Nisyân/Unutma; Anlam ve Mâhiyeti


Nisyân

Nisyân/Unutma; Anlam ve Mâhiyeti
 
Nisyân, Arapça bir kelime olup
unutma anlamındadır. Nisyân/unutma: hatırlama ve ezberin zıddı anlamına
gelmektedir. Kur'an'da da bu anlamın yanında, şu mânâlar için de kullanılır:
Yeni bir çabayı gerektirecek şekilde bir şeyin kalpten ve bellekten kaybolması
veya insanın, ya düşünce zayıflığından veya gaflet ve kasıttan dolayı kendisine
emânet bırakılan bir şeyi unutuluncaya kadar terk edip anmaması, ihmal
etmesi.                              
Hatırlamanın insan hayatında
önemli yeri vardır. Çünkü hatırlamamız, önceki tecrübelerimizden oluştuğu için,
gelecekte önümüze çıkacak problemlerimizi, zihnimizin geçmişte edindiği bu engin
deneyimleri sâyesinde çözebiliriz. Hatırlamanın birçok faydasının yanında,
Kur'an vâsıtasıyla geçmiş ümmetlerin başına gelen felâketleri, hesap günü ve
cehennem gibi çetin merhaleleri hatırlayarak iyi ve hayırlı işlere yönelmemizde
etkin bir rol oynamaktadır. Bundan dolayı hatırlama, insanı iyiye yönlendirmede
azımsanamayacak kadar büyük bir öneme sahiptir. Kur'an, birçok âyetin bitim
noktasında, ibâdete teşvik etmek amacına yönelik olarak, kişiyi Allah'ın verdiği
nimetleri ve gönderdiği hidâyeti hatırlamaya dâvet etmektedir.
Genellikle hatırlama gücünün
bir zaafı olarak meselelere önem vermemekten ve biyolojik yıpranmadan dolayı
meydana gelen hata ve unutkanlığın, biyolojik izahı şöyle yapılmaktadır:
İnsan organizmasının en önemli bölümünü teşkil eden beyin, 18 yaşına kadar
gelişimini tamamlamaktadır. Bu yaşta beyin, yaklaşık olarak 10-11 milyar sinir
hücresine sahip olup tabiatın en mükemmel ve en karmaşık yapısı halinde
kafatasımız içinde yerleşik bir halde bulunmaktadır. Bu yaştan sonra, beyin
ihtiyarlamaya, eskimeye başlar. İnsandaki düşünme kabiliyetini sağlayan ve
insanın çevresine uyumunu temin eden beyin hücreleri, bir daha yerine gelmemek
üzere giderek eksilmeye başlar. İnsan zekâsı, 20 yaşını geçtiğinde 16; 80 yaşını
geçtiğinde ise 12 yaş düzeyine inmektedir. "Kimi uzun ömür ile yaşatırsak,
yaradılışını tersine çevirip değiştiririz. Hâlâ akletmezler mi?" (36/Yâsin,
68) âyeti, insanın bu biyolojik yıpranmasına işaret etmektedir. İslâm hukuku
kişideki fıtrat kanunlarını göz önüne alarak 70 yaştan sonrasını ateh (bunama)
yaşı olarak kabul etmektedir. (Ateh, kişide meydana gelen aklın bozulmasını,
hâfızanın zayıflamasını gerektiren bir âfettir. Bu zaafa uğrayanın bazı sözleri
akıllılara, bazıları da deli sözlerine benzer. Bu yüzden ma'tûh, idrâki zarara
uğrayan, sözleri karmakarışık, tedbiri bozuk olan biri olarak tarif edilir.)
Ateh yaşı olan 70'e varanın, karînelere (söz ve davranışlarına) bakılarak ateh
devresinde olduğu tesbit edildiğinde -ehliyeti tamamıyla zaafa uğrayacağı
gerekçesiyle- temyiz kabiliyetini hâiz bir çocuk gibi muâmeleye tâbi
tutulmaktadır. İslâm hukuku bu devrede kanunî bir hak olarak kendisine bir vasî
tayin etmeyi hükme bağlamaktadır. Bu durumda olan kişinin mahrum kaldığı hak ve
vazifelerle, sahip olduğu hak ve vazifeler, mümeyyiz bir çocuğun hak ve
görevleri gibidir.
70 Yaşındaki insan beyni
hücrelerinin zayıflamasının, yaklaşık olarak bülûğ yaşına tekabül etmekte
olması, İslâm hukukçularının ateh konusunda takdir ettikleri yaşın, bugün kabul
edilen anlayışa tam olarak uygun düştüğünü göstermektedir. Bu da İslâm
hukukçularının derin ferâsetini göstermektedir. (1)
Unutkanlığa mâruz olmak,
insanın problemlerinden, zayıflık ve âcizlik yönlerinden birisidir. Kur'an,
birçok âyette unutkanlığı dile getirmektedir. Hatırlamanın, insanın bilimsel ve
pratik hayatında da önemi vardır; dinî açıdan da kendisi için büyük fayda
sağlamaktadır. İnsanın sürekli olarak Allah'ı, O'nun yüceliğini, hayatta
kendisine verdiği sayısız nimetleri, âhireti, hesap gününü, onu bekleyen sevap
ve cezayı hatırlaması, insan için çok önemlidir. Çünkü bu hatırlama, onu takvâya
ve sâlih amellerde bulunmaya ve üstün ahlâka sevk edecektir. O halde hatırlama,
hem âhiret hem de dünyada insana hayırların gerçekleşmesi için yararlıdır.
Kur'ân-ı Kerim, birçok âyetinde Allah'ı, O'nun yaratıklardaki âyetlerini,
peygamberlerin getirdikleri delilleri ve hidâyeti, müjdeledikleri ve
korkuttukları şeyleri hatırlamaya teşvik etmektedir. Kur'an'da;
"...hatırlamaz (öğüt almaz) mısınız?", "...umulur ki hatırlarlar (öğüt
alırlar)", "...ne de az hatırlıyorsunuz?", "...hatırlamazlar (öğüt almazlar)
mı?", "...umulur ki hatırlarlar", ...sağduyu sahiplerinin hatırlaması için",
"...sadece sağduyu sahipleri hatırlarlar" ifadeleri çokça tekrarlanmaktadır.
Kur'an'da birçok âyet,
insanlara, tevhid inancını, âhiretteki diriliş ve hesabı, unuttukları ve gâfil
oldukları önceki peygamberlerin öğretilerini hatırlatması için Allah'ın Hz.
Peygamber'i gönderdiğini, ona Kur'an'ı indirdiğini ifade etmektedir. "(Bu,)
kendisiyle insanları uyarman, mü'minlere öğüt vermen için sana indirilen bir
Kitaptır. Onun için (bunu tebliğ ederken kâfirlerin inkârından ötürü) kalbinde
bir sıkıntı olmasın!  Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun ve O'ndan
başkasını dostlar edinip peşlerine düşmeyin. Ne kadar da az hatırlıyor (öğüt
alıyor)sunuz!" (7/A'râf, 2-3) "Bu (Kur'an), insanlara bir tebliğdir.
(İnsanlar,) bununla uyarılsınlar. O'nun yalnız tek ilâh olduğunu bilsinler ve
sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir)." (14/İbrâhim, 52)
"...Senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın; belki
düşünüp öğüt alırlar." (28/Kasas, 46) "Ama yine de hatırlat, çünkü
hatırla(t)mak, mü'minlere fayda verir." (51/Zâriyât, 55) "Hatırlat (öğüt
ver), çünkü sen ancak hatırlatıcısın (öğüt vericisin)." (88/Ğâşiye, 21)          
Hatırlamanın, insan hayatında
büyük önemi vardır. Çünkü önceki bilgi ve haberleri, önceki öğrendiklerimizi
hatırlamak, gelecekte bizim karşılaşacağımız yeni problemleri çözmemizi mümkün
kılacaktır. Nitekim yeni bilgileri kazanmada, yeni realiteleri keşfetmede,
geçmişte edindiğimiz bilgilerimiz yardımcı olmaktadır. Bu ise, insana ait
bilimsel ve kültürel gelişim aşamasında önemi hâiz olan bir durumdur.
Unutkanlık, Kur'an ışığında değerlendirildiğinde şu kısımlara ayrılır:
1- İnsan zihninde olaylar,
şahıs isimleri ve insanın daha önce edindiği çeşitli bilgilerle ilgili meydana
gelen unutkanlık. Bu tür unutkanlık, insanların başına gelen normal
unutkanlık olup bilgilerin birikimi ve kompleksliği sonucunda meydana
gelmektedir. Psikologlar, bu çeşit unutkanlık üzerinde faydalı etüdlerde
bulunmuş ve onu bilgilerin kompleksliğine bağlamışlardır. Onlar, unutmayı;
geriye ket vurma, ileriye ket vurma şeklinde ikiye ayırırlar. Geriye ket vurma,
elde edilen yeni bilgilerin önceden elde edilen bilgileri zayıflatmaya
götürmekle oluşur. İleriye ket vurma ise, yeni öğrendiğimiz şeyleri hatırlamada
eskiden öğrendiğimiz âdet ve alışkanlıklarımız, faâliyetlerimiz ve eski
bilgilerimizin engellemesiyle oluşur. Geçmiş bilgi ve performans, yeni
öğrendiğimiz bir meseleyi öğrenmeyi zorlaştırır. Oysa eğer geçmiş bilgi ve
performansınız daha az olmuş olsaydı, bu yeni şeyi öğrenmeniz daha kolay olurdu.
Bu yüzden çocuklar, geçmiş olayların detaylarını hatırlamakta büyüklerden daha
güçlü olmaktadırlar. Kur'an, bu çeşit unutkanlığa şöyle işaret etmektedir:
"Sana Kur'an'ı okutacağız, unutmayacaksın." (87/A'lâ, 6)
2- Sehv (hata) anlamındaki
unutkanlık: insanın herhangi bir yerdeki bir şeyi unutması veya herhangi bir
şahıs ile çeşitli şeyleri konuşmayı arzu etmesiyle birlikte konuşma sırasında
bir kısmını dile getirip diğer bir kısmını unutması gibi. Ancak bu unuttuklarını
çoğunlukla sonradan hatırlar. Kur'an'ın, Hz. Mûsâ ile beraber, kendisinden ilim
almak için sâlih bir kulla buluşmaya çıktığı genç arkadaşından bahseden şu
ifadesi, bunun örneğidir: "(Genç adam:) ‘Gördün mü, dedi, kayaya sığındığımız
sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu. O (balık),
şaşılacak bir şekilde denizin içinde yolunu tutup gitmişti." (18/Kehf, 63).
Hz. Mûsâ'nın birlikte olduğu Alah'ın ilim verdiği sâlih kula söylediği şu söz de
bunun örneğidir: "Mûsâ, ‘unuttuğum şeyden ötürü beni kınama, işimde bana
güçlük çıkarma' dedi." (18/Kehf, 73) Bu çeşit unutkanlığı da, ileriye ket
vurma şeklinde yorumlamak mümkündür.
3- Herhangi bir işte özenin
kaybolması anlamındaki unutkanlık: Unutkanlığın bu çeşidi, şu âyetlerde
belirtilmektedir: "Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu." (9/Tevbe,
67) "Allah'ı unuttular"ın anlamı, Allah'ın emirlerine itaat hususundaki özenleri
kaybolduğundan O'na olan itaati unuttular şeklinde anlaşılmalıdır. "Allah da
onları unuttu"nun anlamı ise, Allah, onlardan ihsânını kaldırdı, onları kendi
başlarına bıraktı anlamındadır. Şu âyetlerdeki ifadeler, bu tür unutkanlık
örneklerindendir: "Şu, Allah'ı unuttuklarından dolayı (Allah'ın da) onlara
kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın..." (59/Haşr, 19) Âyette
geçen "kendi nefislerini unutturduğu", "kendileri için dünyada bir hayır ve
sâlih amel yapmazlar, kendi hayırlarını, kendilerine yararlı olmayı unuturlar"
anlamındadır. Hz. Âdem'e nisbet edilen unutkanlık da bu çeşittendir.
"Andolsun Biz, önceden Âdem'e (o ağaçtan yememesini) ahid vermiş, tavsiye
etmiştik; (Bizim tavsiyemizi) unuttu. Biz onda bir azim (sabır ve kararlılık)
bulamadık." (20/Tâhâ, 115) Bunun anlamı, Hz.Âdem'in kalbinin bir an bile
olsa, Allah'a karşı olan sorumluluğundan gevşeklik göstermesi, Allah'ın
nehyettiği şeyi unutmasıdır. Bu yüzden şeytan ona vesvese verdi, saptırdı ve
yanlışa düşürdü.         
    

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar