Hangi Yollarla Sihir Ortaya Konulur?.


Hangi Yollarla Sihir Ortaya Konulur

Hangi
Yollarla Sihir Ortaya Konulur?

 

Sihirle ilgili hemen tüm yazarların ve
müfessirlerin sihrin nevîleri konusunda referans gösterdiği Fahreddin Râzî,
sihrin hangi yollarla yapıldığını açıklayarak sihrin sekiz çeşit olduğunu
belirtir:

1-
Semâvî kuvvetlerle yere ait güçleri birbirine karıştırarak yapıldığı söylenilen
ve tılsım adı verilen şeylerdir ki, bunlara Keldânî (Bâbil) sihri denilmektedir.
Keldânîler, gök cisimlerine büyük kuvvetler atfederek bazı rakamların
özelliklerinden ve tılsımlardan yararlanmak için onlara taparlardı. Bunlar,
büyücülüğün ve kâhinliğin sırrını bilmekle ün yapmışlardı. Bu kavim Sâbiîler
adıyla bilinmekte olup Hz. İbrâhim bunların yanlış inançlarını iptal için
gönderilmişti. Bu sihirde, tabîiyat ile rûhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş,
birbirine karışmış bazı garip özelliklerinin tatbik edildiği sanılmaktadır. Hz.
Peygamber, yıldızlarla ilgili bilgilerin sihir yapmada kullanılmasını kesin
biçimde yasaklamıştır (Ebû Dâvud, Tıb 22; hadis no: 3905; İbn Mâce, Edeb 28, hds
no: 3726; Ahmed bin Hanbel, I/227, 311).

2-
Evham ve güçlü ruh sahiplerinin büyüsü. Bunlar, insan ruhunun arınıp
temizlenmesiyle bazı güçler kazanacağına, kendi vücudunda olduğu gibi, başka
bedenler üzerinde de etki yapabileceğine inanırlar. Bunun için sırf başka
varlıkları buyruk altına almak maksadıyla uzlete çekilir, çeşitli riyâzetler
yaparlar. Beden terbiyesinde olduğu gibi ruh terbiyesinde de birçok faydalı
hususlar olduğu açıktır. Bu, bir derecede ilâhî bir ihsan olabilirse de, bunu
sanat kazanma yoluyla elde edilebilir sanmak bir evhamdır. Fakat birtakım
kimseler, riyâzât, havas, rukye, uzlet vs. gibi bazı yollara başvurarak ruh
ilminin bazı garip olaylarıyla uğraşırlar ki, manyetizma, hipnotizma,
Hindistan'daki fakirizm bu gruba dâhildir. Sihrin en aldatıcı ve tehlikeli kısmı
da budur.

3-
Yere ait ruhlardan, yani cinlerden yararlanılarak yapılan sihirdir. Azâim veya
cincilik denilen şey budur. Yere ait ruhlarla ilişki kurmak, semâvî ruhlarla
yani meleklerle münâsebet kurmaktan daha kolay olmalıdır. Filozoflar cinleri
inkâr etmemiş, fakat yer ruhları "ervâh-ı arziyye" adıyla anmışlardır. Ancak
insanların bunlarla belirli şartlar ve sebepler altında irtibat kurup
kuramayacakları ilmî bir şekilde incelenirse, kesin olarak bunun mümkün olduğuna
hükm olunamaz. Fakat bundan dolayı, cinlerle irtibat konusunu inkâr etmemek
gerekir. Bugünkü ispiritizmacıları (ruh çağırma seansları düzenleyen kimseleri)
cincilerden sayabiliriz. Sihrin en meşhur bölümü, kaydedilen bu üç grupta
toplanmaktadır.

4-
Hayâli hakikat göstermek, el çabukluğu, göz bağlamak şeklinde yapılan
sihirlerdir (İllusion). Bunlara sihirden çok hokkabazlık, şa'beze adı
verilmektedir. Bunların aslı, duyu organlarının aldatılmasıdır. Bu, tıpkı
vapurda giden kimsenin sâhili hareket ediyor gibi görmesidir. Buna Arapça "âhız
bi'l-uyûn", yani göz bağcılığı denilir. Göz bağcılığın, daha gizli olan ruhsal
birtakım etkilerle ilgisinin bulunması da mümkündür.

5-
Bazı âletlerden yararlanılarak birtakım acâyip şeyler göstermek sûretiyle
yapılan sihirdir. Firavun'un sihirbazlarının bu tür büyücüler olduğu
sanılmaktadır. Rivâyet edildiğine göre bunlar, özel sûrette yaptırdıkları
değneklerin ve iplerin içine cıva doldurmuşlar, hünerlerini gösterecekleri alanı
da daha önce alttan ateş yakarak ısıtmışlardı. Bu ipleri ve değnekleri halkın
gözünde toprağın üzerine atınca, alttan ateşin, üstten güneşin tesiriyle cıva
genleşmiş, bundan dolayı ipler ve değnekler kımıldamaya başlamıştı. Halk da
bunları hareket ediyor sanmıştı. Böylece Firavun'un sihirbazları bâtılı
gerçekmiş gibi göstermeye kalkışmışlardı. Zamanımızda teknik ve fennin gelişmesi
sebebiyle bunlara birçok örnek verilebilir. Günümüzde  sihirbazlar, teknolojiden
yararlanarak gösterilerinde daha çok özel âletler kullanırlar.

6-
Bazı ilâçlar, ya da bazı cisimlerden yararlanılarak yapılan sihirlerdir. Büyü
yapılacak kimseye esrar, morfin gibi şeyler içirmek sûretiyle aklı çelinir.
Hasan Sabbah'ın, kendisine bağladığı özel cemaatini (haşhâşîleri) uyuşturucular
kullandırmak sûretiyle etkilediği tarihî örneklerden biridir. Dışkılar, kadavra
parçaları, kan ve cinsiyetle ilgili her çeşit nesne sihirbazın kullandığı
şeylerdendir. Bunların bir özelliği de dinen pis sayılan şeyler olmalarıdır.
Meselâ necis olan pisliği, büyücü ilaç olarak kullanır. Ayrıca, büyülenecek
kişinin vücudundan alınacak herhangi bir şey, saç teli, tırnak vs. de sihir
yapımında kullanılır.

7-
Dinleyicileri yaldızlı sözlerle kandırarak, onların gönüllerini çelmek sûretiyle
yapılan sihirdir. Bu çeşit büyüde sihirbaz şarlatanlık yapar, çeşitli şekillerde
kendini metheder, karşısındakini kendine celbeder, muhâtabının hislerine etki
ederek yapacağını yapar. "İsm-i Âzam bilirim" der, "cin çağırırım" der, duruma
göre hünerden, sanatından, kudretinden, kerâmetten, nüfuzdan, ticaret ve
menfaatten bahseder; sonunda karşısındakini dolandırır. Kalp çelmenin etkisi
çeşitli ve büyüktür. En âdîsinden en mahâretlisine kadar dolandırıcılığın
çeşitleri, sihrin çoğu, ya da hepsi bununla ilgilidir, denilebilir.

8-
Söz taşıyarak, kovuculuk (nemmamlık ve gammazlık) yaparak insanları birbirine
düşürmek, böylece kendi hesabına çıkar sağlamak da büyü kapsamındadır. Bunlar,
yalan haberler, iftiralar, dolaylı ve vasıtasız tahrikler, telkinlerdir ki,
sihrin halk arasında en yaygın olan kısmıdır.[1]    

Büyü yapmak isteyen sihirbazların,
Allah'ın yasakladığı birtakım fiilleri işleyerek şeytan ya da cinlere yaklaşmak
istedikleri nakledilegelen hususlardandır. Tarih boyunca bu tür kimseler
yıldızlara taparak, Allah'a şirk koşarak, şeytanı övüp ona tapınarak şeytanın
yardımını temin etmeye çalışmışlardır. Şeytanın da pislikte, şerde, fenalıkta
kendisine en uygun olan kimseleri dost edindiği muhakkaktır. Ancak şeytanın,
tevhid ehli mü'min kullara karşı, bu tür müşrik ve müflis insanlara yardımı ne
kadar tesirlidir? Bunlar, Allah'ın iyi kullarına zarar vermeye muktedir
olabilirler mi? Hemen kısaca cevap verelim ki, şeytan ve yandaşları Allah ve
Rasûlü'nün yolundan gidenlere, Kur'ân-ı Kerim'e sımsıkı sarılanlara hiçbir
şekilde zarar veremezler. Bu husus, Kurân-ı Kerim'de haber verilmiştir
(14/İbrâhim, 22; 15/Hıcr, 42; 16/Nahl, 99; 17/İsrâ, 65).

Buraya kadar kaydedilen hususlardan
sihrin başlıca iki kısma ayrıldığını görmekteyiz. Birinci kısım, sırf
yalan-dolan ve kandırmacadan ibaret olan söz ve fiillerle ortaya atılan büyü
çeşididir. İkinci kısım da az çok var olan bir gerçeği sûiistimal ederek yapılan
sihirlerdir. Cinlerle ilgili olarak, yukarıdaki sekiz maddelik sihir
çeşitlerinden üçüncü sırada yer alan bölüm, önemlidir. Diğer gruplarda yer alan
sihir çeşitlerinin günümüzde artık astronomi, astrofizik, kimya, fizik,
biyoloji, tıp, eczacılık vs. gibi müspet bilimlerle, edebiyat, psikoloji,
parapsikoloji, hitabet ve sosyoloji bilimlerinin meşguliyet alanına girdiği de
bir gerçektir. Bilim ve fennin, düşüncenin gelişmesiyle artık günümüzde
insanlar, geçmişte sihir olarak adlandırılan, halkın kandırılmasına vesile
kılınan birçok olayın sebebini bilmekte, bunların açıklamasını
yapabilmektedirler. Haberleşme araç ve gereçlerinin son derece yaygınlaştığı
günümüzde artık insanlar, duydukları her şeye körü körüne inanmamakta, bunların
aslını ve gerçeğini araştırmaktadırlar.

Yine günümüzde halk, sihirbazların
yaptıkları çoğu şeyin duyu organlarının yanıltılmasına dayandığını, kendisini
seyreden ya da kendilerine program yaptıranların verdikleri para olmadan
sihirbazların, büyücülerin karınlarını bile doyurmaktan âciz olduklarını
bilmektedirler. Geçmişte sihir ya da büyü olarak takdim edilen pek çok olay,
artık müsbet bilimlerin ilgi alanına girmiş, sebebi, mâhiyeti, sonucu
açıklanabilir konuma gelmiştir. Yukarıda saydığımız sihir çeşitlerinin ikinci
grubu olan güçlü ruh sahiplerinin büyüsüyle ilgili olarak müfessirlerin
kaydettiği bazı hususlar vardır ki günümüzde bunları kabul etmek, pek mümkün
görünmemektedir. Meselâ bu gruba giren güçlü ruh sahibi kimsenin, kendi
bedeninin dışında etki edebilecek kadar irâdesinin güçlendiği, eşyada,
hayvanlarda, insanlarda kendi vücuduymuş gibi tasarruf yapabildiği, dilediği
zaman başkalarının bünye ve şeklini değiştirebildiği, insanı öldürecek,
diriltecek ya da sözgelimi eşek haline getirebilecek hüner elde edebildiği,
havada uçup suda yürüyebildiği ileri sürülmektedir.

Artık çağımızda, bir eşyaya ya da
insana dokunmadan, ya da belli fizikî kanunlara göre çalışan araçların yardımı
olmadan uzaktan etki etmenin mümkün olduğunu ileri sürmek çok güçtür. Bu husus,
son derece tartışmaya müsâit bir konudur. Biyoenerji olayında olduğu gibi, makul
bilimsel bir açıklaması mevcut olmalıdır. Bir eşyayı dokunarak kaldırabilir,
yerini değiştirebilir, ya da imha edebilirsiniz. İnsan da buna dâhildir. Ancak,
günümüzde onlara uzaktan tesir etmenin, zarar vermenin, ya da imha etmenin
yolları bellidir. Ya top-tüfek vs. atarsınız, ya uçakla, füzeyle bombalarsınız,
ya da lazer vs. gibi ışınlarla çalışan silahlar geliştirerek elinizi dokunmadan
hedefiniz olan varlığı imha edersiniz. Veya o eşya ya da canlı ışınlarla
bombardımana tâbi tutarsınız. Onu hasta eder, veya ölümüne sebep olursunuz.
Uzaktan kumandalı bombalarla, evinde oturan birini, uçakta veya arabasında
yolculuk yapanları havaya uçurabilirsiniz. Geçmişte sihir olarak
nitelendirilebilecek bu olayların hemen hepsinin bilimsel bir açıklaması
mevcuttur. Eğer insanları uzaktan büyü ve sihir yoluyla öldürmek mümkün olsaydı,
dünyanın dört bir yanına dağıtılmış, sürülmüş, katliama, soykırıma uğratılmış
yahûdiler, sihir işlerini en iyi bilen bir millet olarak bunu düşmanlarına
tatbik eder, onların baskı ve zulümlerinden kurtulurlardı. Halbuki tarih bize
bunun aksini söylüyor.

Bu açıdan sihir yoluyla insanlara
zarar vermek, onları öldürmek hususundaki iddialar, düşmanlarından savaş vs.
yollarla doğrudan intikam alamayan, onların karşısına çıkamayan, ezilmiş, mağlup
olmuş zavallı kişi ve toplumların, hasımlarının kalbine korku salmak, onların
zararlarından emin olmak maksadıyla çaresizlik içinde başvurdukları, sığınıp
teselli aradıkları bir husus olmalıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi, sihir ve
büyünün İsrâiloğulları, Süryânîler gibi güçsüz toplumlarda, ilkel kabilelerde
yayılması, Mısır'da, İran'da Bâbil'de tevhid devirlerinde yasaklandığı için el
altından gizli gizli devam etmesi, bu görüşümüzü destekleyen hususlardandır.

İnsana hayat vermek, ya da onu
öldürmek, ancak Cenâb-ı Hakk'ın irâdesiyledir. Bu iş, Allah'ın elindedir ve
O'nun emriyle meydana gelmektedir. İnsanların ya da başka nesnelerin bu hususta,
sebep olmaktan öteye bir fonksiyonu yoktur. Bu konularda insan diler, Allah da
onun sonucunu yaratır. Bu sebeple, öldürmek maksadıyla bir insana ateş eden
kimse de, Allah dilemedikçe karşısındakini öldüremez. Kurşun seker, isabet
etmez, öldürücü şekilde yaralayamaz vs. sebeplerden dolayı kişi bu arzusuna
erişemez. Öldürme ve diriltmenin Allah'a ait olduğuna dair birçok âyet vardır.
Meselâ: "Doğrusu, dirilten ve öldüren Biziz. Hepsinin gerisinde de Biz
kalırız." (15/Hıcr, 23)      

Kısacası herhangi bir zahmet, tehlike
ya da gayret ve çalışmaya girmeden oturduğu yerden büyü yaparak bir kimsenin
hasımlarını bertaraf etmesi, imha etmesi sözkonusu değildir. Bu, "sünnetullah"a,
Allah'ın kâinata koyduğu değişmez tabiî kanunlara ve irâdesine aykırıdır.
İnsanlar açısından bu, mümkün de değildir. Eğer böyle bir şey mümkün ve câiz
olsaydı, Hz. Peygamber, düşmanlarıyla savaşa çıkmaz, ordular tertip etmez,
müslümanlar kendilerini tehlikeye atmaz, şehid vermezlerdi. Hasımlarını daha
kolay ve zahmetsiz, tehlikesiz olan bu yolla ortadan kaldırmaya çalışırlardı.
Yahûdiler, hıristiyanlar, müşrikler, münâfıklar, İslâm düşmanları da bu yolla
Hz. Peygamber'i, sonraları müslümanların liderlerini, komutanlarını ortadan
kaldırmaya muvaffak olurlardı. Halbuki böyle bir şey sözkonusu olmamıştır. Hz.
Peygamber, düşmanlarının karşısına silahıyla, ordusuyla çıktığı gibi, düşmanları
da O'nun karşısına silahlarıyla, askerleriyle çıkmışlar ve çarpışmışlardır.

Sihirbazların, eşyaların şeklini
değiştirebildikleri, bir insanı eşek yapabildikleri iddiası da artık günümüzde
komik kabul edilen bir husustur. Bunun mümkün olamayacağını herkes bilir. Bir
canlının anatomisini değiştirmek, onu başka kılıklara sokmak, onun hayatına son
vermek demektir. Bu, Kur'an'da "mesh" diye bahsedilen olaydır ki, bunun
gerçekleşebilmesi, ancak Cenâb-ı Hakk'ın kudreti dâhilindedir. Allah'tan başka
varlıkların, kendileri de âciz birer varlık olan sihirbazların bunu yapabilmesi
mümkün değildir.

Günümüzde, artık havada uçmanın,
denizde yürümenin de orijinal bir tarafı, sihir diye nitelendirilebilecek bir
yönü kalmamıştır. Sıradan insanlar bile, biraz pilotluk eğitiminden sonra
uçabilmekte, kanat, ya da paraşüt takarak tehlikesizce aşağılara süzülmekte,
ayağına deniz paleti takan herkes bir motorun arkasından iple tutunarak denizin
üstünde süratle kayabilmektedir. Bunların, tabiatta mevcut olan birtakım denge
kanunlarına bağlı olduğunu da herkes idrâk etmektedir. Bu açıdan, biz burada,
cinlerle irtibat kurmak sûretiyle yapıldığı iddia edilen büyüler üzerinde
duracağız.[2]                                       

 

 

[1]
Fahreddin Râzî, Tefsîr-i Kebir (Mefâtihu'l Gayb) Terc.  c. 3, s. 266-273;
Elmalılı, c. 1, s. 367-369;   A.Osman Ateş, a.g.e. s. 221-224.

[2]
A. Osman Ateş, a.g.e. s. 224-229

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar