Cennetin Tasviri


Cennetin Tasviri

Cennetin
Tasviri
 
Dinler tarihine
dair araştırmalar, hemen her din ve inanç sisteminde ölüm sonrası hesaplaşmanın,
ceza veya mükâfatın varlığının kabul edildiğini göstermiştir. Genel olarak İslâm
âlimlerinin cennet tasviri hakkında benimsedikleri görüş, onun mahiyetinin
bilinemeyeceği şeklindedir. Çünkü mü'min kullar için ahiret hayatında
hazırlanmış mutluluk vesilelerinin hiç kimse tarafından tahayyül edilemeyeceğini
ifade eden ayetten[1]
başka, kudsi hadis olarak rivayet edilen meşhur metin de bu hususu açıkça
belirtmektedir:
"Ben, sâlih
kullarım için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşer
zihninin tasavvur edemeyeceği mutluluklar hazırladım."[2]

Dünya hayatında
beş duyu ve akıl alanlarındaki idrakler, tabiat şartlarıyla kayıtlı olduğuna
göre naslarda geçen tasvirleri aynı şartlar çerçevesinde veya hayal gücüyle değiştirerek
algılamak gerekir. Nitekim bazı ayetlerde, cennet ve nimetleriyle ilgili dünya
ve ahiret idrakleri arasında benzerliklerin bulunduğu ifade edilmiştir.[3]
İbn Abbas'tan yaygın olarak rivayet edilen "Cennette isimlerden başka dünyayı
andıran hiçbir şey yoktur."[4]
ifadesi, ikisi arasındaki mahiyet farklılığını belirten bir söz olsa gerektir. 
           
Cennetin sekiz
kapısının olduğu ilk dönemlerden beri kabul edilegelmiştir. Ancak, cehenneme ait
yedi kapının  mevcudiyeti Kur'an-ı Kerim'de açıkça zikredildiği halde[5]
cennetin sadece kapılarının (ebvâb) bulunduğu ifade edilmiş ve sayıları hakkında
herhangi bir işarette bulunulmamıştır. Ancak, bazı hadis-i şeriflerde cennetin
sekiz kapısı olduğu belirtilmektedir. Bu hadis rivayetlerinin kapıların genişliği
için verdikleri çok uzun mesafelere bakılırsa, cennet kapıları, aynı zamanda
onun bölümlerini de ifade etmiş olmalıdır. Nitekim bazı eserler, sekiz cennet
kapısının adlarını kaydederken bazı küçük farklarla cennetin isimlerini
zikretmişlerdir. Sahih hadislerin belirttiğine göre, bu mekânlara belli amel
sahipleri girebilecektir. Mesela, namazlarını dosdoğru kılanlar namaz
kapısından, cihada katılanlar cihad kapısından, Allah yolunda infak yapanlar
sadaka kapısından, oruç tutanlar da "reyyân" (suya kandıran) kapısından
gireceklerdir. Cennet kapılarının cehenneminkinden daha fazla ve cennetin
tasavvur edilemeyecek kadar geniş olması, cennet ehlinin cehennemliklerden çok
olacağını gösterir. Nitekim bir hadiste, cennete gireceklerin yerlerini aldıktan
sonra orada yine boş yer kalacağı, bunun için Cenab-ı Hakk'ın yeniden bazı
nesiller yaratıp cenneti dolduracağı ifade edilmiştir.[6]

Cennet, sadece
bağ ve bahçelerden ibaret olmayıp bunların yanında kendilerine has maddelerden
oluşan nesneleri ve tesisleri de mevcuttur. İman ve salih amel sahibi kimselerin
ebediyet âleminde ravzâtü'l-cennâtta (cennetlerin has bahçelerinde)
yaşayacaklarını ifade eden ayette[7]
yer alan ve sözlük anlamları bakımından her ikisi de bahçe anlamına gelen
ravzât ile cennât kelimelerinden ikincisine "tesis" manasını vermek
gerekir. Birçok ayette sâlih mü'minlere vaad edilen cennetin çoğul şekliyle
kullanıldığına bakılırsa, birden fazla tesisin bulunduğu ve her mü'mine bir
mesken hazırlandığı anlaşılır. Cennetin, göklerin ve yerin "arz"ı/genişliği
kadar olduğunu ifade eden ayetlerin[8]
tefsiri için şu farklı görüşler ileri sürülmüştür:
1-
Cennetin tasavvur edilemeyecek kadar geniş olduğunu ifade  eden  bir 
benzetmedir.  Buna  göre  arz;  en,  yani  genişlik  demektir.  Bir  alanın  dar 
cephesini genellikle onun genişliği oluşturduğuna göre cennetin uzunluğu bu
teşbih çerçevesinde çok daha fazla olacaktır.
2-
Cennet, dünya hayatında insanoğlu tarafından kavranabilen kâinat kadar değerlidir.

3-
Madde âleminin insan idrakine sunuluşu gibi cennet de onun bilgi ve idrakine
sunulmuştur. Bu yorumlar içinde en çok tercih edilen, birinci görüştür.
Kur'an-ı
Kerim'de cennet için "güzel meskenler"[9],
"üst üste kurulmuş konaklar"[10]
ve "ev"[11]
kavramları kullanılmak suretiyle onun maddî manada eleman ve tesislerden oluştuğu
belirtilmiştir. Cennet hayatıyla ilgili bazı tasvirler de bu gerçeği
vurgulamaktadır. Naslardan anlaşıldığına göre cennet ehli için çadırlar da
kurulacaktır.[12]
Onlar, Cuma günleri güzel kokular saçan rüzgârların estiği bir çarşıyı
dolaşacaklar, bu şekilde zarafetlerine zarafet katacaklardır.[13]

Rahman
suresinde, "Rabbinin huzuruna suçlu olarak çıkmaktan korkan kimseler için iki
cennet (cennetân) vardır." (Rahman: 55/46) denildikten sonra, bu cennetlerin
imkânlarından bahsedilmekte, ardından, o iki cennetten başka (veya onların
altında) iki cennet daha bulunduğu[14]
belirtilerek bunların da benzer imkânları tasvir edilmektedir. Müfessirler, bu
iki (veya dört) cennet hakkında cin ve insan türlerine verilecek cennetler,
iyiliklerin yapılması ve kötülüklerin terkedilmesine karşılık verilecek iki
cennet, iman ve salih amel için verilecek cennet ile lutf-ı ilahi olarak
fazladan ikram edilecek cennet gibi bazı yorumlar yapmışlardır. Hz.
Peygamberimiz bir hadisinde, ahiretteki iki cennetten birinin kapkacak ve madenî
eşyasının altından; diğerinin de gümüşten olacağını ifade etmiştir.[15]
Sonuç olarak bir mü'mine birden fazla cennetin veriliş hikmeti tam açık bir
şekilde anlaşılmadığı gibi, bunların kaç tane olacağı da bilinmemektedir.

Dünya hayatında
mü'minlerin Allah'a itaat ve bağlılıklarının aynı derecede olmadığı
bilinmektedir; bunun  sonucu  olarak  ceza  ve  mükâfat  derecelerinin de aynı
olmayacağı haber verilmektedir.[16]
Bununla ilgili bir hadiste, Allah yolunda cihad edenlere hazırlanan cennetin
"yüz derece" olduğu ve her derecenin gökle yer arasındaki mesafe kadar
birbirinden uzak bulunduğu haber verilmiştir.[17]
Sahip oldukları nimetler açısından farklı mekânlar olduğu anlaşılan bu
derecelerin imanın hasletleri (şubeleri) kadar yetmiş küsür olacağı, bu
hasletleri kendisinde toplayanların bütün dereceleri elde edeceği de
söylenmiştir.
Cennet
tasviriyle ilgili hadislerin içinde Firdevs ile Adn'in özel durumları olduğu
görülür. Rahman suresinde ayrı ayrı tasvir edilen iki çift cennete bir açıdan
açıklık getiren bir hadise göre Firdevs cennetleri dört âdet olup, ikisinin
bütün süsleri ve eşyaları altından, ikisinin de gümüştendir; mü'minlerin cemâl-i
ilâhi'yi müşahede edecekleri yer ise Adn'dir. Cennetteki dört nehrin fışkıracağı
yerin Firdevs olduğu zikredilir.[18]

Kur'an-ı
Kerim'de yer alan cennet tasvirleri içinde, kelimenin çoğul olarak kullanıldığı
ayetlerin ekserisinde altlarından nehirlerin aktığı ifade edilmiştir. İbn
Kayyim'in de belirttiği gibi bu ayetlerde geçen "taht" (alt) zarfı,
cennet toprağının görünmeyen alt tabakası demek olmayıp ağaçların, binaların ve
benzeri tesislerin zemini ve eteği anlamına gelir. Hadis olarak da nakledilen
bazı rivayetlerden faydalanan âlimler, cennetteki nehirlerin nehir yataklarında
değil; yüzeyde aktıkları kanaatine varmışlardır. Cennet nehirlerinin
mevcudiyetini belirten ayetler, onların mahiyetleri hakkında bilgi vermezken,
Muhammed suresi, 15. ayeti farklı bir tasvir yapar. Buna göre cennette içimi
bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları ve süzülmüş baldan
ırmaklar vardır. Buhari ile Tirmizi'nin birbirini tamamlar mahiyette
naklettikleri bir hadis-i şerifte Hz. Peygamberimiz,  Firdevs'in  cennetin 
ortasını ve üst kısmını teşkil ettiğini, dört nehrin de oradan çıktığını haber
vermektedir.[19]
Burada sözü edilen dört nehir, Muhammed suresinde anlatılan nehirler olmalıdır.
Öyle anlaşılıyor ki, bu özel nehirler diğer birçok ayette tekrarlanan genel
nehirlerden ayrıdır. Kur'an-ı Kerim'in 108. suresine adını veren ve "çok şey"
anlamına gelen Kevser'den ne kastedildiği müfessirler arasında tartışmalı
olmakla birlikte, Kevser'in cennetteki bir nehrin adı olduğu öne çıkar. Muhtelif
rivayetlerle nakledilen hadislerde Hz. Peygamber, cennette Kevser isminde bir
nehrin kendisine verileceğini, bu nehrin iki kenarında inciden yapılmış
kubbelerin bulunacağını, akan suyunun da halis misk gibi koku salacağını beyan
etmiştir.[20]
Cenneti tasvir eden bazı ayetler, orada su pınarlarının da bulunduğunu haber
verir:

"Kötülüklerden korunanlar bahçelerde, gölgelerde ve pınarların başında
bulunacaklardır." (Hıcr: 15/45; Mürselât: 77/41).

Rahman ve
Ğâşiye surelerinde, akan pınarlardan söz edilmekte, diğer bazı ayetlerde de
cennet ehlinin bu pınarlardan su içeceği haber verilmektedir.[21]

Sözlük anlamı
"bağ, bahçe" olan cennette ağaçların bulunması doğaldır. Çeşitli ayetlerde
gölgelerden, dallardan, sarmaş dolaş olmuş koyu yeşilliklerden, meyveleri
kolayca toplanabilen ağaçlardan bahsedildiği gibi, özel olarak hurma, nar,
reyhan, kiraz, muz gibi ağaç ve bitkilerden de söz edilir.[22]
Buhâri ile Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber cennette, idmanlı
ve hızlı bir binicisinin, gölgesinde yüz yıl koştuğu halde sonuna ulaşamayacağı
kadar büyük bir ağacın bulunduğunu ifade etmiştir.[23]
Hadisin çeşitli rivayetlerini nakleden ibn Kesir'in Ahmed b. Hanbel'den
aktardığı bir rivayette söz konusu ağaç, şeceretü'l-huld olarak
adlandırılmıştır. Hadiste zikredilen ağacı, bir ağaç türü olarak anlamak,
"yüzyıl"ı da çokluktan kinaye saymak mümkündür. Daha çok halka hitap eden dinî
edebî eserlerde söz konusu edilen "tûbâ ağacı"nın mevcudiyeti ise kesin
değildir. İman ve güzel amel sahipleri için iyi bir ebediyet hayatının
hazırlandığını ifade eden ayet-i kerimedeki "tûbâ" kelimesi[24]
sözlükte "iyilik ve güzellik, iyi ve güzel karşılanan her şey" anlamına gelir.
Müfessirlerin bu kelimeye verdikleri yedi sekiz kadar manadan biri de tûbâ 
ağacıdır.  Fahreddin  Razi'nin  de  belirttiği  gibi  kelimeyi sözlük anlamından
çıkarıp dar bir alana tahsis etmek doğru değildir. Bunun yerine "ebedî saadete
vesile olan her güzel şey" manası verildiği takdirde bağ, bahçe ve ağaçlar da
dahil olmak üzere her imkân  kelimenin kapsamına alınmış olur.[25]
Cennetteki
nimetler ve güzellikler sayılamayacak ve insan aklının kavrayamayacağı kadar
çoktur. Kur'an-ı Kerim bazı âyetlerde Cennet'in güzelliklerini ve orada
insanlara sunulacak şeylerin bir kısmını bizlere anlatıyor.
"İman edip
salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedí kalacakları
cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları
çok sıcak ve çok soğuk olmayan uygun bir gölgelikte barındıracağız."
(Nisa: 4/57)
"Allah,
mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedí kalmak üzere, altlarından
ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler söz vermiştir.
Allah'tan olan hoşnutluk ise daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk
budur." (Tevbe: 9/72)
"Adn
cennetleri onlarındır; oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle
süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipektir. Derler ki: ‘Bizden hüznü
gideren Rabbimize hamdolsun: şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü
kabul edendir." (Fatır: 35/33-34)
Kur'an
Cennet'in bazı özelliklerini şu şekilde anlatıyor:
Cennet yalnızca
bağ, bahçe, ırmak gibi şeyler değil, her türlü ni'metin, güzelliğin, huzurun,
köşklerin, meskenlerin, hizmetçilerin bulunduğu bir yerdir. Genişliği gökler ve
yerler kadardır.[26]

Cennette
çeşitli ağaçlar, hoş kokulu ve lezzetli, koparılması kolay meyveler vardır.[27]

Gönlün
hoşlanacağı her türlü yiyecekler, hoş kokulu ve lezzetli içecekler, bal ve süt
ırmakları vardır.[28]

Dünya hayatında
insanların ibadet ve itaatları aynı derecede olmadığı gibi, Cennet'te de
makamları aynı olmayacak. Orada farklı makamlar ve dereceler vardır.[29]

Cennet hayatı
ebedidir, sonsuz ve bitimsizdir.[30]

Cennet'teki
mükâfatları saymak, nasıl olduklarını tam olarak anlamak, güzelliklerini ve
muhteşem oluşlarını tahmin etmek mümkün değildir.

[31]

Kur'an-ı Kerîm ve hadis-i
şeriflerde Cennet, çeşitli şekillerde tasvir edilmiştir. Bilhassa Kur'an-ı
Kerîm'de ağaçları altından ırmaklar akan Cennetler şeklinde anlatılmaktadır:
"Cennet takva sahiplerine,
uzak olmayarak yaklaştırılmıştır. İşte size va'dolunan, gördüğünüz şu Cennet'tir
ki, O, Allah'ın taatına dönen onun (hudud ve ahkâmına) riayet eden çok
esirgeyici Allah'a bütün samimiyetiyle gıyâben saygı gösteren, hakkın taatına
yönelmiş bir kalble gelen kimselere aittir." (Kâf: 50/31-33)
"Tövbe edenler, iyi amel ve
harekette bulunanlar öyle değil. Çünkü bunlar hiç bir şeyle haksızlığa
uğratılmayarak Cennet'e, çok esirgeyici Allah'ın kullarına gıyâben va'd
buyurduğu Adn Cennet'lerine gireceklerdir. Onun vadi şüphesiz yerini bulacaktır.
Orada selâmdan başka boş bir söz işitmeyeceklerdir. Orada sabah, akşam rızıkları
da ayaklarına gelecektir. O, öyle Cennet'tir ki biz ona kullarımızdan gerçekten
müttakî olanları vâris kılacağız." (Meryem: 18/60-63)
Cennet, bu dünyada yapılan
iyiliklerin ahirette Allah tarafından verilen karşılığıdır. Kur'an'da Cenâb-ı
Allah şöyle buyurmaktadır:
"Adn Cennetleri vardır ki
altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. İşte günahlardan
temizlenenlerin mükâfatı." (Tâhâ: 20/76)
Kur'an'da Cennet'in
niteliklerinden bazılarına şu şekilde değinilir:
1- Altlarından ırmaklar
akan, birbiri üzerine bina edilmiş yüksek köşkler[32],
güzel meskenler.[33]

2- Türlü ağaç ve
meyvalara, akar kaynaklara, görünüş ve kokusu güzel, isteyenlerin yanına kadar
sarktığından koparılması kolay, türlü bol meyvelere sahip.[34]

3- Gönlün çekeceği her
türlü yemek ve etler, türlü kokulu içecekler, temiz şaraplar ve çeşit çeşit
tükenmez nimetleri içeren bir mekân.
"Onlara Cennet'te bir meyve,
içlerinin çekeceği bir et verdik (vereceğiz)" (et-Tûr, 52/21)
"Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa,
hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu, sizin
çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennet'tir. Sizin için orada
çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz." (ez-Zuhruf: 43/71-73)
"Cennet şarabından (dünya
Şarabı gibi) mide ızdırabı yoktur." (Saffât: 37/47)
4- Cennet'te hayat
sonsuzdur, kin yoktur, boş lâf ve günah'a sokacak söz işitilmez.
"Biz o Cennetliklerin
kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde
karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar
oradan çıkarılacak da değillerdir." (el-Hicr: 15/47-48).
"Onlar
Cennet'te ne bir boş laf işitirler ne de bir hezeyan. Ancak bir söz işitirler:
Selâm.. (birbirleriyle selâmlaşır dururlar)."
(el-Vâkıa: 56/25-26)
5-
Cennet nimetleri insan hayalinin erişemeyeceği güzelliktedir. Cennet'i aslında
dünya ölçüleriyle tarif etmek mümkün değildir. Bununla beraber Cennet'teki eşsiz
nimet ve saltanatı anlayabilmemiz için Allah Teâlâ onu bize şu şekilde tasvir
etmiştir:
"İşte bu
yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger. (Yüzlerine) parlaklık,
(gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara Cennet'i ve oradaki
ipekleri lütfeder. Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar. Ne yakıcı sıcak
görürler orada, ne de dondurucu soğuk. Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar;
kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur. Yanlarında gümüş kaplar
ve billür kaselerle, gümüşî beyazlıkta (billûr gibi) şeffâf kupalarla dolaşılır
ki (Cennet sakinleri bunlara dolduracakları Cennet şarabını Cennet'teki
insanların iştahları) ölçüsünde tayin ve takdir ederler. Onlara orada bir
kâseden içirilir ki karışımında zencefil vardır. (Bu şarap) orada bir
pınardandır ki adına Selsebil denir. Cennettekilerin etrafında öyle ölümsüz genç
nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış
inciler sanırsın. Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat
görürsün. Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş
bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir. Onlara:
"İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer"
denir." (el-İnsan: 76/11-22)
Cennet'in
tasviri konusunda söylenecek son söz şu kudsî hadisin ifade ettiği durumdur: Hz.
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: "Salih
kullanım için ben, Cennet'te hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği
ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım."[35]

Başka bir
hadislerinde de, Rasûlullah (s.a.s.) Cennet'in gümüş ve âltın kerpiçten
yapıldığını, harcının misk, taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin
bolluk ve refâh içinde, üzüntüsüz ve kedersiz yaşayacağını ebedî kalacaklarını,
ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını
ifade eder.[36]
           

 

[1] Secde:
32/17.

[2]
Buhâri, Tefsir 1; Müslim, Cennet 2-5.

[3]
Bakara: 2/25; Muhammed: 47/6.

[4]
Makdisi 1/194.

[5] Hıcr:
15/44.

[6]
Buhâri, Tefsir 1; Müslim, Cennet 34.

[7] Şûrâ:
42/22.

[8]
Âl-i İmran: 3/133; Hadid:
57/21.

[9] Tevbe:
9/72; Saff: 61/12.

[10]
Zümer: 39/20.

[11]
Tahrim: 66/11.

[12]
Rahman: 55/72; Müslim, Cennet, 23-25.

[13]
Müslim, Cennet 13.

[14]
Rahman: 55/62.

[15]
Buhâri, Tevhid 34, Tefsir 1-2; Müslim, İman 296.

[16] Nisâ:
4/96; Enfâl: 8/4.

[17]
Buhâri, Cihad 4; Müslim, İmâre 116.

[18]
Buhâri, Tevhid 22; Tirmizî, Sıfatü'l-Cennet 4.

[19]
Buhâri, Tevhid 22; Tirmizî, Sıfatü'l-Cennet 4.

[20] İbn
Kesir II/400-407.

[21] Bkz.
Rahman: 55/50, 66; Ğaşiye: 88/12; İnsan: 76/6, 18; Mutaffifin: 83/28.

[22]
Rahman: 55/12, 68; Vâkıa: 56/28-29.

[23]
Buhâri, Bed'ü'l-halk 8; Müslim, Cennet 6-8.

[24] Ra'd:
13/29,

[25]
Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.

[26]
Ali İmran: 3/133; Zümer: 39/20; Tevbe: 9/72.

[27]
Rahman: 55/54.

[28]
Tûr: 52/21; Saffat: 37/47.

[29]
Nisa: 4/96; Enfal: 8/4.

[30]
Hicr: 15/47-48. vd.

[31]
Hüseyin K. Ece, İslam'ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 108-109.

[32]
ez-Zümer: 39/20.

[33]
et-Tevbe: 9/72.

[34]
er-Rahmân: 55/58-54.

[35]
et-Tâc, el-Câmiu li'l-Usül,
fî ahâdisi'r-Rasul, 5/402.

[36]
et-Tâc, el-Câmiu li'l-Usül, fî ahâdisi'r-Rasul, 5/402. Durak Pusmaz, Şamil
İslam Ansiklopedisi: 1/300.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar