Hilâl


Hilâl

Hilâl
 
Kur'an'da, "Sana hilâllerden
sorarlar. De ki:'Onlar insanlar için vakit ölçüleridir..." (2/Bakara, 189)
buyurulur. Ayrıca, yılların sayısı ve hesabının bilinmesi için aya menziller
tâyin edildiği (10/Yûnus, 5), onun eğri hurma dalı haline gelinceye kadar
inceldiği ve bir yörüngede döndüğü (36/Yâsin, 39-40) belirtilir. Hilâl, Allah'ın
varlığının ve kudretinin delillerinden biri sayılır. Birçok âyette ayın
insanların hizmetine sunulduğu belirtilir, ayrıca birkaç yerde onun üzerine
yemin edilir.
Geçmiş kültürlerde farklı bir
anlam taşısa da âyet ve hadislerde anlatılan özellikleri sebebiyle hilâlin
müslümanlar tarafından mutluluk, sevinç ve dirilişin sembolü olarak
kullanılmasında bir sakınca görülmemiş olmalıdır. İbn Hacer el-Askalânî'nin İbn
Yunus'tan naklettiği rivâyete göre Hz. Peygamber, kabilesinin elçisi sıfatıyla
Medine'ye gelen Sa'd bin Mâlik bin Ubeysır el-Ezdî'ye kavmine götürmesi için
üzerinde hilâl bulunan siyah bir bayrak vermiştir (el-İsâbe, II/329).
Hilâl motifinin bir sembol
olarak VII. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında kullanıldığı görülmektedir.
Emevîler döneminde Bîşâpûr'da basılan paralar kompozisyonları değiştirilmeden
ay-yıldızlar arasına besmele, kelime-i tevhid veya bazı âyetler eklenerek
yeniden darbedildi. Abbâsîler döneminde kendini bağımsız sayan devletler
tarafından kesilen sikkeler arasında da hilâl motifi taşıyanlar vardı. Gazneli
hükümdarı Sebük Tegin'in hilâli ordusunda bir sembol olarak kullandığı da
belirtilmektedir. Haçlı şövalyelerin kiliseye çevirdikleri Kudüs'teki Kubbetu's-sahrâ'nın
kubbesine altın bir haç yerleştirilmişti. Selâhaddin-i Eyyûbî Kudüs'ü
Haçlılar'dan geri aldığı zaman (583/1187) bu haçı indirip yerine uçları
birbirine yakın hilâl şeklinde bir alem koydurmuştu. Bu olaydan çok önce
Alparslan 1064'te Ani'yi fethedince câmiye çevrilen katedralin kubbesindeki
büyük haç indirilip yerine daha sonra Ahlat'tan getirilen büyük bir hilâl
konulmuştur. Hilâl şeklindeki bina alemleri en çok Osmanlılar döneminde
kullanılmıştır. Bu da, İslâm devletlerinin kültürel mirasçısı olan Osmanlı
Devletinin hilâl şiarını/sembolünü cihanşümul hale getirmesiyle açıklanabilir.
Daha önce Endülüs
müslümanlarının ve Memlükler'in sancaklarında da yer alan hilâl, osmanlı
sancaklarında zülfikârla birlikte temel motifti. Günümüzde hıristiyan dünyasının
Kızılhaç'ına mukabil kurulan Kızılay (Hilâl-i Ahmer), içki ve uyuşturucularla
mücâdele etme amacını güden Yeşilay (Hilâl-i Ahdar) gibi müesseselerin sembolü
olarak kullanılan hilâl, bazen tek, bazen de bir veya birkaç yıldızla birlikte
Türkiye, Azerbaycan, Cezâyir, Kamerun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Malezya,
Moritanya, Pakistan, Singapur, Tunus, Türkmenistan gibi müslümanların yaşadığı
ülkelerin bayrak motiflerini meydana getirmektedir.
Hilâl, XI. yüzyıldan itibaren
Doğu'da ve Batı'da hıristiyanlığın sembolü olan haça karşı İslâmiyet'in sembolü
olarak kullanılmış ve bu durum, özellikle İstanbul'un fethinden sonra giderek
yaygınlaşmıştır. Hilâlin ibâdet takvimindeki rolü, Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i
şeriflerde Allah'ın âyetlerinden biri şeklinde gösterilmesi ve ona yemin
edilmesi, ayrıca Hz. Peygamber'in Sa'd bin Mâlik bin Ubeysır el-Ezdî'ye üzerinde
hilâl bulunan bir sancak vermesi sebebiyle müslümanlar tarafından İslâm'ın
sembolü/şiarı kabul edildiği söylenebilir.[1]

 

[1]
Nebi Bozkurt, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, s. 13-15.        

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar