Fecir | Konular | Kitaplar

Tefsirlerden İktibaslar

Tefsirlerden İktibaslar



 

Tefsirlerden İktibaslar

 

 "Onlar hâlâ câhiliyye hükmünü mü arıyorlar?
Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan
kimdir?"

Mevdûdi diyor ki:
Bu bölümde (âyet 44-47) Allah, kendi indirdiğiyle hükmetmeyenlerin 1- Kâfir, 2-
Zalim, 3- Fasık olduklarını belirtmektedir. Aynı şekilde, Allah'ın indirdiğini
bırakıp, kendisinin veya başkalarının ortaya koyduğuyla hükmeden kişi bu üç suçu
da işlemiş olur. Önce, Allah'ın indirdiğini reddetmekle küfr suçu işlemiştir.
İkinci olarak, bütünüyle adil olan Allah'ın indirdiğini çiğnemekle zulüm suçunu
işlemiştir. Üçüncüsü olarak ise, Allah'ın kulu olduğu halde, üzerine Hâkim
olanın indirdiğini bırakıp, kendisinin veya bir başkasınınkini benimsemekle
fasık olmuştur. Böylece uygulamada Rabbine bağlı ve tâbi olmaktan çıkmış ve
otoritesini inkâr etmiş olmaktadır ki, bu da fısktır.

Bu küfür, zulüm ve fısk, İlâhi hükmü çiğnemenin
parçalarıdır. Bu yüzden böylesi bir çiğnemenin olduğu yerde bu üç suçtan
kaçınmak mümkün değlidir. Değişen niteliğine ve reddedişin boyutuna göre suçun
cinsidir. Eğer bir kişi İlâhî hükmün yanlış, kendisinin veya başkasının hükmünü
doğru kabul ederek, İlâhî hükme aykırı hükümde bulunursa, kelimelerin tam
anlamıyla bu kişi hem kâfir, hem zalim ve hem de fasıktır. Bununla birlikte,
eğer bir kişi İlâhî hükmün doğruluğunu kabul eder ve buna aykırı bir hüküm
verirse, böyle biri İslâm toplumunun dışına çıkmış olmazsa da imanını küfr,
zulüm ve fıskla karıştırmış olur. Aynı şekilde, eğer bir kişi hayatın her
alanında Allah'ın hükmünü reddederse her bakımdan kâfir, zalim ve fasık
sayılacaktır. İlâhî hükmü bazı noktalarda kabul eder, bazılarında reddederse,
bunu kabul ve reddi oranında iman ve İslâm'ı küfr, zulüm ve fıskla karıştırmış
olur.

"Her biriniz için kanun ve hayat tarzı kıldık"
cümlesi, "Bütün peygamberler ve kitaplar aynı yaşama şeklini öğrettiği ve hepsi
de birbirini doğrulayıp desteklediği halde, neden kanunlarının ayrıntılarında
farklılıklar vardır?" şeklinde gelebilecek bir soruya cevap vermek için konmuş
bir ara cümledir. Söz gelimi, yukardaki soru bir örnekle şöyle sorulabilir:
Çeşitli peygamberlerin ve kitapların getirdiği kültürel ve sosyal
düzenlemelerde, meşru ve gayri meşrunun sınırlarında ve ibâdet biçimlerinde
neden bazı farklılıklar vardır?

Bu sorunun cevabı şöyledir:

1) Çeşitli konuların ayrıntılarındaki sözü
edilen farklılıklardan, bunların ayrı kaynak ve kökenlerinin bulunduğu sonucuna
varmak yanlıştır. Gerçekte hepsi de farklı toplumlara ve farklı zamanlara uygun
düşsün diye farklı düzenlemeler getirici Allah'tandır.

2) Hiç şüphesiz Allah, başlangıçtan beri tüm
insanlar için tek ve aynı Kanun'u koyabilir ve onların hepsini tek bir ümmet
yapabilirdi; fakat pek çok gerekli nedenlerle böyle yapmamıştır. Buradaki
hikmetlerden biri, kendilerine Allah tarafından verilene itaat edecekler mi,
etmiyecekler mi diye insanları denemektir.

İlâhî Sünnet'in ruhu ve niteliğiyle birlikte,
taşıdığı düzenlemelerin yerini anlayan ve önyargılı olmayanlar, hangi biçimde
gelirse gelsin gerçeği tanıyacak ve kabul edeceklerdir. Böyleleri Allah'ın
öncekilerin yerini almak üzere gönderdiği yeni düzenlemelere teslim olmakta
tereddüt göstermezler. Buna karşılık, Sünnet'in gerçek ruhunu anlamayıp,
yalnızca düzenlemeleri ve ayrıntılarını Sünnet'in kendisi yerine koyanlar ve
kendi yaptıkları eklentilerden dolayı bağnazlaşıp önyargıya kapılanlar,
ellerindekini değiştirmek üzere Allah'tan gelen herşeyi reddedeceklerdir. Ve, bu
tür bir deneme yukarda sözü edilen iki tür insanı birbirinden ayırdetmek için
gerekliydi. Bu yüzden değişik kanunlar ve düzenlemeler yapılmıştır.

3) Kanunların hepsinin gerçek hedefi, görünürde
taşıdıkları farklılıklara bakmadan, Allah'ın insanlara üzerinde yarışmalarını
emrettiği faziletlerin yeşertilmesidir. Bu yüzden, Kanun'un gerçek amacını göz
önünde bulunduranlar, İlâhî Kanunların ve düzenlerin gösterdiği çizgide bu amaca
doğru yürümelidirler.

4) Önyargıların, inadın ve yanlış zihni
tavırların ürettiği farklılıklar ne polemikçi sempozyumlarda, ne de savaş
alanlarında çözülebilir; bütün bunlar nihaî hükmüyle Allah tarafından karara
bağlanacaktır. Bu son Hüküm günü, gerçek açıklanacak ve insanlar hayatları
boyunca daldıkları tartışmalarda yatan Hakk'ın veya Bâtıl'ın miktarını
öğreneceklerdir.