Sihir/Büyü ile İlgili Bazı Kavramlar


Sihir

Sihir/Büyü ile İlgili Bazı
Kavramlar:

 

Afsun:
Büyü, sihir, efsun.

Ak büyü:
İyilik için yapıldığı iddia edilen büyü, sevgi büyüleri veya hastalıklardan
kurtulmak için yapılan büyülere denir. Tehlikelerden ve özellikle rûhî
hastalıklardan korunmak için yapılan pasif büyü de ak büyü sayılır.

Arrâf:
Falcı, kâhin, medyum; çalınan veya kaybolan eşyayı bulmak için falcılık yapan
kimse. Gaybden haber veren kimselere verilen vasıftır. Cin, yıldız ve bazı
tılsımlara dayanarak gelecekten haber vermeye çalışan kimselere verilen isim.

Astroloji:
Yıldızların hareketlerinden hüküm çıkarma, ilm-i nücûm, müneccimlik.

Astrolog:
Yıldız falına bakan kimse, müneccim.

Azâim:
Yere ait ruhlardan, yani cinlerden yararlanılarak yapılan sihir; hastalık ve
âfetten korunmak için duâ, efsun ve yazılan muskalar.

Biyomanyetik alan:
Bütün canlılarda var olan
elektriksel alanların insanda fevkalâde yüksek güçte olduğu bilinmektedir.
İnsanların bu manyetik alanları, hem etkileşimde, hem de iletişimde önemli rolü
vardır. İnsanlardan yayılan enerji dalgaları, ışınsal enerjiler, biyolojik tepki
olarak nazar, âşık etme, hipnotize etme, korkutma gibi duyguları ortaya
çıkarabileceği kabul edilmektedir.

Burç:
Güneş sisteminde yer alan on iki takım yıldızın her biri: Koç, Boğa, İkizler,
Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık. Güneş her yıl bu
takım yıldızlarından birinin bölgesinde bulunur. Burçlar, daha çok fal için,
kişinin geleceğini öğrenmek gibi bâtıl, yalana dayanan ve büyük günah kabul
edilen gaybı bilme iddiasının aracı olarak eski zamandan beri kullanılır. 

Cadı:
Büyücü kadın; Geceleri dirilip
insanlara kötülük ettiğine inanılan ölü kadın, hortlak. Cadı inancı özellikle
ortaçağ Avrupa'sında çok yaygındı. Büyücülük yapanların da bu cadılar olduğuna
inanılmış ve cadı kelimesi, büyücü anlamında da kullanılmıştır. Hıristiyanlık
tarihinde büyücü avları gibi cadı avları da ünlüdür. Cadı sayılıp yakılanların
sayısının ortaçağ hıristiyan Avrupasında milyonları aştığı tarihlerde yazılıdır.

Cifr:
Harflere verilen sayı kıymeti ile,
geleceğe veya geçen hâdiselere, ibârelerden tarih veya isme dair işaretler
çıkarmaya denir. Ebced hesabının bir çeşididir. Harflere verilen ebced değerleri
gibi, rakam ve remiz (sembol) ile ifade edilen, gelecek hakkında haber verdiğine
inanılan bilgiye ad verilen cifr, hurûfilik denilen sapık bir tarikat tarafından
dini, tümüyle zâhirinden farklı değerlendirmeye sebep olan anlayıştan
etkilenerek ortaya çıkmıştır. Hurûfiliğin kaynağı da yahûdi kabalası, eski
Yunanlardan kalma Pisagorculuk ve çeşitli câhiliyye tılsımlarıdır. Değişik
sihirlerde, kayıp bulmada, gayba taş atmada ve muskalarda bol bol cifirden ve
ebcedden yararlanılır.

Cin:
Gözle görülmeyen canlı varlık; Cinler tarafından çarpılmaya, daha doğrusu böyle
kabul edilen felç vb. sakatlıklara cin çarpması, veya şeytan çarpması
denilir.  

Cincilik:
Yere ait ruhlardan, yani cinlerden yararlanılarak, daha doğrusu böyle bir iddia
ile yapılan sihirdir. Bu tür büyülerle uğraşanlara da cinci denir.

Ebced:
Arap elifbâsını meydana getiren
haflerin akılda tutulmasını kolaylaştırmak için düşünülen sekiz kelimeden ilki.
Arapça eski Sâmi alfabesindeki harf sırasının sayı değerine göre
tertiplenmesinden meydana gelen kelimelere verilen addır. Bu tertip, İbrânî ve
Süryânî alfabesindeki harfleri içine alır. İbâredeki kelimeler şunlardır: Ebced,
Hevvez, Huttî, Kelemen, Sa'fes, Karaşet, Sehaz, Dazığ. Bu sekiz kelime, bütün
hurûf-ı hecâ denen yirmi sekiz harfi içine almış ve sıra ile eliften, ğayın
harfine kadar, bir'den bin'e kadar her harfte aşağıdaki sıra ile gösterildiği
gibi değerler verilmiştir: Elif: 1, be (ve pe): 2, cim (ve çim): 3, dal: 4, he:
5, vav: 6, ze: 7, ha: 8, tı: 9, ye: 10, kef: 20, lâm: 30, mim: 40, nun: 50, sin:
60, ayın: 70, fe: 80, sad: 90, kaf: 100, rı: 200, şın: 300, te: 400, se: 500, hı:
600, zel (ve je): 700, dat: 800, zı: 900, ğayın: 1000.

Şimdiki Arapçada alfabe, bu sırayı
tutmuyorsa da, harflerin rakam gibi kullanıldığı zaman, yine eski sıraya uymak
için ebced sırasını da devam ettirmişlerdir.
Eskiden, matematik ve fizikte bu
harflerin rakam yerine kullanıldıklarını biliyoruz.

Ebced hesabı:
Harflerin ebced değerlerine göre tarih
veya sayı çıkarma işi. Ebced harf tertibinde, Kur'an daha nâzil olmadan harflere
rakam değeri verilerek tarih ve yazılır ve olaylar kaydedilirdi. Arap, Fars ve
Türk edebiyatında hâdiselerin tarihleri, yer yer ebced hesabıyla yazılırdı.
Önemli olaylar, bu hesaba uyularak mısrâlarla ifade edilirdi. Bu harfleri
tılsımlı kabul edip olur olmaz anlamlar çıkartmak, Kur'an'ın bazı
kelimelerindeki harflerin ebced değerlerinden mânevî anlamlar çıkarmak,
hurûfilik gibi sapık bir tarikatın izinden gitmektir. Sihir ve tılsımlarda,
muskalarda da bol bol ebced harf değerlerinden yararlanılır.        

Efsun:
Büyü, üfürük, afsun.

Ervâh-ı Arziyye:
Cinler için kullanılan "yer ruhları" anlamında sıfat. Filozoflar cinleri inkâr
etmemiş, fakat onları ervâh-ı arziyye adıyla anmışlardır. 

Ervâh-ı semâvî:
Gök ruhları anlamına gelen bu ifade, filozofların meleklere taktıkları isimdir.

Fakir:
Hindistan'da bazı hünerler gösteren
şahıslara verilen unvan; Hint fakiri. 

Fakirizm:
Hint fakirlerinin gösterdiği
olağanüstü haller.

Fal:
İstikbalden haber almak, gelecekte olacak şeyler hakkında bilgi sahibi olmak
için başvurulan çeşitli nesnelerden anlam çıkarma. Bakla falı, yıldız falı,
kahve falı, iskambil falı, burç falı gibi çeşitleri vardır. 

Göz bağcılığı:
Arapça "Âhız bi'l-uyûn" denir. "Göz boyama" olarak da kullanılan bu terim,
sahtelikle, gösterişle aldatmak için, el çabukluğu vb. şeylerle gözü kandırmaya
denir.

Hipnoz:
Fizikî, rûhî veya mekanik yollarla
meydana gelen sun'î/yapay uyku hali. İpnoz da denilen bu durum, hekimlikte de
kullanılan, gönüllü ve kısmen güçsüz irâdelilere uygulanabilen bir telkin
yöntemidir.

Hipnotizma:
Hipnozla ilgili uygulamaların ve
olayların tamamı.

Hipnotize:
Hipnotizma ile uyutulmuş kimse.

Hokkabazlık:
Birtakım oyunları el çabukluğu ile
yaparak göz boyamak ve böylece halkı eğlendirmek. Mecaz olarak; düzenbazlık,
hile ve yalanla iş görmek, hilekârlık, dolandırıcılık. Hokka-bâz: Hokka ile
oynayan, hokkacı demektir.

Hokka:
Hokkabazların oyunlarını icrâ ederken kullandıkları küçük su bardağını andıran
kaba (kap) verilen addır.     

Horoskop:
Astrologların yıldızlardan çıkardığı gelecekle ilgili kehânet. Astrolog denilen
modern kâhinler, horoskop denilen yıldızların, burçların bulundukları yerin
haritasını çıkarıp, falına bakacakları kimsenin  doğum  tarihleriyle 
kıyaslayarak o kişinin geleceği  -gayb-  hakkında  hüküm  çıkartırlar.

Hurâfe:
Dinî bilgiler ve kurallar arasına
karışmış yanlış, bâtıl inanç, efsâne ve mitolojilere denir. Bunlar, gerçekle
bağlantısı bulunmayan boş inançlar ve uydurmalardır. Atalara duyulan saygıdan
dolayı, kuşaktan kuşağa aktarılan hurâfelerin temel özelliği, bunlar hakkında
Kur'an ve sünnetten bir delili olmaması, hatta çoğunlukla bu iki kaynağa ters,
İslâm akaidine zıt olmasıdır. 

İllüzyon:
His/duyu yanılması, yanılsama, hayal
ve hile. El çabukluğuna ve kandırmaya dayanan, bazen teknolojiden veya özel
hazırlanmış araçlardan yararlanılan, bir şeyi olduğundan farklı gösterme
faâliyetidir. İllüzyonist: His yanılmasına dayanan hünerler gösteren
kimse, hokkabaz, sihirbaz.

İlm-i Nücum:
Yıldızlar ilmi, astronomi, felekiyat
anlamında olan bu terkip, astroloji için de kullanılmaktadır. Birincisi
araştırma ve incelemelere dayanan gerçek bilgi olduğu halde, ikinci anlamı
(astroloji), hurâfelere, bâtıl inanç ve kandırmaya dayanarak gayb hakkında bilgi
edinme iddiası taşır.

İspirtizma (spirtüalizm):
Ölülerin ruhları ile haberleşme
maksadıyla yapılan faâliyet. Bu kandırmacalara ruh çağırma da denilir.
Ölülerin ruhlarıyla ilişki, sözde onların sözlerini algılayabilecek nitelikte
olan medyumlar aracılığıyla kurulur. Aslında, ölü ruhun konuşması, hileden
ibarettir, konuşan varsa bu, cinden başkası değildir.

İstidrâc:
Kâfirlerde, özellikle tâğutlarda
ortaya çıkan veya öyle zannedilen hârikalara denir.       

İstihâre:
Aslında, Allah'tan hayır istemek,
hayır duâsı demektir. İstişâre edilerek yapmaya karar verilen meşrû ve mubah bir
eylemle ilgili olarak azmedip karar verdikten sonra, o işin sonucunun
bilinmediği için, eğer hayırlı ise Allah tarafından kolaylaştırılıp nasip
edilmesini, değilse zorlaştırılıp nasip edilmemesini istemek için duâdır. Klâsik
uygulama şekli ise, bir çeşit rüya falıdır. Bir işin iyi ya da kötü sonucunu,
önceden rüyada kestirme şeklinde kullanılarak sünnette olan bu duâ, dejenere
edilmiş ve tahrife uğramıştır. Aslında rüya, bilgi kaynağı değildir; rüya ile
amel edilmez. Rüyaların çoğu şeytânîdir veya arzuların simgeleşmiş şekli rüya
halinde ortaya çıkar. Dolayısıyla istihâreye yatmak ve görülen rüya ile amel
etmek, gayrı meşrû ve akıl dışı bir hurâfedir.       

Kara büyü:
İnsanın kötülüğü için yapılan büyülere
denilir. Sevgilileri, karı-kocayı birbirlerinden ayırmak, düşman ve hasımlara
zarar vermek, hastalandırmak, hatta öldürmek için yapıldığı kabul edilen aktif
büyülere kara büyü denir.

Kâhin:
İsrail oğullarında ve bazı başka bâtıl
din mensuplarında gâipten haber verme, gelecekle ilgili şeyleri bilme iddiasında
bulunan kimse. Gaybden haber veren kimselere verilen vasıf. Cin, yıldız ve bazı
tılsımlara dayanarak gelecekten haber vermeye çalışan kimselere verilen isim,
kehânet yapan kimse.

Kehânet:
Sonradan olacak şeyleri haber verme,
kâhinlik.

Maji (magi):
Büyü ve sihir kelimelerinin batı
dillerindeki karşılığı. 

Manyetizma:
Telkin ve hipnoz olayları ve
nazariyeleri. Bir insanın başka bir insanı ruhsal egemenliği altına almak
yoluyla etkileyebileceği inancıdır. Bu inanca göre, bazı insanlarda akıcı bir öz
vardır. Bu öze sahip güçlü kişilikler, elleriyle paslar vererek bu özü bir başka
insana geçirebilirler ve onu ruhsal egemenlikleri altına alabilirler. Aslında
uyumak için bahane arayan güçsüz kişilikler, gerçekten bu yolla uyutulabilir ve
telkin altında tutulabilirler. 

Manyetizmacı:
Manyetizma yapan kimse.

Manyetize:
Manyetizma ile etki altına alınmış olan, manyetizma ile uyutulan.

Medyum:
Ruhlar arasında aracılık ettiğine
inanılan kimse. Ölülerden, ruhlardan, cinlerden haber alabilecek olağanüstü güce
sahip olduğuna inanılan kişi. Bunların hemen hepsi şarlatandır. Günümüzde kâhin
ve falcılara, cinci olduğu iddiasındakilere de medyum denilmektedir.   

Metafizik:
Fizikötesi; Duyularımızla idrâk
edemediğimiz varlıkları konu edinen, asıl mesele olarak varlık problemini ele
alan felsefe kolu.

Metapsişik:
Ruh ötesi, normal psikolojinin
sınırları dışında kalan olayların incelenmesi.

Muska (Nüsha):
(Kelimenin aslı nüsha'dır.) Bazı
hastalıkları, kötülükleri ve nazarı defetmek için boyna asılan veya üstte
taşınan yazılı kâğıt. Hıristiyanlıktaki teslis inancının simgesi olarak üçgen
şeklinde, üç köşeli katlanır; içinde çoğu zaman anlamsız şekiller ve uydurmalar
bulunur. Kötülüklerden koruyacağına inanıldığı için, şirk unsuru kabul edilir.
Nazardan koruduğuna inanılan nazarlıklar, nazar boncukları da muska kabul
edilir. Büyü yapmak, ya da büyüden korunmak için kullanılan muskalar vardır.

Müneccim:
Yıldız anlamına gelen Arapça "necm"
kelimesinden türetilmiştir. Yıldızla uğraşan, yani yıldız falcısı demektir.
Yıldızların hal ve hareketlerinden ahkâm çıkaran kimse, astrolog, falcı.

Müneccim başı:
Saray müneccimlerinin başı olan
kimseye denirdi.

Nazar; Göz değmesi:
Bazı insanların bakışla, maddî ve
mânevî olumsuz etkide bulunması.

Nazar değmek:
Göz değmek; birisinin hasetçi
bakışıyla rahatsız olmak veya zarara uğramak.

Nazar boncuğu:
Nazar değmesine karşı takılan mavi
boncuk;

Göz boncuğu
da denilen nazar boncuğunu takmayı, bulundurmayı veya bir yere asmayı dinimiz
şirk unsuru kabul ederek, böyle bir boncuğun bir zararı def edeceğini sanmayı
büyük günah sayar.  

Obsesyon:
Arapça tâbiriyle "tasallut";
cin gibi ruhsal varlıkların insan bedenine uzaktan, yakından veya içine girerek
çeşitli derecelerde ona hükmedip etkide bulunmasına, daha doğrusu böyle olduğuna
inanmaya denir.

Önsezi:
Hiss-i kable'l-vuku; Bir olay henüz
meydana gelmemişken, ya da uzaklarda olan bir olayı sezme yeteneği. Bir tarz
iletişim olan önsezi, az da olsa hemen herkeste vardır. İslâmî duyarlılığa sahip
muttakî kişilerde basîret ve ferâset, Rahmânî ilham olarak önsezinin üst
basamakları kabul edilebilir.

Paranoya:
Türkçe karşılığı; evham. Her şeyden
şüphe etme, başkalarından kötülük bekleme, her şeyden şikâyet, emniyetsizlik,
bencillik, gurur ve büyüklük duygusu şeklinde beliren ruh hastalığı.

Paranoyak:
Paranoya hastalığıyla ilgili; paranoya
hastalığına tutulmuş olan kimse.

Parapsikoloji:
Tabiatüstü olayları araştıran psikoloji dalı.

Peri:
Dişi cin. Güzel ve iyilikseverlik sembolü olarak kabul edilirler. Mecâzî olarak
güzel kadın veya kıza da peri veya peri gibi güzel denir.

Ruhçuluk:
Asıl unsur olarak ruhu kabul edenlerin
görüşü, spirtüalizm, maddeci olmamak.

Ruh çağırma:
Batı dillerinde ispirtizma denilen bu
terim için bkz. İspirtizma.

Rukye:
Daha çok rûhî hastalıkların tedâvisi için kullanılan formülasyonlardır.
Türkçesi, tam olarak karşılamasa da efsundur. Koruyucu muska=hirz anlamı da
taşır.  

Riyâzet:
Az yiyip az uyuma ve sürekli ibâdet
ederek nefsi terbiye etme, nefsin arzularına karşı kendini tutma, dünya
zevklerinden el çekmek sûretiyle nefsi kırma. Çile çekme anlayışı.   

Şa'beze:
El çabukluğu, hokkabazlık.

Şaman:
Eski müşrik Türklerde, birtakım
doğaüstü gücü bulunduğuna, ruhlarla ilişki kurarak hastalıkları iyileştirdiğine
inanılan, büyü yapma, gelecekten haber verme gibi işler yapan din adamı.

Telekinezi:
Cisimlerin dokunulmadan hareket etmesi
hali.  

Telepati:
Uzaktan araçsız haberleşme, mesafe
kaydı duymadan insanlar arası zihinsel iletişim. Uzakta meydana gelen bir olayı
ânında hissetme hali.

Tılsım:
Üzerine şekil veya harfler yazılmış,
gizli ve sihirli kuvveti olduğu kabul edilen şey, sihir gücü olduğu kabul edilen
şey, doğaüstü güç ve böyle bir güç taşıdığı sanılan muska, nazarlık vb.
nesne.    

Vefk:
Duâ yazılı muska, denklem, sihirli
kareler; sıralarının, sütunlarının ve köşegenlerinin toplamı aynı olan kareler.
Matematiksel bir eğlence olmaktan öte hiçbir gizemi olmayan bu karelerdeki
matematiksel simetri, matematikten anlamayan câhil insanları cezbetmiş ve onları
bu denklemleri kutsallaştırmaya sevketmiştir. Büyük bir ihtimalle, halkın
cehâletinden yararlanan kurnazlar tarafından amacından saptırılan "ebced" sayı
sistemi, zamanla cincilerin, büyücülerin ve sahte doktorların menfaat tuzağı
haline dönüşmüştür. Hatta Kur'an'ın yüce kelime ve âyetleri bile vefk (denklem)
diye adlandırılan bu karelere şeytânî amaçlarla yerleştirilmiş ve ne acıdır ki
âlim diye tanınan nice kişi tarafından da onaylanmıştır.

Vesvese:
Şeytanın meydana getirdiği iç
karışıklığı, iç üzüntüsü, vehim, kuruntu, şüphe, tereddüt.   

Yıldıznâme:
Yıldızların hareketleri ile insanların
kaderi arasında olduğu varsayılan ilişkileri konu edinen ve bunlardan ahkâm
çıkaran kitap, astroloji.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar