Cimriliğin Psikolojisi


Cimriliğin Psikolojisi

Cimriliğin Psikolojisi

 

Cimrilik, maddiyat sevgisinin ağır basmasıyla
anormal biçimde tasarrufa gitmek olduğundan, bu tavır, insandaki muhâfaza
içgüdüsünün bozulması ve fıtratın fesada uğramasıdır. Bu tür dünyevî meyil, aç
gözlülük ve hırs münâfıklarda çok bâriz ve katmerli olduğundan ve bu hususta
tabiatlarını çok zorladıkları gerekçesiyle Kur'an onlardan bahsederken
cimriliğin en şiddetlisine denilen "şuhh" kelimesinin mübâlâğalı şeklini
kullanır (33/Ahzâb, 19).

Haset, hırs ve boş gurur ile yakın münâsebeti
olan cimrilik, aynı zamanda psikolojik bir dengesizliktir. Bölgesel olarak bazı
toplumlarda cimriliğin görülmesini, sosyal etkileşim gibi unsurlara bağlamanın
daha uygun olacağını değerlendirmek gerekiyor. Yoksa, cimriliğin iklim ve
coğrafî özelliklerden kaynaklandığını söylemek doğru değildir. Bazı nasslar,
cimriliğin insan tabiatına yerleşen bir huy olduğunu ifâde etmektedir. "De
ki: ‘Eğer Rabbimin rahmet hazinesine siz sahip olsaydınız, harcanır korkusuyla
kıstıkça kısardını. Zaten insan (tabiatı gereği) çok cimridir." ‘17/İsrâ,
100). Bu âyetteki ifâdelerde cimriliğin son haddi belirtiliyor. Her şeyi kuşatan
Allah'ın rahmetinin tükenmesinden endişe edilmez. Ama insanlar o derece hırslı
ve cimridirler ki, eğer Allah'ın rahmet hazinelerini ellerinde bulundursalar bu
rahmetten herkesi mahrum bırakırlar. "Harcayınca tükenir" korkusuyla ellerinde
tutar, harcama, cimrilik ederler. Bu âyet, cimriliğin insan psikolojisinin
ayrılmaz bir parçası olduğunu, nefsin cimrilikle damgalandığını belirtmektedir.
Bugün de, her insanda bu halin doğal olarak bulunduğu kabul edilmektedir. 

Cimrilik nefsin kendisinde bulunan bir
iptilâdır. Nesin cimriliğinden kurtulmadıkça insan rahata kavuşamaz: "Kim
nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerdir." (64/Teğâbün,
16). Hatta cimriliğin zaaflar arasında en köklü olanlardan biri olduğunu
söylemek dahi mümkündür: "Ama o sarp geçidi geçmeye katlanmadı. O sarp
geçidin ne olduğunu bilir misin? Bir köle ya da esirin bağını çözüp hürriyetine
kavuşturmaktır. Veya açlık gününde (kıtlık zamanlarında) hısım sayılan bir
yetime veya yere serilmiş (bitkin kimsesiz) bir yoksula yedirmektir..." (90/Beled,
11-16). Cimriliğin ruhtaki köklü tesirine temas eden bu âyette, bir kölenin âzâd
edilmesi, açlık zamanında bir yetimi, fakir birini kurtarmanın âdeta sarp bir
yokuşu tırmanmaya benzetilmesi, cimrilğin ruhta olan en köklü bir zaaf olduğunu,
izâlesinin başarılması için çok büyük bir çabanın gerekeceğini ortaya
koymaktadır. Nitekim bu konuda Sâdî'nin dediği gibi; "Altın madenden kazmak ile
çıkar, cimrinin elinden ise canını almakla (çıkar)" sözü de, bu duygunun insanın
ruh âlemindeki köklülüğüne ve insanın mala ne kadar hırslı olduğuna delâlet
etmektedir.   

Kur'an, tabiat ile uyumlu fertleri yetiştirmeyi
hedeflemektedir. Bundan dolayı insan tabiatta sünnetullah'a riâyet ettiğinde,
kendisi için birçok hususta ideal bir yol bulur. Tabiatı örnek almanın insanı
mükemmele doğru götüreceği hususunda görüşler müslüman düşünürler tarafından
kitaplarında işlenen bir tema iken, çok daha sonra Avrupa'da aynı görüşleri
taşıyan "Klasizm" adı altında bir ekol oluşmuştur. Klasizm ekolünün
temsilcilerince de, insanın bir lahza olsa bile, tabiattan ayrılmamasının
gerekli olduğu savunulmaktadır. Kur'an ifâdeleri, insan fıtratı ve evrende
geçerli olan İlâhî kanunlara teması hususunda önemli incelikler sunmaktadır.
Bunlardan biri de, cimrilikten sakındıran ve malın fakir ve yoksullara
verilmesini emreden malın zekâtı, yani temizliği dediği ve çoğu yerde de mal
tezkiyesiyle/temizliğiyle beraber, nefis tezkiyesinin zikredildiği bu Kur'ânî
ifâde, bu geçerli kanunun bir tercümesi olmaktadır. Nitekim tabiatta bir yerde
oluşan su birikintisinin üzerinde devr-i dâimi sağlayacak olan ve etrafa dağılan
bir çiseltisinin olmadığı zaman, bu durum, suyun kokuşmasına sebebiyet verdiği
gibi, mal ve mal sevgisinin de nefislerdeki ağır baskısı, sudaki kokuşmuşluk
gibi müzmin dertlere dönüşmektedir. Bunu için Kur'an'da malî iyilikte bulunmak,
hem nefis, hem de servet için bir temizlik olarak ifâde edilmektedir: "O ki
malını hayra vererek arınır." (93/Leyl, 18). Ayrıca vücudun kirli kanının
verilmesi neticesinde, tabiî olarak onda daha da güzel ve temiz kanın oluşumu
sağlandığı gibi, zekât ve maldan sadaka verilmesi de, insana yeni ve temiz rızık
kapısını açmaktadır. Tabiattaki bu uyum ve alâkayı iyi keşfeden Sâdî'nin şu
beyti, bu hususu vurgulamaktadır: "Malın zekâtını ver ki, asma bahçe sahibi
tarafından budandığında daha da fazla üzüm vermektedir."    

Cimrilik, psikolojik bazda bazı menfî ve zararlı
sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim cimriler zâlimlerden daha gaddar olabilmektedir
(Buhârî, Talâk 24; Ahmed bin Hanbel, II/256). Bu yüzden cimriler, büyük oranda
ruh bazında huzursuz olmakla birlikte, toplum tarafından da daima nefret ile
karşılaşmaktadırlar. Cimrilğin ruhta bıraktığı olumsuz tesir açısında şu hadis-i
şerif hayli önem arzetmektedir. "Cimri ile infak eden cömerdin örneği, (şu)
iki kimsenin misali göbidir ki, bunların üzerlerinde, göğüslerinden köprücük
kemiklerine kadar (vücutlarını kaplayan) demirden cübbeler vardır. (Bunlardan)
sadaka veren cömert, sadaka verir vermez o demir zırh, kendi bedeni üzerinde
genişler, aşağı doğru sarkarak geride bıraktığı izleri de siler. Cimriye gelince
o, hiç sadaka vermek istemez, derhal o zırhın bütün halkaları, vücudun kendisine
denk gelen noktalarını sıkar. Cimri de bu sıkan zırhı genişletmeye çalışır;
fakat buna muvaffak olamaz." (Buhârî, Zekât 28, Cihad ve Seyr 89; Ahmed bin
Hanbel, II/256). Bu hadis, cömert insanın gönül huzurunu ve cömertliğinin
toplumda bıraktığı güzel intibâdan ötürü ayıplarını başkalarının fark
edemeyeceği şekilde kamufle edildiğini dile getirmektedir.

Ancak bunun yanında cimrinin, psikolojik bazda
çektiği sıkıntı ile dışarıdan belirgin şekildeki ayıplarını da dile getirmekte
ve bu ruh halini de, vücudu her taraftan sıkan bir cendereye benzetmektedir. Bu
psikoloji şu şekilde izah edilebilir: Cimri bir insan, insan olma haysiyetiyle
ne kadar taş yürekli olsa da, kendi ve çevresindeki ihtiyaç sahiplerinin kötü
durumlarını görünce buna üzülmekten kendini alamaz, para harcamayı ister; ancak
gönlündeki şiddetli cimrilik onu bundan alıkoyar. Bundan dolayı devamlı bir
sûretle vicdanı ile çarpışır durur. Bu da, cimriliğin ruhta büyük huzursuzluğa
kaynaklık eden bir hastalık olduğunu ortaya koymaktadır.

Kur'an'da cimrilik, kâfirliğin/inkârcılığın
temel karakteri olarak belirtilmektedir: "Dini yalan sayanı gördün mü? İşte
yetime kaba ve sert davranarak iten, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur."
(107/Mâûn, 1-3). Bu âyetler, aynı zamanda cimriliği mü'mine yakıştırmamakta,
mü'minin cimri olduğu takdirde kâfirde bulunan bir niteliği taşıdığını îmâ
etmektedir. Hatta bir hadiste: "Bir müslümanın kalbinde cimrilik ve iman bir
arada bulunmaz." (Ahmed bin Hanbel, II/256) buyrulur. Diğer bir rivâyet, şu
şekildedir: "Cimrilik ve iman bir kulun kalbinde ebedî bir sûrette bulunmaz."
(Nesâî, hadis no: 3110). Bundan dolayı İslâm âlimleri, bu sınıf insanlar
hakkında bazı karamsar ifâdeler kullanmışlardır. Nitekim şu kelâm-ı kibardaki,
"Cömert olan kâfirin iman etmesi umulur; cimri olan mü'minin âkıbetinden
korkulur." şeklindeki ifâdede, bu anlam vurgulanmaktadır. Bu şekildeki ifâdeler,
cimriliğin inanç bazında ciddî endişeler doğurduğunu göstermektedir. Bu
münâsebetle cimri olan birisi samimiyetle Allah'a inandığını söylese de, bu
sözde samimi olduğu iddiası şüphe doğurur. Çünkü Allah'a imanı olan bir
kimsenin, Allah'ın kullarına yardım etmesi, onlara imfak etmesi, yemek yedirmesi
ve acıması lâzımdır; cimrilerde ise bu özellikler çoğunlukla bulunmaz.

Hadislerde cimriliğin, ruhu kemirerek büyük
günahlara sürüklediği vurgulanmaktadır: "Cimrilikten sakınınz, zira cimrilik,
sizden öncekileri dâvet etti; (birbirlerinin) kanlarını akıttılar. Yine kendi
tarafına çekti; haramı helâl ettiler. Onları kendi tarafına çekti; sıla-i rahmi
(akrabalarla olan alâkayı) kestiler." (Müslim, Birr 56; Ahmed bin Hanbel,
II/191, 195). Bu hadis, aynı zamanda cimrilerin her türlü hunharlık
yapabileceklerinin bir göstergesidir.

Ayrıca, cimriliğin geçmiş ümmetlerin helâk
sebebi olmakla birlikte, dini tahrif etmeye de sebep olduğu ifâde edilmektedir:
"Aman cimrilikten sakının; zira sizden öncekileri cimrilik helâk etmiştir.
Cimrilik, onları kan dökmeye ve haramı helâl tanımaya sürüklemiştir." (Ahmed
bin Hanbel, II/191, 195; Müslim, Birr 56)

Kur'an, nefsin cimriliğini yenen kimsenin
kurtulacağını, ehl-i necat olacağını ifâde etmektedir: "... Kim nefsinin
cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir."
(64/Teğâbün, 16). Bu bağlamda olmak üzere bu duyguyu yenerek cömertlik yapmak
sûretiyle Mekke'li muhâcir kardeşlerine bir fazilet örneği gösteren
Medine'lilerden Kur'an sitayiş ile söz etmektedir:
"Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine
imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendi (şehir)lerine göç edip gelenleri
severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler.
Kendileri zarûret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Kim
nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
(59/Haşr, 9)

Cimrilik, izâfî/göreceli bir
kavram olup, mâlî durumun darlığı ve genişliğine göre değiştiği için buna bir
sınır tâyin etmek mümkün değildir. Ancak, bir kimse İslâm hukuku ve meşrû örf ve
görgü kurallarının uygun gördüğü hususları, lâyık-ı veçhiyle yerine getiriyorsa,
cimri olarak nitelendirilemez. Böyle bir kimsenin İslâm hukuku ve örf
kurallarına uygun olarak gönül rahatlığıyla, fazilet elde etmek gâyesiyle bir
harcama yapması, cömertlik kategorisine girmektedir. Her konuda vasat/orta yolu
tavsiye eden İslâm'ın, harcam husûsunda da, orta yolu tevsiye ettiğini
görmekteyiz: "Elini boynuna bağlayıp
cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma. Yoksa pişman olur açıkta
kalırsın." (17/İsrâ, 29), "Onlar,
harcadıkları zaman ne israf ederler ne kısarlar; (harcamaları) ikisi arasında
dengeli, orta bir yoldur." (25/Furkan, 67). Böyle vasat bir davranış, hemen
hemen İslâm'ın bütün emirlerinde bulunmaktadır. Hatta ibâdetlerde dahi bu normu
bulmak, aşırılıktan kaçınma tavsiyesini görmek mümkündür.

İnsanın tasarruf husûsundaki ihtirasını kabul
eden İslâm, bu duygunun kişide rûhî bir dengesizlik haline gelmemesi için, zekât
gibi zorlayıcı yaptırımlarla kişiyi cömertliğe alıştırırken, nâfile tasadduk,
hibe, vakıf, hediye gibi öngördüğü hayırlarla da, bu duygunun fertlerde
körelmesi sûretiyle nefisleri tezkiye cihetine gittiğini söylemek mümkündür.
Nitekim Kur'an'da infak ile nefsi tezkiye/arındırma birbiriyle
irtibatlandırılarak "O ki malını hayra vererek arınır" (92/Laeyl, 18)
şeklinde ifâde edilmektedir. Ancak eldeki mevcut her şeyin dağıtılmasını da,
İslâm tebzîr (isrâf/savurganlık) kategorisine sokmakta ve hoş karşılamamaktadır.
Bu da, olayın diğer aşırı tarafıdır. (3)    

Kur'an'da insan, cimri olarak vasfedilmektedir
(17/İsrâ, 100; 4/Nisâ, 53; 70/Meârici, 19-21). Bazı kişilerin akıllarına şöyle
bir soru gelebilir: "İnsan, karakter olarak cimri yaratıldığı halde, bu cimrilik
vasfı niye Kur'an tarafından eleştirilmektedir? Ayrıca, insanlar arasında nice
cömert kişiye rastlamak mümkündür. Bu nasıl olmaktadır?"

Bu soruya şu şekilde cevap verebiliriz: İnsanın
tabiatında/karakterinde cimrilik vardır. Çünkü insan, muhtaç bir varlık olarak
yaratılmıştır. İhtiyaç sahibi, yani muhtaç canlıların ise ihtiyaçlarını
gidermeleri ve bu gereksinimlerini giderecek araçları kendi yanlarında,
kendileri için tutmaları doğal bir olaydır. Ama, kişinin cömert olması kendi
dışında, hâricî birtakım sebeplerden dolayıdır. İnsan, bazen övüldüğü, bazen
şeref bulduğu ve bazen de uhdesinde bulunan dinî bir vecîbeyi/farzı yerine
getirmek için infakta bulunur. Kişinin zekât, sadaka vermesi gibi tutum ve
davranışlar göstermesi bu sebepledir. Yoksa insan, yine de hakikatte cimridir
(Fahreddin Râzî, 21/63).

Bu özellikleri tabiatımızdan söküp atmak mümkün
görünmese dahi, ona ayarlayıcı, dengeleyici bir özellik verilebilir.
"(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı
(cehennem kendine çeker). Gerçekten insan, pek hırslı
(ve sabırsız, dar gönüllü) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda
sızlanır, feryat eder. Ona imkân verilip iyilik dokunduğunda ise pinti kesilir."
(70/Meâric, 18-21). Bu âyetlerde cimrilik
gibi bazı olumsuz özellikleri sayılan insanın, hidâyet ve imanî gayretiyle sahip
olacağı bazı özelliklerle muttasıf olacak kişileri cimrilik, haset gibi
iyi olmayan sıfatlardan istisnâda bulunmuştur: "Ancak namaz kılanlar,
namazlarına devam edenler, namazlarını koruyanlar, mallarında muhtaç ve mahrum
için belli bir hak olduğunu kabul edenler, cezâ gününün doğruluğuna inananlar,
Rablerinin azâbından korkanlar, ırz ve namuslarını koruyanlar, emânet ve
ahidlerine riâyet edenler, şâhitliklerini doğru yapanlar öyle değildir." 
(70/Meâric, 22-34)     

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar