Zekât Vergi Midir?.


Zekât Vergi Midir

Zekât Vergi Midir?

 

Kur'ân-ı Kerîm'de, zekât, sadaka, nafaka ve hak
gibi kelimelerin birbirine yakın mânalarda kullanıldığını, hepsinin vergi
mânasında zekâtla ifade edildiğini söyledik. Hemen belirtelim ki, tefurruâta
inince bunlar arasında bazı farkların olduğu da görülür. Nitekim zekâtı tarif
ederken, üzerinden bir yıl geçmiş maldan alınma kaydı, Hâşimî ve Muttalibîlere
haram kaydı geçti. Öte yandan devletin humus, öşür, haraç gibi değişik adlar
altında başka gelirleri, yani "vergi"leri de var. İslâm devletinde bunların
toplanma ve harcanma şekli az çok farkeder. Sözgelimi humus Âl-i Beyt'e helal
olduğu halde zekât haramdır. Şu halde İslâm'ın ayırdığı bu gelir çeşitlerini
gönümüz lâik espirisi içerisinde "vergi" adı altında mütâlaa ederek zekât
vergidir diye bir hükme gitmek ve bu meşkûk hükme dayanarak devlete ödenen
vergiyi zekâta mahsub edip zekat vermekten kaçınmak, dînen tehlikeli bir durum
ortaya çıkarabilir. Müslüman böyle şüpheli durumlardan kaçmakla mükelleftir. Bu
meselede tereddüdü izale etmek için iki nokta bilinmelidir:

1) Bugünkü vergilendirme şer'î esasa uygun mu?
Yani, dinen vermemiz gereken zekâtın tamamını veriyor muyuz? Meselâ devlet bugün
öşür almıyor. Keza devlet ticâret yapanlardan belli şartlarla vergi aldığı halde
emvâl-i bâtına'ya giren tasarruflardan, altın ve gümüş nev'indeki zinetlerden
vergi almıyor. Ama Müslüman kimse, dinin bu mallarda emrettiği zekâtı vermesi
gerekir.[1]

2) Vergiler, dinin istediği yerlere harcanıyor
mu? Az sonra belirtileceği üzere zekâtın, Kur'an'la tesbit edilen belli harcama
kalemleri var. Bugün lâik devlet onu düşünmüyor. Müslüman, bu noktadan da zekat
gibi mühim bir rüknü değerlendirmek zorundadır. Şüpheden emin olmak için,
şeriatın emrettiği üzere zekâtını hesaplayıp zâhir şartlara ve vicdanına uygun
şeklide çevresindeki fakirlere vermek çıkar yol gözükmektedir.

Bu meselede iyice bilinmesi gereken husus şudur:
Zekât, herşeyden önce bir ibadettir ve öncelikle fakirin hakkıdır. Bu ibâdet de
dinin emrettiği şekilde yapılmalıdır.Din, zekâtın zenginlerden alınıp o bölgenin
fakirlerine dağıtılmasını emretmiştir. Artan miktar Beytu'l-Mâle (Devlet
Hazinesine) gönderilir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu hususu
-müteakip ilk hadiste görüleceği üzere- Yemen'e irşâd, vergi ve kadılık işlerini
yürütmek üzere gönderdiği Muâz İbnu Cebel (radıyallâhu anh)'e açık bir şekilde
emretmiştir: "Sen Ehl-i Kitap bir kavme gidiyorsun... Onlara haber ver ki, Allah
malları üzerine zekâtı farz kılmıştır. Zenginlerinden alınarak fakirlerine iâde
edilir..."

İslâm ulemâsı zekâtın, alındığı bölgeden dışarı
çıkarılıp çıkarılmayacağı hususunda farklı görüşler ileri sürmüş, bu meyanda
Hanefîler çıkarılabileceğini söylemiş ise de Şafiîler, Mâlikîler ve "cumhur"
çıkarılmaması gerektiği görüşünde ittifak etmişlerdir. Şâfiîler çıkarıldığı
takdîrde -orada muhtaç kimse varsa- bunun te'diye edilmesi, gerisin geriye
gönderilmesi gerektiğine hükmeder. Mâlikîler ise muhtaç olup olmadığına
bakılmaksızın iâdesine hükmeder.

Mahallî ihtiyâç fazlası ve başka şekillerde
hazînede toplanan paralar da öncelikle yardıma muhtaç durumda olan "beşer
unsuru"na harcanacaktır. İlgili âyet şöyle: "Sadakalar (yani fukaraya temlîk
edilmek üzere çıkarılan vergiler) Allah'tan bir farîza olarak, ancak:

1- Fakirlere,

2- Miskinlere,

3- (Toplanması ve sarfında sadakalar) üzerine
me'mur olanlara,

4- Kalpleri (Müslümanlığa) alıştırılmak
istenenlere,

5- Kölelere,

6- Esîrlere,

7- (Borcundan fazla nisâbı olmayan) borçlulara,

8- Allah yolunda (harcamaya),

9- Ve yol oğluna (yani memleketinde zengin bile
olsa, meşru bir maksadla seyr-ü sefer ederken muhtaç kalmış olan yolculara)
mahsustur..." (Tevbe 60).

Burada 3, 4 ve 8. maddeleri istisna edersek,
diğer altı kalemin muhtaç olan kimseler olduğu görülür. Yani hazîne parasının
sarfında önce insan unsurunun durumunu düzeltmek emredilmektedir. Bugün
vergilerin sarfında bu inceliklere yeterince riâyet edilmediğine göre, Cenâb-ı
Hakk' ın hitâbına doğrudan muhatap olan bu hitaba uyup uymama ölçüsünden
hesabını verecek olan Müslümanın, zekâtını, ilâhi irâdeye uygun miktarda
çıkarması gerekir. Bilhassa emvâl-i bâtınanın zekâtı ferdin vicdanına
bırakılmıştır. Hiç olmazsa bunların çevredeki fakirlere sarfı...

[2]

 

 

[1]
Bugün bir kısım müslümanlar, laik devlete verilen verginin meşru olmadığı,
zekâtın yerine geçmediği inancındadır. Buna evet veya hayır demek ciddi bir
fetva işidir. Şu kadarını söyleyebiliriz ki; kîl u kâl ile ahkâm sâbit
olmaz.

[2]
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve
Şerhi, Akçağ Yayınları:7/324-326.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar