İsrâiliyyât


İsrâiliyyât

İsrâiliyyât:

 

İsrâiliyyât, önceleri İsrâiloğulları kaynaklı
tüm rivâyetlere verilen bir isimken, daha sonra İslâm kültürüne (daha doğrusu
bazı müslümanların kültürüne) girmiş tüm yabancı kaynaklı bilgilerin ortak ismi
haline gelmiştir. İsrâiliyyât kaynaklarının başında Tevrât ve onun şerhleri
gelir.

Uydurma olduğu kesin olan İsrâiliyyâta karşı
Rasûlullah'ın tavrına şu rivâyet delildir: Rasûlullah'a elinde İsrâiloğullarına
ait kitaplardan –ki bu kitap, bazı hadis şârihlerinin zannettiği gibi Tevrat
değildi, baştan sona uydurma rivâyetler içeren yahûdi sözlü geleneğinin kaynağı
olan Mişna adlı bir kitaptı- biriyle gelen Hz. Ömer'i Rasûlullah azarlamıştı (Ahmed
bin Hanbel, 3/378).

Kur'an'ın ve sünnetin yaklaşımı esas alınarak
İsrâiliyyât, üç kısımda değerlendirilir: 1- Doğruluğu tasdik edilen İsrâiliyyât,  
2- Yalan olunduğundan emin olunan İsrâiliyyât, 3- Doğru ya da yalan olduğu
bilinemeyen İsrâiliyyât.  Kur'an, Tevrat'ın mihenk taşıdır. Kur'an'ın kabul
ettikleri doğru, reddettikleri yalan, sükût ettikleri ise meçhuldür. Meçhul
rivâyetler karşısında tavrımızın ne olması gerektiğini Rasûlullah açıklamıştır:
"Kitap ehlini ne yalanlayın, ne de tasdik edin. Deyin ki: ‘Allah'a ve
Allah'ın bize ve size indirdiği âyetlere iman ettik." (Buhârî, İ'tisâm 25,
Tevhid 51)

Rasûlullah, müslümanlara yaptığı bu tavsiyeyi
(her konuda olduğu gibi) önce kendi tutmuş, kitap ehlinin Tevrat'tan İbrânice
okuyup da Arapçaya çevirerek anlattıkları kimi hikâyeleri sadece dinlemekle
yetinmiştir. Esasen bu hikâyeler, asırlardır o bölgede oturmakta olan yahûdiler
tarafından sürekli anlatıla anlatıla artık bölge halkının ortak kültürü haline
dönüşmüştü. Bunlar içerisinde Tevrat'ta yer alan bir cümlenin atasözü haline
gelmişi olan "kadın, kürek/eğe kemiğinden yaratılmıştır" sözü örnek olarak
anılabilir.

Deccâl, mehdî, kıyâmet alâmetleri gibi birçok
konuda yığınlarca rivâyet nakledilir. Birçoğunun aslı araştırıldığında bunların
İsrâiliyyâttan olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak kimi râvîler mârifetiyle bu
rivâyetler Rasûlullah'ın ağzından çıkmış gibi nakledilmektedir. (Bu gibi
rivâyetlerin asıl kaynağı olan Kâ'bu'l-Ahbar, Vehb bin Münebbih gibi kimselerden
bazı sahâbiler dahi rivâyet etmişlerdir. Bir sahâbinin kendisinden sonraki nesle
mensup birinden rivâyetine usûlde "tedlis" denir.)                          

İşte buna benzer "senedi sahih, metni illetli"
bir rivâyetin aslını araştıran bir muhakkikin tesbiti: "Zübeyr bin Avvam, hadis
rivâyet eden bir adam duydu. Adam hadisi bitirene dek bekleyen Zübeyr ona şöyle
dedi: ‘Sen bunu Rasûlullah'tan mı duydun?' Adam ‘evet' dedi. Zübeyr şöyle dedi:
â€˜İşte bu ve benzerleri beni Nebî'den hadis rivâyet etmekten soğutanlardır.
Ömrüme yemin olsun ki, ben bunu Rasûl'den duydum ve bu söylediğinde Rasûlün
yanındaydım. Fakat Rasûl bu hadise başladığında biz ona kitap ehlinden bir
adamın sözünü aktardık. Ve sen, ‘evet, duydum' diyen kişi, sen hadisin başı
bittikten sonra geldin ve kitap ehlinden bir adamın anlattıklarını Rasûlullah'ın
hadisinden zannettin." (İbnu'l Cevzî, Def'u Şübheti't Teşbih, s. 38).

İşte bu rivâyet, bazı sahâbilerin dahi
yahûdilere ait birtakım rivâyetleri sözün başına yetişemedikleri için
Rasûlullah'ın söylediğini zannederek rivâyet ettiklerinin en ilginç delili. Bu
gibi örnekler, mûteber hadis kaynaklarındaki senedi sahih, lâkin metninde
İsrâilî rivâyetler olan hadislere nasıl bakmamız gerektiğini göstermektedir.
İşte şu hadis de onlardan biri: "Ölüm meleği Mûsâ'ya gönderildi. Mûsâ ona bir
yumruk vurdu ve gözünü çıkardı. Melek Rabbine geri dönüp dedi ki: ‘Beni ölmek
istemeyen birine gönderdin' Allah, gözünü geri iâde etti ve buyurdu ki: ‘Dön,
eğer yaşamak istiyorsa elini öküzün sırtına koymasını söyle, avucunun aldığı her
kıla karşılık bir yıl yaşar. Mûsâ sordu: ‘Ya Rab, ya sonra?' Allah cevapladı:
‘Ölüm!' Mûsâ dedi: ‘O zaman şimdi gelsin..." (Buhârî, Cenâiz 69)

Sözkonusu hadislerden biri de şudur: "Seyhan,
Ceyhan, Fırat ve Nil cennet nehirlerindendir." (Müslim, Cennet 26). Bu hadis
rivâyeti, Tevrat'taki cümlelere çok benzemektedir (Her bakımdan yanlış
bilgilerle dolu olan Tevrat'taki konuyla ilgili cümleler için bkz. Tekvin,
2/10-14). Kur'an'a aykırı olan İsrâiliyyât, tefsirlerde de çokça yer alır.
İsrâiliyyât, Kur'an ve sünnet ölçüsüne vurularak süzgeçten geçmeden ulu orta
kaynak olarak kullanılırsa, geçmişte olduğu gibi bir yığın hurâfe ve yalanın
müslümanların kaynaklarına karışması sonucunu doğuracağı gibi, dinin tahrifini
de beraberinde getirir.

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar