La İlahe İllallah Sözü Ne Zaman Fayda Verir?.


La İlahe İllallah Sözü Ne Zaman Fayda Verir

La İlahe İllallah Sözü Ne Zaman Fayda Verir?

 
La İlahe İllallah'ın fayda
verebilmesi için söyleyen kimsenin bu kelimenin manasını bilip, bu mana
gereğince amel etmesi gerekir.
Bazı insanlar birtakım
naslardan delil getirerek ‘La ilahe illallah'ın sadece telaffuz edilen bir
sözden ibaret olduğunu iddia ediyorlar.

Şeyh Süleyman b. Abdullah bu
iddiaya şu şekilde cevap veriyor:
İtban'dan (r.a.) Rasulullah
(s.a.v.) şöyle dedi:
"Allah kendi rızasını
kazanmak için ‘La ilahe illallah' diyen kimseye Cehennemi haram kıldı."[1]
Muaz b. Cebel (r.a.) binek
üzerinde yolculukta Allah Rasulü'ne (s.a.v.) arkadaşlık ettiğinde Nebi(s.a.v.)
ona:

"Ya Muaz!"
diye nida etti.
Muaz b. Cebel:
"Buyur Ya Rasulullah! Hazırım"
dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
"Allah, Allah'tan başka
ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna
şehadet eden her kula muhakkak ateşi (Cehennemi) haram kılmıştır."[2]
Ubade b.Samit'den (r.a.)
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Her kim La ilahe illallah
ve enne Muhammedun Rasulullah şehadetini getirirse Allah ona ateşi
(Cehennemi) haram eder.[3]
Ebu Hureyre Rasulullah
(s.a.v.)'tan şöyle buyurdu:
"Allah'tan başka ibadete
layık ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet ederim. Her
kim hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın bu iki kelimeyle Allah'ın huzuruna çıkarsa
Cennet'e girer."[4]
Rasulullah'ın (s.a.v.) ‘La
ilahe illallah diyen kimse ateşe (cehenneme) girmez"[5]
hadisi ve benzeri hadisler, bir çokları tarafından yanlış yorumlanmış,
bazıları ise hadisler karşısında zorlanmış, hatta bunlara mensuh diyenler bile
olmuştur.
Çünkü tevhid (La ilahe
illallah) kelimesi; Allah'tan (c.c.) başka tapınılan ve saygı gösterilenleri
reddetmeyi, Allah (c.c.) sevgisini, Allah'ın (c.c.) tüm emirlerine boyun eğmeyi
ve teslimiyeti, Allah'a (c.c.) kamil manada itaati, samimi ve ihlaslı olarak
şirkten uzak bir şekilde ibadet etmeyi, yasakladığını yasaklamayı, ver dediğini
vermeyi, onun için sevmeyi, O'nun için buğzetmeyi gerektirir.
La ilahe illallah kelimesini
dille söyleyen bir kimsenin bütün amellerini şirkten temizlemesi gerekir.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur:
"Kim La ilahe illallah' der
ve Allah'tan başka ibadet edilenleri inkar ederse, malı, kanı haram kılınmış
olur. Hesabı ise Allah'a bırakılmıştır."[6]

Muhammed b. Abdu'l Vehhab en-Necdi
bu hadisle ilgili olarak şöyle diyor:
"İşte Allah Rasulü bu kelimenin
manasını en açık şekilde izah etmiştir. Dikkat edilirse hadis, bu kelimeyi
sadece dil ile söyleyen kimsenin malının ve canının haram olmayacağını, sadece
bu kelimenin manasını bilmekle imanın gereğinin yerine getirilmiş olmayacağını
bildiriyor.
Evet, bu kelimeyi sadece ikrar
etmek, Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığını, O'nun eşi ve ortağı
bulunmadığını söylemek kişinin can ve mal emniyetini sağlamak için yeterli
olmuyor.
Kişinin can ve mal emniyetine
sahip olabilmesi için yukarıda sıralanan şartlarla amel edip, tüm küfür
çeşitleri ve düzenlerini reddetmesi, üzerine düşen yükümlülükleri yerine
getirmesi gerekir. Bu kelimenin gereklerini yerine getirmediği, bunlardan biraz
olsun uzaklaştığı ya da şüphe ettiği taktirde can ve mal güvenliği söz konusu
olmaz.[7]
Şunu kesinlikle bilmemiz
gerekecektir ki: Amaç, sadece bu kelimenin (La ilahe illallah'ın) lafızlarını
saymak veya ezberlemek değildir.
Nitekim
Vehb b. Münebbih kendisine
"La ilahe illallah Cennetin anahtarı değil midir?" diye soran bir kimseye şu
cevabı vermiştir:
"Elbette öyledir, ancak açacak
olan anahtarın dişleri varsa! Bilindiği gibi hiçbir anahtar dişsiz değildir.
Ancak dişleri olan bir anahtar getirirsen senin çin Cennetin kapısı açılır, aksi
takdirde açılmaz.
İşte bu anahtarın dişleri, "La
ilahe illallah" kelimesinin manasını bilip, şartlarını yerine getirerek amel
etmektir. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. La ilahe illallah kelimesinin
red ve ispat anlamında taşıdığı tüm manaları gereğince bilmek.

2. Şüpheye yer bırakmayan gerçek
anlamda iman. Bu kelimeyi söyleyen kimse, şek ve şüphe bulunmaksızın kelimenin
neye delalet ettiğini ve içeriğinin ne olduğunu bilmelidir. Çünkü iman
denilince, onda zannın yeri yoktur, onda kesin bilgi şarttır.

3. Bu kelimenin gerektirdiği tüm
şartları, diliyle ve kalbiyle kabullenip teslim olmak.

4. Bu kelimenin gerektirdiği
şeylere boyun eğmek ve buna aykırı olan her şeyi terketmek.

5. Doğruluk. Amellerin kalbin
söylediği ve dilin ifade ettiğiyle uyumlu olması.

6. İhlas. Şirk şaibelerinden ve
kötülüklerinden arınarak halis bir niyetle amel etmek.

7. La ilahe illallah kelimesini
söyleyip gereğince amel edenleri sevmek, yerine getirmeyip çelişki içinde
olanlardan da nefret etmek.

8. Müminleri dost edinmek,
kafirlerden uzak durmak ve tağutu reddetmek.

İbn-i Teymiyye ve bazılarının
şu sözü, bu konu hakkında söylenecek sözlerin en güzelidir."Tüm bu hadisler,
şehadet kelimesini söyleyen ve bu hal üzere ölen kimseler hakkındadır."
Bu hadisler, diğer rivayetlerde
"doğrulamak, manasını bilmek hiçbir şekilde şüphe etmemek, kalbinden halisane
bir yakinle söylemek" gibi kayıtlarda da görülmektedir.
Şüphesiz tevhidin hakikati,
ruhu tümden Allah'a (c.c.) yönelterek Allah'tan (c.c.) başka ibadete layık ilah
olmadığına şehadet etmektir. Böyle bir kimse sözünde doğru olduğu takdirde
Cennete girecektir. Çünkü ihlas, tüm günahlardan gerçekten tevbe ederek kalbi
Allah'a (c.c.) yöneltmektir. Kul bu hal üzere öldüğü takdirde Cennete nail
olacaktır.
Mütevatir hadislerde kalbinde
bir arpa veya hardal tanesi ya da toz zerresi kadar da olsa imandan eser bulunan
kimsenin, ateşte ebedi olarak kalmayacağı, ‘La ilahe illallah' üzere ölenin,
cezasını çektikten sonra Cehennemden çıkacağı ve ateşin Allah (c.c.) için namaz
kılıp secde eden ademoğlunun secde izlerini yakmayacağı bildirilmiştir.
Bütün bu açıklamalardan,
Allah'tan (c.c.) başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.)
Allah'ın (c.c.) kulu ve elçisi olduğuna şehadet eden kimse için Cehennemin haram
kılındığı anlaşılmaktadır.Ancak önemli kayıtlarda bunun şartları da
belirtilmiştir. Dolayısıyla ihlastan, yakinden uzak olan ve manasını idrak
etmeksizin bilmeden kelime-i şehadeti söyleyen kimsenin, ölümü sırasında bununla
imtihan olacağından korkulur; bu durumda şehadetten ayrılarak, şehadet üzere
ölmeyebilir.
Çoğu kimse La ilahe illallah
kelimesini sadece bir örf ve gelenek olarak söylemekte, iman kalplerinin
derinliklerine girmemektedir. Bu kimseler çoğunlukla, hadislerde açıklandığı
gibi ölüm anında fitneye uğramaktadırlar.
O zaman sorulduğunda hadiste
belirtildiği üzere;
"İnsanları bir şey söylerken
işittim, ben de söyledim"[8]
şeklinde cevap verirler. Bu gibi kimselerin amelleri de çoğunlukla
kendileri gibi olanları kuru bir taklitten öteye gitmez. Onların hali şu ayette
belirtilene oldukça yakındır.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"... Biz atalarımızı bir din
üzere bulduk; şimdi biz de onların izine uyuyoruz" derlerdi..." Zuhruf:
43/23)

O halde kişinin bu kelimeyi; ihlasla ve tam
bir yakinle, ayrıca günah işlemeden, günahta ısrarlı olmadan gerçek bir
kavrayışla söylemesi konusunda, hadisler arasında bir çelişki yoktur. Burada
ihlas ve yakinin tam olması için Allah'ı (c.c.) her şeyden fazla sevme
zorunluluğu da vardır. Bu durumda kişi Allah'ın (c.c.) yasakladığı şeylere karşı
kalbinde herhangi bir meyil veya sevgi hissetmeyecektir.
Şüphesiz, bu iman, tevbe,
ihlas, sevgi ve yakin, gecenin gündüzü giderdiği gibi ondaki günahları
giderecektir.

Muhammed b. Abdulvehhab
hadisler için şöyle bir açıklama getirmiştir:
Bunların, bir başka şüphesi
şudur;"Rasulullah (s.a.v.) "La ilahe illallah" diyen bir adamı öldürmesi
üzerine, Üsame'yi (r.a.) azarlayarak:
"Sen, o adamı ‘La ilahe
illallah' dedikten sonra mı öldürdün?" demiş[9]
ayrıca:
"İnsanlarla, ‘La ilahe
illallah' deyinceye kadar savaşmakla emrolundum" buyurmuştur."[10]
La ilahe illallah diyenlere
dokunulmayacağına dair daha başka hadisler de vardır. Cahillerin bu hadisleri
delil olarak getirmedeki amaçları; La ilahe illallah'ı, amellerinde
göstermeseler bile sırf dille söyleyenlerin tekfir edilemeyecekleri,
öldürülemeyecekleri, hatta ne yaparlarsa yapsınlar, haklarında bir şey
yapılamayacağı şeklindeki görüşlerini ispatlamaktır.
Bu cahil müşriklere denir ki:
"Rasulullah (s.a.v.) "La ilahe illallah" diyen yahudilerle savaştı ve onları
esir aldı. Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı da, Allah'tan (c.c.) başka ibadete
layık ilah olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.) de Allah'ın Rasulü olduğuna
şehadette bulunmalarına, namaz kılıp, müslüman olduklarını ileri sürmelerine
rağmen, Beni Hanife ile savaştı. Ali b. Ebu Talib tarafından yakılanların
durumları da böyleydi. Bu cahiller de, öldükten sonra dirilmeyi inkar edenlerin
kafir olduklarına ikrar ediyor ve öldürülmeleri gerektiğini belirtiyorlardı. Bu
kimseler: "La ilahe illallah" dedikleri halde bu bir şey değiştirmedi. Tıpkı;
İslamın rükunlarından herhangi birisini inkar eden bir kimsenin tevhid
kelimesini söylemesinin, tekfir olunması ve öldürülmesi açısından bir şeyi
değiştirmediği gibi. Rükunlardan birini inkar durumunda kişi tekfir ediliyorsa,
fer'i meselelerle ilgili herhangi bir şeyi inkar halinde neden tekfir edilmesin?
Usame (r.a.), "La ilahe
illallah" diyen bir kişiyi, can ve mal korkusuyla müslüman olduğu zannıyla
öldürmüş. Rasulullah (s.a.v.) da yanlış bir uygulamada bulunduğunu belirterek
onu azarlamıştı. Eğer bir kişi, müslüman olduğunu açıklarsa, bu kişiden aksi bir
durum sabit olmadıkça malına ve canına dokunulmaz. Yüce Allah bununla ilgili
olarak şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Allah
yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya
hayatının geçici menfaatine göz dikerek, "Sen mümin değilsin" demeyin."
(Nisa: 4/94)

İşte bu ayete göre; tevhid kelimesini
söyleyen, fakat durumunu bilmediğimiz bir kişiyle karşılaşmamız halinde, iyice
araştırıp durumunu belirleyinceye kadar, onun malına ve canına dokunmamamız
gerekir. Eğer İslama aykırı bir durum sergilerse öldürülür. Çünkü: "İyi anlayıp
dinleyin, tespit edip ortaya çıkarın" ifadesi buna işaret etmektedir. Bu
kelimeyi söyleyen kişi, buna uygun amel etmediği görüldüğü takdirde, eğer
öldürülmeyecekse araştırıp soruşturmanın bir manası yoktur. Nitekim bu konuda,
manası bizim yaptığımız yoruma uygun bir çok hadis vardır. Yani bir kişi tevhid
kelimesini söyleyip müslüman olduğunu açığa vurursa, ona dokunmamak vaciptir.
Ancak söyledikleriyle çelişen bir durum tespit edildiği takdirde gereken
yapılır.
Bunun delili ise şu hadistir:

Rasulullah (s.a.v.) Usame'ye
(r.a.) şöyle buyurmuştu:
"Sen, o adamı ‘La ilahe
illallah' dedikten sonra mı öldürdün?"
Yine şöyle buyurmuştur:
"İnsanlarla "La ilahe
illallah" deyinceye kadar savaşmakla emrolundum."
Haricilerle ilgili olarak da
şöyle buyurmuştur:
"Onlarla nerede
karşılaşırsanız, hemen öldürün. Eğer ben onlara erişebilseydim (onları
görebilseydim), onları tıpkı Ad kavminin öldürülmesi gibi, öldürürdüm."[11]
Hariciler, çok ibadet eden ve
çok tehlil getiren (La ilahe illallah diyen) kimselerdi. Hatta, sahabeler,
onları gördüklerinde kendi ibadetlerini küçümserlerdi. Bunlar ilmi sahabelerden
öğreniyorlardı. Bütün bunlara rağmen, "La ilahe illallah" demeleri, fazla ibadet
etmeleri ve müslüman olduklarını söylemeleri onlara bir yarar getirmedi. Daha
önce anlattığımız, yahudilerle ve Beni Hanife ile savaş durumu da böyleydi.

Hafız İbn-i Receb
Kelimetü'l-İhlas ismiyle isimlendirdiği risalesinde konuyu şöyle açıklamıştır.[12]
Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur:
"La ilahe illallah,
Muhammedun Rasulullah'a şehadet edinceye kadar insanlarla savaşmakla
emrolundum."[13]
Ömer (r.a.) ve sahabeden bir
grup, bu hadisi şeriften yalnızca bu iki şehadeti getiren herkesin dünya
cezasından (onlarla savaştan) kurtulacağını anlamışlardı. Ancak La ilahe
illallah'a şehadet etmesine rağmen zekatı vermeyen kimseyle savaş etme hususunda
tereddüte düşmüşlerdi. Ebu Bekir Sıddık (r.a.) bu hadis-i şeriften kendisiyle
savaşılmayacak olanın, ancak La ilahe illallah'ı söyleyip, bunun mana ve
gereğince hareket eden kişi olduğunu anlamış ve bu görüşüne Rasulullah'ın
(s.a.v.) şu hadisi şerifini dile getirmiştir.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurur:
"La ilahe illallah'ı diliyle
ikrar edip, bu sözün gereğince hareket ettikleri vakit, onlar benden mallarını
ve canlarını korumuş olurlar. İnsanların (gizli işlerinden dolayı olan)
hesapları da Allah'a aittir."[14]
Ebu Bekir Sıddık (r.a.):
"Zekat malın hakkıdır"
demiştir.
Ebu Bekir'in (r.a.) anladığı bu
mana İbni Ömer, Enes ve diğer birçok sahabi tarafından Rasulullah'tan (s.a.v.)
aşağıdaki gibi rivayet edilmiştir:
"La ilahe illallah
Muhammedun Rasulullah deyip namazı gereği gibi kılıp, zekatı verinceye kadar
insanlarla muharebe etmekle emrolundum."[15]
Bu hadisin içerdiği manaya, şu
ayetler de delil oluşturmaktadır.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Eğer tevbe eder, namazı
kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın." (Tevbe: 9/5)
"Eğer tevbe eder, namazı
kılar ve zekatı verirlerse sizin kardeşiniz olurlar." (Tevbe: 9/11)
Bu dindeki kardeşlik, ancak
tevhidle beraber diğer farzların da edasıyla gerçekleşir. Şirkten tevbe ise,
ancak tevhidle mümkün olabilmektedir.
Ebu Bekir Sıddık (r.a.) bu
hadisten çıkardığı manayı sahabiye açıklayınca, onu doğrulayarak bu görüşünü
kabul ettiler. Sadece La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah diyen kimseden,
dünya cezasının kaldırılmayacağını, (muaf tutulmayacağını) aksine İslam'ın
şartlarından birini ihlal ettiğinden dolayı muhakkak cezalandırılacağını bundan
dolayı ahirette de ceza göreceğini bildirmişlerdir.
Alimlerden bir grup şöyle
demiştir:
Bu hadislrde geçen "La ilahe
illallah"ı söyleyip ona şehadet etmek, Cehennemden kurtulmayı ve Cennete girmeyi
gerektirir. Bu gereklilik ise, söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada
bulunması ve onu ortadan kaldıracak bir durumun olmaması halinde geçerli olur.
Tevhid kelimesinin şartlarından biri eksik olduğunda veya onu ortadan kaldıracak
bir söz ve amel bulunduğunda bu kelime, söyleyenin Cehennemden kurtulmasını ve
Cennete girmesini sağlayamaz. Bu, Hasan ve Vehb İbn-i Münebbihe'nin açık
görüşüdür.
Firuzdak'ın hanımı öldüğünde,
defnedilirken Hasan (r.a.) Firuzdak'a şöyle sordu:
"Bu günün için sen ne
hazırladın"
Firuzdak:
"Yetmiş yıldan beri
söyleyegeldiğim ‘La ilahe illallah' diye cevap verdi.
Bunun üzerine Hasan (r.a.):
"Bu ne güzel hazırlık! Fakat La
ilahe illallah için bilinmesi ve uyulması gereken bir takım şartlar vardır.
Ayrıca iffetli kadınlara iftira etmekten sakın" dedi.
Hasan'a (r.a.) denildi ki:
"İnsanlar La ilahe illallah diyen kimsenin Cennete gireceğini söylüyorlar. Ne
dersin?"
Hasan (r.a.):
"Kim La ilahe illallah der ve
onun hakkını verir yani gerekleriyle amel eder, onu bozucu şeylerden kaçınıp
şartlarını hakkıyla eda ederse Cennete girer."

Veh bin Münebbih'e "La ilahe illallah
Cennetin anahtarı değil midir?" diye soran kimseye o şöyle cevap verir:
"Evet. Fakat, her anahtarın
dişleri vardır. Eğer dişli anahtar getirirsen kapı sana açılır. Anahtarın
dişleri yoksa açılmaz."[16]
İlim ehlinden nakletmiş olduğum
bu sözler, bence bu zan ve şüphelere reddiye olarak yeterlidir.
La ilahe illallah diyen salih
bir kimse, sihir yapmak ve sihir ehlini doğrulamak, Allah'tan (c.c.) başkasının
gaybı bildiğini iddia etmek, kafir ve müşrikleri dost edinmek, din ehliyle alay
etmek, din adamlarını Rab edinmek, Allah'tan (c.c.) başkasına kurban kesmek,
hakimiyeti Allah'tan (c.c.) başkasına vermek, Allah'tan (c.c.) başkasına dua
tmek ve Allah'la (c.c.) kendisi arasında vasıtalar edinmek vb. şeyleri yaparsa
La ilahe illallah sözü ona hiçbir şekilde fayda vermez.
Cahiller kendilerine delil
olarak mücmel (kapalı) nasları alır, bunun yanında tamamen açıklanmış nasları
terkederler. Bunların hali kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar
edenlerin haline benzer.
Allah Teala bu çeşit insanlar
hakkında şöyle buyuruyor:
"Kitab'ı sana indiren O'dur.
O kitabın bir kısmı muhkem ayetlerdir; bunlar Kitab'ın aslıdır. Diğerleri ise
müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunan kimseler, fitne çıkarmak ve
(heveslerine uygun) tevilini yapmak için müteşabih olan ayetlere tabi
olurlar. Oysa müteşabihin tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde yüksek
dereceye erişmiş olanlar ise: ‘Biz ona inandık, hepsi de Rabbimiz katındadır.'
derler. Bunu, akıl sahiplerinden başkası düşünmez."
"Rabbimiz! Bizi doğru yola
ilettikten sonra kalplerimizi (bu yoldan) saptırma ve bize kendi katından
bir rahmet bağışla; şüphesiz bağış sahibi olan yalnız Sensin."
"Rabbimiz! Geleceğinde şüphe
olmayan Kıyamet Gününde insanları toplayacak olan muhakkak Sensin. Allah,
elbette vaadinden dönmez." (Al-i İmran: 3/7-9)
Ey Allah'ım! Bizi hakkı hak
bilip, ona tabi olan ve batılı batıl bilip ondan sakınanlardan eyle.

 

 

[1]
Buhari, Rikaak: 6; İstitabe: 9; Müslim, İman: 47; Tirmizi, İman: 17; Ahmed
b. Hanbel, Müsned: 4/44.

[2]
Buhari, Cihad: 46; Rikaak: 36; Müslim, İman: 49.

[3]
Buhari, Enbiya: 47; Tefsir: 5/17; Müslim, İman: 46; Tirmizi, Kıyame: 10;
Ahmed b. Hanbel, Müsned: 2/436, 5/292.

[4]
Müslim, İman: 10.

[5]
Buhari, İlim: 105; Müslim, İman: 10.

[6]
Müslim, İman: 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 3/472.

[7]
Kitabu't-tevhid: 115.

[8]
Buhari, Cenaiz: 68, 87; Müslim, Cennet: 70. Ebu Davud, Cenaiz: 78; Nesai,
Cenaiz: 110; Tirmizi, Cenaiz: 70.

[9]
Buhari, Diyet: 2; Müslim, İman: 96, 158, 159.

[10]
Buhari, İman: 17; Müslim, İman: 22, 41; Tirmizi, İman: 1-2.

[11]
Bu iki hadisin birleşmesinden meydana gelen bir hadistir. Bunlardan ilki:
"Onları nerede bulursanız, hemen öldürün" Buhari, Salat: 28; İstitabe:
3; Müslim, Zekat: 1066. İkincisi: "Ad kavminin öldürülmesi gibi onları
öldürürdüm." Buhari, İ'tisam: 2, 28; Müslim, Zekat: 1064.

[12]
Hafız İbn Receb el-Hanbeli, Kelimetü'l-İhlas: 13-14.

[13]
Buhari, İman: 16.

[14]
Müslim, İman: 8.

[15]
Buhari, İman: 16; Müslim, İman: 8.

[16]
Buhari, Cenaiz: 1. Şeyh Salih b. Fevzan b. Abdullah el-Fevzan, Tevhid: 12,
Tevhid Yayınları: 24-34.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar