b- Kur'an'ın Fesâhat ve Belâğatı (Anlatım ve İfade Güzelliği)


b

b- Kur'an'ın
Fesâhat ve Belâğatı (Anlatım ve İfade Güzelliği)
 
Açıklık, duruluk, sözün güzel
olması anlamına gelen fesâhat ile; kelime veya cümlenin ibare içinde aldığı yere
uygun olması, manayı en güzel bir lafızla kalbe ulaştırmak demek olan belâğat,
en üstün şekli ile Kur'an'da mevcuttur. Alt, orta ve üst olmak üzere üç tabakası
olduğu kabul edilen belâğatın, mu'ciz olan ve sadece Kur'an'da bulunan üst
tabakası dışındakiler, belîğ olan herkes tarafından yapılabilir.
Bu anlatılanlarla ilgili çok
sayıda örnek verilip Arapça bilenlere Kur'an'ın bu edebî yönü
delillendirilebilir. Arapça bilmeyen kimseler için fesâhat ve belâğat konusunda
örnekler vermek zordur. Ama, kısmen anlaşılacağını zannettiğimiz bir örnek
verelim: 
Allah, Kur'an'da "Ve leküm
fi'l-kısâsı hayâtün (Ve bu kısasta sizin için hayat vardır.)"  (2/Bakara,
179) buyuruyor. Bu veciz ifade, belâğatın en üst derecesine ulaşmış bir i'câz
örneğidir. Bu ayet-i kerime ile, Arapların bu konuda Kur'an inzal olmadan önce
en mu'ciz söz olarak kabul ettikleri  "El-katlü enfâ li'l-katli (Öldürmeyi en
çok yok eden yine öldürmedir)"  sözü arasında, belâğat ve i'caz açısından birçok
fark vardır:
1- Ayetin manası daha
şümullüdür. Zira ayette, onların sözleri ile ifade edilmek istenen her şey ifade
edildiği gibi, ayrıca "kısas" zikredilerek "adalet",  "hayat"
zikredilerek, kısastan beklenenin ne olduğu güzelce açıklanmıştır.
2- Ayetin ibaresi daha
vecizdir. Zira, onların sözleri ile mukayese edilen kısmı "El-kısâsu hayâtün"
dür. Bu, on harf; onların sözü on dört harftir.
3- Ayette, onların sözlerinde
bulunan ve tekrarlama suretiyle oluşan külfet yoktur. Sözde böyle bir söyleme
zorluğunun bulunması, onu belâğatın en üst derecesinden indirir.
4- Ayet, söyleniş bakımından
birbirine uygun harflerle, en güzel şekilde te'lif edilmiştir. Zira, "sad"dan
sonra "hâ"yı söylemek, "elif"ten sonra "lâm"ı söylemekten daha kolaydır.
5- Kısas, katilden bir bakıma
daha genel, bir bakıma daha özeldir. Daha geneldir, zira yaralamaları da içine
alır. Daha özeldir, zira her öldürmeye kısas denmez. Ayrıca öldürmenin her
çeşidi öldürmeye engel olmaz. Aksine, saldırgan katiller fitneyi arttırarak
kargaşaya neden olur. O halde "El-katlü" kelimesi, kısasa tahsis edilmedikçe
vecize sahih olmaz. Böyle yapılmış olsa bile, kısasın yaralamalarla ilgili kısmı
hâriç kalır.
6- "Hayâtün" kelimesi,
nekra olarak söylendiği için, tenvini ta'zim ifade ederek, herkesin hayatına ve
hayat hakkının büyüklüğüne işaret etmektedir. Diğer söz ise, ilmî olan bu hukukî
ve dinî incelikten mahrumdur. (10)
Her ne kadar, eski Arapların
vecize cinsindeki bu sözleri beliğ ise de, sayılan özelliklerden dolayı, bu
ayet, tartışmasız daha beliğ olmaktadır. Bu ayetin belâğatinden bahsedilirken,
onun Arapların bir vecizesi ile mukayese edilmesi, o vecizeyi, hâşâ, Kur'an'ın
bu ayetine bir nazire olarak veya bu söz, Kur'an nazil olmadan da Araplar
arasında kullanıldığı için, ayetin o söze karşılık olarak indiğinin kabul
edildiği manasına alınmamalıdır. Bu karşılaştırma-dan maksat, muallekat-ı seb'a
(Yedi Askı) şairlerine, başlarını önlerine eğdirerek yazdıklarını yırttıran  o
eşsiz fesâhat ve belâğat karşısında, Arapların üstün gördükleri daha nice söz,
şiir ve hitabelerin ne kadar sönük kaldığına dikkat çekerek Kur'an'ın i'cazını
göstermektir. (11)
Kur'an'ın indiği toplumda,
ifade güzelliğinin revaçta olduğu, yukarıda ifade edildi. Kur'an'ın bu açıdan o
dönem insanlarını ne kadar etkilediği, tarihî bilgilerle sabittir. Kur'an'dan
birkaç ayeti dinledikten sonra, bu sözün insan sözü olamayacağını itiraf
edenlerin sayısı pek çoktur.
İşte Hz. Ömer...  Ömer, Hz.
Peygamber'i öldürmek üzere kılıcını kuşanmış, O'nu aramaktadır. O arada kız
kardeşi ile kocasının da İslam'ı kabul ettiklerini duyar ve yolunu değiştirerek
herşeyden önce onlara bir ders vermeyi kararlaştırır. Büyük bir hiddet ve
öfkeyle kız kardeşini tokatlar. Ancak orada Kur'an'dan birkaç ayeti dinledikten
sonra bu sözün insan sözü olamayacağını itiraf eder ve İslam dinini kabul eder.

İfade güzelliği konusunda âdeta
uzmanlaşmış olan o toplum, Kur'an'ın ifade güzelliği karşısında şaşkına dönmüş,
inatlarından bazen Kur'an için bu bir şiirdir, demiş, sonra kendileri bu
yakıştırmanın tutmayacağını anlayarak, bu bir sihirdir, insanları büyülüyor
demişlerdir. (Bkz. 21/Enbiyâ, 5) Kur'an'ın karşısında âciz duruma düşen
kâfirler, bazen şöyle, bazen böyle diyorlardı; bazen de iftira mahsulü düzmece
sözlerdir, diyorlardı. Kur'an, işte bu konuda meydan okudu, hâlâ meydan
okumaktadır.
Günümüzde de nice insan, hatta
Arapça bilmeyen, Kur'an'ı meal veya tefsirinden okuyan nice inançsız insan,
Arapça'daki güzelliğinin çoğunun muhafaza edilemediği bir mealden etkilenerek,
bu ifade güzelliğine hayran olmakta, arayış ve iyi niyet sahibiyse İslam'ı kabul
etmek zorunda kalmaktadır. Yine Arapça bilmeyen, okunan Kur'an'ın anlamından
haberdar olmayan insanları bile, bir hâfızın Kur'an kıraati duygulandırmakta,
ruhunun derinliklerine kadar etkisini hisseettirmekte, kalpleri ürpertip
titretmektedir. 
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar