Câhiliyye Döneminde Fuhuş


Câhiliyye Döneminde Fuhuş

Câhiliyye Döneminde Fuhuş:

 

Câhiliyye döneminde erkekler çoğunlukla zinâyı
ayıp saymazlar, hatta bununla övünürlerdi. Nitekim bu husus İmru'ulkays'ın
şiirlerinde açıkça görülmektedir. Câhiliyye devrinde fâhişelik yapan câriyeler
öksürerek ilişki teklifinde bulundukları için kendilerine "kahbe" de denirdi.
Aralarında sahipleri tarafından para kazanmak amacıyla zorla bu işe itilenler de
vardı. Kur'an'da; "...Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz
diye nâmuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın" (24/Nûr, 33)
meâlindeki âyet bunlarla ilgilidir.

Câhiliyye devrinde dost hayatı yaşayan çiftler
de vardı. Erkek, kadının dostu ve arkadaşı (haden) olduğu için bu tür kadınlara
"zevâtu'l-ahdân" veya "muttehızâtü ahdân" adı verilirdi. Kur'an'ın iffetli
yaşamaları, zinâ etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla câriyelerle
evlenmeye izin veren (4/Nisâ, 25), açık ve gizli kötülükleri (fevâhiş)
yasaklayan (6/En'âm, 151; 7/A'râf, 33) âyetlerinde dolaylı olarak bunlardan söz
edilir. Bu dönemde metres hayatı yaşayan evli kadınlar da vardı. "Dımd" denilen
bu kadınlar kocalarından başka bir veya birkaç erkekle beraber olurlar,
özellikle kıtlık zamanlarında karınlarını doyurmak için bu tür ilişkide
bulunurlardı.

İslâm öncesinde livâta, sevicilik, hayvanlarla
ilişki şeklindeki cinsî sapıklıklara da rastlanmaktadır. Kur'ân-ı Kerim
bunlardan özellikle livâta üzerinde durmakta ve bu çirkin ilişkiyi ilk defa
başlatan Lût kavminin (27/Neml, 54; 7/A'râf, 80-84) bu yüzden helâk olduğunu
anlatarak bundan ibret alınmasını istemektedir (29/Ankebût, 28-35). Câhiliyye
devrinde birçok yerleşim merkezinde ve ticaret kervanlarının uğrak yerlerinde
"mâhûr" (muhtemelen Farsça "mey-hor"dan -içki içen-) denilen işret ve zinâ
âlemlerinin yapıldığı evler vardı. Buralarda câriyeler içki sunar, rakseder ve
gayrı meşrû ilişkide bulunurlardı. Bu tür ilişkilerde pezevenklik (kıyâde) yapan
kimseler de vardı. Bunlara "kavvâd" (Türk argosunda "kavat") veya "kavvâde";
âilesini kıskanmayan ve fuhşa itenlere de "deyyûs" denirdi.

Bazı fâhişeler evlerinin veya panayırlarda
kurdukları çadırların kapılarına bayrak asarak ücret karşılığı ilişkide bulunmak
isteyenleri dâvet ederlerdi. Hz. Âişe, Câhiliyye dönemindeki nikâh türlerinden
söz ederken bunlar hakkında da bilgi vermektedir (Buhârî, Nikâh 36). Aynı
rivâyette, eşlerini kıskanmayan ve asil gördüğü bir kimseden çocuk sahibi olmak
için onunla ilişkiye zorlayan ve eşi o kimseden hâmile kalıncaya kadar bunu
sürdüren erkeklerle (buna nikâhu'l-istibdâ' denirdi), on kadar erkekle ilişki
kuran kadının doğurduğu çocuğun nesebinin nasıl tâyin edildiği hakkında da bilgi
vardır. Kadın çocuğu doğurduktan sonra ilişki kurduğu erkekleri çağırır ve
içlerinden birini çocuğun babası olarak belirlerdi. Doğan çocuk erkekse o kişi
bunu kabullenmek zorundaydı. Kız çocuğu olması durumunda ise birtakım problemler
ortaya çıkardı. Kız çocuğuna sahip olmanın utanç vesilesi sayılması ve doğan kız
çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi âdeti de toplumda fuhşun yaygın olması,
kız çocuklarının ileride fuhşa sürüklenmesi ihtimalinin bulunması ile
açıklanabilir.

[1]

 

 

[1] Nebi
Bozkurt, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 13, s. 210

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar