d) Kul, Kusursuz Olur mu? .


d

d) Kul, Kusursuz Olur mu?
 
"Kusursuz kul olmaz", "beşer
şaşar", "düşmez-şaşmaz bir Allah" gibi cümlelerin, günlük konuşmalarımız
arasında bolca yer almasına ve gerçeğin de bu olmasına rağmen, bazı câhillerin,
saygı duydukları kişileri "kusursuz" ilan ettiklerine -seyrek de olsa-
rastlanmaktadır. Kusursuz kul anlayışı, Kur'an prensiplerine, tevhid anlayışına
ters düşmektedir. Peygamberlerden bile "zelle" denen küçük hataların sudûr
ettiği gerçeği -ki Kur'an, bunu Hz. Muhammed (s.a.s.) dâhil hemen bütün
peygamberler için ısrarla vurgular- yanında, "şeyh efendi"nin veya "üstad"ın
hatasızlığını iddiâ etmek, her şeyi ters yüz etmek, "hatayı sevap görmek" gibi
bir sapıklığı sergilemek ve insanı aşırı yüceltip tanrılaştırmak demektir.
Herkesi gerçek mevkiinde ve
doğal özellikleri ile değerlendirebilmek ya da buna rızâ gösterebilmek bir
olgunluktur. Bu olgunluk, övgü ve yergi duygularındaki îtidâle, adâlet, denge ve
ölçüye bağlıdır. Sevdiğini ölçüsüz/sınırsız seven, yerdiğini kararsız yeren
tipler, haddini bilmeyen, aşırılıktan yana ve her an gaf yapmaya hazır
kişilerdir. Kiminin yanlış zannettiği gibi, eğer varsa(?) kişideki keşifler ve
kerâmetler, kusursuzluğun belgeleri değillerdir. Mûcize sahipleri bile
insanî/beşerî özellikleri sebebiyle yanılgıya düşerlerse, kerâmet asla
kusursuzluk beratı olarak değerlendirilemez. Kaldı ki, kerâmet hikâyelerinin,
özellikle günümüz fesat ortamında tamamına yakını yalandan ibarettir. Halkın
güzel ifadesiyle "şeyh uçmaz, onu müridleri uçurur." "Kerâmeti zâhir" kabul
edilen tüm kişilerin, kerâmetinden önce "hatâsı zâhir"dir. Bunun böyle olması
da, pek tabii, çok normaldir. Çünkü ne kadar sâlih olursa olsun, bir kişi
kusursuz olamaz.
"Âdemoğlunun hepsi hata
edici, günah işleyicidir. Ancak, günahkârların en hayırlısı, tevbe edip
Allah'tan affını isteyendir."[1]

İnsan kusurunu kabul edip
affettirmesini bildiği ölçüde saygıdeğerdir, kıymetlidir. Zaten hüner, hiç kusur
işlememekte de değildir. İşlenen hatayı affettirebilmektir hüner. Nitekim
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde:
"Nefsim elinde olan Allah'a
yemin ederim ki, siz hiç günah işlememiş olsanız, Allah sizi giderir, yok eder
de, günah işleyip tevbe eden bir kavim getirir/yaratır. Onlar Allah'a istiğfâr
ederler, Allah'tan af dilerler. O da kendilerini affederdi."[2]
buyurarak, hataya müsâmaha etmemenin, onu affettirebilmek için gayret
sarfetmenin İlâhî irâdeye daha uygun düştüğünü belirtmiş, kusursuzluğu değil;
hatadan hemen dönmeyi, yani tevbeyi teşvik etmiştir.
Öte yandan, kusursuzluğu kabul
edilen kişilerin genellikle, -varsa- eserlerinin de hatasızlığı ilan edilmekte,
hataya bir hata daha eklenmektedir. Ve tabii bu hatasız(!) görüşleri ve eserleri
tenkit etmek mesele olmakta, böyle bir saygısızlık, cür'et ve cürmü(!)
işleyenler, dinlerinden, imanlarından bile uzaklaştırılmakta, en azından sapık
ilan edilmekte, olmadık hakaret ve karalamalara muhâtap kılınmaktadırlar. İlmî
tenkit faâliyeti ve dolayısıyla ilmin gelişmesi de böylece körü körüne
kösteklenmektedir. Unutulmamalıdır ki, kusursuz kitap, sadece Kur'ân-ı
Kerim'dir. Çünkü Allah kelâmıdır. O, Allah'ın hıfzı ve korumasındadır. Onun
dışında her kitapta az-çok kusur, eksik, hata bulunmaması mümkün değildir.
Dolayısıyla bazı câhillerin sevdikleri kişileri ve eserlerini kusursuz ilan
etmeleri, bizzat bu iddiâ sahiplerinin en büyük kusurlarından biri olmaktadır.
Buna göz yuman "kusursuzluğu ilan edilen kişi"nin, eğer hayatta ise bütün bu
anlayışları düzeltmemesi, kusursuzluk isnâdından memnun olması, affedilemeyecek
hatalardan biridir.
Kullara yaptıklarını güzel
göstermek, şeytanın bir taktiğidir. Kimse hatasına sevap süsü vermeye ve
hatalıları hatasız göstermeye kalkmamalıdır. Bilmelidir ki, bu tür bir eğilim,
açıkça şeytanın tuzağına düşmek ve tam anlamıyla büyük bir hata işlemektir. Halk
deyimiyle "dost için post olmak"tır. "Her günahın içki gibi sarhoşluğu olsaydı;
sen o zaman görürdün, ayık kalan kimsenin olmadığını!"

[3]

 

 

[1]
İbn Mâce, Zühd 30; Ahmed bin Hanbel, III/198.

[2]
Müslim, Tevbe 2; Tirmizî, Cennet 2, hadis no: 2526.

[3]
Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar