Şehidlik Ruhunun Yeniden Canlanması Bir Kimsenin Şehid Olabilmesi İçin Gerekli Şartlar


Şehidlik Ruhunun Yeniden Canlanması

Şehidlik Ruhunun
Yeniden Canlanması   

 

Bir Kimsenin Şehid
Olabilmesi İçin Gerekli Şartlar:

 
Bir kimsenin şehid olabilmesi
için aranan ilk şart: Mü'min olmasıdır. Özellikle mü'minliğin zikredilmesinin
sebebi, kâfirlerin şehid olamayacağının bilinmesi içindir; hiçbir beşerî
ideoloji mensubu bu makama eremez. Zira, kâfir zulmen öldürülse bile şehid
değildir. Bu konuda, Uhud harbinde Peygamberimiz'e demir zırh ile yüzü örtülü ve
silahlı şekilde gelen kişinin; "hemen savaş mı edeyim, müslüman mı olayım?" diye
sorduğunda, Efendimiz'in; "önce müslüman ol, sonra harb et" buyurması,
onun da hemen müslüman olup, sonra savaşa katılıp şehid olması üzerine
Rasûlullah (s.a.s.)'ın "az işledi, fakat çok kazandı"[1]
buyurması, şehidin şehâdet rütbesine ve bu sûrette Allah'ın ihsan ve keremiyle
bir saatte cennet gibi ebedî bir saâdete erebilmesi, onun İslâm câmiasına girmiş
olmasına bağlı olduğu hükmünü iş'âr eder.[2]

Günümüzde İslâm'a
düşmanlıklarıyla tanınan ideolojiler ve mensupları, şehid kavramını yozlaştırma
gayreti içinde ve materyalist, ateist, komünist kimseleri şehid ilan etme
yarışındadırlar. Bütün târiflerde geçtiği gibi, ancak Allah'ın yolunda
öldürülenler şehid olabilirler. İslâm'ın dışında bir şeye itikad eden ve
Allah'ın dâvâsının dışında bir dâvâ için ölenler, ancak ölüdürler.
"İman edenler Allah yolunda
savaşırlar, kâfirler de tâğut (bâtıl dâvâlar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O
halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın düzeni ve tuzağı
zayıftır." (Nisâ: 4/76).
Şehid olmak isteyen kimsenin,
önce kimin yolunda olduğunu tesbit etmesi gerekir. Şeytanın dostu olduğu halde
şehidlik beklemek, şaşkınlıktır. O makam ve mertebeyi gözleyen ve özleyenlerin,
önce müslüman olmaları ve sadece Allah yolunda ve O'nun rızâsı için savaşmaları
gerekir. 
Şehid olabilmek için ikinci
şart: Akıl-bâliğ olmak; üçüncü şart da: Zulmen öldürülmektir.[3]
Şehid olabilmek için, öncelikle müslüman olmak ve Allah'ın yolunda savaşmanın
şart olduğunu tekrar edelim. Müslüman olmayan Allah yolunda olamaz. Allah
yolunda olmayan Allah için savaşamaz. Allah için savaşamayan da şehid olamaz.
Allah nizamının hâkimiyeti dışında başka ideolojiler için ölenler şehid
olamazlar. Tâğutî güçlerin birbirleriyle mücâdelelerinde ve savaşlarında ölen
hiç kimse şehid değildir. Tâğutî güçlerin emri ile savaşan kimseler de, velev ki
müslüman dahi olsalar, şehid olamazlar.  
Şehidin üzerinde bulunan fazla
elbiseler çıkarılır; şayet elbisesi, gerekli yerlerini örtmek için yeterli
değilse, fazlalaştırılarak kefen, sünnet üzere tamamlanır. Şehidler yıkanmazlar
ve üzerlerine, bu durumda cenâze namazı kılınır. 
"Kim i'lâ-yı kelimetullah
için, Allah kelimesi yüce olsun diye savaşırsa, işte o, Azîz ve Celîl olan Allah
yolundadır."[4]

Abdullah bin Amr (r.a.):
"Yâ Rasûlallah, cihad ve
gazâdan bana haber ver" dedim. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Ey Abdullah, Eğer
sabrederek sevap ümid ederek savaşırsan, Allah seni sabredici, sevap ümid edici
olarak diriltecek, eğer riyâkârlık ve mal toplamak için savaşırsan Allah da seni
riyâkâr ve mal çoğaltıcı olarak diriltecek. Ne hal üzere savaşırsan veya
öldürülürsen, Allah da seni o hal üzere diriltir."[5] 
  
Şehid; inancını hayatıyla
besleyen İslâmî şahsiyetin adıdır. İslâm ulemâsı şehidleri ikiye ayırmıştır.
Birisi "hakiki şehid", öbürü ise "hükmî şehid"dir. İslâm ulemâsı, hakiki şehidi
çeşitli şekillerde tarif etmişlerdi. Seyyid Şerif Cürcânî, şöyle tarif eder: "Şehid,
zulmen öldürülen tâhir ve akıl bâliğ olmuş her müslümandır."[6]
İmam Merğınânî şöyle der: "Şehid, müşriklerin öldürdüğü veya savaş meydanında
kendisinde bir eser olduğu halde bulunan veya müslümanların zulmen öldürdüğü
kimsedir."[7]
Molla Hüsrev ise şehidi şöyle tarif eder: "Şehid; müslüman, tâhir, akıl bâliğ
olup zulmen gerek bağî, gerek eşkıyâ ve gerekse harbî tarafından öldürülen
kimseye denir."[8]
İmam Kâsânî'nin tarifi ise şöyledir: "Çarpışma meydanında veya başka bir yerde
ehl-i harb ile savaşan veya malını, nefsini, ailesini, müslümanlardan birisini
veya ehl-i zimmetten birini müdâfaa ederken öldürülen kişidir şehid."[9]

Hakiki şehid, aynı zamanda
dünya ve âhiret şehidi olarak da tanımlanır. Bunun yanında bir de hükmî şehid
olanlar vardır. Bunlar, haklarında şehidlerle ilgili dünya ahkâmı uygulanmayan,
fakat âhirette şehid derecesine nâil olan kimsedir. Ulu önderimiz Peygamberimiz
(s.a.s.) şöyle buyuruyor:
"Şehidler beş kısımdır:
Bulaşıcı hastalığa yakalanan, ishale tutulan, suda boğulan, göçük altında kalan
ve Allah yolunda savaşırken şehid olanlar."[10]

Başka bir hadis-i şerifte ise
şöyle buyruluyor:
"Allah Teâlâ'dan bütün
kalbiyle şehidlik dileyen bir kimse, yatağında ölse bile, Allah onu şehidlik
mertebesine ulaştırır."[11]

Tarih boyunca şehidi olan
dâvâlar yükselmiş, şehidden mahrum olan dâvâlar ise muvaffak olamamıştır. İki
güzelden birine (ihde'l-husneyeyn) tâlip insanlar çoğaldıkça, canını, malını
Allah yolunda fedâ etmeyi ve Allah Teâlâ ile yapılan antlaşmayla cennet
karşılığında satmayı[12]
gâye edinmiş Allah erleri çoğaldıkça; dâvânın hâkimiyeti yakın demektir. Kansız,
çile ve göz yaşı olmaksızın, zahmetsiz, sıkıntısız, ihtiyar kadınlar gibi
evlerinin köşesinde oturarak zafer beklemek, ancak cihad kaçkınlarının işidir.
Şehâdete, zorluklara, sıkıntılara tâlip olmak, Allah'ın dinini hâkim kılmak için
çalışmak; gerçek imanın alâmetidir. Ve bu iman sahipleri için neticede iki hayır
vardır: Ya şehâdet, ya da zafer ve ganîmet; bir de Allah'ın rızâsı ve
muhabbeti... Ölümün acıları bile kendileri için lezzete dönüşen ve o lezzetleri
elde edebilmek sebebiyle, defalarca şehid olmayı isteyen şühedâ...[13]

"Kim Allah'a ve elçisine
itaat ederse işte onlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberler, sıddıklar,
şehidler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır!" (Nisâ: 4/69).

"Şehid" kelimesinin sözlük
anlamı, bilindiği gibi bir şeye şâhit olan "tanık"tır. Hayatının her yönünde onu
uygulayarak imana şâhitlik (tanıklık) eden kişi şehiddir. Allah yolunda
öldürülen kişiye de şehid denir. Çünkü o, Allah için isteyerek ölümü seçer.
Doğru olduğuna inandığı şey için hayatını fedâ etmesi, imanındaki ihlâsın bir
göstergesidir.[14]

 

 

[1]
Buhârî, Cihad 13; Müslim, İmâre 144.

[2]
Tecrîd-i Sarîh Terc. 8/277. 

[3]
Molla Hüsrev, Düreru'l-Hukkâm Fî Şerhi Ğureri'l-Ahkâm, 1/168-169; İbn Âbidîn,
Reddu'l-Muhtar ale'd-Dürri'l-Muhtar, 3/522.

[4]
Müslim, hadis no: 1904; Tirmizî, hadis no: 1646; Ebû Dâvud, 3/432.

[5]
Ebû Dâvud, hadis no: 2519.

[6]
Et-Ta'rîfât, s. 129.

[7]
El-Hidâye, 1/94.

[8]
Molla Hüsrev, Düreru'l-Hukkâm Fî Şerhi Ğureri'l-Ahkâm, 1/127.

[9]
Kâsânî, Bedâiu Senâî fî Tertîbi Şerâî, 1/322.

[10]
Buhârî, Cihad 30; Müslim, İmâre 164; Buhârî, Ezan 32; Tirmizî, Cenâiz 65.

[11]
Müslim, İmâre 157; Nesâî, Cihad 36; İbn Mâce, Cihad 15.

[12]
Tevbe: 9/111.

[13]
Şeyh Seyfuddin Muvahhid, İslâm Dâvetçilerine Öğütler, s. 112.

[14]
Mevdûdi, Tefhîmu'l-Kur'an, 1/334. Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar