Tevbe, Bir Devrimdir, Bir Başkaldırıdır


Tevbe

Tevbe, Bir
Devrimdir, Bir Başkaldırıdır
 
Tevbe; İnsanın melek sıfatlı
güçlerinin, şeytanî ve yırtıcı güçlerine karşı mukaddes inkılâbıdır. Bir çeşit
kıyamdır; insanın kendisinin kendisine karşı yaptığı bir kıyam, bir iç
inkılâptır tevbe. Kendi içinde kendine karşı bir ayaklanış. İsyankâr şeytana ve
şeytanî özelliklere isyandır. Bir devrimdir tevbe; insan adındaki ülkede
şeytanın iktidarına son verip Allah'ın hükmünü hâkim kılmanın adıdır. Nasılsa
bir gaflete/dalgınlığa gelip şeytanın galebe çalmasına karşı hemen toparlanıp
silkinmek, şeytanın sırtını yere getirmek, sonraki raundları alarak kesin zafer
elde etmenin adıdır tevbe.
Bulaşıcı, öldürücü bir hastalık
olan isyan illetinden tevbe ilâcıyla kurtulup aslî hal olan sağlıklı
duruma/fıtrata dönmektir tevbe. Yanılarak nasılsa girmiş bulunduğu günahların
çıkmaz sokağını fark edip sırât-ı müstakime/dosdoğru yola dönüp cennete
yönelmektir tevbe. Yanlışı görebilmek, hatadan dönebilmek, önündeki uçurumu fark
edebilmektir, insana has bir yön değiştirmedir. Allah'a yakınlaşmanın ilk
durağıdır tevbe. Geçmişi onarmak/tâmir etmek ve mükemmel bir gelecek
hazırlamaktır. Eski, bozulmamış seviyeye yeniden yükseliştir. Kaybedişten sonra,
yeniden kendini buluştur. Tevbe, gönüle konan günahı pişmanlık ateşiyle
yakmaktır. Tevbe, günahın cinsinden olduğu için yıktığını yapmaktır. Günahlar,
vücutta oluşan zararlı organizmalardır, pis kandır; tevbe onların boşaltılması,
vücuttan atılmasıdır. Bünyeye sızan mikropları öldüren ilâçtır tevbe.  Ve
hicrettir tevbe; Allah'ın yasakladıklarından Allah'ın emirlerine, isyandan
itaate, şerden hayra doğru yapılan hicret.  Günah gemilerini yakmaktır tevbe;
eski yanlışlara döndürecek araçları ve ortamı ortadan kaldırmaktır. Geçmişi
tasfiye etmek; hayata yeniden başlamaktır tevbe.
Murteza Mutahharî, İnsaniyet
Mektebi'nde bir örnekle tevbenin nasıl gerçekleşti-ğini göz önüne serer:
Tevbe, bir çeşit tepkidir. Elimizdeki topu yere doğru vurduğumuzda tekrar
bize doğru döndüğünü görürüz. Topun elimizden yere doğru hareketi, bizim
gücümüzle gerçekleşiyor. Fakat, yerden yükselişi; yere vurulmasına bir tepkidir.
Önceki bir fiildir, bu ise tepki. Yere vurduğumuz top ne kadar havalanır? Yer,
ne kadar düz ve sert olursa, tepki de o kadar fazla olur. Tepkinin gücü/ölçüsü,
bizim kullandığımız güç miktarı ve yüzeyin sertlik ve düzlük derecesine
bağlıdır. İnsan ruhunun günahlara karşı tepkisi de iki şeye bağlıdır: Birincisi,
fiilin şiddetine, yani günahın şiddetine, ruhumuzun alçak/hayvanî sıfatlarının,
ruhumuzun ulvî/melekî makamlarına indirdiği darbenin şiddetine bağlıdır. Câni ve
taş yürekli insanlar bile, önemli bir cinayet, katliam işlediklerinde vicdanları
harekete geçiyor. Hiroşima'ya atom bombası atan pilotun, bunun fecî sonuçlarını
gördükten ve vicdan muhasebesi yaptıktan sonra delirmesi buna bir örnektir.  

Mü'min, küçük günahlarını bile
gözünde büyütür. Bilir ki, vücuda giren bir mikrop insanın ölümüne sebep
olabilir. İnsan ruhunun günahlara tepki göstermesinin ikinci unsuru, darbeyle 
inen  yerin düz ve sert olmasıdır. Yani, insanın vicdan, iman ve fıtratının
düzgün ve sağlam olmasıdır. Bu durumda darbe zayıf olsa bile, tepkisi fazla
olacaktır. Bunun içindir ki, güçlü ve sağlam imana sahip olan kişiler, çok küçük
günah, hatta günah sayılmayan mekruhları işlediğinde bile, ruhları büyük tepki
gösterir. Çok temiz bir  aynayı, iyice silerek, temiz bir havada bir yere
koysak, bir saat sonra üzerinde birçok toz görürüz. Bu tozu, daha önce o yerde
fark etmiyorduk; ancak temiz bir ayna üzerinde tozlar fark ediliyor. Duvar ne
kadar kirli olursa, siyah lekeleri o kadar az gösterir. Hele bir de duvar siyah
olursa, gaz lâmbasının isini bile göstermez.
Bembeyaz aynanın küçücük
tozları göstermesi gibi, tertemiz ve bembeyaz nurlu insan için küçük hatalar da
böyledir. Peygamberimiz (s.a.s.) bunun için günde yetmiş kere istiğfâr ederdi.
Büyük adamların hatası güneş tutulmasına benzer; onları herkes kolaylıkla görür.
Kendi kalplerimizin temizliği veya karalığını test etmenin yolu budur: Günah
üstüne günah işlediğimiz, defalarca tevbe(!) edip bozduğumuz halde, ruhumuz
ciddî bir tepki göstermiyorsa, kalp hastadır; anormalliği fark edip tepki
gösterebilecek gücü kalmamış demektir. Ruhumuzun melekleri hapsolmuş, zincirle
bağlanmış ki tepki ve sarsıntı duyulmuyor. Zaten kalp sağlam olsa, bütün vücut
da sağlam olacak; takva sahibi bir gönül, tüm organların sâlih amel işlemesini
gerektirecek.
Ruhun günaha tepki ve
pişmanlığını yansıtmayan, sadece dille yapılan şuursuz bir tevbeye, bilinçsiz "estağfirullah"
demeye de başka bir tevbe lâzım; Kur'anî bir kavramla alay edip tevbe istismar
edildiği, yozlaştırıldığı için. Şeytan, tevbeyi böyle yozlaştırmaya çalıştırtıp
sahte tevbelerle insanı oyaladığı gibi, gerçek tevbeyi arkası gelmeyen yarınlara
erteletebilir. Daha zamanı var, erken, biraz daha gençliğimi yaşayayım, dünyadan
kâm alayım diyen kimse, şeytanın aldattığı kimsedir. Bünyeye giren kanser
mikropları çoğalınca, tiryakilik yapan nesnelere devam edildikçe kurtuluşun çok
zor olduğu gibi; günahlara alışkanlık kesbetmek de gerçek tevbeyi o kadar
zorlaştıracaktır. Gençken, günahlar büyüyüp çoğalmadan tevbe daha kolay olur.
Unutmayalım ki, bir ağaç dalı, yeni ve yaş iken daha kolay eğilir, yamukluğu
düzeltilebilir.    
 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar