Bazı Genç Müslümanların Üslûp ve Yöntem Yanlışlıkları


Bazı Genç Müslümanların Üslûp ve Yöntem Yanlışlıkları

Bazı Genç Müslümanların Üslûp ve Yöntem
Yanlışlıkları
 
Geleneksel anlayışı sorgulama
sürecine giren müslümanlardan belki de ilk nasiplerini aileleri alır. Kur'an'la
tanışan, müşrik-mü'min kavramlarının ne anlama geldiğini öğrenen, ama henüz
yeterli birikimi olmadığından Kur'an'a bütüncül yaklaşamayan müslümanlar,
aileleriyle girdikleri tevhidî mücadelede çok kırıcı ve tedrîcîlikten ve
ahlâkîlikten uzak bir söylem geliştirebilmektedirler. Kişinin en az çevresiyle
ilgilendiği kadar ailesi ile diyaloga girmesi gerekliliği gözardı edilerek,
İbrâhimî tavır alma gerekçesiyle, İbrâhimî üslûp gözetilmediği için bazen
ailelerle bütün ilişkiler koparılır. Hatta bazı müslümanlar, aileleriyle
aralarındaki problemin büyüklüğü oranında kendilerine İslâmîlikten (daha doğrusu
radikallikten) pay biçmektedir.
"Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve
güzel öğütle dâvet edip çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl,
125) "Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı
yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi." (Al-i İmran,
159) "İnsanlara güzel söyleyin." (2/Bakara, 83) Bu âyetler, kim olursa olsun,
hangi inanca sahip bulunursa bulunsun; muhâtaplarına karşı müslümanların dâvet
usûl ve üslûplarını belirler. Bırakın hatalı müslümanlara, veya İslâm'a karşı
savaşmadığı halde cehaletinden dolayı bazı şirk davranışlarında bulunanlara
nasıl güzel üslûp kullanılmasını; en azılı tâğut ve kâfirlerden biri olan
Firavun'a tebliğ için gönderilen Hz. Mûsâ ve Hz. Hârun'a, üslûplarının nasıl
olması gerektiğini Kur'an şöyle emreder: "Firavun'a gidin. Çünkü o, tuğyân
etti/azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar."
(20/Tâhâ, 43-44)
Muhâtabımız olan her insana,
İslâm'ı sunarken, Kur'an'ın emrettiği güzel üslûp özellikleriyle hitap etmek
zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Özellikle, bizden yaşlı akrabalarımıza, hele
ana babamıza karşı daha hassas, daha tatlı ve yumuşak üslûplu, daha sevgi ve
saygı dolu olmalı, bu nezâketimizi muhâtabımızın da anlayacağı şekilde,
kelimeleri özenle seçip kullanmalıyız. Hz. İbrâhim'in örnek alınması bunu
gerektirir. Allah'a açıkça düşman olan bilinçli müşrikler hariç; ana babalar,
hatta yakın akrabalar, insanın doğal müttefikleridir, yardımcıları ve
dostlarıdır. Kur'an, "Kötülüğü en güzel bir tavırla önle. O zaman (görürsün
ki) seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, seninle sanki yakın bir dost
olur." (41/Fussılet, 34) buyurur. Bazı genç müslümanlar ise, âyetteki ifadenin
tam tersini uygulayıp, aralarında dostluk bulunan kimseleri düşman etmek için
kötülüğü güzel olmayan bir tavırla önlemeye çalışıyorlar. Tabii, böylece olaya
nefisler karışıyor, iş inada biniyor, hayra giden yol, -iyi niyetle de söylenmiş
olsa- yanlış üslûptan dolayı tıkanmış oluyor. 
Eğer ailelerimizin hayra doğru
değişimleri, dalâlette iseler hidâyetleri isteniyorsa, tedrîcîlik, zamana
yayılmış uzun ve samimi diyalog ve de en önemlisi, psikolojik gerginlik
oluşturmaktan şiddetle kaçınan tatlı ve saygı dolu üslûp esas alınmalıdır.
Fikirlerin uygun ve güzel olmayan şekilde ve kırıcı ifade tarzıyla sunulması,
çoğu zaman, kaş yaparken göz çıkarma ile sonuçlanmaktadır. Çoğu ana baba,
yaşlarını ve tecrübelerini fazla önemsediklerinden, kendi çocuklarının didaktik,
vaaza veya derse benzeyen hitapla kendilerine direkt yolla hatalarını
söylemelerini hoş karşılamaz, hatta nefis meselesi yapar, tersler. Bu gibi
psikolojik çatışmaları aşmadan tebliğ ve dâvet, fayda yerine çoğu zaman zararla
sonuçlanır. Muhâtabın, ıslah yerine daha büyük ifsadına sebep olunarak,
vebalden kurtulayım derken daha büyük günah yüklenilmiş olur.    
Kur'an, bir babayla oğul
arasındaki ilişkiler konusunda din/dâvâ farkı ile Hz. Nuh'un oğlunu "kendi
ehlinden saymaması" gerektiğini ifade eder (11/Hûd, 44, 45). Ama bir oğul olan
Hz. İbrahim'in putperest babasıyla ilişkileri, daha farklı gündeme gelir. Yani,
hidâyeti beklenmeyen kâfir bir evlât, gerektiğinde babası tarafından evlâtlıktan
reddedilip, ehlinden sayılmaması istenirken; müslüman bir oğulun müşrik ve
putperest bir babaya karşı münâsebeti çok yumuşak ve nâzik olmalıdır. Tabii,
bunların yanında örnek baba-oğul ilişkileri verilir. İbrahim-İsmail gibi. İsmail
(a.s.)'le babası arasındaki ilişkiler uzunca ve birkaç değişik durumla ilgili
anlatılır. Kur'an, anne babaya ve evlâda görevlerini hatırlatır.
Kur'an, müslüman bir kocayla
karısı arasında olabilecek anlaşmazlıklar konusunda ise, müslüman kocaya itaati
tavsiye eder (Nisa, 34). Geçimsiz ve itaatsiz bir kadına karşı nasıl
davranılması gerektiği belirtilir. Eğer araları bu tedbirlerle de düzelmezse,
hakem tayin edilmesini tavsiye eder (Nisa, 35). Hemen bu âyetin devamında toplum
ve ailenin huzuru için iyi ilişkilerde bulunulması gerekli olanlar sayılır.
Allah'a kulluktan sonra ana-babaya iyi davranılması emredilir (Nisa, 36). Bu
âyetin zımnen ifade ettiği insan ilişkilerinin olumsuzluğu konusunda genel
tavrın ne olması gerektiğini, genel anlaşmazlıklar konusunda yine aynı sûrenin
59. âyeti açıklık getirir. Bu âyet, iki müslüman arasındaki anlaşmazlıkların
halli için Kur'an ve sünnetin hakemliğine müracaat, imanın şartı olarak ifade
edilir.
Kur'ân-ı Kerim'de "anne-babaya
iyi davranmak", hem de dört âyette "sadece Allah'a ibâdet etme", ya da "O'na
şirk koşmama"nın emredilmesiyle birlikte zikredilmektedir:   
"Allah'a ibâdet edin ve O'na
hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara...
iyi davranın...." (4/Nisâ, 36) "De ki: ‘Gelin Rabbinizin size neleri
haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayın, ana-babaya
iyilik edin..." (6/En'âm, 151) "Rabbin, sadece kendisine kulluk/ibâdet 
etmenizi, ana-babanıza da ihsân etmenizi/iyi davranmanızı kesin bir şekilde
emretti..." (17/İsrâ, 23-24) "Vaktiyle Biz, İsrâiloğullarından; ‘yalnızca
Allah'a kulluk/ibâdet edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere,
yoksullara ihsân/iyilik edeceksiniz' diye mîsak/söz almıştık...." (2/Bakara,
83)
Bu anlatım özelliği, ana
babaya ihsanın, Kur'an tarafından ahlâkî bir görev olmaktan çıkarılıp imanî/tevhidî
bir vecîbe gibi algılandığını düşündürür. Zaten tevhid peygamberi Hz.
İbrâhim'in babasıyla ilişkileri de detaylarıyla vurgulanır. Aslında tevhidin
hayata, aileye, davranışlara ve tabii ki ahlâka yansımaması düşünülemez.
Dolayısıyla "tevhid ahlâkı", "lâ ilâhe illâllah ahlâkı" diye adlandırabiliriz;
Kur'an'ın emrettiği, Rasûlün uyguladığı ve tavsiye ettiği ahlâkı. Ve ahlâkı
imandan ayıramayız. İnanç, amel, muâmelât, siyaset, ahlâk arasında
bazılarının zannettiği gibi kesin ayrımlar yoktur; kolay anlaşılsın diye ayrı
başlıklar altında incelenebilir; yoksa hepsi bir bütündür. O bütüne İslâm
demekteyiz.    
Ahlâkı tevhidden bağımsız ve
olmazsa olabilir zannettiği için kimi radikal gençler, çevrelerinde örnek
gösterilememekte, hatta bazen en yakın çevrelerinde, ailelerinde bile itici
bulunabilmekteler. Halbuki İslâm'ı yaşamaya ve hele tebliğe çabalayan bir
gencin, toplum içinde ahlâkî zaaflarla değerlendirilmesinin vebali, diğer
insanların vebalinden daha büyüktür. Onlar, davranışlarıyla güzel örnek
oluşturamamaları ve göze batan ciddî ahlâkî zaaflarından dolayı; temsil
ettikleri tevhid dâvâsına ve savundukları Kur'anî hakikatlere -iyi niyetle ve
farkında olmadan da olsa- düşman kazanmanın suçuyla yargılanabilecekleri
endişesi taşımalıdır. Tevhid ahlâkı bunu gerektirir. İşte bu endişeyi taşıyan
bir muvahhid genç, tüm insanlarla, tabii önce ailesi ve yakınlarıyla hastalıklı
bir ilişki veya ilişkisizlik içinde olamayacak; "en yüce ahlâk üzere olan"
(68/Kalem, 4) Rasûlullah'ı örnek alacak, çevresine ihsan ve ıslahı çiçek
çiçek yayacak, toplumun diğer fertlerince örnek gösterilecektir.        
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar