Kur'ân-ı Kerim'de Şeriat Kavramı


Kur

Kur'ân-ı Kerim'de
Şeriat Kavramı
 

Yol açmak ve düz yol anlamına gelen şeriat ve
şir' kelimesi, daha sonra İlâhî yol anlamında kullanılır olmuştur. Ş-r-a
kökünden gelen kelimeler, toplam 5 âyette geçer: 5/Mâide, 48; 7/A'râf, 163;
42/Şûrâ, 13, 21; 45/Câsiye, 18. Râgıb el-Isfehânî, Şeriatla ilgili 5/Mâide, 48.
âyette iki şeye işâret olduğunu belirtir:

1) İnsanların yararı ve ülkenin bayındırlığı
konusunda Allah'ın her insana izleyeceği yolu belirlemesi. Buna şu âyetle işâret
edilir: "... Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle
üstün kıldık..." (43/Zuhruf, 32)

2) (Önceki peygamberlerle ilgili) Şeriatlerin
değiştiği ve neshin (yürürlükten kaldırmanın) sözkonusu olduğu, Allah'ın
bahşettiği/belirlediği ve gönüllüce izlemesini emrettiği dinî hükümler. Şu âyet
de bunu gösterir: "Seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Ona uy.
Bilmeyenlerin hevâlarına/heveslerine uyma." (45/Câsiye, 18) (Râğıb el-Isfehânî,
el-Müfredât, s. 379)

42/Şûrâ, 13 ve 21.âyetlerde geçen şeriat ("şerea"
fiili) için Râgıb, şöyle der: Bu âyetler, bütün dinlerin/milletlerin birleştiği
ve nesih sözkonusu olmayan usûle işâret eder; Allah'ı tanımak (iman etmek) gibi
(el-Müfredât, s. 379). Bütün dinlerin ortak inanç temeli, Allah'ı tek tanrı
edinmektir.    

"Şeriat" kelimesi ise bir âyette geçer: "Seni
de din konusunda şeriat (alâ şerîatin mine'l-emr) sahibi kıldık. Ona uy.
Bilmeyenlerin hevâlarına/heveslerine uyma." (45/Câsiye, 18). Şeriat, İslâmî
kaynaklarda, iki mânâda kullanılmıştır. 1) Din ve millet kelimeleri gibi, bir
bakış açısından İslâm'ı (din) ifâde etmek için kullanılır. Bu anlamda din,
İslâm, şeriat, millet aynı mâhiyetin farklı isimleridir. 2) Dinin ibâdet ve
hayat düzeni (muâmelât) ile ilgili kısmını ifâde için kullanılır. Bu mânâda
şeriat, İslâm'ın bütünü değil, bir parçasıdır (Hayreddin Karaman, Laik Düzende
Dini Yaşamak, s. 134).

Yukarıdaki ikinci anlamıyla şeriat, Kur'an
hükümlerini, sünneti ve tarih boyunca geliştiği biçimiyle ve çeşitliliği içinde
fıkıh denilen İslâm hukukunu içerecek şekilde genişletilmiştir. Bu anlamda
şeriat, Kur'an'da açıklanan ve hadislerde geçen hukukî kurallar, daha sonra
tefsirler, şerhler, görüşler, ictihadlar, fetvâlar ve yargı kuralları için
kullanılmaya başlanarak, şeriat denince fıkıh anlaşılır olmuştur (Vecdi Akyüz,
Kur'an'da Siyasî Kavramlar, s. 419-421).      

"Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu
korumak üzere Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği
ile hükmet; sana gelen hakkı/gerçeği bırakıp da onların hevâlarına/arzularına
uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi
sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (Şeriatler ve yolda sizi
deneyip imtihan etmek için (böyle yaptı). Öyleyse hayırda/iyi işlerde
birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa
düştüğünüz şeyleri (n gerçek tarafını) O haber verecektir."
(5/Mâide, 48)

(Sana şu tâlimâtı verdik:) Aralarında Allah'ın
indirdiği ile hükmet ve onların hevâlarına/arzularına uyma. Allah'ın sana
indirdiği hükümlerin bir kısmında seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer
(hükümden) yüzçevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir
kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zâten fâsıktır/yoldan
çıkmışlardır." (5/Mâide, 49) 

"O size, dinden Nuh'a tavsiye
ettiğini, sana vahyettigimizi, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve İsa'ya tavsiye
ettiğimizi sizin için şeriat (hukuk düzeni) yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın
bu nizam, Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer
ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir." (42/Şûrâ, 13)

"Yoksa onların Allah'ın izin vermediği şeyleri
dinden kendilerine şeriat yapan (kanun koyan, Allah'a eş koştukları) ortakları
mı var? Eğer azâbı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilir
(işleri bitirilir)di. Şüphesiz zâlimler için can yakıcı bir azap vardır."
(42/Şûrâ, 21)

"Sonra seni de emrimizden
bir şeriat üzerine kıldık. Sen ona uy ve bilmeyenlerin hevâlarına/istek ve
tutkularına uyma." (45/Câsiye, 18)

"Biz, her ümmete, uygulamakta
oldukları bir ibâdet tarzı (mensek) gösterdik. Öyle ise onlar (ehl-i kitap) bu
işte seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine dâvet et. Zira sen, hakikaten dosdoğru
bir yoldasın." (22/Hacc,
67)

"İnsanlar (aslında) bir tek ümmet (millet) idi.
Bu durumda iken Allah, müjde verici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi.
İnsanlar arasında anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için,
onlarla beraber hak yolu gösteren Kitapları da indirdi..."
(2/Bakara, 213)                       

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin.
Peygamber'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine (ülü'l-emre) de itaat
edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, -Allah'a ve âhirete gerçekten
inanıyorsanız- onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların tâlimâtına göre
halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir."
(4/Nisâ, 59)

"Sana indirilene ve senden önce indirilenlere
inandıklarını ileri sürenleri (münâfıkları) görmedin mi? Zira tâğutu inkâr
etmeleri kendilerine emrolunduğu halde, tâğutun önünde muhâkemeleşmek (ve
tâğutların kendilerine hükmetmesini) istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün
saptırmak istiyor." (4/Nisâ, 60)

"Onlara ‘Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve
Rasûl'e gelin (onlara başvuralım)' denildiği zaman, münâfıkların senden iyice
uzaklaştıklarını görürsün." (4/Nisâ,
61)

"Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan
anlaşmazlık hususunda (ey rasûlüm,) seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla kabullenip teslim
olmadıkça iman etmiş olmazlar."
(4/Nisâ, 65)

"Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar
arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hâinlerden taraf olma!"
(4/Nisâ, 105)

"...İnsanlardan korkmayın, Benden korkun.
Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler)
ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir."
(5/Mâide, 44)

"...Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte
onlar zâlimlerin, fâsıkların ta kendileridir."
(5/Mâide, 45, 47)

"Sana da, daha önceki Kitabı doğrulamak ve onu
korumak üzere Kitab'ı (Kur'ân'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği
ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların hevâlarına/arzularına uyma.
(Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi
sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlerde) sizi
denemek için (böyle yaptı). Öyleyse hayır işlerinde birbirinizle yarışın.
Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri (n
gerçek tarafını) O haber verecektir."
(5/Mâide, 48)

"(Sana şu tâlimatı verdik:) Aralarında Allah'ın
indirdiği ile hükmet ve onların hevâlarına/arzularına uyma. Allah'ın sana
indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer
(hükümden) yüz çevirirlerse bil ki, (bununla) Allah ancak, günahlarının bir
kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu zaten fâsıktır,
yoldan çıkmışlardır." (5/Mâide, 49)

"Yoksa onlar (İslâm öncesi) câhiliyye hükmünü
(idaresini) mü istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükmü, hükümranlığı
Allah'tan daha güzel kim vardır?" (5/Mâide,
50)

"...Hüküm, ancak Allah'ındır. Çünkü O, gerçeğe
uyar ve O, sağlam hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
(6/En'âm, 57)

"...Dikkat edin, iyi bilin ki, hüküm, yalnız
O'nundur ve O, hesap görenlerin en çabuğudur."
(6/En'âm, 62)

"(De ki:) Allah'tan başka bir hakem mi
arayacağım? Halbuki size Kitab'ı açık olarak indiren O'dur..."
(6/En'âm, 114)

"(Ey Muhammed!) Sen, sana vahyolunana uy ve
Allah hükmedinceye kadar sabret. O, hâkimlerin en hayırlısıdır."
(10/Yûnus, 109)

"Siz Allah'ı bırakıp sadece sizin ve
atalarınızın taktığı (birtakım anlamsız) isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar
hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm, Allah'tan başkasının değildir.
O da kendisinden başkasına ibâdet/kulluk etmememizi emretmiştir. İşte dosdoğru
din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."
(12/Yûsuf, 40)

"...Hüküm ancak Allah'ındır. Onun için ben
yalnız O'na tevekkül edip dayandım. Dayananlar yalnız O'na dayansınlar."
(12/Yûsuf, 67)

"...Bir toplum, kendilerini değiştirmedikçe
Allah, onlarda bulunanı değiştirmez..."
(13/Ra'd, 11)

"...Onların (göklerde ve yerde olanların) O'ndan
başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükmüne/hükümranlığına kimseyi ortak
etmez." (18/Kehf, 26)

"(Bazı insanlar)  ‘Allah'a ve Peygamber'e iman
ettik ve itaat ettik' derler; ondan sonra da içlerinden bir grup yüz çevirir.
Bunlar mü'min değildir. Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve
Peygamber'e çağrıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip
dönerler. Ama, eğer (Allah ve Rasûlü'nün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise,
ona, gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler. Kalplerinde bir hastalık mı var,
yoksa şüphe ve tereddüt içinde midirler? Ya da Allah ve Rasûlünün kendilerine
zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır; asıl zâlimler
kendileridir. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Rasûlüne dâvet
edildiklerinde, ‘işittik ve itaat ettik' demek, sadece mü'minlerin söyleyeceği
sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat
eder, Allah'a huşû (saygı) duyar ve ittika edip O'ndan sakınırsa, işte asıl
bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır."
(24/Nûr, 47-52)

"İşte O, Allah'tır. O'ndan başka ilâh/tanrı
yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur; hüküm O'nundur. Ve ancak O'na
döndürüleceksiniz." (28/Kasas, 70)

"Yoksa kötülükleri yapanlar Bizden
kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar!"
(29/Ankebût, 4)

"Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman,
mü'min bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim
Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."
(33/Ahzâb, 36)

"...İnsanlar arasında hak ve adâletle hükmet.
Hevâ ve hevese uyma; yoksa bu seni Allah yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın
yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır."
(38/Sâd, 26)

 "...Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder.
Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir."
(60/Mümtehıne, 10)

"Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"
(68/Kalem, 36)

"Allah, hâkimler hâkimi (hüküm verenlerin en
üstünü) değil mi?" (95/Tîn, 8)

"...Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir
kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezâsı, ancak, dünya
hayatında rezillik/rüsvaylıktır. Kıyâmet gününde ise en şiddetli azâba
itilmektir. Allah, sizin yapmakta olduğunuzdan asla gâfil değildir."
(2/Bakara, 85)

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar