İslâmî Hareket Mücadeleyi; Mücadele de Sabrı Gerektirir


İslâmî Hareket Mücadeleyi

İslâmî Hareket
Mücadeleyi; Mücadele de Sabrı Gerektirir

 

Allah'a iman ve O'nun yolunda mücadele etmek,
insanı sabredenler arasına dahil eder. Sabır, dinimize ve kendimize karşı
gelişen tüm olaylara karşı direnmek, böylece rûhen ve bedenen huzur bulmaktır.
Dünyada en çok sabra ihtiyacı olan ise, mücadele içerisinde olan İslâmî
hareketin neferleridir. Allah, kendi yolunda mücadele edip sabredenleri
ödüllendirir, toplumda önder ve rehber kılar. "Sabrettikleri ve âyetlerimize
kesinlikle iman ettikleri zaman, onların içinden, emrimizle doğru yola ileten
imamlar/önderler kıldık." (32/Secde, 24)

Toplumsal değişimin gerçekleşmesi için mücadele
etmek, her müslümanın görevidir. Bunun içinse sabır ve azim gereklidir. Allah,
sabretmeleri ve mücadeleyi sürdürmelerinin neticesi olarak  mücadeleci 
insanların  içinden  topluma  önder  ve  örneklik  yapabilecek  İslâmî
mücadeleyi sürdürecek imamlar çıkarır. Mücadele etmek, aynı zamanda
sabretmektir; mücadelesizlik ise sabırsızlığa teslim olmaktır. Mücadele etmek,
peygamberlerin yolunu devam ettirmek ve onların başına gelen belâ ve musibetlere
tâlip olmaktır. Evinde rahat içerisinde çocuklarıyla ve ferdî ibadetleriyle
meşgul olup, ibadetlerin toplumsal yanını bir kenara bırakıp belâ ve
musibetlerden kaçmak ise, bu yolun dışına çıkmaktır.

Mücadele yolu; sabrı, direnmeyi, zorluklara
katlanmayı ve acıyı yüklenmeyi gerektirirken, diğer yol ise rahatı ve refahı
seçmektir. Birinci yol, örnek olmaları için gönderilen peygamberlerin yolu iken,
ikinci yol peygamberlerin yasakladığı ruhbanların, râhiplerin yoludur. Belli bir
gayeyi gerçekleştirmek isteyenlerin sürekli hareket içerisinde olmaları gerekir.
Hareket, sabretmeyi, belâ ve musibetlere katlanmayı, onlara karşı direnmeyi,
hedefini gerçekleştirebilmek için kararlı olmayı gerektirir. Bu sebeple, hareket
içerisinde olmak, yola koyulmak sabırsız olmaz.

Sabrın en güzel belirti ve etkisi, insanı
darbelere karşı yenilgi ve teslimiyet psikozuna itmemesi ve sürekli mücadele
azmi vermesidir. Bir dâvâ erinin, gereğince inanmış olarak, azimle ve başarmak
için girişmediği bir mücadele, yolun ortasında zorluklardan kurtuluş için kaçma
fikrini zihinlerde üretebilir. Yaşadığı her olay karşısında bir silâh kazanmış
gibi sabrı kuşanan, doğruluğu meslek edinen, hayatın problemleriyle mücadele
ederek bu sayede güç kazanan, sabrı sayesinde yenilmeyen bir ruha sahip olan
dâvâ erlerinden oluşan İslâmî bir hareket, önündeki engelleri kaldırarak hedefe
doğru ilerleyecek ve nihayetinde başarılı olacaktır. Sabır, ayakları
sağlamlaştırırken; sabırsızlık ise kaydırır. Sabır, sayısı az bir toplumu zafere
ulaştırırken; sabırsızlık ise sayısı çok olan bir toplumu hezimete uğratır.
Bedir, Huneyn ve Uhud savaşları bunun açık örnekleridir.

Şu halde sabır, insanın kendi kapasitesini
tanıması, yapısında var olan olumlu ve olumsuz yönlerinin farkına daha iyi
varmasıdır. Sabır, insanın içinde var olan, fakat fark edemediği gizli güçlerini
açığa çıkarmasının adıdır. Bir başka deyişle sabır, insanın kendi benliğini
bulması, özünü keşfedip anlamasıdır. Sabır insanı Allah'a yaklaştıran en güzel
eylemdir.[1]

"Nice az sayıda birlik, Allah'ın izniyle çok
sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir... Ey Rabbimiz!
Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize
yardım et!" (2/Bakara, 249-250)   

Sabır, İslâmî mücadelede üstlenilen bir
tavırdır. Toplu halde sürdürülen mücadelede gösterilen devamlılık ve
kararlılıktır. Müslümanların içinde bulundukları mücadele safhasının gereklerini
yerine getirmeleri, sinme, korkma, dağılma ve ümitsizliğe kapılma gibi şeytanın
aldatmalarına karşı uyanık olmalarıdır. Bu safhaların her birinde tecrübe edilen
sabır, müslümanı daha ciddi  bir  direnişe,  daha  üst  safhanın  güçlüklerine 
dayanmaya hazırlar. Müslüman, "Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır."
(94/İnşirâh, 5-6) gerçeğiyle mücadele süreci içinde karşılaştıkça ve tecrübe
yaşadıkça bu güçlükler ona daha fazla sabır/direnme gücü ve moral verir. Sabır
onun için hem bir imtihan, hem moral kaynağı ve hem de dünya imtihanını
kazandıracak bir azıktır.

İslâmî hareketler her zaman sabır ister.
(Tebliğci aceleci olmamalı, tebliğde sabır ve sebat etmesi karşılığında gördüğü
ezâlara sabretmeli, nefsî davranmamalıdır.) Her türlü ezâya, yalanlanmaya,
dövülmeye Allah için sabreden tebliğciler, ibadetlerde de ihmalkâr olmamak için
de sabra yapışırlar; sabırda âdeta yarışırlar (2/Bakara, 200). Sonra Allah
kendilerine yapılana karşı mukabele izni verip de silâhlı cihadı emrettiğinde
yine sabra devam ederler. Savaş alanından kaçmazlar, her türlü tehlike
karşısında ayak direrler, düşmanlarından korkmazlar; üzerlerine sabır yağdırması
ve ayaklarının yere sağlam basıp kaçmamaları için Allah'a dua ederler.[2]  

                              

 

[1]
C. T. Soykök, Haksöz, 70, s. 49

[2]
Ali Ünal, Kur'an'da Temel Kavramlar, s. 443

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar