Siyasî Rejimler, Hüküm ve Yetkiyi Allah'tan Almıyorsa Tâğuttur


Siyasî Rejimler

Siyasî Rejimler,
Hüküm ve Yetkiyi Allah'tan Almıyorsa Tâğuttur

 

Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin
hemen hepsi, beşerî rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymakta; dolayısıyla
da Allah'ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O yüzden bu rejimlerin hepsi "tağut"
olarak isimlenir.

Bir kimse; Allah'a, ahirete ve inanılacak
hususlara inandığını açıklasa; fakat demokratik, laik, sosyalist, kapitalist vb.
rejimlerden herhangi birinin hükümlerini kabul edip itaat etse, böyle bir
kimsenin irtidadına hükmedilir. Zira insanları yaratan Allah'tan başkası,
insanların nasıl idare olunacağı hususunda ve onların sosyal yaşamlarına yönelik
hükümler koyma yetkisine sahip değildir. Çünkü hüküm koyan insan, o hükme tâbi
olmasını istediği insanlardan üstün ve herhangi bir ayrıcalığa sahip değildir.
Allah katında üstünlük, sadece takva iledir.[1]
Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyip,
heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar aynı zamanda "ilâhlık" iddiâsı
içindedirler. Dolayısıyla Allah'ın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o
hükümlere tâbi olanlar da, tevhid akidesinin dışına çıkarlar. Tâğut, müslümanın
en büyük düşmanıdır. Tâğut, devlet sistemlerini, ahlakî değerleri ele geçirmiş
ve onları müslümana zarar verecek bir hale dönüştürmüştür. Kısaca tağut,
müslümanı dört yanından kuşatmış bulunmakta ve müslümana müslümanca hayat hakkı
tanımamaktadır. Tağutî güçler, Allah'ın arzında, O'nun hükümlerine karşı tuğyan
eden ve insanların üzerinde ilahlık iddiasında bulunan otoritelerdir. Bunlarla
sürekli olarak savaşmak farzdır.[2]

Günümüzde Allah'ın indirdiği hükümleri bir
kenara bırakarak, "hakimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır" sloganına sarılan
ve insanların çoğunun rızasına göre kurulduğu iddia edilen siyasî otoriteler,
iktidar haline gelmişlerdir. Bu siyasî otoritelerin tağut hükmünde olduğu
unutulmamalıdır. Daha açık bir ifade ile İslam nizamının dışındaki bütün
sistemler "tağutî"  özellikleri taşırlar. Kelime-i şehadet getirerek, başka
ilahları ve tağutları reddeden müslümanlar, bu sözlerini davranışlarıyla da
ispatlamak zorundadırlar.       

Allah, zâlim yöneticilere yardım etmeyi de haram
kılmış, onlara küçük çapta meyil ve yardım anlamı taşıyan sözlerden, davranış
veya tasvipten nehyetmiştir:

"Sakın zulmedenlere en ufak bir meyil duymayın;
sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka
evliyânız/dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz."
(Hûd: 11/113)

İnsanlara zulmeden tâğutî siyasal otorite
konusunda, unutulmaması gereken hususlardan biri, zâlim yöneticilerin,
yardımcıları olmasa, zulmetmeye güçlerinin yetmeyeceğidir. Tâğutî yönetim ve
kurumlardaki bu yardımcılar, zulüm ve tuğyanda yöneticinin kullandığı
malzemeleridir. Zulüm ve tuğyan çarklarının dönmesi için bir taraftan ezen ve
diğer taraftan ezilen dişlilerdir. Bu sebeple, onlar da aynen o zâlim tuğyankâr
gibi suçlu ve zulmünün cezasında ortaktırlar. Bundan dolayı Allah, Firavun ve
avanelerini aynı vasıfla anmıştır:

"Gerçekten Firavun, Hâmân ve askerleri yanlış
yolda idiler." (Kasas: 28/8)

Allah, Firavun'u helak edince, onları da helak
ettiğini açıklar:

"Firavun, askerleriyle birlikte onların peşine
düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi."
(Tâhâ: 20/78)

"Biz de onu (Firavun'u) ve askerlerini yakalayıp
denize atıverdik. Bak, işte zâlimlerin sonu nasıl oldu!"
(Kasas: 28/40)   

Tağut tanımına girenler şunlardır:

a-
Arzuları mâbudlaştırılan nefis, tağuttur.

b-
Allah'ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslam nizamı ile çatışan düzen ve
düsturlara çağıran her fert ve önder tağuttur.

c-
Allah'tan gayrı, zâtında güç görülen eşya, insan ve putlar tağuttur.

d-
Şeytan tağuttur.

e-
Allah'ın şeriatı ile çatışan bütün gelenekler, esas alınan bütün rejimler
tağuttur.[3] 

Tağutları destekleyen, onları ölçü alan, onlara
sevgi besleyen her insan, Allah'a ibadet ve kulluktan vazgeçip tağutun kulluğunu
kabullenen şeytan askeridir. Allah'ın emirleri ve yasaklarıyla  çatışan  nefsi,
fertleri, önderleri,  rejimleri  ve  ilkeleri  reddetmedikçe,  hâkimiyetin
yalnız Allah'a ve O'nun nizamı İslam nizamına ait olduğunu tasdik etmedikçe,
tevhid kulpuna yapışılamaz.[4]
Müslüman  olmak  için  şart  olan tağutun şiddetle reddedilmesi, sadece sözle
yeterli değildir. Ruhun derinliklerinde kasırgalaşan ve amelî hayatta neticeler
doğuran fiilî bir red gerekir. Bunun için de tağutla savaşmak lazımdır. Bu
savaşın gerekleri:

a- 
Allah'ın emir ve yasaklarına tâbi oluncaya kadar tağut olan nefisle savaşmak,

b-
Kişisel ve toplumsal hayatımızı Allah'a döndürmemize engel olan ve tağut olan
cahiliyye düzenleri ve tâğutî fikir babaları ile savaşmak.

İslam'da emrolunan cihad, işte bu tağutlara
karşı verilmesi gerekli olan mücadeledir. Tağutla çatışmak, hakkı getirmek ve
bâtılı gidermek için olacağından, her kesimden ve her iş yapanlardan bütün
mü'minler, tağutla mücadele edeceklerdir. Bu, farz bir görevdir. Rabbimiz,
mü'minleri tağuta karşı kendi nizamının savaşçıları olarak takdim ediyor.[5]
Tağuta ve ondan yana olanlara karşı mücadele vermeyenler mü'min kalamazlar.
Bunun içindir ki, Peygamberimiz: "Her kim (tağuta karşı) cihad etmeden ve
onunla mücadele (ederek Hakkı hâkim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse
nifaktan bir şube üzerinde ölür."[6]
buyurmuşlardır. Tağutu kalben reddetseler dahi, fiilen onunla vuruşmayanlar,
amelî hayatın icabı onunla anlaşma ve dostluk kurma yoluna gitmeye mecbur
kalırlar. Bu da Allah ve tağut dostluğunu bir araya getirmek olan nifakın ilk
tezahürü olur. Halbuki Allah, tağuta ancak kâfirlerin dostluk gösterebileceğini
açık bir şekilde belirtmiştir.[7]

Müslümanlar, bugün Allah ve tağut hâkimiyetini,
dostluğunu bir arada yaşatmağa çalışmak gibi sonu zulmet ve ateş olan çıkmaz bir
yolun üzerindedirler. Namazı, orucu... kabul edip, hatta yerine getiren
niceleri, İslam'ın asrımızın yaşayan bir toplumsal ve siyasal düzeni olmasını
lüzumlu bulmayanlar, Allah ve tağut hâkimiyetini bir arada tanımış oluyorlar.
İslam insanının yetiştirilmesini isteyen niceleri, materyalist eğitim sistemine
mücadele etmeksizin rızâ göstermekle tağut dostluğuna sine açıyorlar. Ferdî
mülkiyeti, Allah'ın mülk vb. hâkimiyetini kabul eden niceleri, faiz düzenini
zaruri görmekle, tağut egemenliğine baş eğiyorlar. Ahlâk ve fazilet ölçülerinin
yaşanmasını isteyen niceleri, kişisel çıkarları uğruna çeşitli çirkinlik ve
kötülükleri yapmakla tağut dostluğunu açığa vuruyorlar. Bütün bu durumlar,
kendisinden râzı olundukça veya tağuta karşı bir iman ve amel harbi açılmadıkça
bir küfürdür.[8]

Yaşadığımız toplum düzeni, fikir putlarıyla,
cahiliyye örfü ve sistemleri ile ve sapıttırdığı öz nefsimizle, bizleri
kuşatmış, tağutu hâkim ve dost tanımak sapıklığı ile karşı karşıya getirmiştir.
Öyle ki, fert, aile, cemiyet, sanat, ticaret, memuriyet, eğitim ve politika
hayatının her bölümü bir kavşak noktası olmuştur. Bu kavşakta bir tek yol İslam
nizamına; diğer yollar tağuta gidiyor: Abdullah bin Mes'ud anlatıyor: Hz.
Peygamber bize bir hat çizdi ve sonra, "bu Allah'ın yoludur"  dedi. Bu
hattın sağına ve soluna da birçok hatlar (çizgiler) çizdi ve "bunlar,
birtakım yollardır ki her biri üzerinde kendisine çağıran bir tağut vardır."
buyurdu ve şu ayeti okudu:

"Şüphesiz ki bu (İslam) benim dosdoğru yolumdur.
Ona uyun. (Tağuta ait) yollara tâbi olmayın ki, sizi O'nun yolundan saptırıp
parçalamasınlar. İşte Allah (tağutun kötülüklerinden) sakınasınız diye size
bunları emretti." (En'âm: 6/153)[9]

Yolların ayrılış noktasındayız: İnsan, ya tağuta
tâbi olup geçici zevkler peşinde koşacak; o zaman sonuç, dünyada zillet ve
kullara kulluk; tağuta kalben teslim olmak  (iman etmek)  suretiyle  hevâ  ve 
heveslerine göre yaşamanın sonucu ahirette de varış, cehennem olacaktır. Veya
tağutları reddedip Allah'a dostluk; hayatını İslam'ın hükümlerine göre tanzim
edip izzetli, onurlu bir hayat ve cennet:

"Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah'a
yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan
kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek
akıl sahipleri de onlardır." (Zümer:
39/17-18) 

Bu iki inanç ve yaşama biçiminin dışında üçüncü
bir durumdan söz etmek mümkün değildir!       

"İman edenler Allah yolunda savaşır; küfredenler
de tağut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın; çünkü
şeytanın hilesi zayıftır." (Nisa:
4/76)[10]           

                                                                

 

[1]
Hucurât: 49/13.

[2]
Nisâ: 4/76.

[3]
Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, 2/869.

[4]
Bkz. Bakara: 2/256.

[5]
Nisa: 4/76.

[6]
Sahih-i Müslim; Riyazü's- Salihin, II, no: 1346.

[7]
Bkz. Bakara: 2/257.

[8]
Bkz. Nisâ: 4/60.

[9]
Ali Rıza Demircan, İslâm Nizamı, II/41. Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.

[10]
Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 281-286.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar