Hadis-i Şeriflerde Belâ-İmtihan .


Hadis

Hadis-i Şeriflerde Belâ-İmtihan
 
"Sevabın
çokluğu, belânın büyüklüğüyle beraberdir. Allah, bir toplumu sevdiği zaman
şüphesiz onları (sıkıntı, musibet ve belâlarla) imtihan eder. Artık kim bir (imtihan
edildiği belâ ve musibetlere) rızâ gösterirse, Allah'ın rızâsı (ve sevabı) o
kimseyedir. Kim de (imtihan edildiği belâ ve musibetlere) öfkelenir (ilâhî hükme
rızâ göstermez) ise, Allah'ın gazabı (ve azâbı) o kimseyedir."[1]

"Mü'min
kişinin benzeri, bir sap üzerinde biten taze ekin gibidir.
Rüzgâr, ona hangi taraftan gelirse, onu eğer de yaprağı diğer
tarafa döner, meyleder (fakat o, yıkılmaz). Rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur.
İşte mü'min kişi de böyledir. O da, belâ sebebiyle eğilir (fakat yıkılmaz).
Haktan yüz çeviren kâfir kişinin benzeri ise, sert ve dimdik duran çam ve dağ
servisi gibidir. Nihayet Allah onu, dilediği zaman (bir seferde) kırar, devirir."[2]

Sahabelerden
Sa'd rivayet ediyor: Dedim ki:
‘Ya
Rasulallah, insanların belâsı/imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki:

"Peygamberler ve sonra da derece derece mü'minlerdir.
Kişi, dini oranında belâ
görür/imtihan edilir. Dini kuvvetli ve sağlam ise belâsı ağır olur. Dininde
zayıflık söz konusu ise, dini kadar belâ görür/imtihana tâbi tutulur. Belâ
insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz."[3]
 

"İnsanların belâ/imtihan yönünden en şiddetlisi, en çok belâya mübtelâ olanları
peygamberlerdir, sonra sâlihler, sonra da derece derece iyi hal sahibi diğer
mü'minlerdir."[4]

"Allah,
sevdiği kavmi daha çok belâya/sınava uğratır."[5]

"Nefsim
kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki O, bir mü'min için hayrına olmayan
bir şeyle hükmetmez. Bu, ancak mü'minler içindir. Şayet mü'mine bir iyilik
isâbet ederse o buna şükreder ve kendisi için hayırlı olur. Şayet bir sıkıntı
isâbet ederse sabreder. Bu da kendisi için hayırlı olur."[6]

"Yüce
Allah buyuruyor ki: 'Mü'min bir kulumu bir hastalığa müptelâ ettiğim zaman Bana
hamd ederse anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temiz olarak yatağından
kalkar. Yüce Allah buyuruyor ki: 'Ben kulumu bağladım, sınadım (şimdi ey
meleklerim:) sağlam iken ona yazdığınız sevaplar gibi hastalık zamanı için de
aynı sevapları yazın."[7]

Sahâbelerden
Abdullah diyor ki:

‘Rasulullah'ın huzuruna girdim; Yâ Rasulallah, dedim, çok ateşin var.

"Evet
dedi, "Ben sizden iki kişinin hastalığı kadar
hastalanırım." Ben:
‘Şu halde,
senin için ecir vardır' deyince buyurdu ki:
"Evet,
aynen öyle. Hiçbir müslüman yoktur ki, ona bir diken ve daha küçük bir şey de
olsa eziyet veren bir şey isâbet etsin de, Allah o şeyi, ağacın yapraklarını
dökmesi gibi, o müslümanın günahlarına keffâret kılarak günahları ondan dökmesin."[8]

"Şüphesiz, dünya tatlıdır, yeşildir ve şüphesiz Allah, sizi dünyaya halife
kılmıştır. Ama ne yapacaksınız diye bakar. Bundan dolayı dünyadan korunun,
kadınlardan da korunun! Çünkü Benî İsrâil'in ilk fitnesi kadınlardan idi."[9]

"Allah,
bir kulu sevdiği zaman onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinizin hastasını
sudan korumaya devam etmesi gibi."[10]

Ebu Said el-Hudrî
(r.a.) rivâyet ediyor:
"Rasulullah
(s.a.s.) minbere oturdu, biz de etrafına hemen oturduk; buyurdu ki:
"Sizin
hakkınızda en büyük korkum; Benden (vefatımdan) sonra dünya hayatının debdebe,
parıltı ve zînetlerinin size açılması ve sizin onlara gönlünüzü kaptırmanızdır."[11]

"Allah'a
yemin ederim ki, ben sizin fakirliğinizden korkmuyorum. Fakat, sizden önceki
(ümmet)lere olduğu gibi size dünya (zenginlikleri)nin açılmasından, böylece
başkalarının elindekilere özenip din yönünden ziyana uğramanızdan ve öncekileri
dünya zînetlerinin helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum."[12]

"Düşmanla karşılaşmayı arzu
etmeyiniz. Çünkü siz, düşman vasıtasıyla imtihan olduğunuzu bilmelisiniz. Fakat,
‘onlara karşı bizi koru, onların zararlarını def et!' diye dua ediniz."[13]

"Düşmanla karşılaşmayı arzu
etmeyin. Allah'tan sağlık ve âfiyet isteyin, düşmanla karşılaştığınız zaman da
sabredin."[14]

"Mü'minin kendini aşağılaması
doğru değildir."
Denildi ki:

‘Mü'min kendini nasıl hakir
düşürür (aşağılar)?' Buyurdu ki:

"Gücünün yetmediği
belâya/imtihana hedef olur."[15]

"Cennet
zorluklarla; Cehennem ise aşırı arzularla çevrilmiştir."[16]

Habbâb
İbnu'l-Eret (r.a.) anlatıyor:
"Rasulullah
(s.a.s.) Kâbe'nin gölgesinde bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin
yaptıklarından) şikâyette bulunduk:
"Bize yardım
etmiyor musun, bize duâ etmiyor musun?" dedik. Şu cevabı verdi:
"Sizden
önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor,
sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı
vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu
yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah'a kasem olsun Allah bu dini
tamamlayacaktır.  Öyle  ki,  bir  yolcu  devesine  bindimi   San'a'dan  kalkıp  
Hadramût'e   kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu
için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz."[17]

"İki günü
müsâvi/eşit geçen aldanmıştır. Bu günü dününden kötü geçen kişi lânete
uğramıştır. Kârda olmayan kişi  ziyandadır.  Ziyanda  olan  kişi  için  ise 
ölüm  daha  hayırlıdır. Cenneti arzulayan, hayırlara koşar. Ateş azabından
korkan haram şehvetleri terkeder. Ölümü gözeten kişiye dünya nimetleri
önemsizleşir. Dünyayı âhiret gayesiyle yaşayan kişiye de felâketler basitleşir."[18]

 

 

[1]
İbn Mâce, Fiten 23, hadis no: 4034.

[2]
Buhâri, Tevhid 32, hadis no: 92, Mardâ ve't-Tıb 1, hadis no: 3, 4; Müslim,
Sıfatu'l-Münâfikun 14, hadis no: 58-62; Dârimî, Rikak 36, hadis no: 2752.

[3]
Tirmizî, c. 7, s. 78-79; Süyûtî, Câmiu's-Sağîr, c. 1, s. 136; Ahmed bin
Hanbel

[4]
Dârimî, c. 2, s. 320; Sabuni,  Muhtasaru Tefsir-i İbn Kesir, III/28;
Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir; Süyûtî, Câmiu's-Sağîr c. 1, s. 136; Keşfü'l-Hafâ,
I/144.

[5]
Keşfü'l-Hafâ, I/80.

[6] İbn
Kayyım el-Cevziyye, Belâ ve İmtihan, S. Kutub, s. 40.  

[7]
Ahmed bin Hanbel, Müsned IV/123.

[8]
Buhâri; Askalânî, S. Buhâri Şerhi, c. 10, s. 111.

[9]
Müslim, Zikr 26, hadis no: 99; Tirmizî, Fiten 24, hadis no: 2286; İbn Mâce,
Fiten 19, hadis no: 4000.

[10]
Tirmizî, Tıbb 1, hadis no: 2107.

[11]
Buhâri; Müslim.

[12]
Buhâri; Müslim.

[13]

Sîret-i İbn Hişam, c. 2, s. 33.

[14]
Buhâri;
Askalâni, Şerh-i Sahih-i Buhâri, c. 6, s. 156.

[15]

Tirmizî; et-Tâc, c. 5, s. 308.

[16]
Müslim, Cennet 1, Hadis no: 2822, 4/2174; Dârimî, Rikak 117, Hadis no: 2846,
2/245; Tirmizî, Cennet 21, Hadis no: 2559, 5/693;  Ahmed b. Hanbel, 2/260,
333, 354, 380, 3/153, 254, 284.

[17] S.
Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1; Ebû Dâvud, Cihad 107,
hadis no: 2649; Nesâî, Zînet 98, 8/204; K. Sitte, 9/548.

[18]
Keşfü'l-Hafâ. Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.   

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar