranışları yapmaya sevkeder.
Bu taklit, eğer önü alınmazsa yahûdileşme  (ve gâvurlaşma)  tehlikesiyle  karşı 
karşıya   bırakır  sahibini. 
Bu  tehlikeyi  ortaya çıkaran
en büyük etken, yahûdi, hıristiyan ve müşrikleri dost edinmektir. Çünkü
yahûdileşme (ve gâvurlaşma) temâyülü, karantina altına alınması gereken
toplumsal bir hastalıktır. Yahûdi, hıristiyan ve müşrikleri dost edinmek,
yahûdileşme (ve gâvurlaşma)yı hızlandıran faktörlerin başında gelir. İşte, Nebî
dilinden, bu ümmetin, sonu  yahûdilişeme (ve gâvurlaşma) ile bitecek olan taklit
serüveninin haberi: "Sizden öncekilerin yolunu adım adım, karış karış
izleyeceksiniz. Eğer onlar bir sürüngen deliğine girse, siz de gireceksiniz."
‘Ey Allah Rasûlü, yahudilerin ve hıristiyanların yolunu mu?' diye sorduk.
"Başka kim olacak?" buyurdu. (Buhârî, İ'tisâm 14; Müslim, İlim 6; İbn Mâce,
Fiten 17; Ahmed bin Hanbel, 3/84)
Allah Rasûlü'nün dile getirdiği
tehlike, yahûdileşme (ve gâvurlaşma) tehlikesiydi ve bu tehlike, taklitle
başlıyordu. Hadiste, bu tür taklitçi toplumları bekleyen acı âkıbete de dikkat
çekilmektedir. Nebî lisanıyla toplumsal bir  "kıyâmet"  olarak ifadesini bulan
bu âkıbeti, sözkonusu hadisin farklı bir metninde buluyoruz: "Ümmetim, önceki
ümmetlerin yolunu adım adım, karış karış izlemeden kıyâmet kopmaz." ‘Ey
Allah Rasûlü, Farslar ve Rumlar gibi mi?' denildi. "Onlardan başka kim var?"
buyurdu. (Buhârî, İ'tisâm 14) Hadiste geçen  "kıyâmet"  ifadesini sahâbe,
hepimizin bildiği âhiret kıyâmeti olarak anlamayıp doğru bir bakış açısıyla
toplumsal ve siyasal bir çöküş demeye gelen  "dünyevî kıyâmet"  olarak anladığı
için öyle sormuştu: "Farslar ve Rumlar gibi mi?"  Allah Rasûlü bu sözü
söylediğinde dünyanın iki süper gücü olan Bizans/ Rum ve İran/Fars
imparatorlukları hızlı bir düşüş sürecine girmişlerdi. Nebî de, onu dinleyen
mü'minler de, bu çöküşü toplumsal bir kıyâmet olarak algıladılar. Bu nebevî
ifadeden de anlaşılıyordu ki, taklit neticesinde yahûdileşme, hıristiyanlaşma ve
müşrikleşme sürecine giren toplumları bekleyen âkıbet, kaçınılmaz olarak sosyal,
siyasal, akîdevî ve ekonomik bir kıyâmetti.
İsrâiloğullarının düştüğü
müşrikleri taklitle başlayan yahûdileşme (ve gâvurlaşma)            tuzağının
aynısına 250 yıldan beri, genelde tüm İslâm toprakları, özelde bu ülke de düştü.
Helen (Yunan) kültür emperyalizmi İsrâiloğullarına karşı fâhişeleri kullandı.
Helen putperest kültürünün günümüzdeki temsilcisi olan Batı da putlarını
müslüman doğuya dayatabilmek için teknolojiyi, (çeşitli ideolojileri,
rejimlerini) ve fikir fâhişeleri olan batıcı aydın ve idarecileri kullandı.
Anadolu'da 1830'lardan bu yana devam eden bir serüven olan ve Kemalizm'le
kemaline ulaşan  "batılılaşma"  adlı taklit, aslında bir  "maymunlaşma"ydı. Tam
şairin dediği gibi:
"Ah, küçük hokkabazlık, sefil
aynalı dolap
Bir şapka, bir eldiven, bir
maymun ve inkılâp."
"Maymun, insan bendendir, bu
benim devrim dedi.
Başına bir oturak geçirdi,
....... devrim dedi." (N. Fazıl)
Bugün İslâm ümmeti, iki taklit
arasında gidip gelmektedir: Birincisi, yukarıda kısaca değinilen hıristiyan ve
yahudileri, batılılar ve ateistleri taklit. İkincisi de, ataları, geleneği
taklit. Bu ümmetin düştüğü  "geçmişi ve ataları taklit"  batağına İsrâiloğulları
da düşerek yahûdileşmişti. Allah Rasûlü, yahûdileri İslâm'a dâvet ettiğinde
onlardan iki haham Rasûl'e: "Hayır ey Muhammed, bilâkis biz sizden iyi bilen ve
bizden hayırlı olan babalarımızın yoluna uyarız" diyerek bu dâveti reddettiler.
Bunun üzerine şu âyet indirildi: "Onlara Allah'ın indirdiğine uyun dense,
‘hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Peki ya ataları
akletmeyen, hidâyeti bulamayan kimseler olsa da mı?" (2/Bakara, 170)
Gelenek, ne tamamıyla süpürülüp
atılacak bir zibil; ne de tamamıyla baş tacı edilecek bir mücevherdir. Bu iki
tavır da aşırılıktır. Birincisi kadir-kıymet bilmezliktir, sonucu köksüzlüğe yol
açar. İkincisi kör taklitçiliktir, geleceğin başına gelenek yularını
geçirmektir.
Geleneğe yapılacak en büyük
ikram, geleneği ayıklamak, ataların ocağındaki külü atıp varsa közü almak ve onu
bir meşaleye dönüştürerek geleceğe taşımaktır. Geleneğin ayıklanmasında en genel
geçer ölçü, vahiydir. Vahyin kılavuzluğunda yapılacak bir tasnif ve tashih,
tecdid (ve ihyâ/diriliş) için elimize birçok değerli malzeme verecektir. (12)

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar