Hadis-i Şeriflerde Ölüm..


Hadis

Hadis-i Şeriflerde Ölüm

 

"Lezzetleri yok eden ölümü çok anın."
(Tirmizî, Zühd 4, Kıyâme 26; Nesâî, Cenâiz 3; İbn Mâce, Zühd 31)

Ensardan bir adam Peygamberimiz'e sordu:
"Mü'minlerin hangisi en akıllıdır?"  Aleyhi's-salâtu ve's-selâm: "Ölümü en
çok hatırlayandır ve ölümden sonra en iyi hazırlığı yapandır. İşte bunlar en
akıllı kimselerdir." buyurdular. (Kütüb-i Sitte Terc. 17/598)

"Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin
çürümesini hatırlayın. Âhiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk
eder." (Tirmizî, Kıyâme 24; Ahmed bin
Hanbel, I/387)     

Berâ (r.a.) anlatıyor: "Biz Rasûlullah
(s.a.s.)'la birlikte bir cenâzede beraberdik. Peygamberimiz, kabrin kenarına
oturup ağladılar, öyle ki (gözyaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: "Ey
kardeşlerim! İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hâdisesi) için iyi
hazırlanın!" buyurdular. (Kütüb-i Sitte Terc. 17/584)

"Ey insanlar! Ölmezden önce Allah'a tevbe edin.
(Musîbet, hastalık, yaşlılık gibi) ağır meşgûliyetlere düşmezden önce sâlih
ameller işlemede acele edin. Çok zikir ederek, gizli ve açık çok sadaka vererek
Allah'a karşı üzerinizdeki borcu ödeyin ki bol rızka, ilâhî yardım ve zafere,
halinizin ıslâhına mazhar olasınız..."
(Kütüb-i Sitte Terc. 17/49)

"Allah bir kulunun bir memlekette ölmesini
takdir ettimi, onu oraya -veya
'orada bulunan bir şeye' dedi- muhtaç kılar." (Tirmizî, Kader 11,
hadis no: 2148)

"Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) 'lâ ilâhe
illâllah' demeyi telkin edin."
(Müslim, Cenâiz, 1, 2; Tirmizî, Cenâiz 7; Ebû Dâvud, Cenâiz 20; Nesâî, Cenâiz 4)

"Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Yâsîn
sûresini okuyun." (Ebû Dâvud, Cenâiz
24; İbn Mâce, Cenâiz 4; Kütüb-i Sitte Terc. 15/238)

"Sizden hiç kimse, mâruz kaldığı bir zarar
sebebiyle ölümü temennî etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecbûriyetini hissederse,
bari şöyle söylesin: 'Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise, yaşat; ölüm hayırlı
ise canımı al!" (Buhârî, Merdâ 19,
Deavât 30; Müslim, Zikr 10; Tirmizî, Cenâiz 3; Ebû Dâvud, Cenâiz 13; Nesâî,
Cenâiz 1)

"Sizden kimse ölümü temennî etmesin. Muhsin (iyi
amel üzere) ise, hayır cihetiyle artacağı umulur. Kötü amel işliyorsa kötülükten
dönüp Allah'ın rızâsını arayacağı ümid edilir."
(Kütüb-i Sitte Terc. 5/7)

"Mü'min kişinin ömrü, onu hayırca
ziyadeleştirir." (Kütüb-i Sitte Terc.
5/7)

Mekke'li müşrikler tarafından ateş üzerine
yatırılmak gibi çok ağır işkencelerden aldığı yaralar vücudunda hayat boyu devam
eden eser bırakmış olan, zaman zaman bu yaraları tekrar iltihaplanan ve açılan
yaralardan akan iltihapları gidermek için vücudunu arada sırada dağlatmak
zorunda kalan Habbâb İbn Eret (r.a.), karnından yedi yeri dağlatmıştı. Ve şöyle
diyordu: "Eğer Rasûlullah (s.a.s.) ölüm talep etmekten bizi men etmeseydi,
mutlaka onu talep ederdim." (Buhârî, Merdâ 19, Deavât 30, Rikak 7, Temennî 6;
Müslim, Zikr 12; Nesâî, Cenâiz 2)   

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)
hasta oğlu İbrâhim'i aldı, öptü ve kokladı. Daha sonra İbrâhim can çekişiyordu.
Bu manzara karşısında Efendimiz'in gözlerinden yaş boşandı. Abdurrahman bin Avf
(r.a.): 'Sen de mi (ağlıyorsun) ey Allah'ın Rasûlü?' dedi. Aleyhissalâtu
ve'sselâm: "Ey İbn Avf! Bu merhamettir!" dedi ve ağlamasına devam etti.
Sonra şöyle buyurdu: "Gözümüz yaş döker, kalbimiz hüzün çeker, fakat
Rabbimizi râzı etmeyecek söz sarfetmeyiz. Ey İbrâhim! Senin ayrılmanda bizler
üzgünüz!" (Buhârî, Cenâiz 44; Müslim, Fezâil 62; Ebû Dâvud, Cenâiz 28)
Tirmizî'nin bu konudaki rivâyetinde şu ilâve vardır: Abdurrahman bin Avf: "Yâ
Rasûlallah! Ağlıyor musun? Ağlamaktan bizi sen men etmedin mi?" dedi.
Peygamberimiz: "Hayır! (Ağlamaktan değil,) iki ahmak, fâcir sesten
yasakladım: Musîbet sırasındaki (isyankâr) ses; yüzleri tırmalamak, cepleri
yırtmak ve şeytan mâtemi. -Ağlamak ise rahmettir; merhamet etmeyene rahmet
edilmez.-" (Tirmizî, Cenâiz 25, hadis no: 1005) 

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.) mâtemci (ağıt yakan) kadına da, onu dinleyene de lânet etti."  (Ebû
Dâvud, Cenâiz 20; hadis no: 3128)

İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)
Sa'd bin Ubâde'ye geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. (Yanına gelince) onu baygın
buldu ve "ölmüş olmalı!" dedi. Yanındakiler: "Hayır" deyince,
Aleyhissalâtu ve'sselâm ağladılar. Rasûlullah'ın ağladığını gören halk da
ağladı. "İşitmiyor musunuz?" buyurdular. "Allah Teâlâ ne gözyaşı
sebebiyle ne de kalbin hüznüyle azab vermez. Ancak şunun sebebiyle azab verir!" 
-dilini işaret ettiler.- yahut da merhamet eder." (Buhârî, Cenâiz 45;
Müslim, Cenâiz 12)

"(Istırap ve mâtemi sebebiyle) Yanaklarını
yolan, üst başını yırtıp dövünen, câhiliyye duâsıyla duâ eden bizden değildir!"
(Buhârî, Cenâiz 36, 39, 40, Menâkıb 8; Müslim, İman 165; Tirmizî, Cenâiz 22;
Nesâî, Cenâiz 19)

Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (a.s.)
Ebû Seleme (r.a.)'nin (ölümü anında) yanına girdi. Ebû Seleme'nin gözleri açık
kalmıştı; onları kapattı. Sonra: "Ruh kabzedildimi göz onu takip eder."
buyurdu. Ehlinden bazıları feryat koparmaya başlamıştı. "Kendinize kötü
temennîde bulunmayın; hayır duâ edin! Çünkü melekler, söylediklerinize âmin
derler." buyurdu. Sonra ilâve etti: "Allah'ım, Ebû Seleme'ye mağfiret
buyur! Derecesini hidâyete erenler arasında yükselt. Arkasında kalanlar arasında
ona sen halef ol! Ey âlemlerin Rabbi! Ona da bize de mağfiret buyur! Ona kabrini
geniş kıl, orada ona nur ver!"  (Müslim, Cenâiz 7; Tirmizî, Cenâiz 7; Ebû
Dâvud, Cenâiz 19, 21; Nesâî, Cenâiz 3)

"Bir müslüman muhtazar olduğu (can çekişme ânına
girdiği) zaman rahmet melekleri, beyaz bir ipekle gelirler ve şöyle derler:

'Sen râzı ve senden de (Rabbin) râzı olarak (şu
bedenden) çık. Allah'ın rahmet ve reyhânına ve sana gazabı olmayan Rabbine
kavuş!' 

Bunun üzerine ruh, misk kokusunun en güzeli gibi
çıkar. Öyle ki melekler onu birbirlerine verirler, tâ semânın kapısına kadar onu
getirirler ve: 'size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel!' derler. Sonra onu
mü'minlerin ruhlarına getirirler. Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin
kaybettiği şeyinin kendisine geldiği zamanki sevincinden daha çok sevinirler.
Ona:

'Falanca ne yaptı? Filânca ne yaptı?' diye
(dünyadakilerden haber) sorarlar. Melekler:

'Bırakın onu, onda hâlâ dünyanın tasası var!'
derler. Bu gelen (kendisine dünyadan soran ruhlara):

'Falan ölmüştü, yanınıza gelmedi mi?' der.
Onlar:

'O, annesine, Hâviye cehennemine götürüldü!'
derler. Aleyhissalâtu vesselâm devamla der ki:

"Kâfir, muhtazar olduğu vakit, azap melekleri
mish (denen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler ve şöyle derler: 'Bu cesetten
kendin öfkeli, Allah'ın da öfkesini kazanmış olarak çık ve Allah'ın azâbına
koş!'

Bunun üzerine ruh, cesetten, en kötü bir cîfe
kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler. Orada:

'Bu koku ne de pis!' derler. Sonunda onu kâfir
ruhların yanına getirirler." (Nesâî,
Cenâiz 9)

"Âni ölüm, kâfir için gazab-ı ilâhî'nin bir
yakalamasıdır; mü'min için de bir rahmettir."
(Ebû Dâvud, Cenâiz 14)  

 "Cennet ehli cennete, cehennem ehli
cehenneme girince, bir münâdî (çağırıcı) aralarında: 'Ey ateş ehli ölüm yoktur;
ey cennet ehli asla ölüm yoktur, hulûd (ebedîlik) vardır' diyecektir."
(Buhârî, Rikak 50)

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)
ölüm anına yaklaştığı zaman, sık sık ıstıraplar bürümeye başladı. Kerîmeleri Hz.
Fâtıma (r.a.) 'Vay babacığım, ne çok ıstırap çekiyor!' diye yakınmaya başladı.
Peygamberimiz, kızını şöyle teselli ediyordu: "Bugünden sonra baban ıstırap
çekmeyecek!" (Buhârî, Megâzi 83; Nesâî, Cenâiz 13; İbn Mâce, Cenâiz 65)   

Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.)'ı ölüme götüren hastalığı sırasında: "Namaza ve sağ ellerinizin
mâlik olduğu şeylere dikkat edin!" diyordu. Öyle ki, mübârek lisanları bunu
söyleyemeyecek hale gelinceye kadar tekrara devam ettiler." (Kütüb-i Sitte Terc.
17/152)

Hz. Âişe (r.a.)'nin anlattığına göre:
"Rasûlullah (s.a.s) bir gün yanına girdiği sırada, bir yakınımın nefesini ölüm
kesmek üzere idi. Peygamberimiz, Hz. Âişe'nin üzüntüsünü görünce kendisine:
"Şu akraban için üzülme. Zira onun şu ıstırabı, hasenâtındandır." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte Terc. 17/111)

"Ölülerinizin yanında hazır bulunduğunuz
takdirde (ölünce) gözlerini kapayıverin. Çünkü göz, ruhu takip eder (ve açık
kalır). Ayrıca hakkında hayır söyleyin. Çünkü melekler ev halkının
söylediklerine ‘âmin!' derler."
(Kütüb-i Sitte Terc. 17/112)

"Sizden biri ölünce, kendisine akşam ve sabah
(cennet ve cehennemdeki) yeri arzedilir. Cennet ehlinden ise, (yeri) cennet
ehlinin (yeridir), ateş ehlinden ise (yeri) ateş ehlinin (yeridir).

Kendisine: 'Allah seni kıyâmet günü
diriltilinceye kadar senin yerin işte budur!'denilir."
(Buhârî, Cenâiz 90, Bed'ü'l-Halk 8, Rikak 42; Müslim, Cennet 65, Tirmizî, Cenâiz
70; Nesâî, Cenâiz 116)

Enes (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) bir
kabirden bir ses işitmişti: "Bu ne zaman öldü? (Bileniniz var mı?)" diye
sordu. "Câhiliye devrinde!" dediler. Bu cevaba sevindi ve şöyle buyurdular:
"Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım kabir azabını size de
işittirmesi için duâ ederdim." (Müslim, Cennet 68; Nesâî, Cenâiz, 114)

"Kul kabrine konulup yakınları da ondan
ayrılınca -ki o, geri dönenlerin ayak seslerini işitir- kendisine iki melek
gelir. Onu oturtup:

'Muhammed (s.a.s.) denen kimse hakkında ne
diyorsun?' diye sorarlar. Mü'min kimse bu soruya:

'Şehâdet ederim ki O, Allah'ın kulu ve
Rasûlüdür!" diye cevap verir. Ona:

 'Cehennemdeki yerine bak! Allah orayı cennette
bir mekâna tebdil etti' denilir. (Adam bakar) her ikisini de görür. Allah da
ona, kabrinden cennete bakan bir pencere açar.

Eğer ölen kâfir ve münâfık ise (meleklerin
sorusuna):

'(Sorduğunuz zâtı) bilmiyorum. Ben de herkesin
söylediğini söylüyordum!' diye cevap verir. Kendisine:

'Anlamadın ve uymadın!' denilir. Sonra
kulaklarının arasına demirden bir sopa ile vurulur. (Sopanın acısıyla) öyle bir
çığlık atar ki, onu (insan ve cinlerden ibaret olan) iki ağırlık dışında ona
yakın olan bütün (kulak sahipleri) işitir."
(Buhârî)     

"Cenâzede çabuk olun. Eğer sâlih biri ise,
kendisine iyilik yapmış olursunuz. Böyle biri değilse, belâyı bir an önce
sırtınızdan atmış olursunuz."
(Buhârî, Cenâiz 52; Müslim, Cenâiz 51; Ebû Dâvud, Cenâiz 50; Tirmizî, Cenâiz 30;
Nesâî, Cenâiz 44; Muvattâ, Cenâiz 56)

"Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi,
malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâki kalır: Ailesi ve malı geri
döner, ameli kendisiyle bâki kalır."
(Buhârî, Rikak 42, Zühd 5; Tirmizî, Zühd 46)

"Ölüp de pişman olmayan yoktur; mutlaka herkes
nedâmet duyar: Muhsin (İyi yolda) olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman
olur, nedâmet duyar. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığına
pişman olur, nedâmet duyar."
(Tirmizî, Zühd 59, hadis no: 2405)

"Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli
kesilir: Sadaka-i câriye (bırakan) veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya
kendine duâ edecek sâlih evlât (bırakan)."
(Müslim, Vasıyyet 14; Ebû Dâvud, Vesâyâ 10; Tirmizî, Ahkâm 36; Nesâî, Vesâyâ 8)

"Mü'min kul (ölünce), dünyanın yorgunluk ve
ağrılarından kurtulur. Fâcir (ölünce) ondan da kullar, memleket, ağaçlar ve
hayvanlar kurtulur." (Buhârî, Rikak
42; Cenâiz 61; Nesâî, Cenâiz 48, 49; Muvattâ, Cenâiz, 54)

"Mü'minin ruhu, cennet ağacında beslenen bir kuş
olur. Yeniden dirilme gününde Allah onu cesedine döndürünceye kadar orada
beslenir." (Nesâî, Cenâiz 117; İbn
Mâce, Zühd 32; Muvattâ, Cenâiz 49)

"Ölüm için bir korku vardır. Öyleyse cenâze
gördünüzmü ayağa kalkın." (Kütüb-i
Sitte Terc. 15/275)

"Kim cenâzeyi takip eder ve önce üç kere taşırsa
(ölen kardeşine karşı olan) borcunu ödemiş olur."
(Tirmizî, Cenâiz 50, hadis no: 1041)

"Ölülere sövmeyin (sebbetmeyin). Çünkü onlar
(sağken hayırdan ve şerden) gönderdiklerine kavuştular."
(Buhârî, Cenâiz 97, Rikak 42; Ebû Dâvud, Edeb 50; Nesâî, Cenâiz 51)

"Ölülerinizin iyiliklerini zikredin;
kötülüklerini zikretmeyin." (Ebû
Dâvud, Edeb 50; Tirmizî, Cenâiz 34)

Ebu'l-Heyâc el-Esedî anlatıyor: "Bana Hz. Ali
(r.a.): 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın beni göndermiş olduğu şeye ben de seni
göndereyim mi?' diye sordu ve Rasûlullah'ın kendisene: "Haydi git, kırıp
dökmedik put, düzlemedik yüksek kabir bırakma!" buyurduğunu söyledi."
(Müslim, Cenâiz 93; Ebû Dâvud, Cenâiz 72; Nesâî, Cenâiz 99)

Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)
kabrin kireçlenmesini, üzerine bina (kubbe, türbe) yapılmasını, üzerine
oturulmasını, üzerine yazı yazılmasını ve ayakla basılmasını yasakladı."
(Müslim, Cenâiz 94; Ebû Dâvud, Cenâiz 76; Tirmizî, Cenâiz 58; Nesâî, Cenâiz 96)

"Ben sizi kabirleri ziyaretten men etmiştim.
Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü onlar size âhireti hatırlatır."
(Müslim, Cenâiz 106; Ebû Dâvud, Cenâiz 81; Tirmizî, Cenâiz 60; Nesâî, Cenâiz
100)

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.), Medine ehlinin mezarlarına uğramıştı. Mezarlara yüzünü çevirerek:
"Esselâmu aleyküm (selâm üzerinize olsun) ey kabir halkı! Allah sizi de bizi de
mağfiret buyursun. Sizler bizim seleflerimizsiziniz. Biz de arkadan geleceğiz."
buyurdular." (Tirmizî, Cenâiz 59, hadis no: 1053)

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah
(s.a.s.) bir mezarlığa uğramıştı. Mezarlara karşı şöyle buyurdu: "Selâm
üzerinize olsun ey mü'minler cemaatinin mahalle halkı! İnşâallah biz de sizlere
kavuşacağız!" (Ebû Dâvud, Cenâiz 83, hadis no: 3237) Müslim ve Nesâî'deki
rivâyette şu ziyâde vardır: "Allah'tan bizim için de sizin için de âfiyet
dilerim." (Kütüb-i Sitte Terc. 15/296)   

"Allah kabirleri çok ziyaret eden kadınlara ve
kabirlerin üzerine mescidler yapanlara, kandiller takanlara lânet etsin!"
(Tirmizî, Cenâiz 61)     

"Kim çocuğunu kaybeden bir anneye tâziyede
bulunursa, cennette ona bir bürde (hırka, kaftan) giydirilir."
(Tirmizî, Cenâiz 74, hadis no: 1076) 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar