Sabrın Sözlük Anlamları


Sabrın Sözlük Anlamları

Sabrın

Sözlük

Anlamları:

 

Sabır, dayanma, tahammül göstermenin yanında,
akıl ve şeriatın gerektirdiği şeylere nefsi vakfetmek, hasretmek, musibet anında
kendini tutmak (zıddı umutsuz-luk, endişe); harp esnasında cesur olmak (zıddı
korkaklık); güç ve sıkıntılı anlarda gönül ferahlığı (zıddı sıkıntı, daralma);
sözü gizleme (zıddı ifşâ etmek) gibi anlamlara gelir.[1]

Görüldüğü gibi sabır kavramı, lügat manasında
çoğunlukla bir şeylere tahammül edip dayanmak anlamını içerir. İlginç olan bu
kavramın vâkıaya göre farklı anlamlara gelebilmesi ve hepsinde de o duruma karşı
direnç kazanmayı sağlayacak şeylere karşılık gelmesidir. Musibet anında
umutsuzluğa düşmemek, savaşta korkmamak, sıkıntılı zamanlarda gönül ferahlığı
göstererek o sıkıntının geçmesine dek sabretmek gibi. Hepsinden önemlisi de,
kişinin kendini şeriatın gerektirdiği şeylere vakfedebilmesi, selim aklın
gereklerini yerine getirebilmesi, hayatını bunlara göre programlayabilmesidir.

Sabır, iyilikte ve takvâda ısrar, Allah'a itaat
ve ibadette kararlılık demektir. Sabır, İslâm'ı kişisel ve toplumsal hayata
hâkim kılma gayreti karşısında karşılaşılan zorluklara dayanma ve direnme
demektir. Sabır, Cennetin bedeli olarak dünyamızın cennete benzer hale
getirilmesi için iç ve dış düşmanlarımıza karşı verilen mücadelenin gerektirdiği
zorluklara direnmektir. İslâm'ın içimizde ve dışımızda hâkim olması için
gayretlerimiz karşılığında gelecek zorluklara tahammül etme, direnme demektir
sabır.

Konu ile ilgili âyetlerden anlaşıldığına göre
sabır, mevcut zor şartlara karşı sahip olunan değerleri yaşama ve savunmada
gayret, tahammül, direnme gücü demektir. Pasifize olma, reaksiyon göstermeme
anlamlarına asla gelmez. Şüphesiz sabır kavramı, acele etmeme,

telâşlanmama ve bekleme anlamlarına da gelir
(12/Yûsuf, 18; 49/Hucurât, 5). Ancak bu bekleme, mücadelede devamlı olma,
direnme genel çerçevesinden çıkmadığı zaman bir anlam taşır. Bu bağlamından
koparıldığı zaman durağanlık, pasifize olma ve sonuçta çözülmeye götürebilir ki,
bu tabloya sabır demek, Kur'an'ın çizdiği sabır çerçevesine kesinlikle uymaz.

Sabır, müslümanların inançları doğrultusunda
hedefler tespit etmeleri ve hedefe ulaşmada karşılaşılacak güçlüklere tahammül
göstermeleridir. Sabrın bu anlamda bir mücadele metodu olarak benimsenmesi,
müslümanları fevrî davranışlardan korur. Acelecilik, bunun getireceği 
ümitsizlik ve yılmalara karşı bir ümit ışığıdır sabır. Tâif'te taşlanan bir
Rasül'ün ümmeti olmayı hatırlatır insana. Ki o ısrarlı mücadelesinin
güçlüklerine tahammül ederken, tâvizsiz ve hedefinden asla şaşmayan adımlarla
ilerlerken, direnişin ve sabrın da en mükemmel örneğini sunmuştu. Ve Rabbi O'na
şöyle buyurdu: "Sabret, Allah'ın va'di haktır. (Buna) iyice inanmamış
olanlar, sakın seni (üzüntü ve) gevşekliğe sevketmesin (Yakînî/iyice iman
etmemiş olanların seni hafife almalarına sakın fırsat verme!)." (30/Rûm, 60)

Yine ibadetin güçlüklerine sabretme ve nefsi
tutma, o ibadete her şeye rağmen devamlı olabilmeyi ifade eder. Kur'an-ı
Kerim'de sabr kelimesinin geçtiği 104 âyet vardır. Ve hemen hepsi de bizim
zihinlerimizde var olan sabır anlayışının zamanla ne kadar farklı şekillendiğini
göstermektedir. Âyetlerde "sabret" gibi ifadelerin tamamı, içinde
bulunulan olumsuz şartlara rağmen, bunlara tahammül göstererek tebliğde ve
mücadelede devamlılık çizgisini sürdürmek anlamındadır. Örnek olarak: "Ey
iman edenler, sabredin, direnin. Savaşa hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah'tan
korkun ki başarıya eresiniz." (3/Âl-i İmran, 200). Bu âyette sabrın direnme
anlamına geldiği açıktır. "Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı.
Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler. Nihayet onlara yardımımız
yetişti. Allah'ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek kimse yoktur. Sana
da rasullerin haberlerinden bazısı  gelmiştir." (6/En'am, 34) âyetinde
gördüğümüz gibi eziyet ve yalanlamalara sabır, onları Allah'ın yardımı gelip
muzaffer oluncaya kadar kabullenip tepki göstermemek değil; tebliğde kararlılık,
istikrar ve mücadeleye devamlılık anlamı ifade etmektedir.        

"Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet
edildikten/işkenceye uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından da sabrederek
cihad edenlerin (yardımcısıdır). Çünkü Rabbin, onların bu amellerinden sonra,
elbette çok bağışlayan, pek merhamet edendir."
(16/Nahl, 110)   

"Evet sabreder, takvâ sahibi olur/korunursanız,
onlar hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle
yardım eder." (3/Âl-i İmran, 125)
 ve yine 3/Âl-i İmran, 186 ve 14/İbrâhim, 12. âyetlerde de sabır kavramı,
yine direnme, mücadeleyi herşeye rağmen sürdürme anlamını taşımaktadır. Bazı
âyetlerde (3/Âl-i İmran, 125, 186; 14/İbrahim, 12) takvâ ve tevekkül kavramları
da sabır ile birlikte yer almaktadır. Bundan da her şeye rağmen sabretme
olayının çok kolay olmadığını, Allah'a karşı güçlü bir takva duygusu ve
yaşantısı, O'na güvenme ve dayanma psikolojisi içinde bulunmayı gerektirdiğini
anlıyoruz.

"Nefsini sabah akşam, rızâsını isteyerek
Rablerine yalvaranlarla beraber tut/sabret (candan sebat et). Gözlerin, dünya
hayatının süsünü isteyerek bunlardan başka yana sapmasın. Kalbini Bizi anmaktan
alıkoyduğumuz, hevâsına/keyfine uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye boyun eğip
itaat etme!" (18/Kehf, 28) Bu âyet,
dâvâsını kararlılıkla yürütme sabrını gösteren mü'minlerin, dünyevî kaygılara
meyletmemeleri gerektiğini tenbih etmektedir. Çünkü çevresi güçlüklerle ve
eziyetlerle çevrelenmiş bir dâvâyı hayat boyunca omuzlamak, herşeyden önce kendi
yaşantısında nefsinin dünyevî taleplerine karşı direnebilen mü'minin
başarabileceği bir iştir. Ve insanı sürekli dünyaya bağlanmaya iten hevâya/nefsî
arzulara karşı bütün hayata yayılması gereken bir irâde ve iman kuvvetini
edinmek gerçekten zordur. Bu noktada sabır göstermek,  diğer  alanda,  yani
İslâmî mücadele ve tebliğ alanında sabır göstermek kadar önemli ve güç bir
iştir. İnsan hayatının bu iki (ferdî ve sosyal) yönü, ayrışmaz bir bütündür.
Biri aksayınca diğeri mutlaka bundan olumsuz etkilenir. Yani mücadele alanında
yapacaklarımız üzerinde dururken ferdî hayatımızı, mücadelenin gerektirdiği gibi
şekillendiremezsek, sabrı bu alanda da kuşanamazsak, ikisinde de başarısız
olacağımız muhakkaktır.

Âyette dikkat çekici diğer bir unsur, ferde
dünya hayatının süsüne göz dikmemesi tenbih edilirken, bunu başaran insanlarla
birlikte olması emredilmektedir. Her müslümanın belki kendi hayatında, belki
diğer müslümanların hayatında gözlemlediği bir vakıadır bu. Kişinin nefsî
arzularına tek başına karşı durması çok zordur. Dıştan ve içten gelen isteklerle
dünya hayatına karşı çözülmek, kişi tek başına olunca çok daha kolaylıkla mümkün
olur. Ancak müslüman cemaat/topluluk içinde aynı şekilde bir zaafiyet söz konusu
olamaz. Müslümanların birbirlerine karşı hakkı ve sabrı tavsiyeleşme çevresinde
oluşturdukları otokontrol, insanın dünyevîleşme eğilimlerine karşı irâde ve
imanını hâkim kılmada yardımcı olacak önemli bir faktördür. Âyette de
buyurulduğu gibi, bu  olay da,  yani  gerek  dünyevîleşme,  gerekse  müslüman 
bir  toplulukla beraber olma, yine sabrı gerektiren birer imtihan alanıdır.
"Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz ve
sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok
üzücü/incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz,
muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir." (3/Âl-i İmran, 186)
Sabır, insanın en önemli eğilimleri olan can ve mal sevgisine karşı, sosyal
hayatta müşriklerden gelecek ezâ, yıldırma ve her dönemde çeşitlilik gösteren
komplolara karşı kuşanılacak bir zırhtır.[2]

Sabırla ilgili değinilmesi gereken diğer bir
âyet de şudur: "Ey Peygamber! Sana ve sana tâbi olan mü'minlere Allah yeter.
Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi (kişi)
bulunursa, (onlar) iki yüz kâfire gâlip gelirler. Eğer sizden yüz (kişi) olursa,
kâfir olanlardan bin kişiye gâlip gelirler. Çünkü onlar, fıkh etmeyen/kavraması
olmayan bir kavimdir." (8/Enfâl, 64-65) Âyetin yorumunda Muhammed el-Behiy
şöyle diyor: Peygamberliğin başından beri sabır, Allah tarafından yüce elçisi
için istenip emredilmiştir. Zira sabır, başarının ve yenilmezliğin en başta
gelen faktörüdür. Düşmanla karşılaşıp yüzyüze gelme durumunda yalnızca az
sayının çok sayıdaki kuvvete eşitliği sabır sayılmamış, üstelik  sabrın, az
sayının çok sayıya üstünlük olduğu kabul edilmiştir. Manevî güç, maddî güçten
daha etkilidir. Çünkü manevî güç, (makine ve silâhın, kalabalığın, yani sürünün,
kaba kuvvetin, yani hayvanî gücün değil) aslında insanın gücüdür. İnsanî güç ise
sürekli hareket ve devamlılık göstermek-tedir. İslâm, kuvvet konusundaki bütün
tavsiyelerini birinci derecede manevî ve insanî kuvvete dayandırır.[3]   
                      

Sabır, nasıl sağlık ve âfiyet zamanında güzel
sohbet yapılırsa, belâ zamanında da aynen öyle sohbete devam etmektir. Sabır,
Allah yolundaki belâlardan lezzet almak, günleri tükenince-ye kadar ölümü
gönlünde taşımaktır. Sabır, belâ oklarına göğüs gererek hedef olmaktır.

Sabır ve tahammül farklı kavramlardır. Tahammül,
bir sıkıntı ve acıya karşı bu durumdan memnun olmadan direnmektir. Oysa mü'minin
sahip olduğu sabır farklıdır. Sabreden mü'min, başına gelen sıkıntılardan dolayı
bir acı duymaz, aksine Allah'a olan yakınlığı daha da artar ve dolayısıyla
neşesi, heyecanı ve şevki daha da yükselir. Çünkü sabır bir ibadet ve tâaattir.

Nefsimiz, hevâmız ibadetlerden zorlanıyor,
günahlara arzu duyuyor; İslâm'ı yaşamak isterken, içimizdeki ve dışımızdaki
düşmanlarımızın tepkilerini çekiyoruz. Bütün bunlara karşı bir dayanağımız
vardır: Sabır. Nefsimiz, öne geçmek, bilgiçlik taslamak, muhatabımızı susturmak,
mâlâyani ile hatta mekruh ve haramlarla meşgul olmak istiyor. Tek çözüm sabra
yapışmaktır. Haram (gıybet, yalan...) konuşmak, haram seyretmek, haram yemek
(fâiz vb.), azgın iştah ve dizginlenmesi zor istek ve arzular... Çözüm sabırda.
Polis karşısında, işkence karşısında, müslümanlarla ve İslâmî hareketle ilgili
sırlarda  konuşmamanın,  ser  verip  sır vermemenin adıdır  sabır. Kâfirlerin,
tâğutların, İslâm dışı düzenin nefsine zor gelen ve hoş gelen özelliklerine
karşı onlara meyletmemek, tâviz vermemek, müslümanca bilinç ve tavrı kuşanmak,
ancak sabırla gerçekleşebilecektir.

Sabır; kötülük, bozgunculuk ve yıkıma sebep olan
olaylar karşısında insanlığın direnme, tahammül etme ve karşı koyma gücüdür.
Sabır; bütün iç ve dış engeller karşısında direnmek, sağlam bir azim ve güçlü
bir irâdeyle bu engelleri aşarak yol almaktır. Sabır, Allah'ın dinini yaşamak ve
yaşatmak için gerekli olan bir davranıştır. Sabır mücadele ile iç içedir ve
peygamberlerden ulu'l-azm sahiplerinin süreklilik haline getirdikleri bir
davranıştır. Bu sebeple dâvâ bilincine ulaşmış İslâmî hareket elemanlarının
dinlerini yaşama ve yaşanılır kılabilmek için Allah adına verdikleri ve
vermeleri gereken mücadelede sabrı kuşanmaları bunu kendilerine meslek
edinmeleri gerekir. Çünkü dâvet yolu uzun, sıkıntılı ve işkencelerle doludur.
Sabır, eziyet ve işkenceler karşısında yılmayıp, Allah'a ve O'nun dinine
bağlılık, dinin hayata hâkim kılınabil-mesi adına  yapılan  mücadelede  yoldaki 
engellemelere  aldırmadan  bu  yolu  devam  ettirmede kararlı olmak, tebliğ
görevini sürdürmektir. Çünkü sabır, imana nisbetle insan vücudundaki baş
gibidir. Başı olmayan vücutta hayır yoktur. Sabır olmadıkça da imandan hayır
gelmez. Baş, vücut için kesin bir hayatî özellik taşır; organizma birçok uzvun
eksikliğine rağmen hayatta kalabilirken, başsız hayatta kalamaz. Sabırsız ne
tevhid korunabilir, ne de Kur'an'ın, peygamberlerin mesajları toplumda kök
salarak meyve verebilir. Sabırsız, dirençsiz İslâmî bir toplum oluşturulamaz;
yeryüzünde fesat ve bozgunculuk devam eder.[4]     

 

[1]
Râgıb elİsfahanî, el-Müfredât, Sabr maddesi.

[2]
F. Candan, Haksöz, 60, s. 34-36.

[3]
M. el-Behiy, İnanç ve Amelde Kur'anî Kavramlar, s. 242-243

[4]
C. T. Soykök, Haksöz, 70, s. 46-48

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar