Rasûlullah'ın Zamanında Tefsir


Rasûlullah

Rasûlullah'ın Zamanında Tefsir:

 

Kur'an-ı Kerim arap dili ile nazil olmuş,
muhatapları onu kendi kültür seviyeleri nisbetinde anlayabilmişler,
anlayamadıkları konuları, bu hususta en selahiyetli zat olan Rasûlullah'a
sormuşlardı. Derin akaid meseleleri üzerinde düşünmeye lüzum görmemişler, sağlam
bir iman onları bu gibi bir tekellüften kurtarmıştı. Rasulullah'ı Kur'an
tefsirine sevkeden en mühim amil, İslamiyetin kendisinden olan emridir.
Bu risalet vazifesinin iktizasıdır. O
tebyin ve tebliğle mükellefti. Buna tipik bir misal, Haccetü'l-Veda hutbesinde
üç defa müslümanlara tebliğ ettim mi diye sormuş, müslümanlardan müsbet cevap
alınca "Ya Rabbi şahid ol." demişti. Kur'an-ı Kerim'den sonra onun en mühim
tefsir kaynağının Rasulullah'ın sünneti olduğunu söylemiştik. Sünnet Kur'an'ın
umumunu, hususunu, mutlak ve mukayyedini, nasih ve mensuhunu ve diğer
hususlarını izah eder. Mekhul'den rivayete göre Kur'an'ın sünnete olan ihtiyacı,
sünnetin Kur'an'a olan ihtiyacından daha fazladır
(Tefsiru Kurtubî, 1/39).
Bir hadiste: "Bana kitapla beraber, misli de verildi."
(Mukaddime fî Usûli't-Tefsir, 25; Tefsiru Kurtubî,  1/39) denilmektedir. Bu
konuda sünnete o kadar ehemmiyet verilmiştir ki, Yahya b. Ebi Kesir, sünnet
Kur'an'a kadirdir, Kitab ise sünnete kadir değildir, demektedir. Bu söz Ahmed b.
Hanbel'e söylendiğinde "Bunu söylemeye cesaret edemem, fakat sünnet kitabı
tefsir ve tebyin eder derim" demiştir (Tefsiru Kurtubî, 1/39; Ahmed bin Hanbel,
Müsned, 215; Tefsiru Kasımî, 1/191). Kurtubî Tefsirinin mukaddimesinde, sünnetin
Kur'an'ı beyanının iki şekilde olduğu anlatılmaktadır (Tefsiru Kurtubî,
1/38-39). Birincisi,
kitaptaki mücmeli beyandır. Mesela beş vakit namazın vakitlerinin beyanı,
zekatın miktarı ve haccın menasikini beyan gibi. İkincisi ise, kitabın hükmü
üzerine ziyadeliktir. Mesela, kadının nikahını, hala ve teyze üzerine haram
kılmak gibi.

Rasûlullah
konuşma yönünden arabın en fasihlerindendi. Çünkü ona arap edebiyatının meani,
beyan ve bedi bakımından en yükseği olan Kur'an nazil olmuştu. Böyle bir kitabı
ona müyesser kılan Allah, elbette onun lisanını en fasih ve en beliğ kılması
icab ederdi. Nitekim o, öyle
yetiştirilmişti. Daha evvelce söylediğimiz gibi, arap dili yazı ile pek
işlenmediğinden cümleler kısa ve manalar çok genişti. Kur'an-ı Kerim'de de bu
ifade şekli mevcuttu.    

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar